1. Dünya Savaşı’nın ardından 30 Ekim 1918 günü imzalanan Mondros Mütarekesi’nden sonra işgal edilen Kocaeli ili ordunun gereksinimini sağlayan Hereke’deki dokuma fabrikaları, halıcılık, ağaç ve gıda üretimine yönelik tesisleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun az sayıdaki sanayi kentinden birisiydi. Sanayi ürünlerin yanı sıra özellikle Karamürsel, Gebze ve Gölcük’ün verimli topraklarında yetişen bahçe ürünleri ile Kandıra’dan Karadeniz’e Körfez’den Marmara’ya açılan balıkçıların yakaladığı balıklar demiryolu ve karayoluyla bağlanılan başkente ihraç edilmekteydi. 1915 tehciri ile bölgedeki Ermenilerin Suriye’ye sürülmesine karşın Mütarekenin ardından Bahçecik ve Kandıra kazasında 1-2 Ermeni çetesi türemiş Şile, Yeniköy ve Ağva’da ise yerli Rumlar en önemliler Deli Yanni ve Kocabaş Hristo’nun liderliğindekileri olan ayrılıkçı çeteler kurmuş civardaki Türk köylerini sindirme amaçlı silahlı eylemlere girişip, zaman zaman jandarma ile çatışmaya girmekten çekinmemiştir.

İzmit’in İngilizlerce İşgali

Mondros mütarekesinin bahsi geçen “Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nın açılması ve

İşgal Dönemi Polis Merkezi, İzmit

buralardaki istihkâmların işgal edilmesi” 1. Maddesini yürürlüğe koyan İtilaf kuvvetleri donanması 13 Kasım 1918’de Marmara Denizi’ne girmiş ve İstanbul limanına demirlemiş, karaya asker çıkararak bazı stratejik noktaları işgal etmiştir. İtilaf güçleri bundan sonra mütarekenin 6. Maddesine dayanarak Osmanlı savaş gemilerine el koymaya başlamış, 20 Kasım günü Osmanlı donanmasının en büyük savaş gemisi Yavuz, İzmit Körfezi’nde alıkonulmuş bu sırada karaya çıkan İngiliz işgal komutanı Yüzbaşı Lister ve Fransız Yüzbaşı Delot İzmit Mutasarrıfı İbrahim Süreyya Bey’e kentin işgal edileceğini bildirmiştir.  Bu sırada Damat Ferit Paşa hükümeti iş başına gelmiş ve Suriye’ye sürülen Ermenilerin bir kısmı İzmit’e dönerek el konulan mallarının kendilerine geri verilmesi için işgal kuvvetleri

İzmit işgal altında

aracılığıyla hükümete baskı yapmaya başlamışlardır.

24 Nisan 1919 tarihinde İzmit mutasarrıflığına Anzavur Ahmed’in atanması bölgedeki dengeleri değiştirmiş, Çerkez asıllı olan yeni mutasarrıf Haziran ayına dek görevde kalmasına bu sürede Çerkezleri örgütleyerek İstanbul Hükümeti’nin isteği doğrultusunda kullanmıştır. Sivas Kongresi’nin ardından kentte Anadolu ve

İzmit’te İngiliz askerlerince kurşuna dizilen Kuvayı Milliyeciler

İzmit’te İngiliz askerlerince kurşuna dizilen Kuvayı Milliyeciler

Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bir şube açarak başkanlığına Hacı Ali Bey’i getirmiş hemen ardından 13 Kasım 1919’da İstanbul’da kurulan gizli Karakol Cemiyeti’nin Teşkilat-ı Mahsusa üyesi Yenibahçeli Şükrü Bey başkanlığında bir şubesi açılmıştır. Bu Cemiyet kısa sürede Rizeli İpsiz Recep olmak üzere, Küçük ve Büyük Arslan Beyler, Dayko, Bulgar Sadık, Yalovalı İbo, Yüzbaşı Nail, Kuşçubaşı Eşref, Gebzeli Rıfat Kaptan  gibi Müslüman çetelerin yardımıyla  ciddi silahlı bir güç oluşturarak merkezi İstanbul’da bulunan ayrılıkçı Rum örgütü Mavrimira Cemiyeti adına bölgedeki çetecilik yapan Todori’nin çetesini saf dışı bırakmayı başarmıştır. Kocaeli grubu Üsküdarlı Korsan Murat adlı bir başka çetecinin desteğiyle Maltepe Atış Okulu’nu basmış buradan elde

İzmit Hamidiye (Günümüzde ‘Demiryolu caddesi’) ve tren yolu, 1898

edilen cephanenin bir bölümü Anadolu’ya gönderilmiştir.

