Fındık, gürgengiller ailesinden, sert kabuklu bir meyve türü ve ağacına verilen isim olup, fındık (Ordu, Vakfıkebir), fınduk ve funduk (Trabzon) ve funduh (Yusufeli), Trabzon Rumcası leftokaria (Çaykara), t’khilis (თხილის), Lazca thiri, Hemşince gağin  (Hopa, Borçka) olarak bilinmektedir. Tüm dünyada 525.000 hektar civarındaki fındık üretim alanının %79.16’sı Türkiye’de, %6.47’si İspanya’da ve %2.47’si A.B.D.’de bulunmaktadır. (Latince Corylus Avellana (Almanca Gemeine haselnuβ, İngilizce Hazelnut, İspanyolca Avellana, avellano; İtalyanca Nocciolo (küçük ceviz) Comune; Holllandaca Hazelnoot, Fransızca Noisetier (küçük ceviz); Arnavutça Lajthi)

Fındığın çeşitleri

  1. Corylus avellana: Kafkasya’dan İtalya’ya kadar yabanilerine rastlanılan, Anadolu’da iseTrakya’dan Doğu Karadeniz’e kadar olan bölgede gözlemlenebilen en yaygın fındık türüdür. Güney batı Avrupa’da fındık tarımı İtalya’nın Camoania bölgesinde bulunan Abella şehrinde yapıldığından fındığa Abella cevizi manasına olarak (nux abellana) denilmekteyken zamanla avellana adını almıştır.
  2. Corylus Colurna (Karadeniz sahilleri, Trakya, Makedonya) bilinmektedir.

Bu fındık türü 1582 yılında İstanbul’dan Avusturya’ya götürüldüğü için Türk fındığı olarak da bilinmektedir.

  1. Corylus maxima (Balkan yarımadası, Doğu Karadeniz, İtalya)
  2. Corylus ferox (Çin, Tibet)
  3. Corylus chinensis Franch (Çin)
  4. Corylus pontica Koch (Doğu Karadeniz)
  5. Corylus heterophylla Fisch (Çin, Japonya)
  6. Corylus americana Walt (Kuzey Amerika)
  7. Corylus mandschurica Maxium (Mançurya, Kore)
  8. Corylus sieboldiana Blume (Japonya)
  9. Corylus rostrata (Kuzeydoğu Amerika)
  10. Corylus californica Rose (Kuzey Amerika)

 Türkiye’de fındık üretimi

Türkiye’de Ordu, Giresun, Trabzon, Sakarya, Bolu ve Samsun illeri başta olmak üzere

Fındık toplayan kadınlar, Giresun

12 ilde, toplam 3.150 köyde, yaklaşık 415.000 hektarlık bir arazide fındık tarımı yapılmaktadır ki bunların en önemlilleri şöyledir: Akçaabat, Akçakoca, Adapazarı, Akyazı, Alaplı, Araklı, Ardeşen, Arhavi, Arsin, Aybastı, Ayvacık, Bartın, Beşikdüzü, Borçka Bulancak, Cumayeri, Çağlayan, Çamaş, Çarşamba, Çarşıbaşı, Çaybaşı, Çaykara, Çilimli, Derecik, Dereli, Düzce, Esmahanım, Espiye, Eynesil, Fatsa, Fındıklı, Giresun, Gölköy, Gölyaka, Görele, Gülyalı, Gümüşova, Gürgentepe, Hendek, Ilıca, İkizce, Kabataş, Karasu, Keşap, Kocaeli, Kocaman, Konuralp, Korgan, Kumru, Of, Ortaköy, Ordu, Osmanlı, Maçka, Perşembe, Piraziz, Salıpazarı, Sürmene, Tekkiraz, Terme, Tirebolu, Trabzon, Uğurlu, Ulubey, Ünye, Vakfıkebir, Yağlıdere, Yığılca, Yomra.

Türkiye’de yetişen fındık çeşitleri:

Yuvarlak fındıklar

Tombul: Daha çok Giresun ilinde yetişen bu cinsin kabuğu açık parlak kahverengi ve ucundan gövdenin yarısına kadar kirli beyaz havlı, ortalama 17.58 mm uzunluk ve 17.04 mm genişliğinde olup, randımanı %50-52, yağ oranı %69-72’dir.

Fındık ayıklayan kadın işçiler

Palaz: Daha çok Ordu ilinde yetişen bu cins, ortalama 16.01   mm uzunluk ve 19.26 mm genişliğinde olup, randımanı %49-51, yağ oranı ise 64-68’dir.

