Kırım’da Rus toprak sahipleri ve toprak kölesi olmaya zorlanan Tatarların gönüllü göçü

 

1783’de II. Katerina’nın emriyle gerçekleşen Rus Çarlığı’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında Tatarlar kitleler halinde Osmanlı imparatorluğu topraklarına göç etmeye başlarken yerlerine terhis edilmiş Rus askerleri, Kazaklar, Rumlar, Ulahlar, Ermeniler, Almanlar, Bulgarlar ve Yahudiler yerleştirilmiştir. Topraklarının bir bölümü Rus toprak sahipleri pomeşçiklere verilen Tatarlar I. Alexander’in toprak komisyonu ve Katerina’nın kararıyla toprak kölesi olarak istihdam edilemeyince Tatarlara keyfi iş yaptıramayan pomeşçikler yarımadaya dışardan toprak kölesi getirmeyi denemiş, bu çaba başarısız olunca boş kalan topraklar faklı milletlere çeşitli ayrıcalık ve yerleşme kolaylıkları sağlanarak doldurulmaya çalışılmıştır. Böylece Simferolopol’de Alman, Theodosiya’da İsviçre, Alma nehri boyunda ise bir Bulgar kolonisi kurulmuştur.

1783-84 yılları arasında 8 bin Tatar, 1785-1788’de daha fazlası, 1789 Yaş Antlaşması’ndan sonra çoğu küçük asilzadeler ve Osmanlı ile ticari ilişkileri olan kentliler olmak üzere en az 20-30 bin en çok 100 bin Kırım Tatarı taşınabilir mallarını yanlarına alarak bir daha dönmemek üzere vatanlarını terk ederken, bir zamanlar Tatarlara ait olan topraklar Potemkin ile Katerina’nın dost ve gözdelerine dağıtılmıştır. Pallas’ın 1793 yılında Kırım Yarımadasının nüfusunun etnik dağılımını gösterdiği listede dış göçe rağmen Tatarların çoğunluğu henüz koruduğu görülmektedir.

Etnik-sosyal grup Erkek Kadın
Tatar asilzadeleri 570 465
Tatar Uleması 4.519 4.105
Tatar Halkı 48.484 99.280
Müslüman Köleler 343 405
Nogay Tatarları 4.331 3.593
Çingeneler 1.664 1.561
Tatar Tacirleri 1.780 1.048
Gayr-ı Rus Hristiyanlar 6.220 5.346
Hizmetkârlar 1.185 247
Rus ev köleleri 110 116
Rus göçmenleri 4.861 3.397
Asilzadelerin getirdiği göçmenler 1.987 586
Kazaklar 5.803
Hristiyan Din adamları 89 33
Devlet Görevlileri, Subaylar ve Aileleri 382 270
TOPLAM 82.308 120.452

 

Ruslar, 1784’de Yavriçeskaya adıyla Kırım eyaletini oluştururken yarımada üzerinde bulunan Simferepol, Theodosiya (Kefe), Yevpatoriya, Gözleve illerinin yanı sıra Taman yarımadasındaki Thanagoriya ile kuzey bozkırındaki Dneprovs ile