Yahya Kaptan Olayı

Mustafa Kemal’in emriyle Kocaeli Karakol Cemiyeti’ne bağlı olarak çetecilik yapan Yahya Kaptan’ın bir süre sonra Kocaeli Karakol Cemiyeti başkanı Kara Vasfi ve Şevket Beyler ile Kartal Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Derneği adına hareket eden

Artık mevcut olmayan Gebze Demiryolu köprüsü, 1898

İzmit Kozluk Ermeni Mahallesi . 1900’ler

Mutasarrıf Sırrı Paşa Konağı. İzmit, 19. yüzyıl

Binbaşı Ahmet Necati Bey ile arası açılmıştır. Cemiyet yöneticileri Sivas’ta bulunan M. Kemal’e telgraflar çekerek Yahya Kaptan’ı Gebze civarında halkı haraca kesip haksız yere adam öldürerek Kuvayı Milliye’nin adını kötüye çıkarmakla suçlayınca M.Kemal durumu araştırması için İzmit’teki 1. Tümen komutanı Rüştü Paşa’yı görevlendirmiştir. Paşa yaptığı soruşturmada Yahya Kaptan’ın suçsuz olduğunu tersine Ahmet Necati Bey’in Arnavut Küçük Arslan Bey ile birlikte köyleri soydurup, çok sayıda cinayet işlettiğini öğrenip, rapor etmiştir. M. Kemal konu hakkında bir karar varmadan Yahya Kaptan kendisini arayan İstanbul Hükümeti’ne bağlı Jandarma Genel Komutan Yardımcısı Hilmi Bey tarafından yakalanıp, sorgusu bile yapılmadan kurşuna dizilmiştir.

Kuva-yı İnzibatiye, Yunan İşgali ve direniş

16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasının

Bir zamanlar denizden İzmit. Gümrük önünde yelkenliler

ardından 18 Nisan 1920’de toplanan San Remo konferansında İzmit’i de içine alan Boğazlar bölgesinin uluslararası bir komisyon tarafından idare edilmesine ve bölgede askeri birlik konuşlandırılmasına karar verilmiş, alınan karar 11 Mayıs 1920’de toplanan Spa Konferansı’nda (Spa, Belçika’nın Valon bölgesinde bir belediyenin adı olup kaplıcalarıyla ünlüdür) Osmanlı Heyeti’nin başkanı Tevfik Paşa’ya bildirilmiş de, Paşa metni

Mustafa Kemal Atatürk

imzalamayı reddederek İstanbul’a dönmüştür.

Kuva-yı İnzibatiye Olayı

İstanbul’un işgalinin ardından yeniden işbaşı yapan Damat Ferit Paşa hükümeti işgal kuvvetlerinin baskısıyla Kuva-yı Milliye’ye karşı Kuva-yı İnzibatiye adlı 4 piyade alayından oluşan bir birlik oluşturmuş başına da Süleyman Şefik Paşa’yı geçirmiştir. Süleyman Paşa, İzmit’te konumlanmış 20. Kolorduya bağlı birliklere saldırınca bizzat Damat Ferit Paşa Ertuğrul yatıyla İzmit’e gelerek Kuva-yı İnzibatiyye subaylarını ödüllendirmiştir. İstanbul’da oluşturulan ikinci bir tümen ise Kuva-yı Milliye

Yüzyılın başlarında Ermeni fırıncılar, Kocaeli

askerleriyle savaşmak istemediği için Geyve’ye gelmeden dağılmış hatta bazı birlikleri Ali Fuat Paşa’ya sığınmışlardır. İstanbul hükümeti bu olayına ardından Süleyman Paşa’nın yerine Anzavur Ahmed’e Paşa ünvanı vererek Kuva-yı İnzibatiyye’nin başına geçirmiştir. Buna karşın gerek Anzavur gerekse selefi Senai Paşa Adapazarı ve İzmit’te birkaç başarısız girişimde bulunduktan sonra oluşum 25 Haziran 1920’de dağıtılmıştır.

