Makale: Özhan Öztürk

Rize ve civarında Arkeolojik bulgular

İ. Kılıç Kökten’in 1944-45 yıllarında Karadeniz Bölgesi’nde yaptığı arkeolojik araştırmalarda Trabzon il sınırına yakın bir mevkide bulunan bir mağarada Kalkolitik ve Tunç Çağı’nda insan yerleşimine dair kanıtlar[1] dışında bir bulguya rastlanmamışsa da 1998 yılında Çamlıhemşin ilçesinde Fırtına Deresi’nin batısında dereden 200 m kadar yüksekte konumlanmış Dikkaya köyü[2] Nahra mevkiinde dört adet tunç balta bulunmuştur.

Rize Müzesi’nde Bronz Çağdan kalma baltalar, kama ve ok uçları (Fotoğraf:İsmail Avcı)

Nahra mevkiinin önemi hem Fırtına deresi vadisine hem de deniz kıyısı ile Kaçkar dağlarının ardında yer alan yerleşimler arasındaki antik bağlantı yolu üzerinde konumlanıyor olmasındadır. Bulanlar tarafından satılmak üzere İstanbul’a götürülen eserler yurt dışına kaçırılmadan önce ele geçirilerek Rize Müzesi’ne getirilmiş, köye yapılan ziyarette içleri kemik ve kül dolu küçük vazolar, madenden yapılmış gem, mızrak ucu, kama veya kısa kılıç, aslan heykelciği gibi eserlerinde aynı yerden tarımsal faaliyetler sırasında çıkarıldığı anlaşılmışsa da bu eserler temin edilememiştir[3].

Bulunan baltalardan ilk ikisi savaş baltası olup, benzerleri MÖ 2-1. binyıllara tarihlendirilmişse de bu tipin en geç örneği Karadeniz’in kuzeyinde yer alan Novocherkassk’da tespit edilmiş ve MÖ 8. yüzyıla tarihlenmiştir[4]. Üçüncü ve altıgen kesimli ağızlı baltanın benzeri Artvin-Balıklı köyü ve Ordu’da tespit edilmiş olup, o da MÖ 2-1. binli yıllara tarihlenmiştir. Dördüncü balta ise benzeri Kars’ta ve Kuban civarında Tli mezarlığından elde edilip, MÖ 10-8. yüzyıllara tarihlenenlerin çağdaşıdır. Bulunan dört baltanın da Gürcistan’da benzerleri bulunmuştur[5]. A. Müller ve Karpe[6], Doğu Karadeniz’de daha önce tespit edilen Ordu, Artvin ve Kars bulgularına dayanarak Kuzey Anadolu’nun MÖ 2-1. binyıl dönemleri arasında Kolhis kültürüne dâhil olduğunu haklı olarak ileri sürmüş, yayınından 3 yıl sonra Rize’de tespit edilen 4 balta da yazarın iddiasını desteklemiştir. Artvin, Ordu ve son olarak Rize bulgularının toplu olarak elde edilmesine dikkat çekilerek bir demirciye ait deponun buluntusu olduğu düşünülmüştür. Dikkaya bulguları Ordu ile Artvin arasındaki boşluğu doldurarak Demir Çağı’nın erken safhalarında hem aynı kültürün tüm bölgeye hâkim olduğunu göstermiş hem de sonrasında Antik Çağ’da Byzerler, Bekhiriler, Heptakometler, Mossynoekler adlarıyla tanımlanan Güneydoğu Karadeniz bölgesi yerli halkının bu bölgede de varlığının ne derece eskiye gittiğine dair sağlam bir delil sunmuştur.

Rize Tarihi

Rize kent merkezinin Yunanlılarca ne zaman kolonize edildiğine dair yazılı ya da arkeolojik kaynak bulunmamakta olup, Antik Çağ’da Trabzon bölgesi sınırları içerisinde yer aldığından[7] bu dönem ve sonrasında Rize tarihi Trabzon ile birlikte ele alınmalıdır. Mithridates Eupator döneminde Rize ve civarı Pontus devletine katılmış, Romalıların MÖ 65 yılında kazandığı kesin zaferden sonra Kolhis üzerinden Kırım’a kaçmıştır:

“…Mithridat’ın kendi ülkesini terk edip, Bosphorus’a kaçtığı dönemde Heniohilerin dört kralı vardı. Mithridat onların ülkesinden herhangi bir engelleme ile karşılaşmadan geçebilmiş ancak Zygi kabilesinin topraklarından geçerken, bu memleketin engebeli, sarp arazisi ve sakinlerinin vahşiliği nedeniyle, yolun büyük bir kısmında ancak denizin kenarından yürüyerek ilerleyebilmiş, Akhai topraklarına zorlukla ulaşabilmişti.[8]

MÖ 3. yüzyılın sonlarında Kuzeydoğu İran’da doğup hızla genişleyen Part İmparatorluğu MÖ 1. yüzyılın başlarına kadar batıda barışçıl bir politika izlemişse de MÖ 53 yılında Romalı General Marcus Licinius Crassus ordunun bitmek tükenmek bilmeyen altın ihtiyacını karşılamak üzere Part ülkesini işgal etmiş, Doğu Anadolu ve Kafkasya’da kendilerine bağlı Arsak hanedanından uydu devletler kurdurmuşlardır. Bunlardan Doğu Anadolu merkezli Ermeni Arşakuni hanedanının hâkimiyeti Kaçkar dağlarının ardındaki ovaları ve Artvin’in iç bölgelerine dek uzanıyordu. Bizans döneminde Rize’nin doğusu ve Artvin Lazika eyaletinin birer parçası olmuşlardır.

10. yüzyılda Rize ve civarının da dâhil olduğu Ordu ile Batum arasında ki bölge Khaldia theması adlı yönetim birimine bağlanmıştır. 1071 Malazgirt Savaşı’nın ardından korumasız kalan Rize civarının Türkmen saldırılarına maruz kaldığına dair tarihi bir kanıt olmamakla birlikte Doğu Karadeniz’in kudretli yerli ailelerinden Kavrasların lideri Theodore Gabraz yerel kuvvetleri organize ederek Rize’nin de dâhil olduğu bölgede Trabzon merkezli bir dükalık kurulmuştur. 1143’de Bizans imparatoru bu dükalığı tasfiye edip bölgeyi yeniden Bizans’a bağlamakla birlikte Gabras ailesinden Mihail’i Trabzon’a vali olarak atayarak güç dengelerini bozmamıştır. Trabzon İmparatorluğu’nun Rize bandonu 1204’de imparatorluğun kurulmasından Osmanlı tarafından yıkılacağı 1461 tarihine dek Trabzon’un en doğu yönetim birimi olup, sınırları Athenai’de Lazika theması başlayana dek Mapavri köyüne dek uzanmaktaydı.

Rize Osmanlı Dönemi

Rize Osmanlı Dönemi Tarihi

Trabzon ve Bayburt’un fetihlerinin ardından Rum (Sivas) eyaletine bağlanan Trabzon sancağının nahiyelerinden birisi olan Rize, 1582’de III. Murat dönemindeki yönetsel düzenlemede Hemşin, Of, Arhavi, Atina ve Kürtün ile birlikte Trabzon livasının kazalarından, 1873’de ise Ordu, Giresun, Tirebolu ile birlikte Trabzon Merkez sancağının kazalarından birisi olmuş, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Batum elden çıkınca yerine Lazistan sancağının merkezi yapılmıştır.

Osmanlı tahrir defterlerine göre 1486 yılında 12.095 akçe geliri olan Rize merkez kazasında 195 hâne, 30 bîve, 13 mücerred Hristiyan’a karşılık 31 kale neferi dışında hiç İslam yaşamadığı merkezle birlikte kazaya bağlı 38 köyde ise 5378 hâne, 638 bîve, 444 mücerred Hristiyan ile 79 hâne, 1 mücerred ve 31 nefer İslam’ın varlığı kayıtlıdır.[9] Bu tarihte Rize kazasında 54 yerleşim birimi yer almakta, bunlardan Peripol’de 112, Roşiye’de 28, Potamya’da 65, Uma’da 268, Ruspa’da 25, Mapavri’de 243, Latomi’de 76, Çikara’da 33, Salaruha’da 103 bugün tam konumları kestirilemeyen Muzare’de 168, Emare’de 302, Rodi’de 128, Çikareş’te 170, Lefkotiye’de 108, Kesanos’ta 208, Paslati’de 240 hane bulunmaktaydı.