Foşa: Daha çok Trabzon bölgesinde yetişen bu cinsin kabuğu kırmızımtrak kahverengi tonda, ortlama 17.87 mm genişliğinde olup randımanı %50-53 ve yağ oranı % 66.69’dur.

Çakıldak: Bölgede Ordu ilinde, Batı Karadeniz’de ise Delisava adıyla tanınıp yetiştirilmektedir. Ortalama 18.41 mm uzunluk ve 17,76 mm genişliğinde olup, randımanı % 52-54 ve yağ oranı %58-63’dür

Kalınkara: Diğer fındık cinslerinin yetişme-diği zayıf topraklarda gelişen, ortalama 19.27 mm uzunluk ve 19.03 genişliğinde bir cins olup randımanı %48-49 ve yağ oranı %59-64’dür

Giresun’da fındık pazarlığı

Kargalak: Trabzon ve Hopa dolaylarında ye-tişen bu cins, ortalama 18.58 mm uzunluk ve 23.75 mm genişliğinde olup randımanı %46-58 ve yağ oranı %57-63’dür

Uzunmusa: Ordu bölgesinde yetişen bu cin-sin kabuğu kırmızımtrak kahverengi renkli olup, ortalama ortalama 18.85 mm uzunluk ve 17.52 mm genişliğinde olup, randımanı %54-56 ve yağ oranı  %64-68’dir.

Mincane: Trabzon yöresinde yetişen, yüzeyinde kırmızı renkli çizgiler bulunan bir tür olup, ortalama 18.96 mm uzunluk ve 17.50 mm genişliğindedir. Randımanı %48-50 ve yağ oranı %59-65’dir.

Carcava: Sınırlı miktarda yetiştirilen bu fındık cinsi, ortalama 18.46 mm uzunluk ve 17.33 mm genişliğinde olup randımanı % 52-54 ve yağ oranı % 63-66’dır

Kan: Trabzon yöresinde rastlanan bu fındık türü ortalama 18.29 mm uzunluk ve 17.32 mm genişliğinde olup, randımanı %52-54 ve yağ oranı % 66-69’dur.

Sivri fındıklar

İncekara: Zayıf topraklarda kolaylıkla yetişebilen bir fındık türü olup, ortalama

Trabzon çuvallar fındık dolu

21.19 mm uzunluk ve 17.47 mm genişliktedir. Randımanı %50-52 ve yağ oranı %68-70’dir.

Kuş: Ortalama 19.08 mm uzunluk ve 16.28 mm genişliğinde olup randımanı % 49-51 ve yağ oranı %56-61’dir.

Sivri: Her fındık bahçesinde ratlanan bu fın-dık cinsi ortalama 20.71 mm uzunluk ve 14.88 mm genişliğinde olup, randımanı % 49-50 ve yağ oranı % 65-68’dir.

Acı fındık: Yaş iken acı olan bu fındık türü ortalama 18.68 mm uzunluk ve 16.63 mm genişliğinde olup randımanı %50-52 ve yağ oranı %63-65’dir.

Badem şeklinde fındıklar

Değirmendere: Trabzon Değirmendere’den adını almış olmasına rağmen, daha çok İzmit civarında yetiştirilmekte olup randımanı % 47-48 yağ oranı % 52-56’dır

Yuvarlak badem: Ortalama 24.35 mm uzunluk ve 15.14 mm genişliğinde olup, randımanı  % 51- 52, yağ oranı %58-61’dir.

Yassı badem: Düşük verimli olan bu fındık cinsi, ortalama 24.45 mm uzunluk, 14.93 mm genişliğinde olup, randımanı % 48-49 ve yağ oranı % 57-62’dir.

