Amerika kökenli bir tahıl (zea mais) olan mısır bitkisi ilk olarak Meksikalı yerliler tarafından ekilmişse de bitkiyle karşılaşan Avrupalı göçmenler tarafından (İspanyol, İngiliz, Fransız) tarımı hemen benimsenmiştir. Bryer ve Winfield, Lazistan’ın 18. yüzyılda Amerikan mısırıyla tanıştığını belirtirken, Rus tarihçi Nicholas Marr (1865-1934) 20. yüzyılın başlarında bölgede yetiştirilen mısırın ancak sekiz ay idare ettiğini, geri kalanın Rusya’dan getirildiğini belirtmekteydi.

Doğu Karadeniz Bölgesinde ekilen mısırlar

O dönemde Doğu Karadeniz Bölgesinde ekilen mısırlar karakter itibariyle 3 gruba ayrılmaktaydı:

  1. Sahile yakın bölgelerde veya ovalarda ekilen türler ki çoğunlukla ‘beygir dişi’ ve ‘deve dişi’de denilen ‘Zea mais indendata’ çeşitleriydir (Rize’de Batum mısırı; Trabzon’da karşı mısırı veya Romanya mısırı; Ordu’da kaba Tuna), sadece Çarşamba taraflarında saf olup diğer bölgelerde ‘Zea mais indurata’ ile karışmıştır. Sarı renkli beygir dişi çeşitlere Terme’de Türk mısırı verilmekte ve makbul sayılmaktadır. Rize taraflarında kırmızı taneli çeşitleri de ekilmekteydi.
  2. Deniz seviyesinden 200-300 m yükseklikte ekilen ve ilk gruptan daha kısa boylu, daha küçük yapraklı, daha düşük verimli, yerli mısır ile beygir dişi karışımı olan mısır türleridir.
  3. Deniz seviyesinden 500-600 m yükseklikteki zayıf topraklarda yetişen ince saplı, kısa boylu ve daha az verimli türdür.

Ordu civarında, sarı taneli mısırlara isli darı, beyaz tanelilere ise akdarı

Mısır tarlası

denilmektedir. Ordu ili, Gölköy ilçesinde 950-100 m yükseklikte patlatılan cin mısırı (Zea mais everta) ekilirdi. Bölgede mısırlar Eylül ayının ortasından itibaren koçanları ayrılmadan bitki gövdesinin dibinden orakla kesilip öbek halinde yığılması suretiyle toplanırlardı. Mısır koçanları ayrılmadan bir kaç gün bekletildikten sonra çoğunlukla imece yöntemiyle saplardan ayrılmaktaydı. Koçanları ayırma işi çoğunlukla elle, Rize’nin doğusunda çibi adı verilen ucu sivriltilmiş bir tahta parçası yardımıyla yapılmaktaydı. Karadeniz bölgesinde kendi ihtiyacının üzerinde sadece Çarşamba ve Bafra ovalarında üretilmekteydi. Trabzon ve doğusunda tahıl tarımı geçmişte de olduğu gibi bugün de tamamen yerel tüketime yönelik olarak yapılmaktadır. Çay tarımının yaygınlaşmasından ve buğday ekmeğinin mısır ekmeğinin yerini almasından önce özellikle Trabzon ve Rize civarında tüm köy bahçeleri mısırla kaplıydı. Bununla birlikte tarlaların eğimli arazide bulunması ekim alanlarının genişlemesini önlemekteydi. 1913 yılında yapılan tarım sayımında Trabzon il merkezi ve bugünkü ilçelerinin de dâhil edilerek hesaplanması durumunda toplam 44.595 ton olan yıllık üretim miktarı Cumhuriyetin ilk yıllarında çeşitli nedenlerle önce azalmış 1950 yılından itibaren 32.041 ton olan üretim hızla aratarak, 1970-72 arasında 78.083, 1978-80 arasında 94.647 tona çıkmıştır. Mısırın sadece kuru (roka) ve tace (hılça) taneleri insanların yiyecek ihtiyacı için, gövdesi (kurseli) ve taneleri alınmış koçanı (uskuçi) hayvan yemi ve yakacak olarak (hatta yakılanların külü çamaşır yıkarken sabun olarak), olgunlaşmamış mısırlar (hupi) ve koçan yaprakları (şokali) hayvan yemi olarak, gövde ve koçan yaprakları sandalye, çanta örgüsü olarak değerlendirilmekteydi.