Kırım Tatarları sürgün öncesinde

Melitopol’u de yeni yönetime ekleyerek, tarihi ve etnik açıdan homojen olmayan bir bölge oluşturmaya gayret etmişlerdir. II. Katerina döneminde Kırım’da vali olarak görev yapan Knaz G. Potemkin (1784-93) ve Platon Zubov (1793-95) döneminde Kırım’a gösterilen yüksek ilgi Çar Paul döneminde ihmal edilmiştir.  Bu dönemde Tavriçeskaya oblastı Voznezensk ve Yekaterinoslav guberniyaları birleştirilerek Novorossiyskaya adlı dev bir oblast haline getirilirken II. Katerina döneminde adı Rusça isimlerle değiştirilen tüm Kırım kentlerine Tatarca isimleri iade edilmiştir. 1802’de tahta geçen Çar I. Alexander ise yönetsel bölünmeyi 1796’ya dönüştürürken yerleşimlerin Rusça isimlerini geri getirmiştir. Rus hükümeti Tatarları Rus toplumu ile kaynaştırmak için bir dizi önlem almış, Tatar soyluları mirzaların Rus zâdeganların mukabili olduğunu farz ederek uygulama zorluklarına rağmen aynı haklara sahip olmalarını sağlamış, 1783 ilhak manifestosuna ek olarak 1794’de toplanan bir komisyonda mirzaların toprak haklarının korunması yeniden onaylanmış, Tatar asillerin çoğuna “dvoryan” ünvanı verilmiştir. Tatarlar Rus ordusunda süvari olarak görev yapmış, 1807 ve 1812’de Fransız ordusuna karşı ustaca savaşmış, Rus ordusu hatta dvoryan sınıfına kabul edilmelerine yoğun bir muhalefet olmasına karşın 1826’da oluşturulan Tatar hafif muhafız birliği 1828’de ve 1877-78’de Müslüman Osmanlı ordusuna karşı duygusal bir zaaf göstermeksizin çarpışmışlardır. 1828-29 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından bir Kazak ordusu Kırım yarımadasına yerleştirilirken, çevredeki Tatar köylerini talan etmesine göz yumulması ve Kırım Savaşı sırasında Tatarların Rus ordusunda Balkanlarda ve Kafkaslarda ön saflarda çatışmalara katılmalarına karşın, Tatar halkının bir bölümünün sahilden iç bölgelere iskânının emredilmesi benzeri tavırlar Rusların Tatarlara güvenmediğinin açık delilleridir.

Kırım Savaşı sırasında potansiyel tehdit olarak görülen Tatarların toplu göçü

Ruslar Kırım Savaşı sırasında tümüyle silahsızlandırılmış ve hiçbir ayaklanma belirtisi göstermeyen Tatar köylerini talan ederken direnmeye kalkan pek çok Tatarı öldürmüş veya sürgün ederek bölgeden uzaklaştırma yoluna gitmiştir. Olaylara tanık olan bir Rus generali durumu şöyle özetlemiştir: “Savaşın başlangıcından sonuna kadar, Kazaklar, Kırımlıların köyleri arasında devriye gezdiler, hep Kırımlıları düşmana yardımcı olmakla suçladılar, onları tutukladılar ve kendilerine haraç ödenmesi üzerine serbest bıraktılar, kimini de öldürdüler yahut yurdundan kaçırdılar…”

Bu süreçte Rus yönetiminde yerini bulamayan ve saygınlığını kaybeden pek çok Tatar mirzası Kırım Savaşını Osmanlı topraklarına göç fırsatı olarak görüp değerlendirmiştir. Savaş sonrasında 1856’da Çar II. Alexander Tatarların İngilizler ve Fransızlarla işbirliği yaptıkları gibi maksatlı ve yanlış bilgilere dayanarak bu halkın potansiyel bir tehlike kaynağı olduğunu ve göçlerinin teşvik edilmesi gerektiğini “…Tatarların gizli veya aşikâr göçlerine muhalefet etmek uygun değildir. Aksine bu gönüllü göç, bölgeyi bu istenmeyen halktan kurtarmak için hayırlı bir hareket olarak kabul edilmelidir” sözleriyle belirterek Tatarların kitleler halinde Kırım’ı terk etmesine sebep olmuştur. 1860 sonlarında Tatar nüfusunun yarısından fazlasına denk gelen 100 bin Kırım Tatarı yarımadadan ayrılırken Kırım’ın toplam nüfusu 194 bine düşmüştür. Tatar göçü bölgenin ekonomik yapısını sekteye uğratmaya başlayınca 1860 Kasım ayında Kırım’a gelip göçü soruşturan Kont Tobleben, hükümete Tatarlar hakkındaki önyargıları bir yana bırakıp geri kalan Tatarların bölgede tutulmaya çalışılmasını rapor etmiş ve göçü önleyici önlemler alınmıştır. Bu süreçte Rusların yeni kurduğu limanlar Kefe ve Gözleve gibi geleneksel ticaret merkezlerini geri plana itilmiş, Slav göçmenlerin gelmesi ile 19. yüzyılın sonlarında yarımadadaki nüfus oranları % 25 inen Tatarların önemli bir bölümü ekonomik ve siyasi sebeplerle Bahçesaray’da toplanmaya başlamıştır. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sırasına yeni bir Tatar göçü yaşanınca bölgede tarım işçisi eksikliği yaşanmış ve Kırım’a Kafkasya’dan da göçmen getirilmiştir.