Trabzon sancak beyi Şehzade Yavuz hem sancağının sınırlarını genişletmek hem de Anadolu’nun diğer yörelerinde yaşayan gazilerin gönlünü kazanmak için topladığı savaşçılarla ve Ardahan, İspir, Oltu civarına hâkim Gürcü atabeyi Mirza Çabuk’un da yardımıyla Gürcistan üzerine 3 sefer düzenlemiş, Çaneti olarak da adlandırılan Lazistan’dan[10] Kutaişi’ye dek uzanan bölgeyi feth ederek 10 bin civarında esir ve çok sayıda ganimetle Trabzon’a geri dönmüştür[11]. 1530 yılında Rize kasabasına bağlı 30 karye bulunmakta olup, toplamda 529’u yeni Müslüman olmuş, 561 İslam, 6467 Hristiyan hanesini barındırmaktaydı. İslamların 2 Hristiyanların ise 1303 hanesi özel arazi sahibi olup, 8 İslam 54 Hristiyan hanesi ise vergiden muaf tutulmaktaydı. Rize kazasının merkezi olan Nefs-i Rize karyesinde 215 Hristiyan, 2 Yeni Müslüman, 41 baştine, 12 değirmen bulunup 19.000 akçe, merkezin doğusundaki 7 mahalleden oluşan Emare’de 341 Hristiyan, 21 yeni Müslüman, 81 baştine, 6 değirmen bulunup 28.808, merkezin batısında yer alan 8 mahalleden oluşan Akrabil’de 258 Hristiyan, 10 yeni Müslüman, 34 baştine, 2 değirmen bulunup 19.603 akçe vergi geliri elde edilmekteydi.

1583 yılı defterlerinde Rize merkez kazasında 185 hâne, 61 baştina Hristiyan,  karşılık 33 hâne, 36 zemin İslam ve 30 kale neferi, merkezle birlikte kazaya bağlı 47 köy, 1 nefs ve 1 kalede 5276 hâne Hristiyan’a karşılık, 2363 hâne, 696 mücerred İslam’ın varlığı kayıtlıdır.[12] 1486 kayıtlarında kazada 5 nefer papa ve 7 nefer papaz, 1515’de 5 papa ve 11 papaza rastlanmasına karşın daha sonraki dönemlerde dini önderlere rastlanmaması Hristiyan cemaatin ihtidasını kolaylaştıran bilinçli bir uygulama da olabilir.[13] Kanuni Sultan Süleyman dönemi başlarında 215 Hristiyan hane, 2 yeni Müslüman hane, 41 baştineden oluşan kent merkezinde 3 değirmen ve Aya Randos manastırına ait vakıfları barındırmakta, kazaya dâhil mirliva hasları olan 8 köy,  35 mahallede yer alan 2225 hâne (162 İslam, 2063 Hristiyan) ve 2550 neferden 192.681 akçe gelir elde edilmekteydi. Osmanlı tahrir kayıtlarında “evvelden Gürcü kâfirlere”[14] ait olduğu kaydı düşülen bölgenin Padişahın emriyle tımar yapıldığı ve bazı Rizelilerin Rumeli’ye sürgün gönderildikleri anlaşılmaktadır.[15] 1685 tarihli mufassal avarızhane defterlerinde Trabzon sancağına bağlı Rize kazasında vergi mükellefi 1006 Müslüman hane, 15 Hristiyan hane, vergiden muaf 350 Müslüman hane olmak üzere toplam1356 hane bulunduğu görülmekte büyük ölçüde ihtida ve dış göç[16] sayesinde İslamlaşma sürecinin tamamlandığı anlaşılmaktadır.

