Ayasofya’nın zemin planı

1. Sıbyan Mektebi 2. Şadırvan 3. Muvakkithane 4. Mütevelliler dairesi 5. Şehzadeler Türbesi 6. III. Murad Türbesi 7. II. Selim Türbesi 8. III. Mehmet Türbesi 9. Sebil 10. Mermer sarnıç 11. Türk payanda duvarları 12. Kütüphane 13. Vaftizhane (Günümüzde Sultan Mustafa ve Sultan İbrahim Türbesi) 14. Sebil 15. Minareler 16. Omphalion 17. İkinci Ayasofya kalıntıları 18. Ayasofya Medresesi (günümüzde mevcut değildir) 19. Ayasofya İmareti (günümüzde mevcut değil) 20. İmaret Kapısı 21. Mihrap 22. Hünkâr mahfili 23. Minber 24. Müezzin mahfili 25. IV. Murat’ın yaptırdığı mermer kürsü 26. Bergama’dan getirilen küpler 27. Terleyen sütun 28. Üst kata çıkış rampası 29. Alt kata iniş rampası 30. Hazine dairesi

Ayasofya nerede? Ayasofya’ya nasıl gidilir?

 Ayasofya Kapılar

Bugünkü müze giriş kapısı asırlar sonra kullanılmaya başlanan, batı yönündeki orijinal kapıdır. Ortodoks katedrali olarak kullanılırken vaftiz olmayanların son girebileceği yer olan dış koridor 5 kapı ile iç koridora o da 9 kapı ise kilisenin içine açılmaktadır.

İmparator Kapısı

İç narteks bölümünden ana mekâna geçişi sağlayan üzerindeki mozaik pano bulunan 7 M yüksekliğindeki bronz çerçeveli kapı 6. yüzyılda meşe ağacından yapılmıştır. Bizans söylencelerinde bu kapını yapımında Nuh’un gemisi veya Ahit Sandığı’nın tahtalarının kullanıldığından bahsedilmekteydi.

Güzel Kapı

İmparator Theophilos (829-842) tarafından 838’de Tarsus’taki Antik Çağ’a ait bir pagan tapınağından sökülüp İstanbul’a getirilen üzeri geometrik desenler ve bitkisel motiflerle süslü bronz bir kapı olup MS 2. yüzyıla tarihlenmektedir. İç narteksin güneyinde yer alan ve ‘Vestibül Kapısı’ olarak da anılan kapının kanatları üzerinde ‘Tanrı ve İsa Yardım Etsin’ sözünün yanı sıra 838 tarihli monogram ile İmparator Theodisius, İmparator Michael, İmparator Theophilos, İmparatoriçe Theodora ile Michael Niktion kelimeleri yazılıdır.

Mermer Kapı

Güney ve Batı galerilerini birbirinden ayıran beyaz mermerden bir kapı olup üzerinde bitki, meyve ve balık motifleri yer almaktadır. Kapı, Patrikhane’de görev yapan dina damalrının toplantı salonunu kiliseden ayırmakta olup, Manuel Komnenos Dönemi’nde 1166’da Synode Meclisi’nin burada toplandığı bilinmektedir.

Kubbe

Ayasofya kubbe

Yapıldığı dönem için devasa büyüklük ve yüksekliğe sahip ana kubbenin yerden 55.60 m, çapı ise kuzey güney doğrultusunda 31,87. m, doğu batı doğrultusunda ise 30.86 m olup, yapımında kullanılan hafif ve dayanıklı tuğlalar Rodos toprağından özel olarak üretilmişti. 553 ve 557 depremlerinde bugünküne göre daha yayvan ve basık formdaki doğu yarım kubbe çatlamış, 7 Mayıs 558 de ise ana kubbenin doğu kısmı çökünce İsidoros’un yeğeni Genç İsidoros payandalarla desteklenen eskisinden 7 m daha yüksek bir kubbe yapmıştır. 859 yangını, 869 depremini atlatan yapının ana kubbesi 989, 1344 ve 1346 depremlerinde zarar görüdüğünden onarılmıştır. Osmanlı döneminde ise Sultan Abdulmecid’in (1839–1861) emri ile 1847–1849 arasında İsviçreli Fossati Kardeşler tarafından yapılmış, kubbe kasnağı demir çember ile sarılırken, çatlaklar doldurulmuş bu arada dönemin hattalarından Kazasker Mustafa İzzet Efendi tarafından, ana kubbe alnına Kuran-ı Kerim’den Nur Sure’sinin 35. ayeti yazılmıştır.