1897 nüfus sayımına göre Tatarlar, Perokop’ta % 24.1, Yevpatoriya’da % 42, Simferopol’da % 41.8, Theodosiya’da %37.2, Yalta’da % 60.2, Sivastopol’da % 1.5, Balaklava’da % 0.7, Kerç’te % 5 oranında bulunmaktaydılar. Tatar sürgünlerin yaşama tutunma çabası savaş yorgunu Osmanlı topraklarında da devam etmiş olup, göçmen kamplarında yetersiz beslenme, uygunsuz barınma ve kötü yaşam koşulları yüzünden pek çok Tatar ölmüştür. Sözgelimi Dobruca’da Mecidiye (Medgidia) göçmen kampında günde ortalama 50-60 Tatar’ın öldüğü kaydedilmiştir (Foreign Office 195-644. Suter’den Bulwer’e yazı. Köstence, 22 Ekim 1860). Kırım Tatarlarının ne kadar göç verdiği konusunda görüş birliği bulunmasa da Kemal Karpat 1783-1922 arasında bölgeden 1.800.000 Tatar’ın ayrılmış olduğunu tahmin etmiştir.

Tatar Milliyetçiliğinin doğuşu

Kırım’ı ilhak eden II. Katerina bölgedeki din ve devlet işlerini birbirinden ayırmış, Müslüman Tatarların dini işlerini ulemaya teslim ederken Rus bürokratları dinsel alandan durmaları konusunda uyarılmıştır. Başlangıçta Tatarların eğitimini geleneksel Müslüman okullarına bırakan hükümet 1876 devrimleriyle uygulamaya geçirilen “Zemstvo” sisteminin Tatarları da kapsamasını sağlayarak Kırım’da Rus dilini öğretmeye çalışmış, böylece Tatarların Batı kültürüyle tanışmasını sağlamışlardır. Tarihçi ve eğitimci olan Şehabettin Mercâni adlı bir Kazan Tatarı, Rusça öğrenmenin İslam’a aykırı olmadığını bilakis modern dünyaya adapte olmanın Müslümanlar için bir zorunluluk olduğunu ileri sürmüştür. Mercâni’nin öğrencilerinden fakir düşmüş bir zâdegan ailesinin oğlu İsmail Gaspıralı (1851-1914) Petersburg’da Rusça, Paris’te Fransızca öğrendikten sonra 1866’da Kırım’a dönmüş, 1871-75 arasında İstanbul ve Paris’te yükseköğrenim görerek geçirmiş, 1875’de Bahçesaray medresesinde Rusça hocası olarak görev yapmaya başlamıştır. Mercâni gibi Kırım Tatarlarının modernleşmek için Rusça öğrenmek zorunda olduğuna inanan Gaspıralı, 10 Nisan 1883’de ilk sayısını çıkardığı Tercüman gazetesinde bütün Türklerin kullanabileceği tek bir Türk dilinin oluşturulmasını, Türkler arasında dilde, fikirde ve amelde birliğin sağlanmasını amaçlayan Pan-Türkist bir yayın politikası izlemiştir. Gaspıralı, Çarlık rejimine açık muhalefet göstermeden, Müslümanların Rus sistemi içerisinde yer alabileceği bir birlik ve uzlaşma hareketi yaratmaya çalışmış, 1912 yılına gelindiğinde Tercüman gazetesinin ünü Kırım’ın dışına taşarak Orta Asya, Kafkasya, Dağıstan, İstanbul hatta Kahire’ye dek ulaşmıştır. 1905 ve 1906’da 2 kongre düzenleyen Gaspıralı’nın laik hareketi bir yandan Tatar ulemasını rahatsız ederken diğer yandan Kazanlı Abdullah Tukay ve Kırımlı Abdurreşid Mehdi gibi genç Tatarlar tarafından monarşik, bürokratik ve çağdışı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiş Pan-Türkist ve Pan-İslamcı düşünceleri paylaşılmadan sadece Tatarların kurtuluşu için aktif mücadele önerilmiştir. İstanbul’da eğitim gören Tatar gençleri, Jön Türkler hareketinin etkisiyle 1908’de Kırım Talebe Cemiyeti’ni kurmuş, 1909’da bu dernekle ilişkili “Vatan” adlı yeraltı şubesi özellikle 1917 devrimi sonrasında Kırım’ın bağımsızlığı için aktif çaba göstermiştir.

