“Atma Hamidiye atma şapka da takacağuk, vergi da vereceğuk”

Türk devrimcileri fes yerine şapka giyilmesinin Batılılaşma yolunca önemli bir sembolik değişim olduğuna inanmış, ilk olarak I. Dünya Savaşı sırasında Başkomutan vekili Enver Paşa siperli başlık giymiş, orduya ve İttihatçılara da nispeten benimsetilen bu şapkaya “Enveriye” adı verilmiştir.

23 Ağustos 1925’de yurt gezisine çıkan Mustafa Kemal Atatürk, Kastamonu’da

25 Ağustos günü Mustafa Kemal Atatürk İnebolu’da şapkayı tanıtıyor

Mustafa Kemal Atatürk ve beraberindeki heyet ellerinde şapkalarıyla Pırlaklar mevkiinden Kastamonu’ya girerken

Rize’yi topa tutan Hamidiye savaş gemisi Abdülhamid ve Erken Cumhuriyet dönemlerinin en önemli gemilerindendi (Gemlik, 1929)

Şapka Devrimi sonrası bir cami girişi

taktığı başlığı şapka adıyla tanımlayarak dahası şapkanın potin, pantolon, yelek, gömlek, kravat ve ceket ile birlikte medeni ulusların erkek kıyafetin bir parçası olduğunu bildirmiştir ki Ankara’ya döndüğünde kendisini karşılayan üst düzey bürokratların tümünün şapkalı olmasından bu tavrın bir devrimin habercisi olduğu anlaşılmaktadır.

25 Kasım 1925’de “Şapka Kanunu” adıyla tanınacak yasa çıkarılarak fes yasaklanmış, o tarihten itibaren kentli ve kasabalılar “fötr şapka” köylüler ise “kasket” giymeye başlamıştır. Osmanlı toplumunda kişinin mesleğini, toplumsal statüsünü, etnisitesini, dini inancını başlığına bakarak anlamak mümkün olup, bu kimlik tanımlaması mezar taşlarında bile kullanılmaktaydı. Bu yüzden şapka devrimi sadece Avrupa tarzı giyinmeye özenmekle özdeşleştirilmemeli aynı zamanda geleneksel Osmanlı toplum yapısını tahrip ederek Cumhuriyet dönemine özgü sınıfsız, etnisitesiz, dinsel/mezhepsel aidiyetlerden uzaklaştırılmış modern Türk yurttaşını yaratma projesinin önemli sembollerinden birisi olduğu dikkate alınmalıdır. Yeni kanuna göre şapka dışında başka bir başlık giymenin cezası 3 aya kadar hapis cezası verilen hafif bir ceza olarak tanımlanmış ve bireysel bir suç olarak telakki edilmişse de şapkaya karşı toplu direniş ve ayaklanmalar Cumhuriyet rejimini değiştirmeye teşebbüs suçu olarak değerlendirilmiş ve şiddetle cezalandırılmıştır. Şapka kanununa karşı özellikle geleneksel yapısı güçlü Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane vilayetlerinde şiddetle muhalefet edilmiş, kurulan İstiklal Mahkemeleri’nde Rize’de 8, Maraş’ta 7, Erzurum’da 4, Sivas’ta 3, İskilip’te 2, Menemen’de 28 olmak üzere diğer yerlerle birlikte toplam 78 kişinin idamına karar verilmiştir.

Rize’de Şapka İsyanı

Şapka isyanı sonrası idam edilen 8 Rizeli

Potamya (Güneysu) Merkez cami imamı Hacı Sabit Civelek “Şayet babanız başına şapka taksa katli vaciptir onu vuracaksın ve annen dul ise onu da sırtına alıp getireceksin” diyerek[1] isyanın öncülüğünü yapmış[2],  dini taassuptan çok geleneksel Laz kıyafetinden başka şekilde giyinmek istemeyen kalabalık kasaba meydanında toplanarak Rize merkezine doğru yola çıkmıştır. Rize valisi Hurşit Bey’in durumu telgrafla Ankara’ya bildirmesi üzerine Hamidiye kruvazörü Rize önlerine gelerek dağları topa tutmuş böylece hem henüz Rize’ye varamamış olan isyancılara hem de kent merkezinden isyana destek verme ihtimali olanlara gözdağı vermek istenmiştir. Çoğu kendiliğinden teslim olan[3] 80-100 kişilik kalabalık hemen İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılmış ve Takrir-i Sükûn kanunu doğrultusunda yargılanırken kendi adını bile okuma-yazmaktan aciz 8 tanesinin doğru düzgün savunma hakkı tanınmadan idamına[4] onlarcasının ise Sinop ve Adana cezaevlerinde hapsine karar verilmiştir.

Notlar

[1] Çiftgümüş, Bülent. “Rize’de Şapka İsyanı”. Zümrüt Gazetesi, 2 Nisan 2007. s. 6-7

[2] Halkı isyana kışkırtan imam mahkeme heyetine “Ben 50 sene Potamya’da hocalık yaptım. Hiç ecelinden ölen bir adam duymadım. Hep kanlı gömlek yıkadım. Bu insanlar benim dediğimi yapmaz ki ben bu insanları isyan ettireyim” dedikten sonra eline aldığı bir fötr şapkayı öpüp başına takınca ceza almaktan kurtulması da ilginç bir ayrıntıdır.

[3] “…Köy imamlarının ve bazı mürtecilerin teşviki ile başlayan isyan, Cumhuriyetin azim ve savleti neticesinde süratle bastırıldı. Bu isyan hareketinin seri bir şekilde bastırılmasında fedakâr vali Hurşit Bey ile Jandarma Kumandanı Binbaşı Yusuf Bey’in büyük himmet ve gayreti vardır.” Cumhuriyet Gazetesi, 30 Aralık 1925

[4] Teslim olanlardan Alihocaoğlu Sabit, Mehmet Peçe, Arslan Peçe, Yakup Çavuş Peçe, Kadir Kolivaoğlu, Hafız Şaban Koliva, Hasan Külünk ve Mahmut Kanburoğlu hakkında verilen idam kararı ertesi gün infaz edilmiştir. Mahkûmların 3’ü Tan otelinin önünde, 2’si iskelenin başında, 3’ü de Belediye parkında asılmışlardır.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için