Mırı kelimesinin kökeni

Amerika kökenli bir bitki olduğu halde Arapça miṣr (مصر) adıyla bilinen Mısır adlı ülkenin adını taşıması Anadolu’ya ilk bu ülkeden getirilmesine yorulmakla birlikte bu durum kaynaklarıyla birlikte tam olarak açıklanamamıştır. Doğu Karadeniz bölgesinde mısır bitkisi lazut (Çamlıhemşin, Şavşat, Yusufeli, Of, Rize), lauz veya lağuz (Sürmene, Araklı, İkizdere, Yomra, Çayeli, Kalkandere, Güneysu), odoş (Gümüşhane, Yusufeli), darı (Ordu, Giresun, Şalpazarı), Lazca lazuti, Trabzon Rumcası horder ve çubal adlarıyla anılmaktadır. Ayrıca Anadolu’da çotul (Çankırı), kobak (Edirne, İzmir, Kırklareli, Tekirdağ), mala (Bilecik), mekke (Konya, Isparta, Afyon), meki (Isparta), oruka (Erzurum), sayut (Erzurum), darı (Mersin) adlarıyla bilinmektedir.

Mısır koçanını saran yapraklar

Bunlara ek olarak mısır saplarından yapılan yığın çuğlu (İnebolu), bardi (Hopa) ve

Mısır koçanı

tomoni (Rize), mısır koçanını saran yeşil renkli yapraklar şokali (Rize), hutuş (Sürmene), gavsal (Sinop), döynek (Sinop), yelek (Tonya), puçeç (Şavşat),               çonço, çonçi (Lazca), mısır koçanı uskuçi (Rize), kotos ve kokoç (Erzurum), kemsik (İzmir), kemsük (Samsun), kobalak (Samsun), pustuk (Trabzon Vakfıkebir), koper (Şavşat) ve somak (Çorum), olgunlaşmamış mısır koçanı hopi (Rize), taze taneli mısır hılça (Rize), mısır sapı ğeri (Lazca), kurseli (Rize), fitro/rokopi (Rize), kevlek (Çorum), şuma (Tekirdağ), çala (Yusufeli) ve cala (Erzurum Narman) adlarıyla anılmaktadır.

Karadeniz bölgesinde tahıl terminolojisi

Darı kelimesi Türkçe olup, ‘toprağı işlemek’ anlamındaki  tarı (Çuvaşca tıra, Gagavuz, Türkmence darı, Anadolu Türkçesi ve Azerice darî, Karaçayca, Kumıkca, Tatarca, Kazakca tarı, Kırgızca taru:, Tuvanca tara:, Yakutca tuorax) kelimesiyle ilişkilidir ki tarım kelimesi de aynı kökten türemiştir. 13. asır öncesi kayıtlarda: Uygurca “tarığ tarımakta”, hakani “tarığ tarığu”, Çağatay tarı- örneklerinde görüldüğü gibi, toprağı işlemek anlamında kullanılan kelime, zamanla tohum anlamını da kazanmış olmalıdır. (Macarca dara, klasik Moğolca tarijan)

Mısır bitkisiyle ilişkili önemli yerel terimler şöyledir:

Aposor is. Mısır saplarının kırıntıları (Tonya). Mısır koçanı bitkinin başı, daha çok ahırdaki hayvanlara yal olarak verilerek değerlendirilen sapı ise kuyruk olarak

Tarlada mısır ayıklayan kadınlar. Ordu, 1975

düşünülmüştür.

