Makale: Özhan Öztürk

“Şan verdi memlekete, unutulmasın adı

Topal Osman dediğin Giresun’un evladı” [1]

1. Dünya Savaşı sonrasında Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan Rumların bağımsız bir devlet kurma arzusunda olduğu dahası Wilson ilkelerine dayanarak uluslararası girişimlerde bulunulduğu anlaşılınca İslam toplumu da politik olarak hareketlenmiştir. Çok sayıda Giresunlu eşraf ve aydın 12 Şubat 1919’da Trabzon’da kurulan Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti‘ne katılarak derneğin Giresun şubesini oluştururken düşüncelerini Işık ve Karadeniz adlı iki gazetede dile getirmiştir. Giresun merkez nüfusunun aşağı yukarı yarısını oluşturan iyi eğitim görmüş Rumların idari açıdan önemli görevler üstlenmiş etkili kişiler olması, sözgelimi Pontus Devleti için İngiliz hükümeti nezdinde girişimlerde bulunan Konstantin Konstantinidis‘in[2] uzun süre Giresun Belediye Başkanlığı yapmış Kaptan Yorgi’nin oğlu olması, Yunan Kızılhaç gemilerinin geçmişte Gürcistan ve Rusya’ya yerleşmiş Karadeniz kökenli Rumları bölgeye tekrar yerleştirme gayretleri ve en önemlisi 15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunanlılarca işgali Müslüman Giresunlularda ister istemez endişe yaratmış, iki toplumun arası açılmıştır. Bu süreçte yerel eşraftan Feridunzade ailesinden fındık tüccarı bir babanın oğlu olan Balkan savaşı gazisi Topal[3] lakaplı Osman Ağa etrafına topladığı silahlı kişilerle yerli Rumlara karşı zor kullanmış ve kan dökmekten çekinmemiştir.

Giresun Reji Müdürü Nakiyüddün Efendi 15 Ocak 1922’de Mustafa Kemal Paşa’ya

Topal Osman Ağa

bir ihbar mektubu yazarak o sırada 47. Alay komutanı rütbesinde olan Osman Ağa’nın hayat hikâyesini anlatmıştır. Nakiyüddün Efendi, Balkan Savaşları’nda bir ayağını din ve millet uğruna feda ettiğini ileri süren Osman’ın bu yüzden sağladığı iltifat ve inayetlerle geçmişte tamamen cahil bir hiçken kahvecilik ve balıkçılıkla başladığı kariyerinde hızla zengin olduğunu iddia etmiştir.[4] Nakiyüddün Efendi Topal Osman’ın I. Dünya Savaşı sırasında Ayvasıl köyü ihtiyar heyetinden elde ettiği sahte mazbatayla nokta komutanlığından atılmış Yüzbaşı Niyazi Efendi ile birlikte bir kaç kayık buğdayı ordudan aldığını, Panço adlı bir Rum ile birlikte 100 bin liralık sahte bir mazbata ile Giresun Nokta Kumandanlığı’na vererek milletin parasını gasp ettiğini,

Giresun Belediye Başkanı Kaptan Yorgi Konstantinidi Paşa 1882-1906 arasında aralıksız olarak Giresun belediye başkanlığı yapmıştır

Rum arazilerini kendi ve akrabaları arasında pay ettiğini, Müslümanların bağ ve bahçelerini de zapt ederek tapularını kendi üzerine geçirdiğini, Belediye Reisi iken Müdafa-yı Hukuk Riyaseti’ni ele geçirip çevresindeki dalkavuklarla birlikte hükümet içinde hükümet kurduğunu milli mücadeleye şahsi menfaatlerini korumak için katıldığını, Koçgiri’den şahsi ganimet olarak 60 bin lira değerindeki koyun ve sığırı Giresun’a getirdiğini-üstelik başkasının Giresun’a kasaplık hayvan sokmasına izin vermeyerek et fiyatlarını yükselterek aşırı kar ettiğini- bildirirken ayrıca Osman Ağa’nın kardeşi Hacı Hasan Efendi’nin fındık ve mısır ticareti yaparak halkı soyduğunu, Rumların arazilerini değerinin çok altında alarak nüfuzunu kötüye kullandığını, şehirde hükümetin banka kurmasını engellediğini, 30 bin altına mal olan bir kereste fabrikasını 1500 altına aldığını aktarırken ek olarak babasından geri kalmayan, oğlu İsmail’in kötülüklerini de anlatmıştır[5].

Giresun Rum Lisesi spor kulübü, 1910’lu yıllar

Giresunlu 93 gönüllü ile birlikte Batum’da Ruslara karşı savaşan[6] ve Teşkilat-ı Mahsusa‘nın Doğu cephesindeki faaliyetlerine aktif olarak katılan Topal Osman, burada cepheden kaçan firarileri ve Ruslar hesabına casusluk yapan Rumları yakalamak gibi görevler de üstlenmiştir. Topal Osman’ın bölgede etkinlik ve gücünün artması mülki makamlarda rahatsızlık yaratmış, Trabzon Valisi Cemal Azmi ile Giresun kaymakamı tarafından hükümet

Giresun Rum Lisesi, mübadele sonrasında Giresun Ticaret Lisesi olarak kullanılmıştır

işlerine müdahale ettiği için suçlanarak 25 Ağustos 1916’da Sivas’ta Divan-ı Harp’te yargılanmışsa da çok geçmeden çetesinin başına dönmüştür. Giresun kaymakamı Ahmet Kemal, Topal Osman’nın 37. Fırka komutanı Hacı Hamdi ile ortaklaşa fındık ticareti yaparak zengin olduğunu, şehirde işlenen tüm cinayetlerde onun parmağı olduğunu, Rusya’ya kaçan Rumları kayıklarıyla taşıdığı, Fevzi Çakmak’ın emriyle Suşehri’nde 8 ay gözaltında tutulduğunu bildirmiştir[7]. Mütarekeden sonra Giresun’a gelen Osman burada Türkçü düşünceleriyle tanınan askerlik şubesi başkanı Hüseyin Avni Alparslan Bey[8] ve kaymakam Nizamettin (Ataker) Bey ile bir toplantı yaparak bölgede Pontus Rum Devleti’nin kurulmasını engellemek için neler yapılabileceğini konuşmuştur[9].

Giresun’a vekâleten atanan kaymakam Pertev Bey ile Giresun Müdafaa-i Hukuk

Osmanlı döneminde St. Nikolas Kilisesi, Giresun

Cemiyeti üyeleri çetesiyle Keşap’ta bulunan Osman’ı kente çağrılarak Rumlara karşı birlikte mücadele etmek için anlaşmıştır. Topal Osman, Giresun Belediye Başkanı Dizdarzâde (Hacı) Eşref Bey’in yaşlandığı gerekçesiyle makamını terk etmesinin (?)[10] ardından yasal bir yetkisi olmadan ve kimseye danışmadan kendisini belediye reisi ilan etmiş ve sahip olduğu gücü Rumlara karşı kullanmaya başlamıştır. Bölgede bir klinik açmaya çalışan Amerikan Yardım Teşkilatından Madam Blanche Norton’un bizzat tanıştığı Topal Osman hakkında gözlem ve duyumlarından, Osman’ın savaştan önce balıkçılık yaptığını, Balkanlardan topal bir kahraman olarak döndükten sonra, Ermeni imhası hakkında verilen emirleri eksiksiz yerine getirdiğini, karizmatik karakterde aşırı milliyetçi yapıda, kafasındaki düzeni kural tanımdan uygulamaya çalışan despot bir idealist olduğu anlaşılmaktadır. Avrupa devletlerinden ve Türklerin Levantenleri taklit etmeye başlamasından rahatsız olan Osman[11], fahişeliği yasaklamış, çarşıdaki şarap fıçılarını bizzat kendi eliyle devirmiş, kadınların giyiminde topuk yüksekliği ve etek boyuna standart getirmiş, uymayanları şehir dışına sürmüştür[12].

Bir zamanlar Giresun

8 Mayıs 1919’da Giresun iskelesine demirleyen Yunan Kızılhaç gemisi Ioannina’nın Giresunlu Rumlar tarafından Yunan bayrakları ve orkestra eşliğinde karşılanması ve 11 Mayıs’ta Taşkışla adlı Rum okuluna Yunan uyruklu marangoz Karaoğlan Panayot’un Yunan bayrağı asması Müslüman halk ve devlet erkânında rahatsızlık yaratmıştır[13]. Şikâyet üzerine bayrağı indirmek üzere okula giden inzibat subayı Sırrı Bey hakarete uğrayarak geri gönderilince Topal Osman çağrılmış, bayrağı indirmiştir[14].

İzmir’in işgalinden 2 gün sonra 17 Mayıs 1919’da Belediye Başkanı sıfatıyla Osman Ağa’nın örgütlediği Giresun halkı Çamlıçarşı semtinde işgal aleyhine bir miting düzenlemiş, İstanbul’daki işgal orduları temsilcilerine ve Damat Ferit Paşa’ya durumu protesto eden telgraflar gönderilmiştir. Bu süreçte Giresun limanına uğrayan Yunan bandıralı gemilerin Ekim Devrimi öncesinde Rusya’ya yerleşmiş Karadenizli Rum göçmenleri karaya çıkarması, milliyetçi çevrelerin tepkisini çekerken gelen Rumların ayrılıkçı amaçlar güttüğünün anlaşılması endişeleri haklı çıkarmıştır.