İzmit iskelesi

İzmit, 1918

Yunan askerleri Tekirdağ iskelesinde

Yunan ordusu Eskişehir’e girerken

Yunan İşgali

Yunan Ordusu San Remo kararlarını zorla kabul ettirmek amacıyla 22 Haziran 1920’de saldırıya geçmiş, Balıkesir ve Bursa’yı ele geçiren bir Yunan kolordusu 10 Temmuz’da Gölcük’ü de kapsayan bir alanı işgal ederlerken 800 kadar İngiliz akeri 25 Haziran’da Karamürsel’e girmişse de 3 saat sonra geldikleri 4 savaş gemisine binerek kentten ayrılmışlardır. 11 Temmuz günü 400 kişilik bir Yunan birliği Karamürsel’e girmiş, ev ve dükkanları yağmalamış, 4 kişiyi öldürerek 29 kişiyi de kaçırmışlardır. 23 Ekim 1920 günü arabalı vapurla gelen bir Yunan birliği kenti işgal ederken, Orhangazi yönünden gelen bir başka tabur kent dışında Zeytinli hattında Kuvvacı Mevlüt Efendi Çetesi’nin direnişiyle karşılaşınca Karamürsel’de Kuvvacı olduklarından şüphelendikleri sivil ve askerleri öldürmüşlerdir. 27 Ekim 1920’de ise İngilizler, İzmit’i boşaltarak Yunan ordusuna terk etmiştir. Bu süreçte Kandıra civarında özellikle Eseler ve Büberoğlu köyleri civarında Gebeşoğlu Mehmet Ağa’nın müfrezesi ve Kefken adası civarında etkinlik gösteren İpsiz Recep çetesi Yunan ordusuna karşı gerilla savaşı vermişlerdir. Bu süreçte Yunanlılar kent merkezindeki bazı Türk evlerini boşaltarak yerlerine kırsal kesimden Rum ailelerini yerleştirerek hem Hristiyanları korumaya almaya çalışmış hem de

Osmanlı döneminde İzmit

kent merkezinin demografik yapısını değiştirmeye çalışmışlardır.

2 Mayıs 1921 tarihinde Şile Ta’kîb Kumandanı Yüzbaşı Yusuf’un Jandarma Kumandanlığına gönderdiği telgrafında Yunan kıtalarıyla Rum çetelerinin Kandıra’da Mantarcılar, Kışla, Karasakal, Karakiraz, Çerkesler, Cebecioğlu, Vareman (Araman köyü), Dökiren (Döğüdüren köyü), Hacı İsmail, Bişkin, İnanlar köyleriyle Şeyhler Nahiyesi’nde Müslüman halka zulmedip birçok erkeği kulak ve burunlarını kesmek, gözlerini çıkarmak gibi türlü işkencelerle ahali önünde katlettikleri, kadınlara toplu olarak tecavüz ettikten sonra

Goeben (Yavuz) savaş gemisi 1. Dünya savaşı sonrasında İzmit körfezinde İngilizlerce alınkonmuş şekilde bekletiliyor

işkenceyle öldürdükleri, ziynet eşyalarını çaldıkları, Karadere Köyünde küçük erkek çocuklarına tecavüz ettikten sonra hepsini diri diri kestikleri, halkının kaçarak kurtulduğu Ütükler Köyü’nü tamamen yaktıkları, Kandıra telgrafhanesini tahrip edip resmî evrâkı parçaladıkları, İzmit’e doğru çekilirken binlerce hayvanı ve camilerden çaldıkları değerli halıları yanlarında götürdükleri, İstanbul Patrikhanesinin Rum ve Ermeni komitelerini teçhiz ederek Şile, Kandıra ve İzmit’e sevk etmek hazırlığında olduğu rapor ederken, Müslüman köylülerin yaşadığı trajediyi özetlemektedir.

