Kırım’ın Alman ordusunca işgali

Nazi teorisine göre Moğollar, Kırgızlar, Tatarlar gibi halklar Rusya’nın Asyalılaşmasını sağlayarak Slav ırkının saflığını yok eden aşağı ırklar olup (Almanca untermenschen) Nazi Almanyası işgal ve kolonize etmeyi planladığı Kırım’da Tatarları istemediğini çok sayıda plan ve yetkili ağızdan dile getirmiş olup, bizzat Hitler Kırım’dan tüm yabancıların sürüleceğini ve yerlerine Romanya ve müttefiki İtalya ile arasında ihtilaf konusu olan Güney Tirol’de yaşayan Almanların yerleştirileceğini, Simferopol’un Gotenberg, Sivastopol’ün ise Theodorichhafen olarak adlandırılacağına dair planlarından bahsetmiştir. Almanlar, verimli toprak ve yeraltı kaynaklarının doğrudan kontrol edilmesini sağlayacak kolonizasyon hayali dışında Ukrayna’ya hâkim olmak ve Sovyetlerin Romanya’daki petrol sahalarına ulaşmalarını engellemek için stratejik açıdan eşsiz önemdeki Kırım’ı ele geçirmek zorundaydı.

Nazi Almanyası Rusya’ya savaş ilan ettikten 3 ay sonra kendilerinden daha kalabalık

20. yüzyıl başlarında Akmescit (Simferepol) şehri

kuvvetleri mağlup ederek Kırım yarımadasının büyük bölümünü ele geçirirken tüm bölgede sadece Sivastopol ve Odesa’da direnişle karşılaşmıştır. 1930’larda yaşadıkları dehşet ortamından sonra kendileri hakkındaki Nazi planlarından habersiz olan Tatarlar, Sovyet rejimini kaldıracaklarını açıkça ilan eden Alman ordusunu “kurtarıcı” olarak sevinç gösterileri yaparak karşılamıştır. Bununla birlikte Almanya Türkiye ile ilişkilerinin etkileneceğinden çekinerek hatta bir gün Ankara’nın da I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Berlin’in yanında savaşa gireceği umuduyla ‘Tatarları sürgün etme politikasını’ rafa kaldırmıştır. Türkiye’deki Alman büyükelçisi von Papen Kırım seferi sonrasında Tatarların Kırım’da kalabileceği bir idare kurulmasının Türkiye ile ilişkileri olumlu etkileyeceğini Berlin’e rapor etmiş,

Alman Ordusu’ca oluşturulan Türkistan Lejyonunda görevli bir Kırım Tatarı asker, Qaytarma adlı Tatar dansını yaparken.

ayrıca Romanya’daki Tatar mültecilerinin liderlerinden Cafer Seyidahmet, Müstecip Ülküsay ve Edige Kırımal Sovyetler’deki Türk toplumlarına karşı uygulacak Nazi siyaseti hakkında fikir vermek üzere görevlendirilmiştir. Bunlardan Seyidahmet Ankara’da von Papen ile ilişki kurarken diğer ikisi Berlin’e giderek Tatar toplumunun temsilcileri olmuş, Tatar savaş esirlerinin özel muamele görmesini sağlamaya çalışmışlarsa da bizzat Kırımal’ın bildirdiğine göre Nazilerin Tatarlara karşı yumuşak davranmasında ki tek etken Ankara’yı kazanma politikası olmuştur.