Aşlık, Süt mısırının fırında kurutulduktan sonra değirmende kabaca öğütülmesiyle elde edilen mısır kırıklarının adı olup (Ordu Akkuş) Trabzon’da yarma, çorbalık, mısır yarması, korkot olarak adlandırılmaktadır.

Bardi Kışın, ahırdaki büyükbaş hayvanlar için, yem olarak kullanmak amacıyla, etrafına mısır sapı, çayır kitlesi sarılarak, kurutulup saklanılan, uzun ağaç kazık ve çevresindeki otlardan oluşan yapının adı (Rize, Artvin). Lazca Lazutis bardi (mısır sapı bardisi), limxanaş bardi (Eğrelti otu bardisi) adlarıyla bilinmekteydi. Ortaya dikilen kazığın adı bardinca (Arhavi)ve obardale (Pazar) olarak bilinmekteydi. Bardi terimi Lazlar ve Laz köylerine yakın bazı Hemşin köyleri (Fındıklı gibi) tarafından kullanılmakla birlikte, aynı yapıya Rize’nin Lazca konuşulmayan batı sahilinde tomoni, Trabzon ve Artvin’in iç bölgelerinde ise horom adı verilir. Megrelce bartv-i, bardv-i  “çalı, çalılık; küçük ağaç, funda”, Ermenice barti  “kavak ağacı”, Azerice perdi “kütük, kalas, kiriş”  hatta Osmanlıca (16.yüzyıl) parda “tavan”  ve Anadolu’da parda “ağaç kütüklerinden ince kesilmiş yarmalar” (Isparta) ve “tavan” (Konya) kelimelerinin varlığı dikkat çekicidir.

Cuvul Mısır saplarının demet haline getirilmiş hali (Samsun Çarşamba, Sinop, Ordu Bolaman). Anadolu’da çuğul (İzmit), cuğul “ekin demetlerini başakları yukarıda olarak yığma” (Sinop), cuğla (Bafra), çadar (Ordu) formlarında kayıtlıdır.

Çala, mısır bitkisinin gövdesi, samanı. Mısır koçanları toplandıktan sonra tarlada bırakılan çeliler de toplanır, kurutularak, ateş tutuşturmak için kullanılır. Çala (Artvin), caloz (Gümüşhane), çeli (Çayeli, çaykara), caloz (Şiran), celi veya zeli (Sürmene) formları bulunan kelime ayrıca karalahana sapı anlamında da kullanılmaktadır. Lazca ve Gürcüce ‘saman’ anlamında çala , ‘bitki sapı’ anlamında Ermenice ceł formunda kayıtlı olmakla birlikte Hint Avrupa dil ailesinde ‘ağaç dalı’ anlamına ghalgh köküyle (Almanca Galgen, Baltık dillerinde žalga) ilişkilidir.

Çambi, mısır rokopi (sapı) ve şokalileri (koçan yaprağı) kullanılarak geç-mişte yapılan hasır örgü sandalye, çanta hasırı dokumasının adıdır (Rize).  İki tip çambi vardı: Rokopi çambisi tarlayı seyreltmek amacıyla ayitlanan mısır fidelerinden, şokali çambisi ise mısırı saran yapraklardan dokunurdu. Her ev kendi ihtiyacı kadar çambi dokur, fazlasını pazarda satardı. Günümüzde çambi dokumacılığı yok olmuş yerini plastik iplerden dokumalara bırakmıştır (Rize),

Çeç, ayıklanmış, kabuğu çıkarılmıi fındık, ceviz veya mısır (Trabzon, Ordu, Giresun)

Çıtırman  Mısır, buğday, arpa gibi hububatların biçildikten sonra kurutulmak amacıyla deste halinde saklanması (Ordu Samsun Çarşamba, Kürtün, Torul), çıtırlaşmak ‘birbirine girmek, girift olmak’ (Ordu), çıtıman (Giresun Bozat)

Çor, mısır sapı (Ordu ve Giresun), çöğor ‘tarlada kalmış mısır sapları’ (Torul) kelimesi Ermenice čoṙ ‘yapraksız pancar sapı’ kelimesiyle ilişkilidir.