11 Mayıs günü Taşkışla adlı Rum okuluna mavi-beyaz bir Yunan (veya Pontus) bayrağının asılmasının hemen ertesinde İzmir’in Yunanlılarca işgal edilmesi Türk ve Rumlar arasındaki gerginliği iyice arttırmış, uyarılar üzerine Rumlar bu bayrağın yanına bir de Türk bayrağı çekmişlerdir. Müdafaa-i memleket üyelerinin okulu basacağını öğrenen polis bir çatışma yaşanmaması için önce davranarak sabah vakti okulu basarak Yunan bayrağını göndere çeken Yunan tebaasından doğramacı Yorgi Valavani’yi yakalamış bayrağa da el koymuştur[15]. Bununla birlikte birkaç gün sonra 5 Haziran günü aynı yerde eskisinden daha büyük ipek bir bayrağın çekilmiş olduğu görülünce Şebinkarahisar’da bulunan Osman Ağa çağrılmış o da 20 kadar adamıyla okula gelerek bayrağı asan Yunan uyruklu marangoz ustası Aristidi Balabani’yi kaçırıp öldürmüştür[16]. Osman Ağa 11 Mayıs’ta olduğu gibi ikinci defa bayrak indirmesi için mi çağrılmıştır yoksa aynı olay farklı anlatım ve tarihlendirmelere konu olmuştur bu konuda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır. Sonuçta Osman’ın politik cinayeti Rum ileri gelenlerine ciddi bir gözdağı olup, kendisini saf dışı bırakma gayretlerini arttırırken, eşraf ve hükümet yetkililerine de bölgede dikkate alınması gereken bir güç odağı olduğunu gösterme fırsatı olmuştur. Bu dönemde İstanbul Divan-ı Harb-i Örfisi Giresun’da Ermeni ve Rumlara tehcir işleminin kötü şartlarda uygulandığı ve mallarının gasp edildiği iddiasıyla Osman Ağa ile eşraftan Hasan ve Eşref efendilerin tutuklanıp, başkente gönderilmesini emretmiştir. Trabzon Valisi Mehmet Galip Bey emri uygulamakta ısrar edince Giresun kaymakamı Nizameddin Bey Topal Osman’ı kaçması konusunda uyarmış o da kaçıp, önce Keşap civarında Kayadibi köyüne ardından Karahisar’a yerleşmiştir.

Hüsamettin Ertürk, Hasan İzzettin Dinamo ve Erden Menteşeoğlu Topal Osman’ın

Ali Fethi Okyar ile kürklü palto giyen Topal Osman Ağa. 12 Mayıs 1922, Giresun

bu dönemde Havza’da Mustafa Kemal ile görüştüğünü, bu görüşmede Pontusçular ile mücadele etmekle görevlendirildiğini iddia etmişler[17] hatta Menteşeoğlu görüşme tarihini olarak 29 Mayıs olarak bildirmişse de gerek 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal’in Sadaret’e gönderdiği 5 Haziran tarihli raporunda gerekse Osman’ın 19 Şubat 1922’de Vakit gazetesine verdiği röportajda görüşmeden söz etmemesi buluşmanın hiç gerçekleşmediğini ikilinin sonradan tanıştığını düşündürmektedir. Bununla birlikte Mustafa Kemal raporunda Trabzon vilayetinde soygunculukla uğraşan bir kaç İslam çetesi içerisinde tehcir sırasında işlediği suçlardan aranan Topal Osman‘ın adını anarak çetesinin önemini vurgulamıştır[18]. Karahisar’dan Sivas, Tokat ve Karahisar Rum metropolitlerini tehdit eden Osman, din adamlarının Rum Patrikhanesi ve İstanbul Hükümeti’ne tehcirle ilgisi olmadığına dair mektuplar yazdırmış, ardından Karahisar mutasarrıfı Rıfkı Bey’in de aracılığıyla 8 Temmuz 1919’da bir “Aff-ı Şahane” ile bağışlanmayı başarmıştır[19]. Topal Osman’ın kenti terk etmesinin ardından eski belediye başkanı Kaptan Yorgi Paşa‘nın kızı Madam Pavlidi tarafından işletilen Giresun sinemasında Rum ve Türk gençleri arasında çıkan bir tartışmada Türk tarafı hakarete uğramışsa da Osman çetesiyle bir gece sinemayı kuşatarak, içeri girmiş Rumlara meydanın boş bulunmadığını gösterdikten sonra kimseye zarar vermeden geldiği gibi gitmiş, aftan sonra belediye başkanı olarak geri döndüğünde sinemada Türkler’e yapılan hakareti unutmamış, sinema sahibesinden 10 lira vergi isteyerek kapanmasına sebep olmuştur.

Aftan sonra hemen Giresun’a gelip belediye başkanlığı görevini devralan Osman Ağa ilk iş olarak 10 kişilik silahlı mangalar oluşturarak sahil yoluyla Rum göçmenlerin bölgeye girmesini önlemeye çalışmıştır. Osman, 12 Temmuz gecesi emrine verilen 2 manga askerinde yardımıyla tehcir sırasında Rusya’ya kaçan Karahisar’ın Kırık nahiyesinin Süllü köyünden Yanioğlu Haçika adlı Rum ile arkadaşlarının kurduğu 17 kişilik çeteyi karaya ayak basmalarının ardından tuzağa düşürerek yok etmiş[20], Rusya’dan Erbaa’ya gitmeye çalışan asker kaçağı 27 kişilik Rum ve Ermenilerden oluşan bir çeteyi[21] misafir ettiği iddiasıyla Kırçıloğlu Anastas ile oğlunu sorguladıktan sonra öldürmüştür[22]. Trabzon metropoliti Hrisantos Venizelos’a gönderdiği 16 Ekim tarihli bir mektupta Giresunlu Rum köylülerin tek geçim kaynağı olan fındık ağaçlarının Osman’ın emriyle Türklerce kesildiğini, fındığın toplanmasına izin verilmeyerek yoksullaştırıldıklarını, Bolşevik rejiminden kaçıp memleketine dönmeye çalışan Rumlar’ın baskıdan bunalıp tekrar Rusya’ya göç etmeye mecbur kaldığını bildirmiştir[23].

Bu dönemde Rus işgalinin yol açtığı açlık, sefalet ve salgın hastalıklarla mücadele etmek amacıyla Hilâliahmer Cemiyeti’nin Trabzon, Erzincan ve Erzurum’a 26 Haziran’da gönderdiği heyet Ordu, Tirebolu ve Giresun’a da uğramış, Trabzon merkezi kadar kötü olmasa da Rus işgaline uğramayan bu yörelerde de yokluk ve hastalığın kol gezdiği tespit edilmiştir. Hilâliahmer Cemiyeti’nin Hilâliahmer Meclisi Umumisi’ne sunulan Hicri 1335-38 dönemini kapsayan 1339 yılı raporunda açlıktan ölenlerin cesetlerinin sokakları doldurduğu her gün yüzlerce cesedin sokaklardan belediye imkânlarıyla kaldırıldığını, kasaba zenginlerinin bir darüleytâm kurarak sokaklardan 350 kadar çocuk toplayıp baktığını ama 3-4 ay sonra para sıkıntısı baş gösterince çocukların yine sokaklara döküldüğünü, uyuz salgınının yanı sıra halkın % 20 kadarının frengiden mustarip olduğunu bildirilmiştir.