Rize’ye Abhaz Korsanların saldırıları

II. Mehmet’in 1461 Karadeniz seferi sırasında bir Ceneviz kolonisini de barındıran Amasra teslim olmuş, Candaroğlu İsmail Bey, Osmanlı ordusunun amacını kestiremeyip Kastamonu’yu terk ederek Osmanlı hâkimiyetini sessizce kabul ederken, Trabzon imparatoru kısa ama sert bir direnişten sonra kenti teslim etmeyi kabul edince Osmanlılar Güney Karadeniz’in tümünü ele geçirmiştir. 1475 yılında Osmanlı donanması Gedik Ahmet Paşa komutasında Kuzey Karadeniz’de Kefe, Azak ile Menkup iskele ve kalelerini ele geçirerek önce Ceneviz kolonilerini ortadan kaldırdı, ardından 1478’de Mengli Giray Han’ı İstanbul’a getirilerek Kırım Hanlığı Osmanlı hâkimiyetine sokuldu. Cenevizlilerin Karadeniz’den çıkarılmasıyla geçimlerini önemli ölçüde Ceneviz kolonileri üzerinden köle ticareti yaparak temin eden Abhazlar zor durumda kalmışlar ve korsanlığa başlamışlardır. Rize ve civarındaki sahil köylerini yağmalayan Abhaz korsanlara karşı önlem olarak Karadeniz filosunun bir bölümü bölgede devriye gezmekle görevlendirilmekle birlikte saldırıların ardı arkası kesilmemiş, 1571 yılında Atina, 1622’de Mapavri yağmalanmış ve çok sayıda köylü korsanlarca tutsak edilmiştir. Şakir Şevket’in gördüğü Mapavri sahilindeki yüksek duvarlar bu dönemde inşa edilmiş olmalıdır ki Ali Paşa Çerkez korsanların “haçapa” adlı kayıklarla yağmaya gelmelerine karşı önlem olarak Batum ve Sohum civarındaki bu tür kayıklarının tümünün imhasını emrederek, soygunların önünü alınabilmiştir.[17] Ayrıca III. Selim döneminde Abhazlara silah satışının yasaklanması, silah kaçakçılığı yapan kaptanların yakalanıp cezalandırılması için Batum ve Kefe sancakbeylerine emirler göndermiş, ticari gemilerin Sohum’a izin almadan yaklaşması da yasaklanmıştır.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Rize Tarihi Makale Serim

Rize Tarihi: Antik Çağ’dan Osmanlı Dönemine

Tuzcuoğlu İsyanları

Rize Tarihi: Rus İşgali ve Milli Mücadele Dönemi

Şapka İsyanı

Rize Tarihi: Cumhuriyet Dönemi

Notlar

[1] Kökten, 1962: 275

[2] Eski adı Mekaliskirit olan bir Laz köyüdür.

[3] Özkan, 2000: 88. Aynı alandan elde edilen tunçtan havan veya tahıl ölçeği 1982 yılında Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne satılmıştır.

[4] Özkan, 2000: 88; Prezeworski, 1939, Lev. II, 2-3 ve 6-7; Deshayes, 1960: 7-15

[5] Deshayes, 1960: 211-216; Özkan, 2000: 88

[6] Müller-Karpe, 1995: 229.

[7] “Buradan Trapezuntia bölgesi Susurmena (Sürmene) köyüne ve Rhizaeum’a (Rize) kadar uzanır.” (Prokopius, Peri Ton Polemon, VIII. II)

[8] Strabon, Geographika XI.2.13

[9] Başbakanlık Arşivi, Tahrir Defterleri no: 52 s. 209-329

[10] Hopa civarında bulunan bir dağın “Sultan selim dağı” olarak adlandırılması Gürcistan seferi ile ilişkili olmalıdır.

[11] Kemâl Paşazâde, Defter VIII, No: 4221, Fatih Kütüphanesi, İstanbul; Gelibolulu Mustafa Alî, Kitâbu’t-Târih-i Künhu’l-Ahbâr, No: 920, Râşid Efendi Eski Eserler Kütüphanesi. Kayseri, (Hicri) 1083

[12] Tapu Kadastro Kuyûd-ı Kadîme Arşivi, Tahrir Defterleri no: 43  s. 2-66

[13] Of’ta 1486 ve 1515’de 2 papa ve 1 papazın bulunmasına karşın sonrasında eksikliği Rize ile paralel gelişime işaret etmekteyse de Atina ve Arhavi kazalarında biraz daha geç -1554 sonrasında- Hristiyan ruhban sınıfının kaybolduğu görülmektedir. 1486’da 1 nefer papaz bulunan Torul’da da 1515,1583 kayıtlı defterlerde din adamının varlığına rastlanmamaktadır.

[14] Gökbilgin, 1962: 321. Kastedilenin bugün var olmayan Çıkara adlı köy mü yoksa tüm Rize bölgesi mi (Lazlara veya Gürcü krallığına atfen) olduğunu anlaşılır değildir.

[15] Gökbilgin, 1962: 322

[16] Celali isyanları sebebiyle Trabzon ve Rize bölgesindeki Hristiyanların bir bölümünün Kefe ve Balkanlar’a göçtüğü iddia edilmiştir (Faroghi, 1993: 338-340, 351)

[17] Şakir Şevket, 2001: 99

Takip, tavsiye ya da beğeni için