Molla ve Kırım Tatarları (Resim: G. Theodore Pauli (1817-1867)

1. Dünya Savaşı öncesinde Kırım Tatarları arasında bariz bir Osmanlı taraftarlığı olmamasına karşın Pan-Türkist hareketin Kırım’a gönderdiği propagandistlerin varlığı, Çarlık Rusya’sını karşı tedbirler almaya ve muhtemel bir savaş durumunda Tatarların sadakatinden endişe duyulmasına sebep olmuştur. Tatar toplumu üzerinde Osmanlı gazetesi okumayı bile tutuklanma nedeni sayacak denli siyasi baskı oluşturulurken Tatar süvarileri de sadece Batı cephesinde Alman ve Avusturya kuvvetlerine karşı kullanılmıştır. Tatar toplumunun ileri gelen aydınları savaş sırasında yurtdışına kaçmışsa da, diğer Müslüman göçmenlerle birlikte oluşturdukları “Rusya Müslüman Türk-Tatar Hukukunu Müdafaa Komitesi” İstanbul’da yeterli destek göremeyince İsviçre’ye taşınmış ve çalışmalarını burada sürdürmüştür.

Ekim Devrimi sonrası Tatarların durumu: 2 aylığına Kırımlıların olan Kırım

Ekim 1917 devrimine Tatar desteğinin az olması Kırım Tatarlarının o güne dek diğer Rusya Müslüman halklarla birlikte örgütlenmesi ve Sosyal Demokrat harekete uzak durmasından kaynaklanmıştır. Bu sebeple 1917’de Kırım yarımadasındaki yegâne devrimci gruplar Rus nüfusun yoğun yaşadığı Sivastopol ve Odesa’dan çıkmıştır. Bolşevik ihtilali sonrasında bağımsız bir devlet kurma mücadelesi veren Tatarlar, geçici Hükümetin yerel organlarıyla çatışmış “Milli Fırka” adıyla örgütlenerek büyük ölçüde Bolşevik harekete angaje olmuş, bu sayede 1920’lerin başlarında önemli mevkiler elde etmeyi başarmışlardır. 1917 yılında ‘Kırım Kırımlılarındır’ sloganıyla muhtariyet isteyen Tatarların siyasi talepleri Petrograd Geçici hükümeti başkanı Bogdanov’da rahatsızlık yaratınca 23 Temmuz’da Çelebi Cihan ile Tatar kuvvetleri komutanı Şabarov “vatana ihanet” suçlamasıyla tutuklanıp, Sivastopol’a götürülmüş ama Tatar kamuoyunun verdiği tepki üzerine serbest bırakılmışlardır. Bogdanov, Tavriçeskaya eyaleti nüfusunun % 25’ini oluşturan Tatarların bağımsızlık talebini mantıksız bulurken, Tatarlar, Slavlar ve Kazakların yaşadığı Rus eyaletini değil Kırım’ın geleneksel sınırlarını kast etmişlerdir.