Çöğrek Mısırlar toplandıktan sonra bitkinin tarlada kalan sap kısmı (Espiye), çöğör (Eynesil), çöğür (Trabzon Şalpazarı, Giresun, Safranbolu)

Döğme Kepeği çıkartılmış çorbalık buğday (Şebinkarahisar)

Düğmeç Sıcak tereyağı içine bayat mısır ekmeği ufalanarak yapılan yemek (Yusufeli, Şebinkarahisar, Şavşat). Bayat mısır ekmeğinden yapılana “ḉadi dügmeci”, buğday ekmeğinden yapılana da “ekmek dügmeci” denilmektedir.

Fırın darısı veya furun kurusi 1950’li yıllarda buğday ununun ucuzlayıp yaygınlaşmasına kadar geçen dönemde, yaz mevsiminde geçen yıldan kalan mısır stoğunu tüketen köylülerin, tarlada henüz olgunlaşmamış taze mısırları sap ve yapraklarından ayırarak, şahsi veya köyün ortak malı olan Paradon adı verilen fırınlarda veya sac üzerinde ısıtılarak kuruttuktan sonra değirmende öğüterek elde ettiği unun adıdır. Önce fırının içi ‘yıdin süpürgesi’ ile temizlenir, ardından gerdele doldurulmuş taze mısırlar fırın zeminine yayılırdı. Bir süre sonra fırın kapağı açılarak mısırın acı buğusu (su buharı) dışarı çıkartılır. Bu işlem bir kaç kez tekrarlandıktan sonra 7-8 saat sonra öğütülecek kuru mısırlar elde edilmiş olur (Giresun, Trabzon). Rize’de furnesi ve furniş (Hemşin) olarak bilinmekteydi. Yunanca furnos (φουρνος) ve Latince furnus “fırın”, Yunanca furnakios (φουρνά-κιος) ve furnitis (φουρνίτης) ise “fırında pişmiş” anlamındadır.

Follamak, fasulye veya mısırın dış kabuklarını soyarak içindekini çıkarmak (Giresun, Ordu)

Gavut, kavrulmuş mısırın, değirmende öğütülerek karıştırılması suretiyle elde edilen bir un olup, su ile karıştırılıp kaynatılarak haşil adlı lapa hazırlanırdı (Rize)

Gercin Hasadı yapıldıktan sonra tarlada kalan koçanı ayrılmış mısır sapı (Ordu Akkuş)

Horom, kışın ahır hayvanlarına yem olarak vermek için biçilmiş mısır saplarını yere saplanmış bir ahşap herek etrafına yığarak oluşturulan ot yığının adıdır (Trabzon, Artvin, Gümüşhane). Anadolu’da ‘biçildikten sonra balya veya deste haline konulmuş ot’ anlamıyla horan (Erzincan), horum (Kayseri, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Alucra, Şebinkarahisar, Tokat, Kırşehir Avanos, Gaziantep, Sivas), hörüm (Kayseri); orum (Burdur) formları da kaydedilmiştir. Gürcüce ve Ermenice horom ‘henüz bağlanmamış kuru ot veya buğday sapı demeti’, Azerice hotum ‘on pencelik ot demeti’ anlamına gelmektedir.

Hoşot veya hoşeti, kuru mısır yaprağı (Trabzon, Rize) aynı zamanda ‘kuru otların ince kısmı’ ve hoşotu formunda ‘kabuğu ile birlikte kurumuş fasulya’ anlamları kaydedilmiştir.

