Makale: Özhan Öztürk

Osmanlı döneminde Anadolu Rumları kendilerini “Sinasoslular, Karamanlılar” gibi köy, mahalle ve cemaatlerinin yanı sıra Küçük Asyalılar (Mikrasioni), soydaşlar (omogeneis), vatandaşlar (patriotes) ve halk (ethnos) olarak tanımlarken Müslüman Türkleri “Osmanlılar” (Othomani) veya “farklı inançlılar” (allothriskoi) olarak adlandırmaktaydı[1].

Rum, Grek ve Elen kelimelerinin anlam ve etimolojisi

Bugün Kendilerini “Helenler” (Hellenes) Ortaçağ’da yaşamış atalarını ise “Bizanslılar” (Byzantioi) olarak adlandıran Yunanlılar ise 11. Yüzyıla dek kendilerini “Rumlar” (Romaioi) veya “Grekler” (Grakioi) bu tarihten sonra ise Helenler olarak tanımlamış, hiçbir dönem Bizanslı tanımını kullanmamışlardır[2]. Ülkelerini “Romi[3]” (Roma) olarak adlandırlan Rumların aksine “Bizanslılar” (Byzantinos) kelimesi ilk olarak Alman tarihçi Hieronymus Wolf tarafından 1572 tarihinde kullanılmıştır. Wolf böylece “Kutsal Roma-Germen İmparatorluğunu” ön plana çıkarırken Ortodoks Rumların varisi olduğu gerçek Roma imparatorluğunu küçümsemeyi amaçlamış, Batı icadı bu terim gariptir ki sonradan Yunanlı ve Türk tarihçiler tarafından da pek sorgulanmadan benimsenmiştir.

Rum ve Urum terimleri

19. Yüzyılda milliyetçi akımlar ortaya çıkana değin Osmanlı ve Rum toplumları ne kendileri ne de karşıtlarını “etnik” açıdan karşıt olarak görmemiş, ayrımlarını “din” ekseninde yapmıştır. Doğu Roma İmparatorluğunun egemen olduğu bölgeye “Romania”[4] adını veririken topraklarında yaşayan Roma vatandaşları kendilerini Romalı anlamında “Romaioi” olarak tanımlamıştır. İlk olarak Sasanilerce kullanılan “hrôm” kelimesi hem Roma devletini hem de halkını tanımlamaktayken Arapça’ya al-Rûm formunda geçmiş hatta Kuran ve Hz. Muhammed’in hadislerinde bu formda kullanılmış, Araplar, Bizans topraklarını “Bilad ür Rum”[5] veya “Memleket ür Rum” terimleriyle tanımlamıştır. Türkmenler, Anadolu’nun Yunanca konuşan Hristiyanlarını “Rum” veya “Urum”, 15. Yüzyıldan itibaren ise Balkanların güneyini Rum diyarı anlamına gelen “Rumeli”[6] olarak isimlendirmiştir. 13. Yüzyılda İbni Bibi hem Bizans topraklarını (Romania) hem de Müslüman Anadolu’yu dahası Bizanslı ve Türkmenleri ayrım yapmadan “Rum” olarak tanımlamıştır. İlginç olan nedenlerini Osmanlılar bölümünde izah etmeye çalıştığım gibi Osmanlı yönetici sınıfı da neredeyse 20. Yüzyıla dek kendini Rum olarak görmüş ancak Batılılaşma ile birlikte iki toplumun birbirini, kendilerine Frenklerin hitap ettiği şekilde “Yunan” ve “Türk” olarak tanımlamaya başlamıştır.[7] Osmanlı/Türk resmi terminolojisinde ise Mora’da egemen olunduğu dönemde tıpkı Anadolu’dakiler gibi Rum olarak adlandırılan yerli halka ancak 1821 sonrasında “Yunanlı”, Anadolu ve Kıbrıs’ta yaşayanlara ise günümüze değil “Rum” denilmiştir.[8]

Osmanlı idari sitemi içerisinde “Rum milleti”