Türk Ordusu’nun İzmit’i Kurtarması

İzmit körfezi, kent merkezi ve Sakarya nehri havzasını koruyan 3 Yunan alayının koruduğu kenti geri almak için Türk Genelkurmay Başkanlığı’nca görevlendirilen 20 Haziran 1921 gecesi Sakarya nehrinin batısına sızan Kazım (Özalp) Bey’in komutasındaki birlikler saldırıya geçince Yunan birlikleri kent merkezine çekilmiş, İzmit Körfezi’nde bekleyen gemilerden inen askerler de karaya çıkıp savunmayı güçlendirmişlerdir. Yunan savaş gemisi Kilkis’in de top ateşiyle destek verdiği Yunan savunması 26 Haziran’da kırılarak ertesi gün Türk birlikleri kent merkezini kurtarmayı başarmıştır. Geçtiği köyleri yakarak Karamürsel’e doğru geri çekilen Yunan kuvvetlerini izleyen Türk birlikleri 4 Temmuz’da Karamürsel’i, ilerleyen haftalarda ise Kandıra ve Değirmendere’yi ele geçirmiştir.

Ankara Hükümeti’ne bağlı askerlerin İstanbul’un yanı başına dek sokulması Hereke ve Derince’de mevzilenmiş İngilizler’i telaşlandırmış ve İzmit’te bulunan Emin Bey’e İstanbul’a doğru ilerlemeyi düşünüp düşünmedikleri sorma gereği duymuşlardır. 17 Ekim’de I. Ordu komutanı Nurettin Paşa Gebze’yi ele geçirince bölge tamamen kurtarılmıştır.

Gazeteci Ali Kemal’in katli

İkinci Meşrutiyet ve Mütareke döneminde İttihat ve Terakki karşıtı görüşleriyle

Gazeteci Ali Kemal

tanınmış liberal gazeteci yazar ve siyaset adamı Ali Kemal (1869-1922) Damat Ferit Paşa hükümetlerinde Maarif ve Dâhiliye nazırlığı yaptığı dönemde macera olarak tanımladığı Anadolu’daki Milli Mücadele aleyhine sahibi olduğu Peyam-ı Sabah gazetesinde ağır yazılar yazmıştır. 5 Kasım 1922 günü İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı 4 sivil polis tarafından Beyoğlu’nda tutuklanıp, İngiliz polislerin müdahalesinden çekinildiği için geceleyin Samatya sahilindeki bir motora bindirilip, İzmit’e oradan İstiklal Mahkemesi’ne çıkarılmak amacıyla Ankara’ya götürülmesi kararlaştırılmıştır. Kendisini tutuklayanlardan Cemil Bey’e teslim edilen yazar 6 Kasım sabahı Değirmendere’ye varmış, oradan Ejder istimbotuna bindirilerek İzmit Limanı’na nakledilmiştir. O sırada İzmit’te bulunan Nurettin Paşa’nın emri üzerine doğruca Hükümet Konağı’na getirilerek Paşa’nın huzuruna çıkarılmıştır. Nurettin Paşa, Ali Kemal’in yanındaki polislere Ali Kemal’in hemen Divan-ı Harbe çıkarılması gerektiğini söylemişse de polisler aldığı emir gereği Ankara’ya götürmek zorunda olduklarını bildirmişlerdir. Konaktan çıkarılan Ali Kemal, yanında bir manga asker olmasına karşın Nurettin Paşa tarafından tertip sonucu linç edilerek öldürülmüş, cesedi yerlerde sürüklendikten sonra Hükümet Konağı’nın karşısındaki bir idam sehpasına asılmıştır. Bu olaydan 2 ay sonra 16 Ocak’ta kente gelen M. Kemal İzmit Kasrı’nda İstanbul’un belli başlı gazetelerinin katıldığı bir basın toplantısı gerçekleştirmiş, o güne kadar kendisi hakkında fikir sahibi olmayan pek çok gazeteci üzerinde olumlu bir izlenim bırakmıştır. Ayşe Hür’ün 11 Nisan 2008 tarihli Taraf Gazetesinde yayımlanan ve Emekli Kurmay Albay Rahmi Apak’ın kitabı kaynak olarak gösterilen Resmî tarihin ünlü haini: Ali Kemal başlıklı yazısında olduğu gibi günümüzde bazı liberaller Ali Kemal’in çizgisini sahiplenirken Kemalistlerin tavrını da sorgulamışlardır:

“Nurettin Paşa, Rahmi Bey’i çağırarak “Şimdi sokaktan birkaç yüz kişiyi büyük kapının önünde toplat. Kapıdan çıkarken Ali Kemal’i öldürsünler, linç etsinler” der. Bu korkunç emri uygulamaya yüreği elvermeyen ancak itiraz edecek kadar cesur da olmayan Rahmi Bey, işi Kel Sait adlı bir inzibat yüzbaşısına havale eder. Kısa sürede toplanan güruhun Ali Kemal’in üzerine ‘bir kara bulut gibi’ çullandığını Nazım Hikmet’in şiirinden biliyoruz. Saldırılardan korunmak için umutsuzca sorgu subayı Necip Ali’ye sarılan Ali Kemal’in önce böğrüne bir bıçak sokulmuş, ardından taş ve sopalarla kafası ezilmiştir. Ali Kemal’i paramparça eden güruh, iç çamaşırına kadar soymayı, parmağındaki yüzüğü, altın saatini ve paralarını almayı da ihmal etmemiştir. Çıplak vücudu, ayaklarına bir ip bağlanarak sokaklarda dolaştırılmıştır.  Nurettin Paşa, bu büyük marifeti, Lozan Konferansı’na gitmek üzere trenle İzmit’ten geçecek olan İsmet İnönü tarafından görülsün diye, istasyonun yakınındaki küçük tünelin üstüne bir sehpa kurdurur ve Ali Kemal’in ölü vücudunu astırır. Falih Rıfkı’ya göre İsmet Paşa güya meşalelerle aydınlanan korkunç sehpayı uzaktan görünce yüzünü asmış, başını eğmiş ve hiç bakmayarak binaya girmiş, orada Nurettin Paşa’ya söylemediğini bırakmamıştır. Nurettin Paşa, 1921’de Dersim’deki Koçgiri Ayaklanması’nı zalimane yöntemlerle bastırdığında da, Eylül 1922’de İzmir’in kurtarılmasından sonra Rum Ortodoks (Efes) Metropoliti Hrisostomos’u benzer şekilde linç ettirdiğinde de, daha sonra İzmir’i yaktırdığında da bundan fazla tepki görmemiştir”

Yunan Ordusunun bölgede gerçekleştirdiği katliamlar

15 Mayıs sabahı İzmir’in işgaliyle başlayıp, 1919-1921 yılları arasında Batı Anadolu içlerine doğru gerçekleşen Yunan ilerleyişi sırasında çok sayıda Türk köylüsü göçe zorlanmış veya katledilmiştir. Bölgedeki Hristiyanların durumunu araştırmakla görevlendirilen uluslararası heyet 13 Ekim 1919’da tamamladığı raporunu 8 Kasım’da Yüksek Konsey’e sunmuş ve “Hristiyanların katlini” bahane eden Yunanistan’ın İzmir’e asker çıkarmasını gerektirecek bir durum olmadığını açıkça belirtilmiştir:

“… Hristiyanların katliam korkusunu haklı kılacak herhangi bir neden bulunmamıştır. Aydın vilayeti ve İzmir’deki asayiş koşulları İzmir’in öncelikle işgalini gerektirecek boyutta görünmemektedir. Vilayet sınırları içindeki durumun, Müttefik birliklerinin İzmir’e çıkarma yapmasını gerektirecek bir hali olmamıştır. Tam tersine durumun kötüleşmesi, Yunan işgalinin ardından Yunan birlikleriyle dağınık Türk askerleri arasındaki savaş nedeniyle olmuştur.”