23 Temmuz 1919’da başlayan Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal’in başkan seçilmesini desteklemeyen ve ülke sorunlarının çözümünde liberal ve İttihatçı karşıtı bir tavır takınan Trabzon delegelerini destekleyen Giresun delegeleri Topal Osman tarafından tehdit ve baskı görmüş, bir kaç suikast teşebbüsünden son anda kurtulan “Karadeniz” gazetesinin sahibi Dr. Ali Naci ve elektrik mühendisi İbrahim Bey Giresun’dan zorlukla kaçmıştır. Topal Osman Giresunlu aydınları sindirip kaçırarak kenti hükümdar gibi yönetmeye başlarken, sadece Rumların değil Türklerin de hayat, mal ve ırz emniyeti kalmamıştır[24]. Sivas kongresi öncesinde Liberaller ile İttihatçılar arasındaki mücadele şiddetlenince Trabzon’da Albay Deli Halit, Giresun ve Samsun’da ise Topal Osman gibi tehlikeli ama milli mücadele açısından kendilerinden istifade edilecek kişilerin Müdafaa-i Hukuk adaylarının kazanması için seçimlere müdahale etmesi sağlanmış, hatta seçimlere İstanbul Hükümeti yanlısı görüşleriyle tanınan adayların katılmak istemesi üzerine Topal Osman müfrezesi ile kenti basarak rakipleri kaçırmıştır. Kaymakam Nizamettin Bey’in görevden alınmasının ardından 21 Eylül 1919’da Giresun’a tayin edilen Bâdi Bey’in Hürriyet ve İtilaf Partisi veya Rumlardan para temin edip Topal Osman’a suikast planladığı anlaşılınca gece yarısı Osman tarafından Trabzon’a teslim edilmiş, yapılan soruşturmada kaymakamın belediye başkanına suikast için iki kişiye 8 bin lira para önerdiği anlaşılınca görevinden azledilmiştir[25]. Topal Osman’ın Rumlardan zorla para toplayarak Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne bağış olarak kaydetmesi[26], 17 Ocak 1920’de 4 sayfadan oluşan, başmakalerini kendi imzasıyla yazdırdığı Milli Mücadele yanlısı Gedikkaya adlı haftalık bir gazeteyi 6 ay süreyle yayınlatarak politikaya soyunması, Akköylü Karaibrahimzadeler veya Bulancaklı Kara İbrahim oğlu Şükrü gibi eşraftan güçlü kişilerle ölümle sonuçlanan vuruşmalara gitmesi, Rum metropoliti Lavrandiyos ile eşraftan Teofilos arasındaki bir meseleye karışması gibi eylemleri İstanbul Hükümeti ile İşgal güçlerinin dikkatini çekmişse de eylemleri Trabzon Valisini uyarmak ve İngiliz donanmasının Teofilos’un öldürülmesi durumunda Giresun’a asker çıkaracaklarını bildirmekten öteye gitmemiştir. Topal Osman ise Trabzon’a giderek Kâzım Karabekir ile görüşmüş hatta 14 Nisan’da Giresun teşkilatı için Trabzon’daki tümenden silah ve cephane istemiştir. İngiliz Yüksek komiserliği 16 Mart 1920’de aralarında Mustafa Kemal ve Kâzım Karabekir ile birlikte Topal Osman’ın da adının geçtiği 174 kişilik gizli bir listeyi barış anlaşmasından sonra “ateşkesi çiğnemek ve Hristiyanlara kötü davranmak” suçundan yargılanmaları tavsiyesiyle Londra’ya göndermiştir[27]. Bu tarihlerde tamamen Kuva-yı Milliye emrinde çalışan Topal Osman Batum’dan gelirken motoru bozulduğu için Giresun’a uğramak zorunda kalan 400 tonluk Yunan bandıralı bir gemiye el koyarak mürettebatını esir almış, elde edilen paralar Müdafaa-yı Milliye hesabına yatırılmıştır[28].

Nisan 1920’de Giresun limanına 6 İngiliz savaş gemisi yanaşınca, Topal Osman kentteki Rum 300 kadar ileri gelenleri ve gençlerini Belvü oteline hapsetmiş, Rum evlerini adamlarına yağmalatırken[29] İngiliz askerlerinin karaya silahla çıkmasına izin vermemiş, buna teşebbüs ederlerse Rumların tümünü öldüreceği tehditlinde bulunmuştur.[30] Topal Osman, bir kısmını Rumların tarla ve fındıklıklarını satarak elde ettiği parayı Ruslardan geri kalan tüfekleri toplamak amacıyla kullanmış, silah miktarı yetmeyince adamlarından Bilal Kaptan’ı fındık satıp parasıyla silah alması için Bulgaristan, İstanbul, Batum ve Tuapse’ye[31] göndermiş alınan silahların bir kısmını kendi çetesini büyütmek ve teçhiz etmek için kullanırken, kalanları milli mücadele için İnebolu yoluyla Ankara’ya gönderdikten sonra önce Teofilos çetesini ardından Samsun Terme’deki Ermeni çetelerini yok etmiştir.

Osman Ağa ve adamları Mayıs ayında Osman Ağa’nın yeğeni ile evli olan doktor Hicabi Bey’in meslektaşlarını şikâyeti üzerine[32] Giresun’un en saygın ve Rum doktoru olan Thomaidis’i katletmiştir. Sözde doğum bahanesiyle bir eve çağrılan Rum doktora şüphelenmemesi için 3 Türk doktor eşlik ederken tehlikeyi sezen Thomaidis’in babası da oğlunu yalnız bırakmamıştır. Evde Osman Ağa’nın tepeden tırnağa silahlı adamları tarafından karşılanan kafileden 2 doktor vaziyeti anlayıp (ya da daha önceden planın parçası olduğı için) camdan dışarı atlayarak kaçarken, Thomaidis diğer doktoru alıkoyarak canını kurtarmaya çalışmışsa da açılan yaylım ateşinde iki doktor da ölmüş, Thomaidis’in babası oğlunun yardımıyla kaçmayı başarmıştır. Olay Rumlarca hemen Trabzon valiliğine bildirilmişse de soruşturmaya bile gerek duyulmadan üstü kapatılmıştır[33].

Rum kaynakları belediye başkanı Topal Osman Feridunoğlu’nun Giresun çevresini yağmaladığını, 170 silahlı adamıyla birlikte 29 Mayıs’ta Şebinkarahisar’a gelerek Kel Hasan adlı bir eşkıya ile buluştuğunu birlikte bölgede terör estirdiklerini çeşitli örneklerle bildirmektedir.[34] Topal Osman’ın adamları sözde Müslüman bir kızın onurunun kirletildiği iddiasıyla 50-60 kadar Rum erkek ile 15 kadar kadını öldüresiye dövmüş, Panayotis H. Sekirkenides ve Panayotis A. Seyitanides adlı 2 erkeğin bizzat Osman Ağa tarafından işkence edilerek öldürülmesine karşın hakkında soruşturma bile açılmamasını bölgede devlet otoritesinin hiçe indirgenmesi olarak yorumlamışlardır [35].

Giresun dışına Ordu, Trabzon ve Rize’den topladığı gönüllülerle Giresun Gönüllü Taburunu oluşturan[36] Topal Osman, bölgesindeki padişah taraftarı aile ve çeteleri Haziran ayında Bektaş yaylasında basarak etkisiz hale getirmiş, 16 Haziran’da Kınık köyünden Pontusçu faaliyetlerde bulunan Anastas Ağa’nın geline göz koyup istemiş, kadın tarafından reddedilince Anastas Ağa ve dört çocuğunu ayrıca 4 Rum’u daha katletmiş, 30 Haziran’da İnayet köyünde 5 Rum ailesinin tüm erkeklerini öldürmüş, kadınlarını kaçırıp,  hayvanlarına el koymuş, 14 Temmuz’da Karalı ve Konuk köylerinde 15 Rum’u öldürmüş ve Hristiyanlardan zorla para toplamıştır[37].  Bu dönemde Patrikhane’nin verdiği tarihlere göre 23-28 Ekim 1920’de Trabzon, Giresun, Ordu, Sinop, Bartın ve İnebolu’da 4 Kasım’da Samsun’da yaşayan tüm Rumlar iç bölgelere sürgüne gönderilerek Karadeniz sahilindeki Rum köyleri boşaltılmıştır[38].

850 kişilik Giresun Milli Taburu 12 Eylül 1920’de cephane eksiğini Trabzon’da tamamladıktan sonra kop geçidini aşarak Doğu Anadolu’ya geçmişse de bölgeye geç intikal ettikleri için Kâzım Karabekir tarafından yürütülen Ermeni harekâtına katılmamıştır. Bununla birlikte tabur Kars bölgesinde 4 ay süreyle asayişin sağlanması için görevlendirilmiş, Şubat 1921’de tekrar Trabzon’a dönmüştür. Bu arada 26 Eylül’de yeniden Trabzon valisi olan Deli Halit Bey ve Giresun kaymakamı Hüsnü Bey asayişi bozmakla suçladıkları Topal Osman’ı Ankara’ya şikâyet etmiş ve tutuklamaya çalışmışlardır. Sohum’dan gelen silahları Giresun limanından İnebolu’ya nakletmeye zorladığı Rizeli Hacı Lütfullah’ın Ahmet Kaptan, Topal Osman tarafından kamçıyla dövülüp yaralanınca [39], Rizeli denizciler ile Giresunlu çeteciler arasında kargaşa çıkmış, Jandarma Topal Osman’ı tutuklamaya çalışmış hatta çıkan çatışmada Tonyalı Ali adlı bir asker Osman’ın adamlarından birisi tarafından öldürülmüştür. Bununla birlikte olayı duyup müfrezesiyle çatışma alanına gelen Hüseyin Avni Bey ile Albay Rasim Bey araya girerek Osman’ın tutuklanmasına engel olmuştur. Albay Rasim Bey 2 Ekim 1920 tarihli bir telgrafla basit bir sorun yüzünden jandarma ile Kuva-yı Milliye‘nin çarşı ortasında çatıştığını olayın Osman Ağa’ya karşı düzenlenmiş bir komplo olduğunu bildirirken, Mustafa Kemal’in Osman Ağa’ya itimat ve teveccüh duyduğu ve kendisiyle doğrudan ve şifreli görüşebileceği cevabının[40] ardından kendilerinden intikam alınmasından çekinen Kaymakam Hüsnü ile Jandarma komutanı Yüzbaşı Suphi Beyler -Coşar’a göre- kenti Trabzon valisi Hamit Bey’in gönderdiği bir Fransız savaş gemisine binerek terk etmişlerdir. Mahmut Goloğlu’na göre ise Topal Osman kaymakamı yakalayıp bir kuyuda üç gün beklettikten sonra kurtarılabilmiştir[41]. Bununla birlikte Trabzon Valisi Hamit Bey, Topal Osman’ın Giresun mıntıkasında asayişsizlik yarattığı ve bölgeye yabancı güçlerin müdahalesine müsait bir ortam oluşturduğu kaygısını askeri çevrelerle paylaşınca haklı görülmüş ve 3. Fırka komutanı Osman Ağa’nın bölgeden bir süre için uzaklaştırılmasını teklif etmiştir[42].