Humi Mısır koçanının yaprağı (Maçka)

Kağan etmek Mısırı daha iyi büyümesi için yabani otlardan temizlemek. Bu sırada diz boyuna ulaşan mısır fidelerinin ikinci bir köke sahip olması için yağmurlu bir günde toprağa paralel yatırılarak köküne topraktan tümsek yapılmaktadır (Çamlıhemşin, Rize, Ağrı, Erzincan, Sivas); kahan (Yusufeli), kehan (Rize), kağon formları da kaydedilmiştir.  Ayrıca ‘tarladan ürünü alınmış bitki saplarının biçilmek veya yolunması işlemi’de aynı adla anılmaktadır (Artvin). Anadolu’da kağ (Van, Tunceli) ve kāḫan (Elazığ) “ekin tarlasında biten yabani otlar” anlamında kaydedilmiştir.  Erzurum’da da keḫan etmek, keḫan, kaḫan formalrıdna tespit edilen ve “çapalama; yabancı otları ve fazla kökleri ayıklama” anlamına gelen kelime Ermenice k’al  “toplamak”  ve han “yabani ot” kelimelerinden ödünçlenmiştir.

Koliva, suda haşlanmış taneli mısır koçanının adıdır (Trabzon, Rize). Ortodoks Rumlar Ton Psihon gününde (Şubatın 2. haftasında) mezarlıkları ziyaret edip ve ölülerinin ruhuna ayin yaptıkları gün koliva adında badem, ceviz ve undan bir tür helva yaparlardı. Bunun dışında ölüm olduğunda, cenaze günü, cenazeden sonra üçüncü, dokuzuncu, kırkıncı günlerde, bir de üçüncü, dokuzuncu ay ile yıl dönümünde de koliva yapılıp eş dosta ikram edilirdi. Alman bir seyyah ve yazar Johannes Schiltberger (1381-1440) Osmanlı’nın kuruluş döneminde gittiği Anadolu’da, Ortodoks Rumların cenaze sonrasında merasime katılanalra ‘coleba’ adlı ekşimiş buğday dağıtıldığını bildirmiştir. Rumlarca kalanta olarak anılan Noel günü Rumlar evlerini ziyaret edip ilahiler söyleyen çocuklara yiyecek ve küçük hediyeler verirken Müslümanlarca dini bir anlamı olmasa da koliva adı verilen haşlanmış mısırların ya da kabak felilerinin dağıtılması geleneği aynı kökene dayanıyor olmalıdır.

Korkota, mısır yarması; kurutulmuş mısır tanelerinin şoomil denilen el değirmeninde çekilerek bir kaç kaba parçaya ayrılması suretiyle elde edilir ve korkotadan yapılan yemek de aynı adla anılırdı. Korkota (Trabzon, Rize), korkoti (Rize) ve gorgot (Trabzon) olarak bilinen kelime Gürcüce korkoti, Megrelce gorgoti ve Ermenice korkot formlarında aşağı yukarı aynı anlamda kullanılmaktaydı.

Kumul, Doğu Karadeniz’de mısır saplarının kışın hayvanlara yem olarak vermek amacıyla, toprağa saplanmış uzunca bir sopanın etrafında yığılmasıyla elde edilen tepecik anlamında kullanılmaktadır. Anadolu’da ise ‘ekin yığını’ anlamıyla gümül (Afyon, Isparta, Denizli, Aydın, İzmir, Muğla), kümül (İçel) ve gümbül (Antalya) formları kayıtlıdır. Yunanca kumula (κουμούλα το) ‘yığın, küme, kütle, doruk’ anlamındaki Latince cumulus kelimesinden ödünçlenmiştir. Kumul etmek keslimiş ve koçanlarından ayıklanmış mısır saplarını kurutmak için üstüste yığmak anamına gelmektedir.

Kurçeli Mısır bitkisinin veya diğer otların orakla kesildikten sonra tarlada kalan sap kısmının adıdır (Rize). Kurçeliler sivri uçlu, sert kamış formunda olduğundan tarlada yalın ayakla gezildiği zaman, yarlanmalara sebep olabilmekteydi. Kurçelileri sığırlar da yemediği için çoğunlukla tarlada yakılmaktadır. Mart ayı geldiğinde, geçen yıldan kalma mısır köklerinin topraktan çıkartılıp, üstüste yığılarak yakılmasıyla elde edilen ateş de kurçeli ateşi vya kurseli ateşi olarak anılmaktaydı (Rize)

Kurmi Doğu Karadeniz ve Kolhis’de mısır tarımı başlamadan önce ekilen bir tahıl cinsi olup, halkın temel gıdalarından birisiydi. Bugün eski Lazistan’da ekilmemekle birlikte Megrelya’da ğomi adıyla bilinmekte, hala tarımı yapılmakta ve yenilmektedir.