Osmanlı idari sitemi içerisinde “Rum milleti” olarak adlandırılan halk, Antik çağda Yunanistan’dan Anadolu’ya gelerek kent devletleri kuran Yunanlılar, Anadolu’nun yerlisi olduğu halde Hristiyanlıkla birlikte Yunan dilini benimseyen Anadolulu Roma vatandaşları ile 19. Yüzyılda Yunan adaları ve anakarasından iş bulmak için Ege kıyılarına yerleşen Yunanlılar’ı hatta 11. Yüzyıl öncesinde Trakya ve Anadolu’ya yerleşirken Ortodoks Hristiyanlıkla birlikte Yunan dilini de benimseyen bazı Türk veya Slav kabilelerini bile kapsamaktaydı. Sözgelimi 687’de II. Justinianus,  Bulgaristan seferine çıkarak Selanik’e dek ilerlemiş kalabalık Slav toplulukları aileleriyle birlikte Anadolu’ya Opsikion Theması’na[9] sürmüştür[10]. Bizans ordusuna 30 bin asker verebilecek büyüklükteki bu kitleye 756’da bu sefer Bithynia’ya yerleştirilen 208 bin kişilik[11] yeni bir Slav kitlesi eklenmiştir ki çoğunun zamanla Rum toplumunun bir parçası olduğuna şüphe yoktur.

Büyük İskender’in Pers İmparatorluğu’nu yıkıp, Anadolu’ya girmesinin ardından Helen kökenli olmamakla birlikte büyük ölçüde Helenleşmiş olan Makedonyalı yöneticiler (Diadoklar) ile Pontus kralları Mithridatlar Anadolu’da o çağın en yüksek kültürü olan Helenizm’i benimseyip yayılmasını hızlandırmışlardır. Yine de Helenizm’in Anadolu sahillerinden çok da içeri sokulduğunu söylemek mümkün değildir: Roma egemenliği başlarken Anadolu’da kendi dilini konuşan ve Helen kültürüne oldukça uzak pek çok halk yaşamaktaydı[12]. Bununla birlikte Roma İmparatorluğu, Yunanistan ve Anadolu’da “Colonia” ya da imparatorlarının adını verdikleri yeni kentler kurup, buralara emekli askerler yerleştirmişlerse de Latinleştirme’ye çalışmamış, Roma’nın doğu eyaletlerinde Yunanca’nın egemenliğini kabul edip, devletin resmi dili ilan etmiş[13] bu uygulama Anadolu’nun büyük ölçüde Rumlaşmasına yol açmıştır.

Anadolu ve Trakya Rumlarının büyük bölümü Anadolu Beylikleri ama özellikle Osmanlı döneminde kitlesel ve bireysel ihtidalarla İslam’a geçerek egemen “Osmanlı Milleti”nin bir parçası olurken, 20. Yüzyıla gelindiğinde Yunan anakarasının dışında ancak Anadolu’nun Ege ve Doğu Karadeniz sahillerinde İzmir ve Trabzon gibi kültürel ve etnik açıdan Rum kalabilmiş birkaç yerleşim kalabilmiştir.

İstanbul’un 1453’de fethinden sonra II. Mehmet Gennadius’u patrik olarak atayarak “Rum Milleti” olarak tanıdığı Ortodoks Rum cemaatinin Osmanlı yönetimine itaatine yardımcı bir dini bir müessese oluşturmuştur. Osmanlı İstatik-i Umumisi’ne göre 1897’de imparatorluk topraklarında toplam nüfusun % 13.49’una denk gelen 2.569.912 Rum yaşamakta olup, bunlar özellikle ticaret, taşımacılık, bankacılık ve endüstri gibi sektörleri ellerinde tutmaktaydılar.

Trakya Rumları

Soteriadis, 1912 yılında Edirne vilayetinin sancaklarından Edirne’de 113.284, Kırk Kilise’de 76.502, Rodosto’da 55.550, Gelibolu’da 70.431, Dedeağaç’ta 28.851, Gümülcine’de 21.745 olmak üzere toplam 336.745 Rum yaşadığını bildirmiştir[1] ki aynı vilayete yaşayan 508.311 Türk’e oranla Rumların sayıca az olduğu görülmekle birlikte Gelibolu ve Kırkkilise’de Rumlar çoğunluktaydı. Ayrıca İstanbul vilayetinin sancaklarından (45.580), Pera (175.200), Küçük Çekmece (14.495), Çatalca (32.225), Büyük Çekmece (11.681), Silivri (10. 851), Üsküdar (34.640), Kartal (9.670), Adalar (10. 250), Beykoz (2.597), Şile (9.300), Çanakkale (1.284), Ezine (6.900), Bayramiç (1.000), Biga (9.100), Ayvalık (4.330) ve İzmit sancağının kazalarında (73.134) toplam 364.459 Rum yaşamaktaydı.