1913’de Bolşevik Merkez Komitesi’nin Rusya’da yaşayan milletlere ayrılma ve bağımsız devletler kurma hakkı, Temmuz 1917’de Birinci Sovyet Kongresi’nde tekrarlanmış, 12 Aralık 1917’de Stalin, Müslümanların devrime desteğini sağlamak için “Rusya ve Doğu’nun tüm Müslümanlarına bildiri” adıyla ihtilale ve devrime destek olmaları şartıyla bağımsızlık sözü vermişse de bildiriye “kendi kaderini tayin hakkı sosyalizm için savaşın bir vasıtası olmalıdır” notunu düşmeyi ihmal etmemiştir. Bolşeviklerin konumunun güçlenmesinin ardından Stalin 1917’de düştüğü nota 1921’de 10. Parti kongresinde açıklık getirerek Rusya’nın sınır bölgelerindeki milletlerin ayrılmasına emperyalistlerin boyunduruğuna girebilecekleri sebebiyle karşı olduklarını ilan etmiştir. 1917’nin kaotik ortamında Kırım’da biri Tatarlara diğeri liberallere ait 2 karşı devrimci hükümet kurulmuş olup, Aralık ayında Sivastopol garnizonundaki Bolşevikler mahalli hükümetin kontrolünü ele geçirip, “İşçi, Köylü ve Asker Sovyeti” kurmak için, Bahçesaray ve Simferopol’e doğru yürümüş, müzakere pazarlıklarıyla hedefe ulaşamayacaklarını anlayınca Simferolopol’e saldırmıştır. 25 Ocak’ta Tatar süvarilerini mağlup edip ertesi gün başkente girmiş, Milli Kurultayını dağıtarak Kırım Tatarlarının atalarının topraklarında 2 ay sürdürebildikleri iktidarına ebediyen son vermiştir. Kurultay üyelerinin çoğu Türkiye’ye kaçarken İcra Komitesi Başkanı Çelebi Cihan Bolşeviklerle anlaşmayı denemişse de Sivastopol’a götürülerek idam edilmiş, cesedi denize atılmıştır. Bolşevik denizciler Kırım kentlerini yağmalarken Tatar ve Slavlardan oluşan binlerce sivili katletmiştir ki Almanlar 1918’de Simferopol’e girdiklerinde her birinde 1500 civarında ceset olan birkaç toplu mezar bulmuşlardır.

Kırım İç Savaşı ve sonrasında bağımsızlık mücadelesi

3 Mart 1918’de imzalanan Brest-Litovsk Barış Antlaşması Bolşeviklerin Kırım’da ki pozisyonunu zorlaştırınca 6 Mart’ta yeni kurulan Sovnarkom’a (Sovyet Halkları Komiserliği) Tatar üyeler de kabul edilmek istenmiş ama bulunamayınca, Bolşevikler 21 Mart’ta Kırım Sovyet Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan etmiş ve sözde bağımsız bu devletin Brest-Litovsk’u tanımak zorunda olmadığını bildirmişlerdir. Nisan 1918’de yeni kurulan Ukrayna devletinin dışişleri bakanı Lubinski, Brest-Litovsk Antlaşması’na göre Kırım’ın Ukrayna’ya ait olduğunu bildirmiş hatta Kırım’a bir tugay göndermiştir. Bu sırada Tatarlar ayaklanıp yerel Bolşevik hükümetini dağıtırken Sovnarkom üyelerini, Yalta’ya götürerek idam etmişlerdir. Mayıs ayında Alman ordusu Kırım’a ulaşınca Tatarlar Bolşeviklere karşı Alman işgalini desteklerken bağımsızlıklarının Almanya tarafından tanınacağını ummuşlardır. 16 Mayıs’ta Cafer Seyidahmet liderliğinde toplanan kurultayın bağımsızlık talebi Alman genelkurmayınca aşırı bulunmuşsa da Ukraynalılara karşı desteklenmişler, Seyidahmet’in başbakanlığı tanımadan Kurultay’ın faaliyetlerine göz yumulmuştur. Almanlar, önemli bir stratejik bölge ve ekonomik kaynak olarak gördükleri işgal topraklarında menfaatlerine uygun yerel destek elde edebilmek için Tatarlarla pazarlığa girişmiş, önce Süleyman Sulkiewicz liderliğinde Alman taleplerini onaylayacak bir Kırım Milli hükümeti kurulmasına izin verilmiş, 5 Haziran’da ise Rus ve diğer milletlerin temsilcilerinin de hükümete kabul edilmesi böylece işgalin daha geniş kitlelerce kabul edilebilirliği sağlanmıştır. Almanlar, temsilcileri Berlin’e gelen Kırım hükümetiyle maddi yardım konularının yanı sıra Rusya’nın batı bölgelerinde el koyulan sanayi makinelerini gıda karşılığında takas edilmesi konularında anlaşmışlardır. Rus toprak sahipleri ve subaylarının Kırım’da toplanması, Ukrayna’nın artan baskısı, Kafkasya’da güçlenen Beyaz Ordu’nun istila tehdidi ve Alman birliklerinin Bolşeviklere karşı dişe dokunur başarı elde edememesi, Alman genelkurmayını zor durumda bırakınca, 17 Ekim 1918’de yerli Rusların Tatar ağırlıklı hükümeti protestosuna boyun eğilmiştir. Sulkiewicz istifa ederken, 1 hafta sonra Alman ordusu Kırım’ı tahliye etmeye başlamıştır. Kadetlerin ele geçirdiği iktidar, Tatar nüfuzunu büyük ölçüde azaltırken, 22 Kasım’da Beyaz Gönüllü Ordusu’nun birlikleri Kerç boğazını aşarak Yalta’ya ulaşmıştır.  1918-21 yılları arasında Kırım yarımadası Beyazlar ve Bolşevikler arasında çatışma alanı olurken Tatarların bağımsız Kırım ideali siyasi arenadan çıkarılmıştır.