Kızıl Ordu, Kırım yarımadasını tahliye ederken hapishanelerde siyasi suçlardan yatan mahkûmların çoğunu kurşuna dizmiş, yaklaşan kış ayı için hayati önemdeki yiyecek depolarını yakıp, su ve kanalizasyon sistemlerini tahrip etmiş, kendi askerlerinin yattığı hastaneleri dahi ateşe vermekten çekinmemiş, sadece Alman ve Romen işgalciler için değil bölgenin sivil halkı için de yaşamı zorlaştırmıştır. Kırımlılar özellikle Tatarlar, haklı olarak Kızıl Ordu’nun geri çekilirken yaptığı bu terör eylemlerinin kendilerine karşı yapıldığını ve geri döndükleri takdirde devamının geleceği kanısına kapılmışlardır. Kırım’daki Alman kuvvetlerinin komutanı Manstein yarımadanın askeri kontrolünü sağladıktan sonra siyasi otoriteyi mahalli otoritelere teslim etmiş, Kırım’ı mümkün olan en az miktarda

Alman askerleri Sivastopol önlerinde Kızıl Ordu ile çatışırken

Alman askeri ile idare edebilmek için savaş şartlarında varlıklarına müsamaha gösterdikleri binlerce Tatar’ı 200-300 kişilik 10 tabur ve 14 bölükten oluşan “Gönüllü Nefs-i Müdafaa Taburları” (Almanca ‘Selbschutze’) adı altında silahlandırarak bölgedeki Sovyet partizanların faaliyetlerine karşı yerel jandarma birlikleri olarak kullanmışlardır. 2. Dünya Savaşı sırasında Alman ordusuyla işbirliği yapan tek topluluk Kırım Tatarları olmayıp, 35-40 bin Volga Tatarı, 5 bin Kalmuk ve 110 bin Kafkasyalı Alman saflarında savaşmıştır. Önemli bölümü Almanlar tarafından esir edilen Kızıl Ordu mensuplarının tutulduğu esir kamplarındaki Tatarlardan oluşan bu birliklere katılanların ne kadar gönüllü oldukları da sayıları da tartışmalıdır. Kırımal, 1942-44 arasında sayılarının 8-20 bin arasında değiştiğini iddia ederken Alman askeri belgelerine göre 5 esir kampından 3600, 203 köyden 5655 olmaz üzere toplam 9255 gönüllü toplanmıştır.

Kırım Tatarı bir aile

Manstein, Kırım nüfusunun ¼’ünü oluşturan Tatarlara kültürel ve dini hakları konusunda cömert davranmakla birlikte siyasi gücü ele geçirmelerine izin vermeden mahalli yönetimde nüfusları oranında temsil edilmelerini sağlayarak ihtiyatlı davranmıştır. Bununla birlikte Manstein’a değil Berlin’de ikamet eden Rosenberg’e bağlı Alman özel görev birliği Einsatzstab ve SS’ler Ohlendorf komutasında yarımadada yaşayan Çingenelerin yanı sıra Karayimler ve Türk asıllı Kırımçakların’da dâhil olduğu Yahudilerden 67 bin kadarını katletmiş, bölgede komünizm ile ilişkili her şeyi tahrip ederken, maddi ve sanatsal değeri olanları yağmalayarak Almanya’ya göndermiştir. Alman işgal rejimi döneminde makam sahibi olanlardan sadece kültür bakanı Tatar, geri kalanları Rus olup, Simferopol Müslüman Komitesi Başkanı Ahmet Özenbaşlı’nın Alman rejimine muhalif olduğu hatta Sovyetlere bilgi sağladığı iddiaları göz önüne alınırsa Kırım Slavlarının işbirliği açısından Tatarların gerisinde kalmadığı ve tüm Tatar unsurların da Almanlara sıcak bakmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Almanlar pek çok Tatarı Almanya’ya çalışma kamplarına ve sanayi tesislerinde zorla çalışmaya göndermiş ve Sovyet askerleri arasında esir edilen 500 kadar Tatar esiri de Kırımal’ın tüm çabalarına dek serbest bırakmadan savaş sonuna dek tecrit kamplarında muhafaza etmişlerdir.

