Kırım Savaşı nasıl başladı?

22 Haziran 1853’de Rus orduları savaş dahi ilan etmeden Eflak ve Boğdan’a girerken Çar bu eylemin savaş kabul edilmemesi gerektiğini o bölgedeki Hristiyanların güvenliğini sağlamak için işgali gerçekleştirdiği iddiasıyla Avrupa devletlerini oyalamaya çalışmış hatta Viyana’da konuyu tartışmak üzere sonuçsuz kalan bir konferans da toplanmıştır. Osmanlı devleti ise 4 Ekim 1853’te Rusya’ya bir nota vererek, Eflak ile Boğdan’ın 15 gün içinde boşaltılması istemiş ama bir sonuç alınmayınca savaş fiilen başlamıştır.

Kırım Savaşı

Kış şartlarından dolayı Balkanlarda meydana gelen çatışmalarda önemli bir sonuç

Don Cossacks on the Danubian front by Carol Szathmari.

Tuna nehri havzası cephesinde Don kazakları

alınamazken Sivastopol deniz üssünden Amiral Pavel Nakhimov komutasında yola çıkan Rus savaş gemileri 30 Kasım 1853 günü Sinop limanında demirli bulunan ve görevleri Batum’a mal taşıyan gemileri korumak olan Osmanlı donanmasına yoğun sisin yardımıyla ani bir baskın gerçekleştirerek ağır zayiat verdirmiştir.

Sinop Baskını, ahşap yelkenli savaş gemilerin 3 saat boyunca çarpıştığı son deniz muharebesi olmasının yanı sıra gülle yerine humbara[1] kullanılan ilk deniz muharebesi de olduğu için denizcilik tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. 7 savaş gemisi, 2 yelkenli korvet ve 3 buharlı gemiden oluşan ateş gücü yüksek Rus gemileri limana demirlemiş 7 yelkenli firkateyn, 3 yelkenli korvet ve 2 buharlı gemiden oluşan Osmanlı donanmasını gafil avlamıştır. Osmanlı bahriyelilerinin çoğunun acemi olmasının yanı sıra Sinop kalesinde topçular da hazırlıksız yakalanmıştı. Rusların kaybı 34 ölü ve 230 yaralı iken Osmanlı’nın kaybı 2.700 yaralı sayısı 556 idi. Rus donanması Sinop limanında 2 gün bekledikten sonra geri çekilmiş limana gelen İngiliz ve Fransız gemileri kentte meydana gelen hasarı saptamış 250 ağır yaralıyı tedavi için İstanbul’a götürmüşlerdir. Sinop baskınında sivillerin de öldürülmesi ve denize düşen Türk askerlerine merhamet edilmeden öldürülmesi gibi etkenler Batı basınına Rus barbarlığı olarak yansıtılmış ve Avrupa ülkelerinin Osmanlı’nın yanında savaşa girmeleri için kamuoyu yaratılmasını sağlamıştır[2].

Views of the ruined interior of the Great Redan, one of the six main redoubts which defended Sevastopol.

Sivastopol’ü savunan altı ana redoubttan biri olan Büyük Redan’nın yıkılmış iç görünümleri

İngiltere ile Fransa, Rusların şimşek hızıyla Osmanlı donanmasını yok ettiğini

A rather dapper 2nd Lt Leo Tolstoy in 1854 when he was part of the artillery, his experiences during the war made him a pacifist.

Savaş sırasında yaşadığı acı tecrübeler topçu subayı olan Leo Tolstoy’u pasifist yapmıştı, 1854.

görünce İstanbul’un düşmesinin de mümkün olabileceğini düşünüp tarafları uzlaştırmak istemişse de büyük avantaj yakalamış olan Rusya yapılan teklifi reddetmiştir. Bunun üzerine Çar’a Eflak ve Boğdan’dan çekilmesi ve Osmanlı sınırlarının bütünlüğüne saygı duyması konusunda ültimatom verilirken, Osmanlılar’dan da Hıristiyanların konumunun iyileştirilmesi talep edilmiştir. Ültimatomun reddedilmesi üzerine İngiltere, Fransa, Avusturya ve Sardinya Osmanlı safında savaşa katılarak donanmalarını Karadeniz’e göndermişlerdir.