Kutuna veya guduna Öğütülmüş tahıl kabuğu; kepek (Trabzon). Aynı zamanda mısır koçanı (Rize) ve meyva koçanı (Trabzon, Rize) anlamına gelen ve Rize’de kutuni, Trabzon’da kutuna, kutur ve kutun,  Lazca kotnaformalrında kaydedilen kelime Geç Dönem Yunanca kotuna (κόττυνα) ‘saman’ kelimesinden ödünçlenmiştir. Kutuni, mısırın üzerine dizildiği ortalama 20 cm boyunda beyaz sapın adı olup, ocakta, ateşte ya da sobada odun yerine yakılırdı.

Lazut, mısır anlamında kullanılmaktadır (Çamlıhemşin, Yusufeli, Bayburt, Şavşat, Torul, Fındıklı, Ardeşen, Maçka) Lazca lazuti, Ermenice lazut, Erzurumda lazıt, Karadeniz Rumcası lazudin (λαζούδιν [Giresun]) ve lazut (Ordu, Santa, Trabzon, Gümüşhane) formları kaydedilmiştir. Lazutlar barı hasat zamanı ve düğünlerde, bir dizi halinde el ele tutuşularak, kız erkek karışık oynanılan, bir Bayburt halk dansının adı olmakla birlikte Maçkalı kemençeci Ferhat Özyakupğolu tarafından kemençe eşliğinde kaset kaydı yapılmıştır: ‘Lazutlar salkım saçak/ Alçak boylusun alçak/Gel beraber kaçalım/ Eller beni alacak’. Lazut çorbası kuymak, havits, yağlaş ve muhlama adlarıyla da bilinen mısır lapasının adıdır. Mısır unu, su, tuz ve tereyağının birlikte çorba kıvamında pişirilmesiyle hazırlanmaktadır: ‘Yedum lazut çorbasi/ Yureğum (midem) bolaniyi’

Ot kazmak Mısır fidelerini seyreklemek (Giresun Görele, Eynesil, Espiye, Tirebolu, Trabzon Şalpazarı). Yılda iki defa yapılırdı:  Mısır fidelerinin bir karış yüksekliğine ulaştığı Mayıs ayı sonlarında ve Mısır fidelerinin iyice boylandığı Haziran ayı sonunda. Trabzon’da ayitlamak adı verilmektedir.

Pasmanika Patlamış mısır anlamına gelmekte olup, pasmanika (Rize), paspanika (Derepazarı) ve patlangoz (Torul) formları tespit edilmiştir. Trabzon Rumcası ‘yumuşacık kabarmış olan, içi dolgun’ anlamındaki paspanuka kelimesiyle ilişkili olmalıdır. patuna (Artvin), papakut (Hemşin), paputa ve papuça (İkizdere), pafuli (Çayeli) kelimeleri de aynı anlamda kullanılmakladır. Bunlardan en azından pafulinin Latince sivilce anlamındaki papula kelimesi ile ilişkili olduğu düşünülebilir.

Poçok, mısır koçanı saran yeşil renkli yapraklar ile püskülünün adı. Mısır koçanları yapraklarından ayıklanırken bir kenara ayrı-lan poçoklar atılmaz, biriktirilir, kışın kazanlarda pişirilerek hayvanlara yedirilirdi (Hemşin). Ayrıca aynı anlamda puçak (Çamlıhemşin) ve poçoç (Artvin) formları ile ‘kabuğunu soymak’ anlamında peç’kuş etmek (Hemşin) kelimeleri kayıtlıdır. Ermenice p’očok kelimesi ile ilişkili olduğu iddia edilmiştir.