Fındığın tarihçesi

Doğu Karadeniz bölgesinde, Antik Çağ’dan günümüze dek yabani olarak bulunan

Kıyıdan açıkta bekleyen gemilere taşınan fındık çuvalları. Ordu, 1930’lar

fındığın, Trabzon’un doğusunda ticari olarak üretilmesi oldukça geç dönemlere rastlar. Bununla birlikte Trabzon İmparatorluğu döneminde Avrupa’ya ihraç edildiği bilinmektedir. Örneğin 17 Eylül 1405 tarihinde Trabzon’dan kalkan fındık yüklü bir Ceneviz gemiside ters rüzgârlar nedeniyle Akçaabat’a demirlemek zorunda kaldığı kayıtlıdır.  Ordu ilinde 1810’lu yıllarda yaygınlaşmış olan fındık tarımı batılı tüccarları hızla bölgeye çekmişse de ticari amaçla ekimin yaygınlaşması daha doğuda Rize civarında 19. yüzyılın sonlarını bulmuştur. Fındık h. 1890-1892 yılları arasında yetiştirilmeye başlanmış olup, bu konuda kimin öncülük ettiği bilinmemektedir. Bundan öncesinde ticari kıymeti anlaşılamayan fındık, çit olarak kullanılır ya da hububat türü ürünleri koruma amacıyla tarlaların kenarına dikilirdi. Sonraları özellikle 1914’den sonra çevreye yayıldı. Başka bir anlatıma göre Trabzon’da yetiştirilen fındık, bu tarihten sonra daha da doğuya doğru yayıldı. Rize’de 1890’lardan beri doğal örtüyü oluşturan kızılağaçlar kesilerek yerine 20. Yüzyıl başlarında fındık ağaçları 1950’lerden sonra komarlıklar ve mısır tarlaları yerine çay dikilmiştir.  I. Dünya savaşı yıllarında, Rus işgali altına giren Trabzon ve Rize göçmenlerinin de kente gelmesiyle beslenme sıkıntısı çekilen Ordu ve civarında ise tersine fındık ağaçları sökülerek yerlerine mısır ve patates ekilmiştir. 1938 yılında Giresun ve çevresindeki fındık bahçelerinin İmar ve İslahı Teşkilatı’nda görevli olan Zihnioğlu, bölgenin tek ve en değerli ürünü olan fındık bahçelerinin bakımsızlığını ve mahsulün düşük kalitede olmasının nedenlerini dile getirmiştir:

‘Her bahçede fındıkla birlikte kızılağaçlar da yetiştiriliyordu. Bu sebeple bahçeler adeta orman görünümündeydi. Fındık ocaklarının dipleri ışgın doluydu. Toprak sürülmüyor, bel ya da çapa yapılmıyor, ot içinde bırakılıyordu. Bahçeler başıboş ve sığırların otlak yeri olmuştu. Bu yüzden verim de düşüktü… Fındık ürününün kalite bozukluğundan çok şikayet vardı. Bunun nedeni, hasattan sonra ürünün iyice kurutulmamasıdır. Her bahçe sahibinin güneş alan bir harman yeri olması gerekirken, bu yoktu. Üstelik o dönemde, yaz mevsiminde herkes yaylalara gidiyordu. Köylülerin çürük ayı dedikleri Temmuz, Ağustos aylarında sığırlarını alarak, kıyının arkasına düşen yüksek rakımlı yaylalara göç etmeleri adet haline gelmişti. Fındık toplama mevsiminde geri dönen bu insanlar, fındıkları topladıktan sonra yaş ürünü evlerinin odalarına tıkıyorlar ve tekrar yaylaya dönüyorlardı… Yayla dönüşünde fındıklar sopalarla dövülerek kapçıklarından ayrılır ve hemen paraya çevirme gayretiyle pazarda satışa arz edilirdi’

Fındık kelimesinin kökeni

Antik çağdan itibaren Karadeniz’den pek çok tarım ürününün yanısıra fındığın

Fındık toplayan Giresunlu kızlar. Bu fotoğraf dönemin 5 liralık kağıt banknotlarının arka yüzünde kullanılmıştı

Yunan anakarasına ihraç edildiğini ve fındığı ilk gördüklerinde Yunanlıların ona Karadeniz cevizi anlamına gelen pontikón kárion (ποντικόν [κάριον]) adını verdiklerini bilmekteyiz. Yunanca pontikon kelimesi üzerinden Arapça aynı anlama gelen bunduḳ (بندق) veya funduḳ (فندق)  formunda girmiş oradan da Türkçe’ye ödünçlenmiştir. Türkçe en eski kayıt fınduk formunda 15. yüzyıl başlarında Hızır Paşa’nın Müntehab-ı Şifa adlı kitabında geçmektedir.

Doğu Karadenizlilerin fındık kelimesini ‘funduk’ şeklinde telaffuz etmesini Osmanlı yöneticileri bir çeşit test yöntemi olarak kullanmışlardır. Tuzcuoğlu isyanı sırasında Trabzon valisi isyana gönüllü katılan Oflularla, İspirli Memioğlundan korkup katılan İspirlileri ayırabilmek için, yakalanan esirlere ‘fındık’ demelerini emrediyor; funduk diyeni Oflu diye idam ettiriyor, fındık diyeni İspirlidir diye serbest bırakıyordu.