Rus ordusunun Tuna cephesinde ilerleyip Silistre’yi kuşatması üzerine müttefikler Gelibolu’ya asker çıkarıp Varna’ya doğru ilerleyince Ruslar kuşatmayı kaldırmak zorunda kalmıştır. Sivastopol’u denizden ablukaya alan müttefikler Balaklava’ya da karadan çıkarma yaparak Sivastopol’a karadan saldırmak için ilerlemeye başlamış, Müttefik gemilerinin ateş gücü de Karadeniz’de ki Rus donanmasını yok ederek, Sivastopol’u terk etmeye mecbur bırakmıştır. Savaş sonucunda 30 Mart 1856 günü imzalanan Paris antlaşmasıyla Karadeniz ve Boğazlar’ın gerçek kontrolü Avrupalı güçlerin eline geçmiş, Ruslar’a Osmanlı’nın zayıflığından tek taraflı kazanç sağlayamacağı bildirilmiş, sahil devriyeleri dışında[3] savaş gemilerinin de yasaklanmasıyla Sinop baskınında yaptığı gibi Rusya’nın güneye inme yeteneği sınırlandırılmıştır. Karadeniz’de Rus donanmasının bulundurulmasını yasaklayan 13. madde 1860’ların sonlarında önce Rusya tarafından ihlal edilmiş, 1870 Prusya-Fransa savaşında, Osmanlı Devleti’nin dış politika dayanağı Fransa’nın mağlup olmasından sonra 31 Ekim 1870’de Ruslar tarafından tek yanlı kaldırılınca Osmanlılar bu oldubittiyi 13 Mart 1871’de Londra Konferansı‘nda kabul etmek zorunda kalmıştır.[4]

Crimean War of 1854

1854 Kırım Savaşı sırasında Rus Topçusu

Kınm Savaşı, Osmanlı Devleti ve müttefiklerinin galibiyetiyle neticelenmesine karşın, savaş masraflarının karşılanması için İngiliz ve Fransız bankerlerinden yapılan dış borçlanma[5] bir türlü ödenemeyince, 1874’de bütçe açığı 5 milyon altına ulaşmış, 6 Ekim 1875’de Osmanlı Devleti mali iflasını ilan etmiştir.[6] Ruslar ise Kırım yenilgisini iyi tahlil ederek başta Odessa, Kherson ve Nikolaev olmak üzere limanlar ile iç bölgeler arasındaki ulaşım sorunun yenilgiyi getirdiğini görmüş, ülkelerini demiryolu ağlarıyla örerken, limanlar arasında da buharlı gemi seferleri başlatmışlardır.