Sonuç olarak 1912 yılında Rumlar 1.026.973 kişinin yaşadığı Edirne vilayetinde toplam nüfusun % 36,67’sini, 1.173.673 kişinin yaşadığı İstanbul vilayetinde ise nüfusunun % 31’ini teşkil etmekte ve her ikisinde de Türklerden sonra ikinci büyük etnik/dini topluluğu oluşturmaktaydı. Savaş, göç ve sürgünler yüzünden 1912’den sonra özellikle 1914 ve 1918 tarihleri arasında Rum nüfusu önemli oranda azalmış olup, Fener Rum Patrikhane’sine göre 1. Dünya savaşı döneminde denk gelen bu tarihlerde Trakyalı Rumların nüfusu şöyledir[2]:

Bölge adı 1914 1918
Edirne (Αδριανούπολη) 51,196 33,862
Enez (Αίνος) 10,057 4,975
Vize (Βιζύη) 28,783 0
Gaziköy ve Hoşköy – Ganos (Γάνος ve Hora (Χώρα) 14,861 7,843
Terkos (Δέρκοι) 25,937 12,395
Marmara Ereğlisi (Ηρακλεία) 74,036 22,267
Gelibolu (Καλλίπολη) 32,825 0
Mürefte (Μυριόφυτο) 17,594 13,534
Kırklareli (Σαράντα Εκκλησιές) 25,427 10,434
Silivri (Σηλυβρία) 13,878 10,919
Çorlu (Tυρολόη) 16,735 3,020

[1] Soteriadis, 1918: 5,6

[2] Puaux, 1919: 9

Marmara Bölgesi Rumları

1912 yılında Bursa vilayetinin Bursa (82.505), Balıkesir (150.946), Bilecik (26.970), Afyonkarahisar (1.200) ve Kütahya (16.800) sancaklarında toplam nüfusun % 17.7’sine denk gelen 278.421 Rum yaşamakta ve Türklerden sonra ikinci büyük etnisiteyi oluşturmaktaydı[14]. Kastamonu vilayetine bağlı Bolu sancağında ise çoğu Karadeniz Ereğlisi’nde olmak üzere (3.845), Bartın (712) ve Bolu’da (450) toplam 5.007 Rum yaşamakta olup, sancak nüfusunun ancak % 1.5’ini oluşturmaktaydı.

Batı Karadeniz Rumları

1912 yılında Kastamonu Vilayeti’nin Kastamonu (10. 783), Küre (1.143) ve Sinop (7.986) sancaklarında Türk nüfusa oranla oldukça az sayıda Rum yaşamaktaysa da Kastamonu’da % 3.1, Küre’de % 0.68, Sinop’ta % 6’lık nüfus oranlarıyla Rumlar Türklerden sonra ikinci büyük etnik grubu oluşturmaktaydılar.

Doğu Karadeniz Rumları

Kolhis’in batısında Laziler’e komşu olarak Pontus topraklarında yaşayan Romalılar,

Osmanlı döneminde Doğu Karadeniz Rumları

en azından MS 6. Yüzyılda Prokopius döneminde döneminde “Pontik” olarak adlandırılarak özel kimliklerini kazanmışlardır[1].

Karadeniz Rumlarının etnik geçmişi önemli ölçüde Anadolulu’nun arkaik halklarına dayandığı açıkça anlaşılmakla birlikte Rumlaşma sürecinin çoktan tamamlandığı Ortaçağ’da bile Yunanca olmayan isim ve soyadları kullanıldığı görülmektedir. Bryer, Maçka Vazelon Manastırı’nın “acts” defterlerinde geçen Rum isimlerinden ancak %47.3’ünün standart Yunanlı isimleri olduğunu geri kalan % 52.7’nin isimlerinin tanımlanamadığını ve Yunan kökenli olmadığını ileri sürmüştür[2].

Moskova Devlet Üniversitesi’nden Rustam Shukurov ise Vazelon Acts defterleri, imparatorluk fermanları ile bazı kitabe ve yazılardan Trabzon İmparatorluğu sınırları içerisinde yaşayan 2 bin kadar kişinin adından en azından 55 tanesinin açıkça Doğulu (Türk[3] [Kuman[4], Hazar], Pers, Kürt,  Arap, Moğol) kişilere ait olduğunu iddia etmiştir ki[5] bunlar çoğunlukla tüccar, paralı, asker veya kölelerden oluşan küçük bir yüzde olmasına karşın yine de imparatorluğun etnik yapısı hakkında fikir vermektedir.