‘Fındık toplayan gelin/ Fındık dalda kalmasın/ Eyil bi yol öpeyim/ Ahdim sende kalmasın/ Fındık goydum sepete/ Yar oturur sepete/ Öle bi yar sevdim ki/ Şan versin memlekete/ Fındık dalı eymeli/ Fındığını yemeli/ Gomşu gızı varıken/ Kime boyun eğmeli/ Fındık dalda sararmış/ Yaprakları gararmış/ Yarım beni gaybetmiş/ Baççelerde ararmış/ Ey fındığım fındığım/ Dallarına gondum/ Gücükten bi yar sevdim/ Udur benim yanduğum’ (Ordu türküsü)

‘Bir fındığın içini/ Yar senden ayrı yemem/ Bugün gördüm yarimi / Öldüğüme gam yemem/ Aldır aslanım aldır/ Al yanakları baldır/ Kınalı ellerinle/ Beni uykudan kaldır/ Fındık toplayan gelin/ Fındık dalda kalmasın/ Gel biraz konuşalım/ Aklım sende kalmasın/ Aldır aslanım aldır/ Al yanakları baldır/ Kınalı ellerinle/ Beni uykudan kaldır/ Fındık dalda tekleme/ Kız fistanın ekleme/ Yarin gitti bu elden/ Gelir diye bekleme/ Aldır aslanım aldır/ Al yanakları baldır/ Kınalı ellerinle/ Beni uykudan kaldır’ (Giresun türküsü)

Fındık ve fındıkçılık terimleri

Acı fındık Erken olgunlaşan ve ikiz fındık da denilen bir fındık türü (Ordu)

Şelek adı verilen sepetleriyle fındık taşıyan Karadenizli kadınlar

Ambeliza, özellikle fındık dallarına musallat olan, çit sarmaşığıgiller ailesinden çiçekli bir bitki türü (Trabzon). Trabzon Şalpazarı’nda bürük ve patlavuç (çocuklar tarafından oyun amacıyla elde üzerine vurarak patlatıldığından) Giresun Görele’de patlayan çiçek adı verilmektedir. Karadeniz Rumcası ampelitza (αμπελίτζα) (Trabzon) formuyla kayıtlıdır.

Atlamak, Taze fındıkları yeşil kabuğundan, mısır koçanlarını yapraklarından, kuru fındığı kabuğundan ayırmak (Giresun, Trabzon)

Bahçe Fındıklık (Giresun, Ordu)

Bahçalamak, Fındık ocaklarını seyreklemek; ekili arazideki yabani otları ayıklamak; ekini seyreklemek (Giresun); baççalamak (Ordu)

Başaklama, fındık mahsülünün bahçeden, sahibi tarafından toplandıktan sonra, çocuklar ve komşuların arta kalanları toplaması işi (Ordu, Giresun). Ayrıca başak etmek (Şalpazarı), kanzilis etmek (Arsin); caleps etmek (Sürmene, Of) ve Lazca naekaskidu (Fındıklı) ve mlesiyu (Hopa) adlarıyla da bilinmekteydi. (Ayrıca Oku: Başaklamak)

Çeç, ayıklanmış, kabuğu çıkartılmış fındık anlamına gelmekte olup (Ordu, Giresun, Trabzon) gerek Karadeniz Bölgesi gerekse Anadolu’da ceviz ve kabuğu soyulmuş mısır için de kullanılmaktaydı. Lazca çeçi, Hemşince çeç, Doğu Anadolu’da çec Erzincan, Malatya, Sivas) formları kaydedilmiştir. Çeç kelimesi ayrıca Giresun’da ‘bozuk para’, Rize, Artvin, Elazığ, Malatya, Sivas, Kayseri ve Gümüşhane’de ‘içinde bal olmayan, dalak halindeki petek’, Artvin, Tunceli, Niğde ve Adana’da ‘üzümün suyu alındıktan sonra geriye kalan posası’ anlamları da kayıtlıdır. Ermenice çeç ‘gözenek, bal beteği’ kelimesi ile ilişkili olduğu iddia edilmiştir. Çeç etmek ‘fındığı kabuğundan ayıklamak’ anlamına gelmektedir.

Çotanak veya çötenek Bir dalda bulunan fındık demeti, fındık kümesi (Giresun). Anadolu’da çıtanak ‘portakal ve elma gibi meyvaların bir dal üzerinde bir kaç tanesi bulunarak hevenk halini almış olması”’ (Seyhan Dörtyol) ve Ordu’da ‘küçük dal’ anlamları kaydedilmiştir.

Döşürmek, Fındık veya meyva toplamak, devşirmek (Trabzon, Giresun, Torul, Kürtün): ‘Yayla mantarlarını/ Gel döşüre döşüre’ , ‘Gomar yapraklarını/  Döşürdüm elek elek’ . Döşürmek veya deşürmek (Trabzon), teşürmek veya toşurmek (Akçaabat, Tonya, İkizdere): ‘Funduk yabrağı yeşil/ Teşur küzelim teşur’ (Tonya). Erzurum’da döşürmek, Anadolu’da deşirmek ‘toplamak, devşirmek’ (İzmir, Konya, Nevşehir) anlamlarıyla kayıtlıdır.