Lenin ve Stalin: İyi ve Kötü polis

 

1921 yılında Sovyet hükümeti Volga Tatarı olan komünist lider Sultan Galiyev’i Kırım’a göndererek “Yeşil Güçler” adıyla Bolşeviklere karşı çete savaşı veren Tatar muhalefetinin nasıl engellenebileceğini soruşturmasını istemiştir. Galiyev, Kırım’ın muhtar bir Sovyet cumhuriyeti haline getirilmesi, toprak reformunun geçici olarak durdurulması ve Tatar milliyetçilerin affedilmesi önerilerini 2 tarafa da kabul ettirmeyi başarmıştır. 18 Ekim 1921’de Kırım Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulurken, 10 Ocak 1922’de Simferopol hükümetinin yayınladığı bir beyanname de Kırım hükümetinin Moskova’nın menfaatleri dışında hareket etmemeye söz vermesi karşılığında Tatarca’nın Kırım’ın tek resmi dili olduğu, bağımsız Kırım’ın sınırlarının etnik temellere göre yeniden çizileceği açıklanmıştır. Bununla birlikte Kırım’da tam bir muhtariyet hiçbir zaman gerçekleştirilmediği gibi hükümetin özel mülkiyeti kaldırıp, ekilebilen toprakların yarısına el koyup, büyük çiftlikler kurması pek çok Sovyet bölgesi gibi Kırım’da da kıtlığa sebep olmuş, % 60 kadarı Tatar olan yaklaşık 100 bin kişi açlıktan ölürken, 50 bin kadar Tatar Romanya’ya kaçmıştır.