Ayasofya Mozaikleri

I. Justinianus katedrali inşa ettirirken yapının içi mozaiklerle kaplanmışsa da Paulus Silentiarius’un bahsettiği kubbe ortasındaki haç dışında bunların mahiyeti bilinmemekte olup, eğer aralarında insan figürü bulunanlar varsa 726-842 arasındaki ikonoklazma (tasvir kıncılık) dönemi sırasında sökülmüş olmalıdır. Dolayısıyla Amerikan Bizans Enstitüsü’nün 1932’de meydana çıkarılan figürlü mozaiklerin hepsi tasvir kıncılık dönemi sonrasına aittir. Mozaiklerin hiç birinde yüzlerin kazınması veya kasıtlı tarip bulgusu görülmemiştir.

I. Leon Mozaiği (9. Yüzyıl): İmparator Kapısı üzerinde Pantaktrator İsa tasvirli 10. Yüzyıl yapımı mozaik olup, arkalıklı bir taht üzerinde oturan sol elinde incil tutarken sağ elini takdis eder pozisyonda tutan İsa ile önünde secde eder pozisyonda VI. Leon (816-912) yer almaktadır. İncilin üzerinde Yunanca ” Barış Sizinle Olsun. Ben Dünyanın Nuruyum” sözü yazılı olup, mozaiğin sağ köşesindeki bir daire içerisinde Cebrail, solunda ise Meryem Ana tasvir edilmiştir.

Sunu Mozaiği (10. Yüzyıl): Güzel Kapı veya Vestibül Kapısı üzerinde bulunan mozaikde arkalıksız bir taht üzerinde kucağında çocuk İsa bulunan Meryem oturmakta solunda elinde İstanbul kentini, I. Konstantin, sağında ise Ayasofya’yı Justinianus İsa’ya sunmaktadır. Meryem’in iki yanındaki madalyonlarda METER ve THEOU yani “Tanrı Anası” ifadesinin monogramları yer almaktadır. İmparatorların yanlarında Yunanca Azizler Arasında Büyük İmparator Konstantinus’ ve ‘Hatırası Ünlü İmparator Justiniaus’ yazmaktadır.

Apsis Mozaiği (9. Yüzyıl): Apsis’in çeyrek kubbesi ortasında Theotokos (Tanrı Anası) Meryem taht üzerinde kucağında çocuk İsa’yı tutarken tasvir edilmektedir.

Apsis Melekleri (9. Yüzyıl): Apsis kemeri sağında Cebrail solunda ise Mikail tasvirleri yer almaktaysa da önemli ölçüde tahrip olmuşlardır.

Kubbede Melek Tasvirleri: Pandantiflerde yer alan dört melek cennette Tanrı’nın tahtını koruduğuna inanılan Seraphimler olup, doğudaki melekler mozaik yapısını korurken batıdakiler yıpranınca Bizans döneminde fresk olarak yenilenmişlerdir. Osmanlı döneminde meleklerin yüzleri yıldız formunda madeni bir kapak ile kapatılmışsa da restorasyonlar esnasında meleklerin yüzleri açılmıştır.

Tympanondaki Patrik Mozaikleri (9-10. Yüzyıl): Tympanon duvarlarında yarım kemerli nişler içerisinde yer alan figürlerden günümüze ulaşabileler 1. nişte İstanbul Patriği Genç İgnatios, 4. nişte Aziz İstanbul Patriği İoannes Khrysostomos 6. nişte Antakya Patriği Aziz İgnatios Theophoros ve 7. nişte muhtemelen İskenderiye piskoposu Athanasios’a aittir.

Deisis Kompozisyonu (13. Yüzyıl): Güney galerinin batı duvarında 6×4,68 m ölçüsündeki mozaikte sağda İoannes Prodromos (Vaftizci Yahya) ile solda Meryem’in ortalarında yer alan Pantakrator İsa’ya kıyamet gününde insanlığın affedilmesi için yalvardıkları görüldükleridir.

Komnenos’lar Mozaiği (12. Yüzyıl): II. İoannes Komnenos, eşi Eirene ve genç yaşta

Ayasofya Komnenoslar mozaiği

hastalıktan ölen oğulları II. Aleksios ile ortada kucağında çocuk İsa’yı taşıyan Meryem Ana tasvir edilmekte olup, imparator ailesinin Ayasofya onarımları için yaptıkları bağış dolayısıyla yapıya eklenmiştir. İmparatorun başının çevresinde Yunanca ‘Romalıların Hükümdarı Porphyrogennetos Komnenos’, Macar Kralı Laszlo’nun kızı olan Eirene’nin baş çevresinde ise ‘Dindar Augusta Eirene’ yazılıdır.