Fındık dişi veya funduk dişi büyük azı dişleri; çiğnemeyi sağlayan en arka diş gurubunun adıdır (Trabzon, Rize): ‘Düfeğumun kurşumi/ Ben bilirum işimi/ Kirmizi yanağuna/ Kirdum funduk dişumi’. Trabzon Rumcası masader (Çaykara).

Fındık dolması, asma, karalahana veya pazı yaprağını içerisine kavrulmuş fındık, bİber ve soğan karışımı doldurulup suda pişirilmesi suretiyle hazırlanmaktadır (Giresun)

Fındık ezmesi, Fındığın şekerle birlikte döğülüp toz haline getirilmesi suretiyle hazırlanıp çocuklara verilirdi (Trabzon, Giresun, Ordu)

Fındıklı muhallebi, Süt içerisine şeker, buğday unu ve ince öğütülmüş fındık eklenip pişirilmesiyle pişirilmektedir  (Giresun, Ordu)

Gavsun, Taze fındık tanelerini saran yeşil kabuğun adı olup, gavsun (Giresun), kavsul (Giresun), gavsuk (Şalpazarı) ve kavsuk formları kaydedilmiştir. Anadolu’da ‘mısır koçanının dışında bulunan yeşil kabuk’ anlamında gavsal (Sinop) ve kestane anlamında gavsak (Denizli), gavşak (İnebolu, Çanakkale,  Zonguldak) formlarında kaydedilmiştir.

Hollamak Fındık, ceviz gibi çekirdekli besin maddelerinin kabuğunu soyarak içini çıkartmak (Giresun )

Hoznoş, fındığı saran yeşil dış kabuğun kuruyup kahverengi renge bürünmüş hali (Trabzon)

İstemi, sepet yapımında kullanılan, kondak adı verilen fındık çubuklarının, kenarlarındaki kabuk kısmı (tomaçiler) çıkarıldıktan sonra ortasında kalan yuvarlak bölümün adıdır (Trabzon, Rize). İstemiler, ortadan ikiye ayrılarak sepete boyuna yerleştirilir, etrafına enine doğrultuda tomaçlar örülürerek sepet yapılırdı. Bkz. Temeçi

Kafkal, fındık kozalağı; yeşil dış kabuğu içindeki fındık salkımı anlamına gelip, (Trabzon), ayrıca ‘ipek kozası’ 8Rize9, ‘iri, patlak gözlü’ (Tonya) anlamları kaydedilmiştir. Giresun’da çotanak olarak bilinmektedir. Orta dönem Yunanca kafkalion (καυκούλιον το), Modern Yunanca kofkoli (κουκούλι) ‘koza’ anlamına gelmekte olup, Karadeniz Rumcasında kafkal (καυκάλ) formunda ‘fındık kozası’ anlamıyla derlenmiştir (Sürmene). Arnavutça’ya kafki ve Gürcüce’ye Katxa formlarında geçmiştir.

Kaful, Küme halinde bitki topluluğu, çalılık; fındık ocağı (Trabzon, Rize): “Ayaunda çabula/ Sefa geldun abula/ Sen kidda kızın kelsin/ Atlıyalım kafula”. Atasözü: Saymaduğun kafuldan tavşan çıkar (Akçaabat)

Kanzi, fndık, ceviz gibi yemişlerin kabuğundan ayrılmış yenilebilen iç kısmı  (Trabzon, Rize). Karadeniz Bölgesinde ayrıca ‘ceviz içi’, ‘sarmısak tanesi’, ‘meyve dilimi’, ‘boyuna yarılarak ikiye ayrılmış kütük’ ve ‘kendir liflerinin dirsekle el arasında sarılması ile yapılan bağ’ anlamlarında kullanılmaktaydı. Trabzon Rumcası, Gürcüce ve Lazca’da da kanzi formunda aynı anlamda bulunan kelimenin kökenini Tzitzilis Yunanca kanthos (κανθος), Orta dönem Yunanca ‘göz kenarı’ anlamındaki katzion (κατζίον) kelimesine bağlamıştır.

Kanziye, fındık fabrikasında fındık içinin kabuğundan ayrıldığı bölüm (Giresun)

Kanzimitra, Dermaptera ailesinin 1.100 çeşidinden bir böcek türü olan kulağakaçan böceğinin (Latince Forficula Auricularia) Trabzon’daki adıdır. Yörede sıklıkla çürük fındık içinde bulunduğundan kanzimitradan korunmak için için, yeni toplanmış fındığın bulunduğu odada yatılmazdı. Trabzon Rumasında saliguthra (Çaykara), Trabzon Şalpazarında ise çatal böceği adı verilmektedir.