Topal Osman emrindeki Laz müfrezesi Ankara Samandağ’da horon ederken, 1922

100 kadar muhafızıyla Samsun’a cephane taşırken İngiliz gemilerinin takibine uğrayınca Ünye’ye çıkan Topal Osman burada kendisine silah çektikleri iddiasıyla 3 Rum’u öldürmüş, Ünye kaymakamı otoritesinin hiçe sayıldığını iddia etmişse de elinden bir yaptırım uygulamak gelmeyince istifa etmiştir. 16 Ekim’de geldiği Samsun’da İtalyan rahibi ölümle tehdit edince Samsun mutasarrıflığı hakkında soruşturma açılması isteğini 3. kolorduya teklif etmiş, 3. kolordu komutanı Selahaddin Paşa ise Topal Osman’ın Rusya’dan getirilen benzin ve cephaneye karşılık Giresun eşrafının mallarını sahiplerinden izinsiz olarak takas ettiğini Ankara’ya bildirerek çetesinin silahtan arındırılmasını istemiştir. Mustafa Kemal, 21 Ekim 1920’de yüz yüze görüşmek üzere Albay Rasim Bey ile Topal Osman’ı Ankara’ya davet etmiş, Osman Ağa’nın maiyetindeki 10 kişiden Meclis’in Riyaset-i Celile adı verilen koruyucu muhafız bölüğünün ilk mangasını oluşturmuş ve şahsi koruması için bu gençlerden faydalanmıştır[43].

Osman Ağa’nın İtalyan bandıralı bir vapurun Trabzon acentesi olan Kosti

Son Osmanlı Meclisi Mebusanında milletvekili olarak görev yapan Lazistan mebusu (Rize Kalamoslu) Osman Nuri Özgen

Papadopulos adlı Rum’u kaçırtıp, özgürlüğü için 25 bin lira nakit para 25 bin lira karşılığı mal karşılığı fidye istemesi ve Ordu kazasında asayiş sorununa sebep olması karşısında Lazistan Mebusu Osman Nuri Bey (Özgen), karıştığı çok sayıda kanunsuz olay ve Rumlardan topladığı yüzbinlerce liranın Osman Ağa’dan hesabının sorulmasını istemiştir[44]. Trabzonlu Rumlar fideye için istenen verilen miktarı vermek istemişlerse de Trabzon Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti Rumları engellemiş durum Ankara’ya (Osman Ağa’ya karşı) “kendi kendimizi müdafaa ederiz” tehditliyle bildirilmiş, bunun üzerine Mustafa Kemal 15 Ocak 1921’de Kosti’nin akıbeti hakkında Osman Ağa’dan bilgi istemiştir. Trabzonlular’ın çıkışına rağmen olayın üzerine gidilmemiş, tüccar 10 bin lira karşılığında serbest bırakılmıştır[45]. Osman Ağa’nın geçmişte işlediği suçlardan dolayı cezalandırılması gerektiğini düşünülerken, ödüllendirilir gibi kurulması tasarlanan alayın fahri komutanı yapılması özellikle başta Ordu[46] ve Trabzon’da tepkiyle karşılanmış, eşkıyalığa prim verildiği düşünülerek memleketin huzur ve emniyeti açısından telafisi imkânsız felaketlerin ortaya çıkacağı ileri sürülmüştür[47]. Ocak ayı içerisinde İnebolu’ya geçen Topal Osman burada Rum köylerine asker göndermek istemişse de kaymakam Ahmet Kemal Bey tarafından “Rumlara yapılacak saldırının Ankara hükümetine mal edilerek Avrupa gazeteleri ve hükümetleri nezdinde itibar düşüreceği” uyarısıyla kendisine engel olunmuştur[48]. 20 Ocak 1921 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın maiyetinde kullanılmak üzere gönderebileceği askerleri seçen bildiren Topal Osman askerlerin kışlık elbiselerinin hazır olmasının ardından 6 Şubat’ta 100 seçkin eri gönderebileceğini bildirmiş ve ertesi gün askerler Ankara’ya doğru yola çıkmıştır[49]. Müfreze Veli Ömer Hanı civarında Karadağlı Hristo adlı bir Rum’un parası, saati hatta giydiği zipkasını[50] zorla gasp etmiş, Alaca kazası ve Çorum’un Sarımbey köyü civarında Müslüman köylülerin evcil hayvan ve eşyalarını zorla gasp ettikten[51] sonra Ankara’ya ulaşmış burada “Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi” adını almıştır. Şubat ayında Müdafaa-yı Milliye Vekâleti’nce Giresun Nizamiye Alayının komutanlığına milis binbaşı rütbesiyle tayin edilen Topal Osman, Kocaeli’ye doğru hareket ederken Giresun alayı Samsun bölgesindeki Rumların tenkil işiyle görevlendirilmiştir. Topal Osman, ise 650 piyade ve bir makineli tüfek bölüğünden oluşan birliğiyle Sakarya cephesine gönderilecekken Koçgiri isyanı çıkmış, Karahisar’da olan birliği isyan merkezine en yakın güç olduğundan merkez ordusunun emrinde isyanı bastırmakla görevlendirilmiştir[52]. 120 Rum gencini yol açmaları için askere alan Topal Osman, 25 Martta yolun açılmasının ardından Sivas’a doğru yola çıkmış Refahiye civarında başlayan isyan bölgesine girmiş ve Nurettin Paşa komutasında çarpışarak isyancıların bağımsız bir Kürdistan yaratma amacına ulaşmalarını engellenmesine yardım etmiştir. Bu dönemde kendi isteğiyle asker olup cephede savaşan bazı kürek mahkûmlarının cezası TBMM tarafından affedilmiş olup, bunlardan birisi de cinayetten 15 yıl kürek cezasına çarptırılan Giresunlu Zındıkoğlu Temel’dir.[53]

Koçgiri isyanının bastırılmasının ardından Osman Ağa’nın takviyelerle birlikte yaklaşık 3 bin kişiden oluşan taburu Samsun’a gelmiş, bölgedeki Rumları baskı altına almış, Samsun’daki Amerikan konsolosu Ağa’nın yaptıklarını anlatmak için İstanbul’a gitmiş ve İngiliz Yüksek Komiserliği’ni durumdan haberdar etmiştir. Topal Osman’ın adamları fidye almak için Samsun eşrafından Kırzade Şevki Bey’i kaçırmışlarsa da Samsun’da bulunan Tümen komutanı Yarbay İsmail Hakkı Bey araya girince rehine serbest bırakılmıştır. Sakarya Savaşı’na katılmak üzere Samsun’dan Havza’ya oradan Merzifon’a hareket eden Topal Osman yol boyunca Rum ve Ermeni köyleri ile Merzifon’un bir mahallesini de yakmıştır[54]. 3 Kasım 1921’de Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa’ya görevinin sona erdiği Koçgiri, Samsun’da katliam yapmak, bir Rum’dan 30 bin lira gasp etmek, Rum tehciri sırasında yağmacılık yapmak, Rumların dağa çıkmasını teşvik ederek İslamları zarara uğratmak, Ümraniye isyanında teslim olmak isteyen halkın üzerine Topal Osman’ın çetesini salarak milleti kırdırmak, Ordu mutasarrıfına yetkisi olmadığı halde emir vermek, ordu içerisinde alt-üst ilişkisini dikkate almamak ve benzeri suçlamalara karşı savunması yapması istendiği bildirilmiştir. Bununla birlikte Osman Ağa komutasındaki 47. Alay Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahramanca çarpışmış, Osman Ağa yarbaylık rütbesine yükseltilmesinin yanı sıra TBMM tarafından İstiklal Madalyası ile de ödüllendirilmiştir.

Şubat ayında Tirebolu’da postada 27 bin lira kaybolmuş ve Jandarma bölük komutanı, kaymakam ve telgraf müdürünün işin içinde olduğu anlaşılınca[55] Topal Osman yöreye giderek bir süvari bölüğünün de refakatiyle üçünü beraberinde Giresun’a getirmiştir.

3 Temmuz 1922’de Trabzon’da Mustafa Suphi’nin katili Kâhya Yahya’nın öldürülmesi olayına adı karışan Topal Osman iddiaları yalanlasa da yıllar sonra İsmail Hakkı Tekçe, Kâhya’yı Osman’ın 2 adamını yanına alarak öldürdüğünü itiraf etmiştir ki Ağa’nın cinayeti şahsen işlemese de adamlarının ne yapacağını bilerek yolladığından şüphe duyulmamalıdır[56].