Zoe Mozaiği (11. Yüzyıl): İmparator IX. Konstantinos Monomakhos (1042- 1055) ve İmparatoriçe Zoe’nin arasında Pantokrator İsa yer almakta, imparatorun başı üzerinde ‘Romalıların İnançlı Hükümdarı, Tanrının İsa’sının Kulu Konstantinos

Hagia sophia mosaics, empress Zoe

Ayasofya Zoe mozaiği

Monomakhos’, imparatoriçenin ise ‘Çok Dindar Agusta Zoe’ yazılıdır. Mozaikler incelendiğinde Konstantinos’un hatta Zoe’nin yüzlerinin değiştirilmiş oldukları anlaşılmakta, orijinal mozaikte Zoe’nin önceki kocaları III. Romanos Argiros (1028-1034) veya IV. Mihail (1034-1041) olduğu sanılmaktadır.

İmparator Aleksandros Mozaiği (10. yüzyıl): Kuzey galerinin güneybatısında kuytu bir köşede VI. Leon’un saltanatına ortak ettiği kardeşi İmparator Aleksandros (912-913) tasviri yer almaktadır.

Papaz Odaları Mozaikleri: Deisis Kompozisyonu ile Petrus, Andreas, Lukas, Simon Zeoletes, Peygamber Hezekiel ve İmparator I. Konstantinus’un annesi Helena’nın oldukça yıpranmış tasvirlerine ev sahipliği eden papaz odaları ziyaretçilere kapalı olan Ayasofya Müzesi’nin ikona ve eşya deposunda yer almaktadır.

Sultan Abdülmecid’in Mozaik Tuğrası: Ana giriş kapısının sağındaki duvarda Fossati Kardeşlerin Ayasofya’da gerçekleştirdikleri 1847-1849 onarımı sırasında İtalyan Usta N. Lanzoni’ye yaptırılan Sultan Abdülmecid’in altın yaldızlı mozaik Tuğrası yer almaktadır.

Omphalion

Doğu Roma imparatorların taç giyme törenlerinin gerçekleştirildiği alan yerde siyah döşemeli bir kare içerisinde büyük bir daire etrafını saran farklı renklerde irili ufaklı 14 daireden oluşan bir figürün üzerinde gerçekleştirilmekteydi

Ayasofya’da Viking Yazısı

Ayasofya kilisesi içerisinde güney galeride, MS 9. yüzyılda Bizans ordusunda paralı

Ayasofya’da Viking Yazısı

asker olarak görev yaptığı ve “Varangian” adlı muhafız alayına mensup olduğu sanılan bir Viking askeri tarafından mermer korkuluğa kazınmış “Halvdan buradaydı” sözü yer almaktadır.

Komutan Henricus Dandolo’nun Mezar Taşı

4. Haçlı seferine komuta eden Venedik Doju Komutan Henricus Dandolo’nun 1205

Komutan Henricus Dandolo’nun Mezar Taşı

tarihli mezar taşı 1204 sonrasında Latin Katedrali olarak da kullanılan yapı içerisinde Deisis mozaiğinin karşısında yerde bulunmaktadır. Bununla birlikte buranın Dandalo’nun gerçek mezarı olmadığı, 1847-1849 restorasyonu sırasında Fossati Kardeşlerce İstanbul’da ölen Venedik dojunun hatırasını yaşatmak amacıyla bir mezar yeri uydurulduğu da iddia edilmiştir.

Mermer Küpler

Ayasofya içinde yan neflerde yer alan 1250 litre sıvı taşıyabilen iki Helenistik (MÖ 4-1. yüzyıl) yekpare mermer küp, Sultan III Murad Döneminde (1574- 1595) Bergama’dan Ayasofya’ya getirilmiş olup, küp içine konulan su veya şerbet alt kısımda yer alan musluklar vasıtasıyla camiye gelenlere dağıtılmaktaydı.

Mihrap

Ayasofya’nın güneydoğusuna eklenen ve namaz cemaatinin kıbleye dönmesini

Ayasofya Mihrap

sağlayan mihrap kısmı 19. yüzyılda yenilenmiş olup iki yanında Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) çıkılan Macaristan seferinde, Macar Kralı I. Matyas’ın saray kilisesinden getirilen şamdanlar bulunmaktadır.

Minber

Sultan III. Murad Döneminde yapılan mermer minber mihrabın sağında yer almaktadır.

Hünkâr Mahfili

Mahfil-i Hümayun olarak da anılan ahşap yapı padişahlarca Kandil geceleri, bayramlar ile cuma namazlarını kılmak için Ayasofya’ya geldiğinde kullanılmaktaydı. Mihrabın solunda yer alan bugünkü Hünkâr Mahfili Sultan Abdülmecid Dönemi’nde Fossati Kardeşlerin 1847-1849 restorasyonu sırasında eklenmiştir.

Müezzin Mahfili

Müezzinin namaz sırasında üst kısmında dua okuduğu ahşap yapı olup, III. Murad döneminde Ayasofya’nın doğusuna eklenen mahfile ek olarak zamanla dört Müezzin Mahfili daha eklenmiştir.