Karamuk, meyvası olgunlaşmadan bir hastalık sonucu kararan fındık içinin adı olup (Ordu, Tirebolu)  sarı karamuk (Fındık içine koyu sarı bir leke olması, ayrıca tadı da acıdır) ve kara karamuk (Fındık içinin tamamen kararmış olmasıdır) iki çeşidi vardır. Vücutta çıkan siyah kabarcıklara da karamuk adı verilmekte olup (Ordu) Anadolu’da sıkça rastlanılıp halk hekimliğinde kullanılan, Erzincan civarında ekşili adlı bulgur çorbasına katılan, yörede ise Kelkit ilçesinde kilim yapımında kullanılan iplikleri boyamak için kullanılan kök boya bitkisi olan bir çeşit çalıya denilmektedir. Divanü Lugat’it-Türk’te iyilik yaparken seçici olmamız gerektiğini öğütleyen bir atasözünde de geçmektedir: ‘Buğday yanında karamuk da sulanır’. Yemeklerde ve halk hekimliğinde de kullanılan karamuk tohumunun şekline öykünerek Giresun ve civarında anlam genişlemesine uğrayan kelime, sadece siyah renkli olgunlaşmamış fındık anlamına gelmektedir. Yakın anlamları karşılayan goruk, soğuleş (içi boş fındık), kelez (içi çürümüş fındık) gibi aynı yörede kullanılan diğer kelimelerle karıştırılmamalıdır. 13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda kara:muk (Hakaz, Çağatay, Osmanlı) geçmektedir. Anadolu’da Lolium temulentum (karaçayır, delice otu), Agrostemma githago (katır çiçeği), Melampyrum arvense (inek buğdayı) otlarının tümü karamuk olarak adlandırılmaktadır.

Karkalak, Trabzon ve Hopa civarında yabani olarak yetişen, iri yuvarlak meyveli, kalın kabuklu, randımanı düşük bir fındık cinsidir. Yunanca ‘sert’ anlamındaki karkaros (κάρκαρος) kelimesini ile ilişkilidir.

Kelez, içi çürümüş fındık (Giresun)

Kobal, Çamaşır dövmek amacıyla kullanılan sap kısmı avuca gelecek şekilde dar, uç kısmı ise geniş ve yassı ahşap aletin adı olup, bölgede kobal, kopal, kopali adlarıyla da bilinmekte fındık kırmak amacıyla da kullanılmaktaydı.

Kötmek, kurumuş fındık kökü (Giresun)

Kukari, meyve, fındık vs. toplamak amacıyla ağaç dallarını eğmeye yarayan, yakşalık 2 m boyunda ucu çengel şeklinde kıvrık budaklı ağaç dalı olup ocak zincirinin ucuna bağlanarak kazan asmak içinde kullanılabilirdi. Trabzon’da gugar, kukar, kukara ve kugar, Rize’de kukari, Samsun’da kokar, Hemşin’de gogari Lazca kokari formlarında kaydedilmiştir. Ayrıca Yusufeli’nde kavçan, Erzurum Olur ilçesinde kavçon, Bayburt’ta gagart, Hemşince edevskuş (Hopa Kemalpaşa) adlarıyla bilinmekteydi. Trabzon Rumcası kambur anlamında kukurus kelimesiyle ilişkili olan kelime, Sırp Hırvatça kùkara, Ermenice gogar ve kukar (Trabzon) formlarında tespit edilmiştir.

Gerevi Dal çekmek için kullanılan ucu kanca şeklinde kıvrık 2-3 metrelik ağaç dalı (Samsun, Sinop, Ordu Espiye, Yağlıdere, Samsun, Sinop, Ordu); garavu (Vakfıkebir, Beşikdüzü), gerü SD 618 (Samsun); geroç (Hemşin), Kereç (Çamlıhemşin); gerüğ (Ordu), Kevük (Kastamonu, Çarşamba, Sinop), Gevcen (Samsun), gevik (İnebolu), geğik (Zonguldak), girve (Ünye) formları kaydedilmiştir.