Lenin, Sovyetlerin ekonomik zafiyetini onarmak için yeni iktisat siyaseti adıyla andığı bir dizi tedbiri uygulamaya koyarken Kırım’da Veli İbrahimov adlı bir Tatar bolşeviğini görevlendirmiştir. Kırım Tatarlarının 1923 yılında Kırım nüfusunun % 25’ini (yaklaşık 150 bin kişi) oluşturmasına üstelik Kırım Bolşevik parti teşkilatının 1925’deki 6450 üyesinden sadece 333’ünün Tatar olduğu düşünüldüğünde Lenin’in kararı dikkat çekicidir. İbrahimov, Kırım’daki toprak düzenini 1918 öncesine döndürerek tarım arazilerini eski sahiplerine iade etmiş, yurt dışına kaçmış Tatarlara af sağlayarak dönemlerini teşvik etmiş, Tatar kültürünün geliştirilebileceği milli okullar, kütüphane, enstitü, tiyatro ve müzelerin açılmasını sağlayarak Sovyet sitemi içerisinde Kırım’ı yeniden Tatarlaştırmaya çalışmıştır. Lenin’in ölümünden sonra iktidara gelen Stalin ise “Yeni İktisat Siyaseti”ni sonlandırmış, Sovyetler içerisindeki milli komünist hareketlerini şiddetle bastırmaya çalışmıştır. Stalin 1927’de Belaruslu 3500 Yahudi ailesini Kırım’ın güney sahilinde yerleştirilmesi emriyle İbrahimov’a göndermek isteyince, İbrahimov tarafından göçmenlerin bölgeye yerleştirilmesinin 3 bin Rus ve Tatarı yerinden edeceği gerekçesiyle reddedilince aradığı fırsatı bulmuş, Ocak 1928’de İbrahimov tutuklanıp “burjuva milliyetçisi” olduğu iddiasıyla idam edilmiş, oluşturduğu tüm kurumlar lağvedilmiş, topraklarına da devlet adına el konmuştur. Tatar alfabesi Latinleştirilince, asırlar boyunca Arapça yazılmış eserlerin yeni nesle intikalinde sorun yaşanmış, 1928-29’da Tatar halkının ileri gelenleri burjuva oldukları gerekçesiyle Sibirya’daki çalışma kamplarına gönderilmiş, direnenler idam edilmiştir. 1931-33 yılları arasında gerçekleşen kıtlıkta açlıktan ölen Tatarların cesetleri sokakları doldururken, Kırım limanlarından buğday ihraç edilmeye devam edilmiştir. Bolşevikler Kırım’ı Sovyetleştirmek için Tatar halkı ve kültürünün yanı sıra Komünist Tatarları da imha siyaseti izlemiş dolayısıyla Kırım Tatarlarının sorunlarına ilgisiz kalmışlardır. Sözgelimi Kırımlı Bolşeviklerden Mehmet Kubay’ın Sovyet hükümetine “Moskova, Kırım Cumhuriyeti’ni yağma edip, tüm kaynaklarını ihraç ediyor, açlıktan ölen halka yiyecek bırakmıyor” sözlerini içeren protesto telgrafı idam edilmesine sebep olmuştur. 1933-39 arası dönemde Tatar cemaatinin önemli isimleri –ilk olarak din adamlarını da içermek üzere- çeşitli bahanelerle Orta Asya veya yurtdışına sürülmüş veya katledilmiştir. Sovyetlerin ne yaptıklarının ve bunun sonuçlarından memnun olmadıklarını 1935 tarihli “Kırım’ın Güney Sahilleri Ekonomik Planlama Raporu”nda geçen “1793-1935 arasında Ortodoksluk, hükümranlık ve milliyetçilik sloganlarıyla verimli arazilerin Tatarlardan gasp edilerek ebediyen kullanmaları için pomeşçiklere dağıldığı ve hükümetin zalim siyasetinin çeyrek milyondan fazla Tatarı yurt dışına kaçmaya mecbur ettiği” itirafından da anlaşılmaktadır.

Sonraki yazı: Büyük Tatar Sürgünü ve geri dönüş

Önceki yazı: Tatarlar ve Kırım Hanlığı

Kaynakça

Castagne, Joseph. “Le Bolchevisme et l’Islam: les organisations sovietiques de la Russie musulmane.” Revue du monde musulman 51. (1922)

Fisher, Alan W. Kırım Tatarları. Çev. Eşref B. Özbilen. İstanbul: Selenge Yayınları, 2009. ISBN 978-975-8839-65-5

Karpat, Kemal. Ottoman Population, 1830-1914: Demographic and Social Characteristics. Univer-sity of Wisconsin. Madison, 1985

Karpat, Kemal “Ottoman Urbanizm, The Crimean Immigration to Dobruca and the Founding of Mecidiye (1856-1878)” International Journal of Turkish Studies, III.1, Madison, (1985b): 1-19

Kırımal, Mustafa Edige. Der nationale Kampf der Krimturken. Emsdetten, 1952

Kırımal, Mustafa Edige. “The Crimean Turks”. In Isntitue for the Study of the USSR, Genocide in the USSR, Studies in Group Destruction. New York, (1958): 20-29

Kırımal, Mustafa Edige “Mass Deportations and Massacres in the Crimea” Cultura Turcica 1.2 (1964): 253-65

Kırımal, Mustafa Edige “Kırım Türklerinin 1917-1920 ihtilal yıllarında Milli Kurtulus Hareketi”. Dergi 48 (1967): 55-69

Kırımal, Mustafa Edige “Sovyet Rusya Hakimiyeti Altında Kırım”. Dergi, 49, 1967b

Kırımal, Mustafa Edige “Kırım Türkleri”. Dergi, 59, (1970): 4-23

McCarthy, Justin. The Ottoman Peoples and the end of Empire. Londra, 1981

Öztürk, Özhan. Pontus: Antikçağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi. Nika Yayınevi (3. Baskı) Ankara, 2016

Pipes, Richard. The Formation of the Soviet Union. Cambridge, 1957. s. 189-190

Takip, tavsiye ya da beğeni için