Maksureler

Osmanlı döneminde dönemin önemli âlimleri halka dini bilgi vermek için yapı içerisinde sayısı 11’i bulan ve ‘maksure’ olarak adlandırılan ahşap bölümleri kullanmıştır.

I. Mahmud Kütüphanesi

Ayasofya’nın güney kısmında iki payanda arasında Sultan I. Mahmud tarafından 1739 yılında yaptırılan kütüphane Hazine-i Kütüb (Kitaplık) ve okuma salonundan oluşmaktadır. Kütüphanedeki 5 bin civarındaki kitap, 1968’de Süleymaniye Kütüphanesi’ne devredilmiş olup, ‘Ayasofya Özel Koleksiyonu’ adıyla saklanmaktadır.

Ayasofya Söylenceleri

Bizans döneminde 9. yüzyıla ait bir efsaneye göre Ayasofya kilisesi Tanrı’nın gönderdiği bir melek tarafından korunmaktaydı. İnşaat aletlerini bekleyen mimar İgnatios’un oğluna görünen bu melek, çocuğu işçileri çağırmak için gönderirken o gelene kadar yerini terk etmeyeceğine dair yemin etmiş, İgnatios durumu öğrendiğinde oğlunu geri göndermeyerek meleğin sonsuza dek bakır levhalarla kaplı ünlü ‘Terleyen direk’ içerisinde kalmasını sağlamıştır. 1453’de Osmanlı saflarında bulunan Rus Nestor İskender, meleğin fetihten 5 gün önce Ayasofya’yı terk edip göklere doğru uçtuğunu, kentin bu yüzden düştüğünü kaydetmiştir.

Ayasofya üst galeri, 1885

Ayasofya da günümüze kadar çeşitli efsanelere konu olmuştur. Söylenceye göre İstanbul’u fetheden II. Mehmet ile hocası Akşemseddin ilk Cuma namazını kılmak için Ayasofya’ya gelmişlerse de yapının yönü Kâbe’ye dönük olmadığı için namaza başlayamamış, birdenbire ortaya çıkan Hızır’ın kiliseyi cami haline sokmak için Dilek Sütunu’na dayanarak Kâbe yönüne çevirdiği ama tam bu sırada halktan birisi tarafından fark edilince işi yarım bırakmak zorunda kaldığı anlatılmaktaydı. Dilek Sütunu, Ayasofya’nın kuzeybatısında etrafı bronz levhalarla kaplı ortası oyuk bir sütun olup, İmparator Iustinianos başını bu sütuna yaslayınca baş ağrısının geçtiğini fark edince halk arasında sütunun şifa verdiği söylencesi yayılmıştır. ‘Dilek Sütunu’, ‘Terleyen Direk’ ya da ‘Ağlayan Direk’ olarak anılacak bu sütunun içine birisi parmağını soktuğuna, ‘Meryem Ana’nın gözyaşları’ olarak adlandırılan deliğin içindeki nemin hastalıklarına iyi geleceğine inanırdı.

Yine başka bir söylenceye göre II. Mehmet fetih günü kiliseye atı ile girmiş, içerde atı birden şahlanınca Sultan kılıcını duvara vurmuş ve kanlı elini yere sürdüğüne inanış, yerdeki el izini andıran bir işaret bu yüzden «Pençe nişanı» olarak adlandırılmışsa da tarihi tanıklıklar Fatih’in Ayasofya’ya yürüyerek girdiğini kesin olarak göstermektedir.

İstanbul Rumları arasındaki bir efsane ise İstanbul’un Türklerin eline geçtiği gün vAyasofya’da yapılan ayini yarıda bırakıp kaybolan rahibin kentin geri alınacağı gün geri dönüp yarım kalan ayini tamamlayacağına dairdir.

İmprataorluğun yükseliş devrinde Ayasofya ile Süleymaniye cami arasında sembolik bir rekabet ortaya çıkmış olup, 1562’de ‘Tarih-i Konstantiniye’ adlı eserinde İlyas Efendi Süleymaniye’ye methiye düzüp, yapımında kullanılan sütunların Hz. Süleyman veya Zülkarneyn tahtından alındığını iddia ederken, ‘Tarih-i Bina-i Ayasofya’ adlı bir başka eserde Süleymaniye’nin adı bile anılmadan Ayasofya’nın Hz. Muhammed’in Miraç sırasında gördüğü caminin yeryüzündeki modeli olduğu ve iki meleğin Ayasofya’nın kubbesinin etrafını sürekli tavaf ettiği yazmaktaydı.

Ayrıca Oku: Ayasofya Müzesi: Bizans ve Osmanlı’nın kutsal mirası

Takip, tavsiye ya da beğeni için