Geroç Dal eğmek için kullanılan ucu kanca şeklinde eğrı sırık (Çamlıhemşin), ḳereç (Çamlıhemşin), geroc “meyva toplarken yüksekteki dalları yaklaştırmakta kullanılan ucu eğri çubuk” (Rize Kaptanpaşa), gerö “ocakta yemek pişirmek için kazanın takılduğı ucu çengelli ağaç” (Ordu), ger “çengelli iğnelerin ucundaki tel çengel”, (Gümüşhane, Kars, Erzincan, Sivas), gerō (Ordu)

Kavçan Dal eğmek amacıyla kullanılan ucu kanca şeklinde budaklı ortalama 2 m boyunda ağaç dalı ya da sopa (Yusufeli)

Liğar, sepet yapımında kullanılan ve enine yerleştirilen kabuğu soyulmuş fındık çubuğunun adı olup (Trabzon) aynı zamanda ‘kaburga kemiği’ anlamına gelmekteydi. Rize’de temeçi olarak anılmaktaydı.

Litropi fındığı, erken olgunlaşan bir fındık cinsi (Rize)

Miras, yuvarlatılarak bilye haline getirilmiş ceviz veya fındıkla oynanılan bir çocuk oyunu (Giresun, Trabzon, Rize)

Nişan Fındık çiçeği (Trabzon)

Ocak, ‘fındık eşkinlerinden meydana gelen küme’, ‘ev içinde ateş yakılarak, tavandaki ahşap direklere zincirle bağlanmış bir kazan içinde yemek pişirilen yer’ ve ‘bitki dikmek için tarlada açılan çukur’ (Trabzon) anlamlarıına genişleyen kelime aynı zamanda Türkçe ‘aile, soy, sop’ anlamındadır. Türkçe’nin en eski kayıtlarında oçok/oçak formunda ve “ateş yakılan yer” anlamıyla kayıtlıdır (Ugurca oçok, Hakazca oçok, Çağatayca ocağ/ocak, Kumanca oçak, Osmanlıca ocak). Karadeniz Rumcasına ocakin (οτζάκιν [Giresun]), ocak (Gümüşhane), ocag (Ordu, Gümüşhane) ve ocah (Ordu, Trabzon, Gümüşhane) formunda geçmiştir.

Patos, fındık ayıklamak için kullanılan makine (Ordu, Giresun, Batı Trabzon),

Pürçek, fındıkların salkım salkım sallanan erkeklik uzvunun adı olup (Giresun) ayrıca ımsır püskülü de (Ordu, Giresun, Safranbolu, Zonguldak) hatta Anadolu’da saç kahkülü (Ankara, Malatya, Kayseri, Konya, Sivas, Gaziantep), “soğan ve pırasanın püsküllü kökü” (Çanakkale, Afyon, Tekirdağ), “beygirin topuğunda çıkan kıllar” (Çanakkale) ve “başörtülerin kenarlarına yapılan oya” (Kütahya) aynı adla anılmakaydı. Erzurum’da punçah formunda ‘püskül’, Rize’de punci formunda bir kaçfındığın birarada bulunduğu dalcık” , Ermenice ‘demet, salkım’ anlamında punj formları tespit edilen kelime 13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda bürçek  (Hakaz, Kıpçak, Osmanlı) olarak geçmektedir. Divan-i Lugat-it Türk’te (1070) bürçük/bürçek formunda ‘saç büklümü, kıvırcık’ anlamında kayıtlı olup Orta Farsça (Pehlevice veya Partça) aynı anlamdaki purzah kelimesiyle ilişkili olduğu iddia edilmiştir.

Bilmece: ‘Sonbaharda pürçeklenir/ İlkbaharda çiçeklenir/ Yaz kış gemilere yüklenir/ Bilin bakalım bu nedir (fındık)’

Temeçi, sepet yapmak amacıyla boyuna yarılan fındık dalı /kondarisinin her bir parçasının adıdır. Fındık çubuğunun ucuna yakın kısmı bıçakla kertilir, çubuk aynı yerden dizde bükülür, yine aynı yerden kesilerek uzun ve yassı şeritler çıkarılırdı. Kondaktan elle üretilen bu uzun ve yassı şeritlere tomaç (Çayeli), temeçi ve temeci (Güneysu) veya temeç (Sürmene) denir. Tomaçın bir tarafında ya da kenarlarında renkli kabuk kalır. Bunlar bıçakla yontulur, temizlenir, böylece tomaçın her yanı beyaz hale getirlirdi. Kelime aynı zamanda ‘kaburga kemiği’ ve ‘kaburgaları sayılacak derecede zayıf kişi’ anlamalrında da kullanılmaktaydı. Antik Yunanca ‘dilim’ anlamına gelen temahizo (τεμαχίζο) kelimesiyle ilişkili olup, Yunanca /h/ Karadeniz Rumcasında /ş/  sesine palatize olmaktadır.Trabzon’da liğar adıyla bilinmekteydi.