Alman ordusunun bombardımanı sonrası, Sivastopol limanı, 1942

Alman işgali sırasında fanatik bir Tatar düşmanı olan Bolşevik lider A.V. Mokrousov, dağda gerilla faaliyetlerine başlamış, Almanların misilleme yapmasını tahrik etmek için Tatar köylerini basmış hatta tahrip etmiştir. Mokrousov, Bolşevik Tatarları bile çetelerine kabul etmemiş hatta bu amaçla gelen birkaç Tatarı kurşuna dizdirmiştir. Sonuçta Almanlarca silahlandırılmış Tatar müdafaa taburları Sovyet çetecilere karşı çatışıp, canlı yakaladıklarını veya kılık değiştirmiş Rus askerlerini Alman polisine teslim etmişlerdir. Buna karşın 1942 yılında tümü öldürülene dek Alman işgaline karşı savaşan 250 Bolşevik Tatardan oluşan Tarhanov hareketi gibi istisnaların varlığı da göz ardı edilmemelidir.

Kırım’a Kızıl Ordu’nun girişinin ardından yaşanan felaket: Katliam ve Sürgün

1943 Kasım ayında Stalingrad’dan hareket eden Kızıl Ordu Nisan 1944’de kuzeyden Kırım’a girmiş ve Mayıs ayında buradaki Alman birliklerini bozguna uğratmayı başarmıştır. Kızıl Ordu’nun Kırım’a girişi Tatarlar için felaketi getirmiş, ilk 2 hafta boyunca 2 kişi tarafından Almanlarla işbirliği yaptığı hakkında suçlama bulunan her Tatar sorgulamaya bile gerek duyulmadan idam edilmiş, keyfi olarak Tatar köyleri basılmış, kadınlara tecavüz edildikten sonra çoluk çocuk tüm köy halkı topluca katledilmiştir.

Kırım Tatarlarının sürgünü sırasında perişan durumdaki aileler

Sovyetlerin, savaş öncesinde Tatarlara karşı ırksal, tarihi, dini ve milli sebeplerden kaynaklanan düşman tavrı Alman kontrolü altında polis gücü oluşturarak Kırım’da yaşayan 88 bin sivilin öldürülmesine ve 85 bin kişinin de Almanya’ya sürgün edilmesine yardım ettikleri gerekçesiyle iyice bilenmiştir. SSCB Devlet Güvenliği Halk Komiseri yardımcısı Kobulov ile İçişleri Halk Komiseri yardımcısı Serov 7 Mayıs 1944’te Beriya’ya Kırım Tatarları hakkında bir rapor sunmuş, Beriya’da 10 Mayıs 1944’te Sovyet devlet başkanı Stalin’e Tatarların Sovyetlere ihaneti sebebiyle Kırım’dan çıkarılıp Özbekistan’a yerleştirilmeleri konusunda Devlet Güvenlik Komitesi’nin onayının uygun olduğu görüşünü bildirmiştir. Devlet Güvenlik Komitesi’nin 5859 sayılı “çok gizli” kararnamesiyle Alman işgaline karşı çıkan Tatar çeteciler, hatta Kızıl Ordu’da halen

Tatar sürgününü organize eden Stalinist bürokrat Ivan Serov

görev yapan 524 subay, 1392 astsubay ve 7079 diğer rütbelerde Kırım Tatarı hatta “Sovyetler Birliği Kahramanı” unvanı ve Lenin madalyasını 30 tane Alman uçağını düşürdüğü için 2 kez alan Ahmet Han Sultan gibi kahraman askerler de dâhil çoluk-çocuk tüm Tatar toplumu sürgüne mahkûm edilmiştir.

Tatarlar 18 Mayıs 1844 günü Mareşal Voroşilov denetiminde evlerinden toplanarak, insanların seyahat etmesine elverişsiz hayvan ve yük taşımada kullanılan vagonlarda Orta Asya içlerine sürülmüş, açlık, susuzluk ve hastalıktan önemli bir kısmı yolda ölmüş, çoğu kez ölülerini gömmeye bile fırsat ve mecalleri olmamıştır. 4 Temmuz 1944’te Beriya raporuna göre 151.604 kişi Özbekistan’a (Taşkent 56.362, Semerkant 31.540, Buhara 3983, Fergana 16.039, Andican 19.630, Namengan 13.804, Kaşka-Derya 10.171), 31.551 kişi de Rusya’nın diğer bölgelerine gönderilerek Kırım Tatarlardan temizlenmiştir.