30 Ocak 1923’de Lozan’da Türk ve Yunan halklarının karşılıklı mübadelesi sırasında

Atatürk Giresun’da. pankartta Reisi Cumhur hoşgeldin yazıyor. 19 Eylül 1924

Topal Osman’ın adı yine geçmiş, İstanbul’daki Yunan temsilciliği üyesi Alexander Pallis, İngiliz Yüksek Komiseri Henderson’a yerel Türk makamlarının Rum mültecileri devlete ait gemilerle İstanbul’a yollarken geçiş için ödeme yapmaya zorladığını, gemilerin bazen Trabzon ve Giresun arasında mültecileri son kuruşuna kadar soyan Osman Ağa’nın baskınına uğradığını

Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey

bildirmiştir[57].

27 Mart 1923 günü TBBMM muhalif grup lideri Trabzon Mebusu ve Ali Şükrü Bey (1884-1923), Karaoğlan Çarşısı’ndaki Merke Kıraathanesi’nde oturmakta iken Osman Ağa’nın adamlarından Mustafa Kaptan[58] tarafından çağrıldıktan sonra ortadan kaybolmuştur. Aradan 2 gün geçmesine karşın Ali Şükrü’den ses çıkmayınca kardeşi Deniz Yarbayı Şevket Bey hükümete başvurmuş, milletvekili arkadaşları[59] da Ali Şükrü Bey’in bulunması için mecliste konuşarak hükümete baskı yapmış, muhalif milletvekilleri ağır sözlerle cinayetin arkasında Mustafa Kemal’in olduğunu işaret etmişlerdir. Ali Şükrü’yü bulmakla görevlendirilen jandarma subayı Mülazım Kemal Bey, Mühye köyü civarında mebusun cesedini bulmuş[60], yapılan soruşturmada Mustafa Kaptan ile Topal Osman’ın evine giden Ali Şükrü’nün Topal Osman’ın adamlarınca bıçaklanıp, boğulduğu anlaşılmıştır.

Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’in cenazesi

Zabıtalar, Osman Ağa’nın evinde minderin üzerinde yeni dökülmüş kahve lekeleri ve kırık sandalye parçalarına rastlamış, evdeki kadınlar 2 gece önce boğuşma sesi ve feryatlar duyduğunu bildirmişlerdir. Başbakan Rauf Bey, ifadelerin alınmasından cinayetin Osman Ağa tarafından işlendiğini Mustafa Kemal’e bildirmiş[61], Mustafa Kemal’de Muhafız Tabur Kumandanı İsmail Hakkı Bey’i çağırıp, Topal Osman’ı ölü veya diri hükümete teslim etme emrini vermiştir. 2 Nisan 1923 gecesi İsmail Hakkı Bey, 130 kadar adamıyla Papaz Bağı ve Çankaya mıntıkasını kuşatırken Topal Osman’ın müfrezesinden tabura ateş açılmış, resmi kaynaklara göre 1 er şehit olmuş, 2 er yaralanmıştır[62]. Gece yarısına dek süren çatışma[63] sonrasında Giresun müfrezesinden 12 asker ölürken çoğu yaralanmış, Topal Osman’da yaralı ele geçirilmiş ama hastaneye nakledilirken yolda ölmüştür[64]. Topallı anılarında İsmail Hakkı Bey komutasındaki taburun karşı ateş açılınca önce geri çekildiğini ardından taarruza geçerek başarıya ulaştıklarını Osman ağa’nın yaralı olarak teslim olmasına rağmen infaz edildiğini hatta adamlarından bazılarının tutuklanmayıp olay yerinde kurşuna dizildiğini bildirmiştir[65].

Mustafa Kemal teslim alınan Topal Osman’ın adamlarının derhal terhis edilerek

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Muhafız Kıtası Komutanı Topal Osman Ağa ve TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa

memleketlerine gönderilmesini emrederken, Giresun Alayı lağvedilmiş, Mustafa Kemal’in koruması İsmail Hakkı Bey (Tekçe) komutasındaki Muhafız Alayı’na devredilmiştir.[66] Muhalif mebuslar Osman Ağa’nın öldürüldüğünden emin olmak isteyince ertesi gün Sinop mebusu Hakkı Hami Bey’in verdiği bir önerge üzerine gömüldüğü yerden çıkarılmış, cesedi Meclis önünde ayağından baş aşağı asılarak 3 saat kadar teşhir edilmiştir. Osman Ağa’nın naaşı Giresun Kalesi’nde defnedilirken, Ali Şükrü Bey’in ki Trabzon mebusu Nemlizade Hamdi ve Lazistan Mebusu Ziya Hurşit gözetiminde 3 Nisan günü İnebolu üzerinden Trabzon’a götürülmüştür. TBMM 16 Nisan 1923 tarihinde kabul ettiği bir kanunla Ali Şükrü Bey’in dul eşi Emine Hanım’a 30 çocuklarına ise 5’er bin lira verilip, parasız bir okulda eğitimlerinin sağlanmasına karar verilmiştir.[67]

4 Nisan günü eski Trabzon valisi Hamit Bey İstikbâl gazetesinde yayınlanan makalesinde, Ali Barutçu ise cenaze töreninde Mustafa Kemal hakkında ağır ve suçlayıcı ifadeler kullanmış, hatta Trabzon Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Ankara ile ilişkilerini kesmiştir.

Giresunlu milliyetçiler kahraman ve kurban olarak gördükleri Topal Osman’ın

Topal Osman’ın Muhafız alayından kalan milislerin yıllar sonra yerel kıyafetleriyle İsmet İnönü’yü ziyareti

imajını düzeltmek için yakın zamanda bir dizi girişimde bulunmuştur. 1981’de kahraman ilan edilmesi için Türk Tarih Kurumu’ndan görüş alınmışsa da gelen cevap olumsuz olmuş, 1983 yılında 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Evren’in kenti ziyareti sırasında Topal Osman’dan övgüyle söz etmesinden de alınan cesaretle 1987 yılında itibaren Giresunlu yerel yöneticiler her yıl 2 Nisan’da Topal Osman’ın anılması kararını almışlardır.  Veli Küçük Giresun Bölge Komutanı olduğu dönemde kahraman olarak gördüğü Topal Osman’ın bir heykelini yaptırmaya karar vermiş, İstanbul’da yapılan heykel 2001’de kente gönderilmiştir. Sonradan CHP milletvekili olan Belediye Başkanı Mehmet Işık’ın talimatıyla sergilenmeden depoya kaldırılan heykel 2008 yılında Giresun Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nca Şebinkarahisar yolu üzerinde Eğribel’e dikilmiştir. 2002’de bu sefer Topal Osman’ın mezarı güncel bir tartışmaya konu olmuş[68], Giresun valisi Ali Haydar Öner’in emriyle içerisinde “Pontuslar’ın imhası’’ sözleri geçen Latin harfli kitabe[69] milli güvenlik siyaseti doğrultusunda gelen bir uyarıdan sonra düzeltilmiş bu sırada Osmanlıca mezar kitabesinin bir bölümü de tahrip edilmiştir.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Notlar

[1] Topal Osman’ın ölümünün ardından yakılan bir ağıttan

[2] Ticaretle uğraşan Konstantinidis, bağımsız bir Pontus devleti için büyük çaba göstermiş hatta 4 Şubat 1918’de Marsilya’da Amerika ve Avrupalı Rumların katılacağı ilk Pontus kongresinin düzenlenmesini sağlamıştır. 30 Temmuz 1919’da Topal Osman tarafından 18 bin lira vermezse evinin yakılacağı ve 3 kızının dağa kaldırılacağı şeklinde tehdit edildiğini İngiliz elçiliğine şikâyet etmiş (Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dâhiliye Nezareti Kalemi Mahsus 50/2-44 lef. 6, 1337.Z.02), 12 Şubat 1920 tarihinde “Pontuslu Müslüman hemşerilerime açık mektup” başlıklı mektubunda ise Osman Ağa’nın Giresun’da derebey gibi hüküm sürdürdüğünden ve halk üzerinde uyguladığı baskıdan şikâyet etmiştir. Amasya İstiklal Mahkemesi 10 Ekim 1921’de Konstantinidis’in gıyaben idamına ve mallarına el konulmasına karar vermiştir.

[3] Topal Osman 19 Şubat 1922’de Vakit Gazetesi yazarı Ahmet Emin Yalman ile yaptığı söyleşide babası Hacı Mehmet Efendi’nin 54 altın askerlik bedeli ödemesine karşın 65 arkadaşı ile birlikte gönüllü olarak Balkan savaşına katıldığını bildirmiştir (Beyoğlu, 2009: 28).  18 Kasım 1912’de Çorlu yakınlarında Bulgarlara karşı savaşırken dizinden yaralanan Osman, İstanbul’da tedavi olduktan sonra 1913 sonlarında memleketine dönmüş ve ticaretle uğraşmıştır (Coşar, 1971: 6)

[4] Osman Ağa 1923 yılında ölürken ardında 500 bin lira miras bırakmıştır ki (1 Nisan 1923, Vakit Gazetesi) 1912 yılından itibaren aralıksız savaşan Anadolu’nun yokluktan kırıldığı bir dönemde Topal Osman’ın savaş zengini olarak ortaya çıkması dikkat çekicidir. Bununla birlikte Topal Osman’ın bu konuda yalnız olmadığı 28 Mayıs 1923 tarihli Halk Gazetesi’nde yayınlanan bir makalede harbi umuminin sivrilttiği ve zenginleştirdiği kimselerden şikâyet edilmesinden anlaşılmaktadır.