Züluf, fındık ve fasülyenin yeşil renkli dış kabuğunun adı olup, zülüf, zülüf ve culuf (Trabzon, Rize), zulfan, culfan, sulfan (Akçaabat) formalrında kaydedilmiştir. Kelime aynı zamanda ‘yanağa doğru düşen saç perçemi’ anlamına gelmektedir: Keseyim zülüfünü/ O kırmızı yanağa/ Bakamayum saha/ Kalirum günaha” (Rize). Farsça zulf kelimesinden Türkçe ve Karadeniz Rumcasına Karadeniz Rumcası zilifin (ζιλιφίν [Giresun]), zilif (Ordu), zuluf (ζουλούφ [Trabzon, Gümüşhane]), ċuluf (τζοyλύφ [Santa, Gümüşhane]) formlarında ödünçlenmiştir.

Soguleş, içi boş fındık anlamına gelen kelime (Giresun) bölgede ‘inek, koyun, keçi gibi süt veren hayvanların zamansız sütten kesilmesi’ anlamında kullanılan soğulmak kelimesi ile ilişkili olmalıdır.

Taraks etmek, Fındık harmanını karıştırarak alt üst etmek (Trabzon)

Topur, fındık çotanağı ‘Topurlar patozda ayıklanıyor’ (Giresun)

Zirizop, çocukların taze fındık ya da kızılağaç dalının içini çıkartarak kabuğundan yaptıkları düdük adı (Giresun) Trabzon’da zimbon, Şalpazarında zipçuk adıyla bilinmekteydi.

Zon, sepet örmede kullanılan, yontulmuş, ince fındık dalı (Torul, Trabzon) olup, Ermenice aynı anlamda con kelimesi Trabzon’dan derlenmiştir.

Futihtra Fındığa dadananarak zarar veren, yeşil renkli, pis kokulu küçük bir böcek adı (Trabzon Of, Çaykara, Sürmene) olup, Trabzon Rumcası futihtra ‘osuran böcek’ anlamına gelmekte yarıca fındık kokarası olarak da bilinmektedir (Latince Palomena Prasina).  Mart sonu veya Nisan başı gibi hava sıcaklığının 20 °C ye yaklaştığı dönemde yuvalarından çıkar ve hemen çiftleşerek, 14-28 li diziler halinde açık yeşil renkli yumurtalarını fındık çapraklarının altına bırakırlar. 8-10 gün içinde yumurtadan çıkan yavrular 2 ay sonra ergin olacaklardır. Zararlı, fındık normal iriliğine ulaşana  kadar  geçen  dönemde  emgi  yaparsa sarı karamuk, fındık normal iriliğe ulaşıp içi doluncaya kadar olan dönemde emgi yaparsa, kara karamuk, fındığın iç doldurduğu dönemde ise biçimsiz fındık içlerinin oluşmasına sebep olur.

Kaynakça

ATILCAN, İ. C. (1977), Erzurum Ağzı, Halk Deyimleri ve Folklor Sözlüğü. İstanbul. s. 44

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul. s. 602

CAFEROĞLU, A. (1946; 2. Baskı 1994), Kuzey-Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. İstanbul. s. 59, 179, 320

ÇELİK A. (1999), Trabzon-Şalpazarı Çepni Kültürü. T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları. Trabzon. s. 557

COŞKUN, O. (2002), İkizderemiz. s. 53

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden. s. 152, 179

DEMİR, N. (2001), Ordu İli ve Yöresi Ağızları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. s. 335, 345

DUMAN, Mustafa (1989). “Hamamizade İhsan’ın Derlediği Trabzon Manileri.” Trabzon 88-89 Kültür-Sanat Yıllığı. s. 25-84

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 83, 189, 241

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 195, 243, 258, 283

GÜLENSOY, T. (1985), Trabzon Yöresi Türküleri. Anadolu Sanat Yayınları. İstanbul. s.22

Her Yönüyle Güneysu Rize (1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul. s. 406

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 170, 171

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 219

ÖZCAN. S (1990), Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı. s.447

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 343, 596, 852, 1172, 1378

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. I: 53, 338, 430

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara. s. 4394

TÜRKYILMAZ, H.İ. (1995), Dünden Yarına Tüm Yönleriyle Eynesil. Eynesilliler Kültür ve yardımlaşma derneği. s. 182, 183

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen. s. 60

URAZ, M. (1933), Halk Edebiyatı Şiir ve Dil örnekleri. Suhulet Kütüphanesi. İstanbul. s. 489

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 175, 300

ZİHNİOĞLU, A. (1998), Bir Yeşilin Peşinde. Tübitak. Ankara. s. 1-2

Takip, tavsiye ya da beğeni için