Tatar sürgününe ilişkin karar ve gerekçesi ancak 28 Haziran 1946’da İzvestiya gazetesinde yayınlanmış, “Alman ajanlarının kışkırtmasıyla Çeçenler ve Kırım Tatarlarının Almanların teşkilatlandırdığı gönüllü birliklere katılarak Kızıl Ordu’ya karşı savaştıkları için, Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerinde iskân edildikleri, kendilerine toprak verilip, yeterli maddi yardım yapıldığı” kaydedilmiştir. Volga Tatarları ve Türkistanlıların Almanlarla daha büyük çaplı işbirliğine rağmen topluca sürgün edilmemeleri tersine Türkiye sınırında yaşayan Ahıska Türklerinin Almanlarla hiçbir teması olmamasına karşın sürgün edilmesi “Alman işbirliği” argümanının Ruslar’ın ‘stratejik bölgelerin etnik yapısını maniple etmek’ için kullandığı bir mazeretten başka bir şey olmadığını düşündürmektedir. Mart 1945’de Rusya, Türkiye’nin Moskova büyükelçisine Eylül 1925 tarihli Türk-Sovyet tarafsızlık antlaşmasını tanımadığını bildirip, Boğazlar’da kara ve deniz üssü kurma hakkı ile Kars ve Ardahan vilayetlerini istemesi de bu kritik vilayetlere komşu yaşayan Ahıskalıların sürgününün sebebini açıklar niteliktedir. Kırım’da Almanlarla işbirliği yapmayan halklar da dâhil 12.422 Bulgar, 15.040 Rum, 9621 Ermeni, 1119 Alman ve diğer milletlere mensup 3.652 kişinin Tatarlar gibi sürgüne tabi tutulması, dahası sürülenlerin yerine Rus ve Ukraynalıların yerleştirilmesi Rusya’nın güvenliği açısından önemi tartışılmaz olan yarımadanın Slavlaştırılmaya çalışıldığını göstermektedir. Alman ordusunun Akmescid (Simferopol) kentin hükümet dairelerinden birinde ele geçirdiği bir belgeden Stalin hükümetinin daha 1941 sonbaharında Tatarları Kazakistan’a sürmeyi planladığı anlaşılmaktadır ki eğer belge gerçekse işbirliği mazeretini ortadan kaldırır niteliktedir. Tatarlara göre sürgüne tabi tutulanların % 46,2’si Rus hükümet kaynaklarına göre % 22’si sürgün sırasında yolda veya sürgün yerinde geçen ilk birkaç ay sırasında ölmüştür. Sürgüne gönderilenlerden 112.700 çocuktan 60.034’ü, 93.200 kadından 40.085’i, 32.600 erkekten 12.061’i hayatını kaybetmiştir. Sovyet hükümeti tarafından kışkırtılan Özbekler de topraklarına yerleşen Tatarları daha ilk gördükleri an taşlayarak karşılamış ve sürgün boyunca düşmanca davranmıştır.

Tatar Sürgünü sonrası Kırım Tatarlarının ‘Vatana dönüş’ mücadelesi

Yüksek Sovyet Prezidyumu 19 Şubat 1954’de Kırım oblastını Ukrayna’ya vermiş aynı yıl Aluşta-Bahçesaray arasında Tatarlardan gasp edilen topraklara Voronej, Kursak, Bryansk, Rostov ve Tambov bölgelerinden getirilen ve kişi başı 12 bin ruble teşvik dağıtılan Slav göçmenler yerleştirilmiştir. 15 Nisan 1967 tarihi bir rapora göre 1944-67 yılları arasında Kırım’a yerleştirilmek üzere 162.096’i Rusya’dan 244.734 Ukrayna’dan toplam 406.828 kişi getirilmiştir.