Rus Dışişleri bakanı Alexander Mihailoviç Gorçakov (1798–1883) Paris antlaşmasının feshini 1 yıl içinde büyük devletlere kabul ettirmesinin hemen ardından Karadeniz’de hizmet verecek zırhlı savaş gemilerinin inşasına başlanmıştır. Ruslar, donanmalarını hızla modernize ederken gerek Osmanlı imparatorluğunun buharlı gemileri benimsemekte geç kalması, gerek Yunanistan’ın kurulması yüzünden Doğu Karadeniz dışındaki en önemli denizci asker kaynağının yitirilmesi Osmanlı donanmasının gelişmesini engellemiştir. Buharlı gemilerin inşa ve satın alınması başladıktan sonra ise Karadeniz sahilindeki kömür madenlerinin İngilizlerin kontrolünde olması Osmanlı denizciliğinin gelişmesinin önüne stratejik bir engel olarak çıkacaktır. Rus rakibiyle kıyaslanınca görece zayıf olan Osmanlı’nın Karadeniz donanması, Tuna ile başkent İstanbul’da demirlemekte, İran yolu sayesinde canlanan Trabzon limanı dışında diğer Osmanlı ticaret merkezleri Rus limanlarıyla kıyaslanınca yerinde saymaktaydı. Bununla birlikte 1856’da yolsuzluk suçlamalarının bulunduğu Silistre ve Vidin valilerinin teftişleri için gönderilen ve 1864’te Silistre, Vidin ve Niş’in birleştirilmesiyle oluşturulan Tuna Vilayeti’nin başına getirilen Mithat Paşa’nın bölgede gerçekleştirdiği reformlar[7], Osmanlı’nın modernleşmesi için model olurken, Varna ve Köstence limanları hızla gelişerek Odessa’ya rakip olmaya başlamıştır. Güney Kafkasya’da ise Osmanlı-Rus ve İran ticaretlerinin kaynaştığı noktalar olan Poti ve Batum hızla gelişmişlerdir.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Notlar

[1] Humbara, demirden veya tunçtan dökülmüş, içi boş olarak hazırlanıp patlayıcı madde ile doldurularak düşmana el ile ya da toplarla ve havanlarla atılan bombaya verilen isimdir.

[2] Mençikov’un uzlaşmaz ve saldırgan tutumu İngiliz büyükelçi Canning’e Şark meselesini Avrupa’nın kontrolü altına alma yolunca önemli bir fırsat sunarken, Sinop baskını ile dengelerin değişmesi Fransa’nın da tarafsızlığını bozmuş, Osmanlı devleti desteklenerek Rusya’nın Akdeniz’e inme gayreti engellenmiştir. Elçinin 5 Kasım 1853 tarihli mektubunda Osmanlı Kaptan-ı Deryasının Karadeniz’e birinci sınıf firkateylerden oluşan bir filo göndermesini engellediğinden bahsetmesi ve baskından hemen sonra “Tanrıya şükür savaş başlıyor” sözleriyle açıkça sevincini belirtmesi filo baskınının İngilizlerce beklenen bir gelişme hatta tuzak olduğunu akla getirmektedir (Özcan, 1990: 140-42)

[3] Ruslara en fazla 6 gambot bulundurma hakkı tanınmıştır (Gromov, 1996: 216)

[4] Baykara, 1981: 14-15

[5] Savaş öncesinde 1852-53 bütçesi 21.420.797 kuruşluk açık verirken, 948.892.693 kuruş olarak kararlaştırılan 1853-54 bütçesinden 430.372.000 kuruş askeri harcamalara ayrılmış, buna rağmen ordunun silah, mühimmat ve iaşe harcamaları temin edilmemiş, 1853 Aralık ayına ait Bahriye askerlerinin maaşları ödenenemiş, 1854’de devletin iç borcu 15 milyon sterlini bulmuştur (Başbakanlık Arşivi, Ayniyat Defteri, Nr. 618, s. 99; Özcan, 2001: 247; Güran, 1988: 244; Kıray, 1993: 27)

[6] Kuran, 1976: 1009-1010

[7] Mithat Paşa, İngiliz şirketine Rusçuk-Varna Demiryolu’nu döşetmiş, boş arazileri tarıma açmış, Avrupa’dan tarım makineleri getirtmiş, Ziraat Bankası’nın öncülü sayılan Memleket Sandığı’nı kurmuş, vergi türlerini hafifleterek, toplanmasını kolaylaştırmış, Rusçuk’da Türk ve Bulgar gençlerinin eğitim göreceği okullar ve Islathane” adı altında sivil teknik okullar açtırmış, matbaa açılmasını sağlayıp Türkçe ve Bulgarca harflerle yazılmış kitaplar bastırıp dağıtmıştır.

Takip, tavsiye ya da beğeni için