[5] Cumhuriyet Arşivi, A IV-15-a D62 F1; Şener, 1992: 206-7.

[6] Osman, askeri disiplin altına girmek istememesine ve cephede bir yarar sağlamamasına karşın öne çıkmak isteyen hırslı birisidir (Cemil, 1997: 169)

[7] Varınca, 1966: 23-24

[8] Tirebolu’nun Cintaşı mahallesinden olan Alparslan, 1921 Nisan-Temmuz ayları arasında Samsun’da Pontusçu Rumlarla aktif olarak savaşmış, 1923’de yayınlattığı “Trabzon ili Laz mı? Türk mü?” adlı 24 sayfalık kitapçığında ve Türk Ocağı dâhil çeşitli yayın organlarında Türkçü ideolojiyi savunarak Osmanlı dönemi ve öncesinde bölge halkının kendine yakıştırdığı geleneksel “Laz” kimliğini gözden düşürmeye ve etnik Türklüğü milli bir kimlik olarak yaymaya çalışmıştır.

[9] Türkiye’nin ilk Maarif Vekili olan Dr. Rıza Nur (1879-1942), dönemin olaylarını dramatize ederek tiyatro anlatımı içinde sunduğu “Topal Osman Olayı” adlı eserinde Tirebolulu Alparslan’ın yanı sıra ve Topal Osman’ı kahramanlaştırırken Osman’ın ağzından Karadenizli eşraf ve eşkıyayı mücadele etmeye çağırmıştır:

“- Samsun’da Pontus diye bir Rum komitesi kurulmuş. Trabzon’dan Ereğli’ye kadar her şehirde şubeleri varmış. Samsunda on Rum çetesi yapmışlar. Bunlar Samsun, Bafra, Çakallar, Kavak, Havza civarında dolaşıyorlarmış. Yollarda rastgeldikleri Türk’ü kesiyorlarmış. Hem de önce çarmıha geriyorlarmış… Devletten hayır olmayınca, millet kendi çaresine kendi bakmalıdır. Bugün Samsun köylerine ise, yarın bizedir. Gâvurların önünü boş bırakırsak biraz sonra da Giresun’a da gelirler. (Eşkiyaya dönüp) Böyle günde eşkiyalık olmaz. Giresun’un dağı taşı eşkiya dolu. Şimdi millete hizmet zamanıdır. Sizden çeteler yapacağım. Başınıza geçeceğim… Rum çeteleriyle vuruşacağım. Ne dersiniz?… Memlekette asayiş istiyorum. Sizi inşallah zengin de edeceğim… Evet buradaki Pontus’cuları temizlemekle işe başlamalıyız. Giresunun Rum zenginlerinin paralarını hemen almalıyız…Ben Topal Osmanım.Yağımı basanım. Bora gibi eserim. Rum keserim. Türk’e düşmanlık eden, Birden, Yavım olur, Avım olur, Ey uşaklar! Kalkın, varalım, şu işi de bitirelim…” (Rıza Nur, 1993: 25, 28).

Doktor Rıza Nur’un anılarında Topal Osman’ın gelir kaynağı hakkında çekinmeden açıkça konuştuğu Maliye Bakanı Ferid’in (Tek), Osman Ağa’yı ‘halkı soyuyorsun’ diye azarlaması karşısında ‘

Beyefendi evet para topluyorum, fakat bir Müslümanın bir habbesini almamışımdır. Aldığım hep gâvur malıdır. Benim başımda binlerce haşarat var… Bu Rumlar bize neler yapıyorlar. Paralarını, canlarını almak helaldir… Türküm, Müslümanım. Evet, Türküm, dini, Gâvurlardan kurtarmaya çalışıyorum” sözlerinden anlaşılmaktadır. Rıza Nur’un bu konuda Topal Osman’dan altta kalır tarafı olmayıp ona “Ağa! Sen Ferid Bey’e bilmem kime bakma! Yaptığın iş yanlış değil. Tamamıyla doğrudur. Haklısın vatana büyük hizmetler etmişsin. Bildiğin yolda devam et” dedikten sonra diyalog şöyle gelişmiştir:

– Ağa Pontus’u iyi temizle

– Temizliyorum

– Rum köylerinde taş üstünde taş bırakma

– Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum

– Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı diyemesinler

– Sahi öyle yapalım. Bu kadar akıl edemedim (Rıza Nur, 1992: 3, 164; Rıza Nur, 1992: 43-44).

Rıza Nur’un Türkçü ideolojinin etkisiyle kurguladığı mizanseninde neyin gerçek neyin kurgu olduğunu anlamak mümkün olmasa da sunduğu tablodan Topal Osman’ın faaliyetleri  hakkında fikir edinmek mümkündür. Bununla birlikte kanımca Topal Osman’ın milliyetçiliği daha çok Hristiyan karşıtlığından kök alan, Yunan ordusu ve Rum işbirlikçilerin Batı Anadolu’da gerçekleştirdiği katliamlara karşı reaksiyoner tavrından beslenmiş olup, aynı eserde Çepni olduğunu vurgulayan Giresun alayının komutanı Hüseyin Avni Alparslan’ın ki gibi ırka dayalı ideolojik Türkçülük değildir. Kaldı ki Topal Osman etnik olarak Giresun’un güneydoğusunda yaşayan Türkmen boyu Çepnilerden değil Anadolu yerlilerinin uzantısı olması  muhtemel eşraftan köklü ailelere (Feridunoğulları ve Cemşitgiler) mensuptur. Tartışma konusu olan pek çok yönüne karşın Topal Osman, Milli Mücadelenin en kritik döneminde Enver Paşa ve özellikle Trabzon çevresine hâkim olan destekçilerine karşın Mustafa Kemal’e tam destek vererek Kuvayı Milliye’nin zafere ulaşmasında önemli pay sahibi olmuşsa da Trabzon-Ankara güç savaşında Ali Şükrü’ye karşılık bedel olarak gözden çıkarılmıştır.

[10] Topal Osman veya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından ayrılmaya zorlanmış olması da muhtemeldir.

[11] Giresun Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti Başkanı sıfatıyla 20 Temmuz 1920’de Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta Giresun Rumlarının Pontusçu faaliyetlerinden dem vuran Topal Osman, gelecekte “şapka devrimini” bizzat gerçekleştirecek büyük Türk devrimcisine Rumların eskiden giydikleri fesi çıkarıp yerini şapka giymelerini nefretle şikâyet ederken şüphesiz baltaya taşa vurduğunun farkında değildir (Cumhuriyet Arşivi A-III D-18, F-56-1). Gerçekte Topal Osman, Kâhya Yahya, İpsiz Recep, Çerkez Ethem ve diğer çeteciler devlet ve milletin bekâ sorunu yaşadığı dönemde devlet tekelindeki zor kullanma araçlarının geçici olarak devredileceği, gerektiğinde yasa ve ahlak dışı eylemlerinin görmezden gelineceği hatta ideolojik olarak meşrulaştırılıp kutsanacağı birer araçtan başka bir şey olmayıp, kriz/mücadele sonrasında iktidara ortak olmaları söz konusu olmadığı gibi zamanı geldiğinde bizzat devletin bekâsı için hizaya çekilmeleri veya tasfiye edilmeleri elzem olarak görüldüğünden, Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın telgrafını ciddiye aldığını söylemek güçtür. Falih Rıfkı Atay, İzmir’in kurtuluşundan sonra Buca’da karşılaştığı Topal Osman’ın, Halide Edip Adıvar’ın Mustafa Kemal Paşa ve cephe komutanlarına şiddet hareketlerini önleme çabasına kızıp, “Mustafa Kemal Paşa, o kadını bir elime verse de karşı koymak nedir, ona gösteririm dediğini”, İstanbul’a gidip Beyoğlu caddesinde dolaşan kadınları görünce “biz bu kadınları böyle görmek için mi dövüştük” ve “Mustafa Kemal Paşa’dan bir şey isterim, İstanbul’a gidince çadırımı Fener’de  (Rum Patrikhanesinin bulunduğu mevkide) kurayım” cümlelerini aktarmıştır ki (Atay, 1958: I, 25), eylemlerinin yanı sıra sadece bu sözlerden bile Topal Osman’ın Batılılaşma ve aydınlanma karşıtı, Kemalizm’in özüne ne derece uzak birisi olduğu anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, 19 Ocak 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiği bir telgrafta Hristiyanları, Türk Milleti’nin koynunda beslediği yılanlar olarak tanımlamış, Hristiyanlar’ın Balkanlarda Türk İslam halkını imha ettiğini, Hristiyanları himaye eden Türklerin vatan ve millete ihanet içinde olduğunu bildirmiştir (Cumhuriyet Arşivi, A-III-9-8, D-37, F-2-10).  Neticede Topal Osman, Balkan Savaşları ve Yunanistan’ın Anadolu’yu işgaliyle varlığının hiçe sayıldığını düşünen Türk toplumunun kırılan onur duygundan beslenen, milliyetçi tavrı ve eylemleri sayesinde hatırı sayılır miktarda servet edinen, savaş sırasında kazandığı mevki ve servetin elinden çıkmasını engellemek için de Ankara hükümeti ne emrederse eksiksiz yerine getiren bir çetecidir.