24 Kasım 1954’te SSCB Bakanlar Kurulu kararıyla II. Dünya Savaşı’nda Kızıl Ordu saflarında yer alan askerler, SSCB Kahramanlık madalyası ve nişanı ile ödüllendirilenler, yerli halkla evlenen kadınlar, II. Dünya Savaşı’nda ölen askerlerin yakınları olan Tatarlara ‘el konulan malları geri verilmemek şartıyla’ vatanları Kırım’a geri dönme hakkı tanınmıştır. 1957’de Tatarlar, Volga Almanları, Ahıskalılar (Misket Türkleri) dışında sürgün edilen diğer milletlere ‘vatana ihanet suçlanması’ndan vazgeçilmiş ve muhtar bölgeleri iade edilmiştir. Tatarlar, 1957’de 6 bin ve 1961’de Yüksek Sovyet’e 18 bin imzalı birer dilekçe göndererek ile yaşam şartlarında iyileştirme ve Kırım’a dönüş hakkı isteyince 2 Tatar lider anti-Sovyet propaganda ve ırki huzursuzluk çıkarma suçundan yargılanarak mahkûm edilmişlerdir. İlerleyen yıllarda çok sayıda tutuklamaya rağmen Tatarlar taleplerinden geri adım atmayınca 9 Eylül 1967’de Yüksek Sovyet Prezidyumu “Tatarların adını bile anmadan” kısmi iyileştirme kararlarını içeren bir genelge yayınlanmıştır. Tatarlar, bu genelgenin ardından Tatarlara yönelik vatan hainliği suçlamasından resmen vazgeçilmesini, sürgün öncesi toprak ve mallarının kendilerine iadesi ve vatanlarına dönüş hakkını talep edince, resmi makamlar Tatarları yerleştirildikleri bölgelerde mutlu olduklarına dair bildirileri şantaj ve tehdit yoluyla imzalatmaya çalışmıştır. 1968-69 arasında 900 kadar Tatar aile her türlü baskıyı göze alarak Kırım’a dönmeye muvaffak olmuş, Özbekistan’da nümayiş yapan pek çok Tatar tutuklanmışsa da umutlarını kaybetmeyip 1971 yılında düzenlenen 24. Parti kongresine taleplerini içeren 130 bin imzalı bir dilekçe göndermişlerdir. 1979 yılında Sovyet yönetimi Tatarları Özbekistan’ın Kaşkaderya bölgesindeki Mübarek ve Baharistan adlı iki kasabaya yerleştirip, bu suni vatan ve özerklik statüsü ile susturmayı denemişse de sadece 2 bin Tatar buraya yerleşmeyi kabul etmiştir.

Glasnost ve Kırım’a dönüş

1985 yılında Sovyetler Birliği’nin yönetim kadrosunda meydana gelen değişiklik, Gorbaçov’un Perestroyka ve Glastnost politikaları Kırım Türkleri üzerindeki baskıları azaltmış, 23 Temmuz 1987’de düzenlenen bir mitingle dünyaya Tatar sorununun duyurulmasının ardından gelen tepkiler 14 Kasım 1989’da Pravda gazetesinde yayınlanan bir deklarasyonla (Deklaratsiya Verhovnogo Soveta Soyuza Sovetskih Sotsialistiçeskih Respublik) Kırım Tatarları dâhil Sovyetlerin mağdur ettiği tüm halkların hakları iade edilmiş ve devlet garantisi altına alınmıştır. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra bazı Kırım Tatarları bölgeye geri dönmeye başlamışlarsa da bölgedeki eski nüfus oranlarına ulaşamamıştır. 2001 Ukrayna nüfus sayımına göre Kırım Tatarları Kırım nüfusunun ancak yaklaşık %12,1’ini oluşturmaktaydı. Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesiyle sonuçlanan 2014 Kırım krizi