11. yüzyılda Anadolu’nun Türkmen boylarınca kolonize edilmesinin ardından Rumlar ancak etrafı göçebe denizince yalıtılmış kilise bölgelerinde varlıklarını sürdürebilmiş,[6] kentli veya kırsal Rum nüfus kesinlikle katledilmemiş bilâkis askeri[7] ve idari hizmetlerde bile kullanılmıştır.

1912 yılında Trabzon Vilayeti’nin, Trabzon (38.625), Sürmene (8.804), Akçaabat (11.081), Vakfıkebir (762), Görele (640), Tirebolu (17.821), Giresun (44.214), Ordu (19.390) ve Cevizlik (13.437) kazalarından oluşan Trabzon Sancağı’nın 585.751 kişilik nüfusunun 154. 774 yani % 26.4’ünü Rumlar teşkil etmekteydi. Rumlar, Fatsa (2.670), Ünye (7.552), Çarşamba (9.727), Samsun (78.643) ve Bafra (37.495) kazalarından oluşan Canik Sancağı’nda 136.087 kişilik nüfus ile % 34.7, Gümüşhane (5.997), Torul (48.135), Kelkit (1.626) ve Şiran (2.990) kazalarından oluşan Gümüşhane Sancağı’nda ise 59.748 kişilik nüfus % 40’lık oranlarla Türklerden sonra ikinci büyük etnisiteyi oluşturmaktaydı[8].

Notlar

[1] Prokopius, II, XXIX, 14-32

[2] Bryer, 1986: 79-80

[3] Tourkopoulos, Tourkotheodors ve Turkotherianos gibi genel isimlerin yanı sıra Gozalp ve Kounoukes (Kınık?) gibi kabile isimlerini taşıyanların varlığı daha bunların göçebe değil de köylü veya zanaatkâr olarak görülmesi (Shukurov, 1998:103-104) göçmen veya esir olarak geldikleri Trabzon devletinin toplum düzenine uyum sağlayıp, Rumlarla müşterek bir yaşam sürdürdüklerini düşündürmektedir.

[4] Acts Vazelon’da 8711 numarayla kayıtlı 1284 tarihli Leon Koumanos büyük ihtimalle Kırım’ın Trabzon hakimiyetindeki bölgesi Theodoro Prensliği’nden gelmiş ve etnisitesine atfen Rumlarca “Kuman” olarak adlandırılmıştır.

[5] Shukurov, 1998: 99-109

[6] Vryonis, 1975, 55-57

[7] II. Mesud (1289-1295) dönemine ait Yunanca bir kitabede Kapadokya yöresinin askeri hizmetleri karşılığında Basil Gıyagupos’a temlik edildiği anlaşılmaktadır (Tütenk, 1972: 381)

[8] Soteriadis, 1918: 11

Notlar

[1] Augustinos, 1997: 314

[2] Kitsikis, 1996: 11-13

[3] Yunanca Ρώμη

[4] Yunanca Ῥωμανία. 4. Haçlı seferi sırasında Latinler tarafından Konstantinopolis’de kurulan devlet ve modern Romanya devleti de “Roma” devleti ve vatandaşlığına atıf yapan bu kelimeyi kullanmışlardır.

[5] Goloğlu, 2000: 16

[6] Rumeli Osmanlıcadan neredeyse tüm Balkan dillerine geçmiştir: Arnavutça ve Boşnakça ve Yunanca Rumeli (Ρούμελη), Makedonca Rumelija (Румелија), Bulgarca Rumeliya (Румелия).

[7] Kitsikis, 1996: 13-14

[8] “…Yunanîler ve yerli Rumlar…” 30 Kasım 1919 (ATASE Arşivi; K. 102, G. 57, B. 57-2)

[9] Yunanca θέμα Ὀψικίου. Mysia, Bithynia, Galatia’nın bir bölümü, Lydia ve Paphlagonia’yı kapsayan thema 4. Haçlı seferine dek varlığını sürdürmüş olup, Çanakkale’den Kızılırmak’a dek uzanmaktaydı.

[10] Theophanes 364, 15; Ostrogorsky, 1986: 122; Umar, 1998: 65

[11] Ostrogorsky, 1986: 156 (Nikephoros 69, 1)

[12] Umar, 1998: 14-15

[13] Umar, 1998: 16-17

[14] Soteriadis, 1918: 8

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için