[12] Norton, 1920: 286-328.

[13] Başbakanlık Osmanlı Arşivi Dahiliye Nezareti Kalem-i Mahsus Müdiriyeti 53-1/21; 1337.N.02 (1 Haziran 1919)

[14] Dinamo, 1966: III, 55

[15] Topallı, 2011: 135-38

[16] Beyoğlu, 2009: 59; Sarıbayraktaroğlu, 1975: 75

[17] Tansu, 1969: 346; Dinamo, 1966: II, 379; Menteşeoğlu, 2008: 98

[18] Başbakanlık Osmanlı Arşivi 343451

[19] Yurt Ansiklopedisi, 1982: 3122; BOA MV no: 216/69, 217/105. Bir İtilaf devleti temsilcisinin af için aracılık ettiği ve Osman ile Kayadibi köyünde görüştüğü de kaydedilmiştir (Beyoğlu, 2009: 59)

[20] Başbakanlık Osmanlı Arşivi DH EUM AYŞ no. 16/88 (24 Temmuz 1919). Detaylı bilgi için Bkz. Yüksel, 2007: 387-95

[21] Trabzon Vâlîsi Vekîlinin Dâhiliye Nezâret i Celîlesine gönderdiği 12677/681 sayılı rapora göre Takip edilen asker kaçakları ile Sisorta Yaylası’nda çatışılmış ve 9’u ölü ele geçirilmiştir (DH. EUM. AYŞ, 43/61)

[22] BOA DH EUM AYŞ no: 43/61 824 Temmuz 1919). Fatsalızade Tevfik Bey’i de öldürmek isteyen Topal Osman araya giren ricacılarca güçlükle sakinleştirilmiştir (Fatsa, 2002: 173)

[23] Kurt, 1995: 114-15

[24] Goloğlu, 2008: 159-165. İbrahim Bey, vahşi tabiatlı olmakla suçladığı Topal Osman’ın hepsi de kolay cürüm işleyebilecek insanlar olan çetesinden birisinin bir Türk’ün karısını kaçırdığını bildiriken, Ali Bey, Osman’ın kendisine Erzurum’a gitmesini emrettiğini son anda bir arkadaşının yolda öldürüleceğini haber verince limandaki bir ticaret gemisine sığınarak kaçtığını anlatmıştır.

[25] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Dosya Usulü İradeler Tasnifi 48/106

[26] Yatak,  1991: 97-98

[27] Şimşir, 1976: 253

[28] Patrikhane, gemi kaptanı Marinos Mariades ile 9 kişilik mürettebatın savaş esiri olarak 20-25 gün hapis yattıktan sonra iç bölgelere gönderildiğini, kaptanın Fransız eşinin ise İstanbul’a gönderildiğini ve teknedeki paranın 8-10 milyon ruble olduğunu yazmaktadır (Ecumenical Patriarchate, 1920: 67)

[29] Foreign Office Archieves 5198-5254/494-E 122612

[30] Beyoğlu, 2009: 143.

[31] 17 Eylül 1920’de Trabzon Rus konsolosu Bagirov, Tuapse’deki Askeri Devrim komitesi başkanına Osman’ın askerleri olan Lazlar’ın çok iyi savaşçı olduğunu, Türkiye’de Bolşevizm için uygun zeminin geliştiğini, dokuma, seker ve diğer mallar karşılığında kendisine benzin, silah ve mermi yardımı yapılması gerektiğini bildirmiştir (Avagyan, 2004: 223-224).

[32] Rum ölülerini “leş”, Osman ağanın cinayetlerini “cezalandırma” olarak tanımlayan Sarıbayraktaroğlu (1975: 88, 107), 2 Rum ve 1 Türk doktorun öldüğünü bildirdiği çalışmasında Osman Ağanın doktor cinayetlerini de vatanseverlik kılıfına sokmaya çalışmış, sözde Rum doktorların Türk hastalara bakmadığı ya da yanlış reçete vermesine kızan Türk doktor Hicabi Bey tarafından eniştesi Osman Ağa’ya şikayet edilince katledildiklerini, diğer Türk doktorun ise kazaya kurban gittiğini bildirmiştir. Giresun’da yayılan dedikodu ise doktorluktan para kazanamayan Hicabi Bey’in meslek ahlakı ile uyuşmayan şikâyetinin aksine, çok para kazanan Rum doktoru öldürülerek, akrabadan Hicabi Bey’in önünün açıldığı yönündedir (Sarıbayraktaroğlu, 1975: 105-107)

[33] Ecumenical Patriarchate, 1920: 67-68

[34] Ecumenical Patriarchate, 1920: 59-60

[35] Ecumenical Patriarchate, 1920: 68

[36] Taburda 300 Giresunlu, 200 Ordulu, 150 Tirebolulu, 100 Göreleli, 300 Akçaabatlı gönüllü bulunmaktadır (Beyoğlu, 2009: 154)

[37] Çapa, 2001: 426; Foreign Office Documents E7894, 8929; Ecumenical Patriarchate, 1920: 59-61

[38] Ecumenical Patriarchate, 1920: 70

[39] Sarıbayraktaroğlu, 1975: 120-121. Rizeli gemicinin adının Ahmet değil Ali olduğu ve Topal Osman’ın oğlu İsmail tarafından başından yaralandığı da iddia edilmiştir.

[40] Cumhuriyet Arşivi, A. III-7. D. 18 F.143: 1507-8

[41] Coşar, 1971: 48; Goloğlu, 2008: 25

[42] Cumhuriyet Arşivi, A III-7 D 18 F 148.

[43] İlginç bir tesadüf olarak Büyük Millet Meclisi’nin korunması için bir müfreze oluşturulmasını 29 Nisan 1920 tarihinde öneren, sonradan Topal Osman tarafından komuta edilen bu birlik tarafından öldürülecek Trabzon mebusu Ali Şükrü Bey’dir.

[44] Beyoğlu, 2009: 185-186

[45] Topal Osman 10 Ocak 1921’de Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiği bir telgrafta Kosti’nin kaçırılması olayıyla ilişkisi olmadığını bildirmiştir (Cumhuriyet Arşivi, A-III-9-8, D-37, F-2-10)

[46] Osman Ağa’nın komutasındaki bir taburun Ordu’ya geleceğini haber alan Ordulular Osman Ağa’nın tek bir adamını dahi kente sokmayacaklarını TBMM’ye duyurmuşlardır (Özel, 1991: 213)

[47] Cumhuriyet Arşivi, A III-9-a D 37, F2-11

[48] Varınca, 1966: 24

[49] Cumhuriyet Arşivi A III -15 D 16 F22-17

[50] Osmanlı döneminde, Samsun ile Batum arasında yaşayan sahil halkı ve doğuya gidildikçe artan bir yoğunlukla sahilin gerisindeki dağlı köylüler tarafından giyilen siyah (nadiren gri) renkli, ağ arası körüklü, paçaları dar, iç donu üzerine giyilen ve içdonu gibi uçkurla bele bağlanılan bir tür şalvarın adı (Öztürk, 2005: II, 1211)

[51] Cumhuriyet Arşivi, A III-5, D-16, F-22-3

[52] Beyoğlu, 2009: 208; Cumhuriyet Arşivi, A III-7 D 18 F30

[53] TBMM Zâbıt Ceridesi X: 333

[54] 29 Ekim 1921 tarihinde Times gazetesinde yayınlanan habere göre Topal Osman’ın kenti terk etmesinden sonra bile mahalli jandarmalar ve köylüler Hristiyanların evlerini yağmalamaya devam etmiştir.

[55] Vakit Gazetesi, 18 Şubat 1922

[56] Ayrıntılar için Bkz. Trabzon – Yahya Kâhya Olayı

[57] Yıldırım, 2006: 133

[58] Topal Osman’ın en çok güvendiği adamlarından birisi ve Büyük Millet Meclisi Reisinin Muahafaza Bölüğü ağalarından olup, Topal Osman ile birlikte biri Giresunlu 3 doktoru öldürdüğü için tutuklanmıştır. Trabzon’a götürülürken Osman Ağa onu jandarmaların elinden kurtarmışsa da vali vekili Rüştü Paşa’nın ağırlığını koyması üzerine arkadaşını mecburen teslim etmiş ama Trabzon hapishanesinde kendisine bir deli raporu ayarlanarak kısa sürede çıkmayı başarmıştır (Yüksel, 1993: 24).

[59] Lazistan Mebusu Ziya Hurşit ile Erzurum mebusu Hüseyin Avni Bey mecliste yaptıkları konuşmalarda hükümeti göreve çağırırken 31 Mart 1923 günü Rize mebusu Necati Memişoğlu Heyeti Vekile’den konu hakkında açıklama yapmasını istemiştir.