1930’lara ait bir poster: Sovyet döneminde Stalin, Kırım’ı turizm açmıştı

sırasında 1 Mart’ta Kırım Parlamentosu bağımsızlık deklarasyonunu kabul etmekle kalmamış, nüfusun yüzde 12’sini oluşturan Tatarlara parlamentoda yüzde 20 temsil hakkı verilmesi Tatarca’nın resmi dil kabul edilmesi, Tatarca eğitim yapan okulların açılması, Tatarca yayınların desteklenmesi, sürgün Tatarların geri dönüşü için yasal düzenlemelerin yapılması, sürgünden geri dönenlere 5 yıl boyunca yardım edilmesi gibi bir dizi haklar sunan kararnameyi kabul ederek Tatar azınlığın gönlünü kazanılmak istenmiştir. Buna karşın 16 Mart’ta düzenlenen referandumda yüzde 96.7’lik oyla bağımsızlık ve Rusya’ya katılma önerisi kabul edilmesine karşın, Kırım Tatarları Ukrayna ile bütünlükten yana olduklarını ifade etmişler ve Rus ilhakına karşı çıkmışlardır. 2 Mayıs 2014 günü Moskova üzerinden Kırım’a gitmek isteyen Kırım Tatarlarının lideri ve Ukrayna milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, önce Moskova Havaalanında alıkonmuş, ardından Kiev’den geldiği uçakla Ukrayna’ya geri gönderilmiş Ertesi gün Kırımoğlu busefer karayoluyla Kırım’ın Ermenipazar sınır kapısına gelmiş, Kırımoğlu’nun gelişini haber alan Kırım Tatarları da kafileler halinde sınır kapısına gelmişse de yine giriş izni alamamış, Kiev’e geri dönmek zorunda kalmıştır. Kırımoğlu’na sınırda 2019 yılına kadar Kırım’a giriş yasağı getirildiği söylenmişse de bu iddia önce resmen yalanlanmış, ardınan Kırımoğlu’nun karşılanması sırasında “yasadışı kitlesel eylemler” yapıldığını iddiasıyla  Rifat Abdurahmanoviç Çubarov yönetimindeki Kırım Tatar Milli Meclisi hakkında soruşturma başlatılmıştır.

Kırım’ın ilhakından sonra Kırım’daki insan hakları ihlallerini incelemek için bölgeye gönderilen gayri resmi Türk heyetinin hazırladığı raporda Kırım Tatarcasının resmi dil olarak kabul edilmesine karşın bunun, gündelik hayata yansıtılmadığı, okullarda Kırım Tatarca ders saatlerinin azaltıldığı, Ukrayna yönetimi döneminde basılmış kitapların kullanımının yasaklandığı, Rusçayı ön plana çıkaran eğitim politikası izlendiği, Tatar medyasına yönelik baskıların arttığı, yardım kuruluşu Kırım Vakfı’nın mallarına el konularak tüm faaliyetlerinin durdurulduğu, Ukrayna pasaportlarını teslim etmek istemeyenlerin işe alınmadığı veya işten çıkarıldığı, Öz-Savunma Birlikleri olarak adlandırılan Rus paramilterlerin Kırım Tatarlarının evlerinin yanı sıra cami ve medreselere baskın yaparak arama yaptıklarını, keyfi kimlik sorduğu, psikolojik ve fiziksel şiddet uyguladığı bildirilmiştir.