Puğunt Kavrularak öğütülmüş ve şekerle karıştırılmış buğday (Giresun) anlamına gelmekte olup, ayrıca pohot ‘mısır unundan yapılan katı bulama’ (Samsun) ve puhut, puğunt ‘armut kurusuyla buğdayı öğüterek yapılan yiyecek’ (Samsun) formları kaydedilmiştir. Anadolu’da puğut, puut ‘kavrulmuş ve dövülmüş mısır ya da leblebiyi şekerle karıştırarak yapılan yiyecek’ (Samsun, Sinop) ve puut, puvut ‘ezilmiş ve ıslatılmış buğdayın suyunu unla karıştırarak yapılan bir çeşit helva’ (Çorum)  anlamlarına gelmekteydi. Ermenice p’oxind ‘kavrulmuş tahıldan yapılan yemek’, Ermenş lehçelerinde kurutulmuş dut unu (Arapkir) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Pürçek, mısır püskülü (Ordu, Giresun, Safranbolu, Zonguldak). Anadolu’da saç kahkülü (Ankara, Malatya, Kayseri, Konya, Sivas, Gaziantep), ‘soğan ve pırasanın püsküllü kökü’ (Çanakkale, Afyon, Tekirdağ), ‘beygirin topuğunda çıkan kıllar'(Çanakkale), ‘başörtülerin kenarlarına yapılan oya’ (Kütahya) anlamlarında pürçek, ‘meyveli küçük dalcık, salkım’ (Artvin, Tokat, Sivas, Kırşehir, Niğde) ve ‘ekin vb. Bitkilerin püskül gibi ince kökleri'(Artvin, Kars, Kayseri, Kırşehir, Niğde, Konya) anlamlarında anlamında ponçak formları kayıtlıdır. Divan-i Lugat-it Türk’te (1070) bürçük/bürçek ‘saç büklümü, kıvırcık’ kayıtlı olan kelimenin Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) ‘talaş, pürüz, iplik ve kumaş artığı’ anlamındaki purçak kelimesinden ödünçlendiği iddia edilmiştir.

Rogofla, rokofila mısır koçanını saran yaprakların adı olup, tazeyken yeşil, kuruyunca açık sarı ya da beyaza döner ve daha çok hayvan yiyeceği olarak kullanılırdı (Trabzon)

Rokopi Mısır fidelerinin zayıf olanlarının ayıklanması işlemi olup (Rize), rokobi (Rize), arıgop (Sürmene); rokop ve rikop (İkzidere) formları da kaydedilmiştir. Yunanca rokopon (ροκόπον ή) ve roka (ρόκα) ‘mısır koçanı’ kelimelerinden ödünçlenmiştir.

Şokali Mısır koçanını saran yeşil renkli yaprakların adıdır. Kat kat yaparak halinde olup sarıya yakın beyaz renktedir. Dış yap-raklar sert kalın; iç yapraklar ince ve yumuşak olur. Pişirilmek suretiyle ineklere ve öküzlere yedirilirdi.

Temon, Yazın biçilen otların veya yerden 5-10 cm yukarıdan kesilen mısır saplarının, toprağa saplanmış ortalama 2 m uzunlu-ğunda bir ahşap direk etrafına yığılmasıyla oluşturulan küme (Trabzon, Rize). Tomon, fomon, tomole, temen, teman ve temoni formları kaydedilen kelime Yunanca ‘kuru ot yığını’ anlamındaki temonia (θεμωνία) kelimesiyle ilişkilidir.

Uskuçi Taneleri ayıklanmış mısır koçanı; ateş yakmak için çıra gibi kullanıldığı gibi külü de çamaşır yıkarken sabun gibi kullanılırdı (Rize)

Yaban lağusu veya yaban lağısı Yüksek yerlerde yetişen ve görünüm olarak mısıra benzetilen bir çiçekli ot çeşidi (Trabzon)