[60] Ceset üzerinde yapılan incelemede boğazında kalın bir ip izi, sol avuç içerisinde Osman Ağa’nın evindeki bir hasır sandalyeye ait bir parça, palto ve ceket üzerinde kahve lekeleri, başının sağ yanında bir bıçak yarası olduğu görülmüştür (Akbal, 2008:431)

[61] Rauf Bey, Mustafa Kemal ile Latife Hanımın güvenliği için Çankaya köşkünün arka kapısından çıkıp, istasyondaki binaya gelmelerini sağlamış, burada karşılıklı yemek yerken aralarında ilginç bir diyalog geçmiştir. Rauf Bey’in Topal Osman’ı yakalayacağını söylemesi üzerine Mustafa Kemal “Meclis muhafız kıtasında, Topal Osman ile gelmiş Karadenizliler var. Bunlar birbirlerine ateş etmezlerse, ne sen ne ben ne Anakara… hiç bir şey kalmaz” diyerek silah arkadaşını vazgeçirmeye çalışmışsa da Rauf Bey “suçlunun yakalanmasının gerekli olduğunu ama eğer Mustafa Kemal Başkomutan sıfatıyla aksi fikirdeyse bunu ertesi gün Meclis’e anlatması gerektiğini” bildirerek kararlı bir tavır takınmıştır (Orbay, 1962: 82).

[62] Topallı ise anılarında bir zabitin sözlerine dayanarak zayiatın 35-36 olduğunu bildirmiştir (Topallı, 2011:78)

[63] Kılıç Ali Bey hatıralarında çatışmanın yarım saat sürdüğünü yazmıştır.

[64] Topal Osman’ın adamlarından Muharrem Çavuş, çatışma sırasında Ağa’nın topuğundan vurulduğunu, teslim olmalarının ardından içeri giren askerlerden birinin Topal Osman’ın kasığına ateş ettiğini yaralı olarak köşkten sedyeyle dışarı çıkarıldıktan sonra ağaçlıklar arasından bir el daha silah sesi duyulduğunu bildirmiştir (Menteşeoğlu, 1997: 103-108). Topal Osman, yargı önüne çıkarılmadan infaz edilmesi Ali Şükrü cinayetini kişisel sebeplerle değil emir alarak işlediği ve konuşmasından çekinildiğini düşündürmektedir. Faik Ahmet Barutçu hatıralarında Osman Ağa’nın mahkemeye çıkarılmadan öldürülmesini, Topal Osman’ın yakın arkadaşı Hatay Valisi Nizamettin Ataker’in tanıklığına dayanarak Atatürk’e bağlamak istemiştir (Barutçu, 2001: 918). Trabzon’da yayınlanan İstikbal gazetesinin 9 Nisan 1923 tarihli sayısında da cinayetin azmettiricisinin Mustafa Kemal olduğu üstü kapalı olarak şu sözlerle ifade edilmektedir “Esasen şehid-i mazlum ile katil Osman arasında bir nispet yoktur. Topal Osman her ne kadar Meclis-i Mebusan Muhafız Bölüğü kumandanlığına getirilmiş bulunsa da nihayeti bir uşaktır ve onda daima bir uşak ruhu yaşamıştır. Hatta bu mevkiye kadar yine bir uşak gibi getirilmiştir. İş bu halde iken bunun efendisi kimdir?” (Beyoğlu, 2009: 280). Topal Osman, gözünü kırpmadan cinayet işleyecek ya da işletecek karakterde birisi olmasına karşın politik açıdan son derece güçlü bir figür olan Ali Şükrü’yü sudan bir sebeple öldürürse bunun yanına kar kalmayacağını anlayacak kadar da güngörmüş birisi olmalıdır. Ali Şükrü’nün cesedinin avucunda Osman Ağa’nın köşküne ait hasır parçasıyla bulunması, köşk içinde bir süre Osman Ağa ile sohbet eden Ali Şükrü’nün üstündeki paltoyu çıkarmamış olması – ölü adama sonradan paltosunun giydirilmesi- bir ihtimal tiyatral bir kurgunun parçası da olabilir. Sonuçta ya Osman Ağa iddia edildiği gibi bu cinayeti emir alarak işlemiştir ya da başkası işlemiş ama suç Osman Ağa’ya atılarak bir taşla iki kuş vurulmuş, sert muhalif Ali Şükrü’nün yanı sıra artık hizmetine gerek kalmayan Osman Ağa’dan da kurtulunmuştur. Cinayeti işleyen İsmail Hakkı Tekçe ise olaydan elli yıl sonra anılarını anlatırken Kâhya Yahya cinayetini kendisinin işlediğini itiraf etmesine karşın Ali Şükrü cinayetini üstlenmeyip Osman Ağa’yı sorumlu tutması da dikkat çekicidir. Giresun Alayı’nın lağvından sonra Gazi Paşa’nın korumasını üstlenen Tekçe’nin Osman Ağa’nın kafasını neden kestiği de ayrı bir tartışma konusudur. Bir ihtimal Ali Şükrü cinayetini Osman Ağa işlemiş ama Ağa’nın mahkeme sırasında Kâhya Yahya cinayetini kendisinin işlediğini açıklayacağından korktuğu için yaralı ele geçirilen Osman Ağa’yı İsmail Hakkı Tekçe kendi inisiyatifiyle öldürmüş ya da bu işi aldığı emir üzerine gerçekleştirmiş ama olaydan 50 yıl sonrasında bile susarak kendi saygınlığından çok emri veren kişinin saygınlığını korumuştur.

[65] Topallı, 2011: 79

[66] Latife Hanım’ın kız kardeşi Vecihe İlmen’in akrabalarının beyanlarına dayanılarak Meclis Osman Ağa’nın üzerine asker gönderilirken Mustafa Kemal’in Topal Osman’ın hışmından korunmak için baldızı Vecihe ve hizmetkâr kadınlarla birlikte kara bir çarşaf giyerek köşkü terk ettiği iddia edilmişse de ikinci bir kaynak tarafından doğrulanmamış (Çalışlar, 2006: 193) diğer kaynaklarda Gazi’nin eşi Latife ile birlikte güvenlikleri için Ankara tren garındaki binaya nakledildikleri ve baskının sonucunu orada bekledikleri detaya girilmeden aktarılmıştır (Cebesoy, 1957: 295)

[67] TBMM Zâbıt Ceridesi XXVIII:389-390 Ankara, 1961

[68] Murat Bardakçı 20 Ekim 2002 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanan “Topal Osman’ın mezar taşı AB yüzünden mi kazındı?” adlı makalesinde konuyu gündeme getirmiş uygulamanın yanlış olduğunu vurgulamıştır. 21 ve 22 Ekim günü Yeniçağ ve 21 Ekim’de Milli Gazete’de çeşitli yazarlarca son olarak da 23 Ekim 2002 günü Milliyet gazetesi yazarı Taha Akyol’un köşesinde “Milli güvenlik ve tarih” başlıklı yazısıyla ulusal basında yer alan konuya ilişkin TTK Başkanı Prof. Yusuf Halaçoğlu “teessüflerini” belirterek  “İncelediğim Pontus iddialarının hiçbirinde bu anıttaki ifadenin delil diye kullanıldığını görmedim. Nitekim Ermenilerin diktiği anıtlardaki soykırım ifadeleri de delil olarak görülemez. Anıttaki orijinal kitabede yer alan “Pontusçular” teriminin bölgedeki Rum ahaliyi değil, Pontus çetecilerini kastettiği açık zaten.” şeklinde görüş bildirmiştir. Bahsi geçen makalelerin yanı sıra Giresun basınında da yer alan haber ve makaleler Anadolu Belgesel Yayıncılık tarafından 2 Nisan 2003 tarihinde basılan 16 sayfalık bir kitapçıkta toplanmıştır.

[69] Kitabe metni şöyledir: ‘‘Allahu Bákî. Giresunlu Feridunzade merhum Osman Ağa’nın tarihçe-i hayatı: 328 Balkan Harbi’nde bedel takdiri verdiği halde gönüllü olarak harbe gidip Çorlu’da mecruh düşmüş (yaralanmış) ve ayağı sakat kalmıştır. Harb-i umumide asker olmadığı halde gönüllü bir müfreze teşkil ederek Ruslarla birçok muharebatta (çarpışmada) bulunmuş, bilhassa Tirebolu’da Harşıt hatt-ı müdafaasında yararlılık göstermiştir. İstiklal Harbi’nde milli taburla Ermeni muharebesinde, Koçgiri isyanında, Pontusçular’ın imhasında fevkalade çalışmış, Yunanlılar’ın Sakarya’ya gelmeleri üzerine dört taburluk bir alay teşkil ederek Yunanlılar’ın Akdeniz’e atılmasına kadar bütün muharebata iştirak etmiştir. Bidayetinde (önceleri) binbaşı iken fevkalade hizmetine mükâfaten kaymakamlığa (yarbaylığa) terfi etmiştir. Tarih-i tevellüdü (doğum tarihi) 1299, tarih-i vefatı 1339.’’

Takip, tavsiye ya da beğeni için