1939 – 1. 01. 2009 itibarıyla Kırım Yarımadasında yaşayan Tatarların sayısı ve toplam nüfusa oranı

Bölge veya Şehir Adı 1939 Oran 2009 Oran
1. Aluşta 16.414 % 63,1 3.255 % 6.2
2. Bahçesaray Rayonu 26.119 % 55.7 20.321 % 26.7
3. Bilohirsk Rayonu 16.943 % 42.1 21.844 % 33.7
4. Canköy Rayonu 4.299 % 9.2 26.546 % 9.2
5. Kirovske Rayonu 2.952 % 13.8 17.201 % 26.9
6. Krasnoperekopsk Rayonu 1.585 % 6.6 7.822 % 18.7
7. Simferopol Rayonu 5.703 % 13.8 34.687 % 24.5
8. Sudak 14.124 % 70.3 6.500 % 21.1
9. Krasnohvardiyske Rayonu 1.897 % 8.1 17.538 % 18.9
10. Akmesçit Rayonu 9.673 % 31.5 4.898 % 15.5
11. Akşeyh Rayonu 5.300 % 13.8
12. Yalta 16.402 % 20.7 2.625 % 1.5
13. Sak Rayonu (Evpatorya, Sak) 4.841 % 15.4 24.299 % 6.9
14. Kerç ? % 5.1 1.701 % 0.8
15. Simferopol 17.392 % 12.2 27.000 % 7.5
16. Eski Kırım 3.252 % 15.8 4.205 % 40.8
17. Feodosya 3.364 % 7.4 3.876 % 3.9
18. Lenine Rayonu 7.624 % 32.2 10.720 % 16.2
19. Nizhnegorskiy Rayonu 3.878 % 15.5 9.870 % 18.3
20. Sovetskyi Rayonu 2.313 % 11.1 8.344 % 22.2
21. Pervomayskiy Rayonu 1.924 % 13.4 8.050 % 22.2
22. Sivastopol 200 % 0.01

Önceki makale: Tatarlar ve Kırım Hanlığı

Önceki makale: Rus Çarlığı’nın Kırım’ı ilhakı sonrası Tatar halkının durumu (1783-1939)

Kaynakça

Dallin, Alexander. German Rule in Russia 1941-1945. Londra, 1957

Deportatsiya: Beriya Dokladıvayet Stalinu. Haz. N.F. Bugay. Kommunist, 3, Moskova (1991): 101-112.

Devlet, N., “240 Kırım Türkünün Müracaatı”. Emel, 146 (1985): 4-12.

Fisher, Alan W. Kırım Tatarları. Çev. Eşref B. Özbilen. İstanbul: Selenge Yayınları, 2009. ISBN 978-975-8839-65-5 .s. 14, 21, 31, 77-83

Kırımal, Mustafa Edige. Der nationale Kampf der Krimturken. Emsdetten, 1952. s. 305

Kırımal, Mustafa Edige.“The Crimean Turks”. In Isntitue for the Study of the USSR, Genocide in the USSR, Stu-dies in Group Destruction. New York, (1958): 20-29

Kırımal, Mustafa Edige.“Kırım Türklerinin 1917-1920 ihtilal yıllarında Milli Kurtulus Hareketi”. Dergi 48 (1967): 55-69

Krım: Proşloye i Nastayaşçeye. Ed. S.G. Agacanov ve A.N. Saharov. Moskova, 1988.

Litvin, G.A., “Krımsko-Tatarskiye Formirovaniya: Dokumenti Tret’yevo Reyha Svidetelsvuyet”. Vayenno–İstoriçeskiy Jurnal, 3, Moskova, (1991): 89-95.

Muhlen, Patrik von zur. “Zwischen Hakenkreuz und Sowjetstern (Der Nationalismus der sowjetischen Orientvolker im zweiten Weltkrieg). Dusseldorf, 1971

Öztürk, Özhan. Pontus: Antikçağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi. Nika Yayınevi (3. Baskı) Ankara, 2016

Sheehy, Ann. The Crimean Tatars and Volga Germans: Soviet Treatment of Two National Minorities. Londra, 1971

Sheehy, Ann “Kırım Tatarları”. Emel, 69, 1972

Ülküsal, M.  II. Dünya Savaşında Berlin Hatıraları ve Kırım’ın Kurtuluş Davası. İstanbul: Kutulmuş Matbaası. 1976

 

Takip, tavsiye ya da beğeni için