Konsey’in rapora rağmen işgali desteklemesi, Yunan ordusunun Batı Anadolu içlerinde ilerleyişini sürdürerek Marmara sahiline dek ulaşmasına, işgal alanında Türk köylerinin yakılıp yıkılarak Müslümanların kasıtlı ve bilinçli olarak göç ettirilmesine yol açmıştır ki aynı tarihlerde Batı Trakya’ya Yunanlı göçmenlerin getirilerek demografik yapısının değiştirilmeye çalışılması önceden planlanmış bir nüfus politikanın uygulandığını işaret etmektedir. Yunan Ordusu’nun Yalova, Gemlik, Orhangazi, İzmit kentlerinde 1920 sonları ile 1921 Mayıs ayı arasında gerçekleştirdiği yağma ve katliamlar ayyuka çıkınca Harbiye Nezareti Kasım 1920’de durumu İngiliz temsilcisine, Fransız ve İtalyan irtibat zabitlerine bildirmiştir.  Bölgeye İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerden oluşan bir heyet (İstanbul’da bulunan İsviçreli Mösyö Mevris Gehri’nin Kızılhaç temsilcisi olarak katıldığı heyette ayrıca İngiliz General Frenks, Fransız Miralay Veyg ve İtalyan Miralay Roleto) gönderilmesi kararı alınmışsa da temsilciler ancak 12 Mayıs 1921’de bölgeye gönderilmiştir. 22 Mayıs’ta görevini bitirerek İstanbul’a dönen Tahkik Heyeti hazırladığı raporda, Yunanlı, Ermeni ve Türklerin maruz kaldıkları olayları not almış, Yunan Ordusu’nun Samanlıdağ Müslümanlarını yokettiğini, Türk köylülerinin silahları toplanırken silahlı Rum çetelerine Yunan ordusu tarafından yardım edildiğini, 15 Nisan’da Yüzbaşı Papayorgon adlı bir subayın bölgeye gelmesinin ardından şiddet olaylarının arttığını ortaya koymuştur. Kızılhaç temsilcisi Gehri, 16 Türk köyünün yakıldığını, kurtulabilenlerin Samanlı ve Akköy’e iltica ettiğini, 6.000-6.500 arasında insanın öldürüldüğünü bildirirken, Müslümanların katledilmesinin esas nedeninin Yunan ordusunun Eskişehir yenilgisi olduğunu iddia etmiştir. Heyet, 22 Mayıs’ta İstanbul’a dönmüş, 2 gün sonra Yalova’nın acilen tahliyesi kararlaştırılırken yeni bir Tahkik Heyeti oluşturulmuştur. Hilal-i Ahmer üyesi Ali Macit Bey, Kızılhaç Temsilcisi Gehri, Fransız Yüzbaşısı Loka, İngiliz Mülazım-ı evveli Holland, İtalyan Mülazımı Bonakoris ile Manchester Guardian gazetesi muhabiri Toynbee ile eşinin yer aldığı Yeni Tahkik Heyeti, Akköy’de yağmalanmış mahalle ve topluca katledilmiş 60 kişinin mezarlarına rastlarken, 15 köyü yakıp yıkan Rum çetelerinin şimdilik yakılmayan Samanlı ve Akköy köyüne korucu tayin edildiklerini şaşkınlıkla görmüşse de ısrarlı davranarak binlerce muhacirin güvenle tahliye olmasına yardım etmiştir.

Kaynakça

Apak, Rahmi. Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları. Türk Tarih Kurumu. XVI. Dizi. Ankara, 1988 ISBN 975-16-0075

Arslan, Oran Nebahat. Yalova, Gemlik, Orhangazi Bölgesinde Yaşanan Yunan Mezalimi ve Bölgeye Gönderilen Uluslararası Tahkik Heyetinin Çalışmaları. A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi. 22. Erzurum, 2003

Başbakanlık Osmanlı Arşivi HR. SYS. 2624/12

Helmreich, Paul C. Sevr Entrikaları, Büyük Güçler, Maşalar, Gizli Antlaşmalar ve Türkiye’nin Taksimi. İstanbul, 1996

Orhonlu, Cengiz. “Yunan İşgalinin Meydana Getirdigi Göç ve Yunanlıların Yaptıkları “Tehcir”in Sonuçları Hakkında Bazı Düşünceler” Belleten XXXVII.148. Ankara, (1973)

Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Mecmuası, No: 1, 15 Eylül 1921

Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı) Nika Yayınları. Ankara, 2016

Sarıhan, Zeki. Kurtuluş Savaşı Günlüğü. 3 cilt. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1995. ISBN975-16-0659-4

Takip, tavsiye ya da beğeni için