Arpa Doğu Kardeniz Bölgesinde çay hatta mısır yaygınlaşmadan önce ekilen, günümüzde çok az miktarda, hatta geçmişte tarımı yapılan pek çok bölgede hiç ekilmeyen, daha çok hayvan yemi olarak kullanılan buğdaygillerden bir bitki türüdür (Latince Horderum Vulgarae). Arpa, eğer hayvanlar için ekilmişse, ye-şilken kesilmekte, insanlar tarafından yenilecek ise, tanelerin olgunlaşması için 1 ay daha beklenip hasadı yapılmaktaydı. Türkçeye erken dönemlerde Hint Avrupa dilleriden birinden (?Toharca) girdiği iddia edilen arpa 13. yüzyıl öncesi Türk dillerinde (Hakazca, Kumanca, Harzemşahca, Kumanca ‘arpa’, Tatarca/ Özbekçe arpa veya orpa, Klasik Mogolca arbai; Mançuca arfa; Macarca árpa formlarında kayıtlıdır. Trabzon Rumcasında arpa ile eşanlamlı kırtar (Sürmene, Çaykara) sözcüğü kullanılmaktadır. arpa çorbası dibekte dövülerek çorbalık haline getirilen, ezilmiş arpanın, bir kazanda süt, tuz ve suyla (bazen kuru fasülyede eklenir) pişirilmesiyle elde edilen çorbanın adıdır (Trabzon, Rize, Gümüşhane).

Hupiya Mısır koçanının yeşil renkli yaprakları (Rize)

Mançiya, manziya veya mansiya Koçanı büyümeyip cılız kalmış ve taneleri olgunlaşmamış mısır koçanının adı olup geçmişte doğranıp öğütülerek mısır unu gibi ekmek yapılırdı (Trabzon)

Moçça veya maçça Salkım, demet, üzüm salkımı. Tarladan toplanıp, kabuklarından ayrılarak kurutulmak üzere birbirlerine bağlanarak salkım haline getirilerek serandere asılan taneli mısır koçanları (İkizdere)

Kaynakça

AHUNDOV, E. (1978), Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri. Türk Dil kurumu Yayınları. Ankara. s. 509

ATILCAN, İ. C. (1977), Erzurum Ağzı, Halk Deyimleri ve Folklor Sözlüğü. İstanbul.s. 74, 80

BLÄSING, U. (1992), Armenisches Lehngut im Türkeitürkischen am Beispiel von Hemşin. Amsterdam-Atlanta # 103

BUCAKLİŞİ, İ.A. & UZUNHASANOĞLU, H. (1999). Lazuri- Turkuli Nenapuna. Akyüz Yayıncılık. İstanbul

CLAUSON, G. (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Oxford. s. 198, 357

COŞKUN, O. (2002), İkizderemiz. s. 56, 57

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden s. 27, 67, 71, 150, 153

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 177

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 243, 245, 258

GÜNAY, T. (1978), Rize İli Ağızları. Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. s. 324, 330, 332

Her Yönüyle Güneysu Rize (1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul s. 80, 81

KABAAĞAÇ S. & ALOVA D. (1995), Latince Türkçe Sözlük. Sosyal Yayınlar. İstanbul. s. 419

KADSHAİA, O. & FÄHRINCH, H. (2001), Mingrelisch-Deutsches Wörterbuch. Wiesbaden. s. 25,79

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon. s. 38

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 117, 130, 153

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 210, 211, 212

KAZMAZ, S. (1998), Rize-Çayeli Halk Kültürü Araştırmaları. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 291

ÖZCAN. S (1990), Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı s. 444

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina I: 510

SCHILTBERGER, J. (1997), Türkler ve Tatarlar arasında (1394-1427). İletişim Yayınları. 3. Baskı. İstanbul. s. 183

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara. s. 1557

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 480

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara. s. 936, 2126, 2593, 2896, 3000, 3395, 3467, 3482, 3493, 4542, 4651

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen. s. 69

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 89, 290

Yiyeceklerimizin Doğal ve Kültürel Çevresi Işığında Rize Mutfağı (1996), Rize Halk Eğitim Merkez Müdürlüğü Yayınları (4) Rize. s. 2

Takip, tavsiye ya da beğeni için