Yunan uygarlığı küçük krallıklarla başlamış, MÖ 1200-1000 tarihleri arasında istilalar sebebiyle yıkıldıktan sonra MÖ 9. yüzyılda pek çok kent yeni baştan kurulmuştur. Bu dönemde ülke yüzlerce kendi kanunlarını kendi koyup kendini yönetebilen site kentlere bölünmüştür. Yunanistan MÖ 480 yılında Pers kralı Xerxes’in ordularınca işgale uğramış hatta Atina bile yakılmışsa da çetin savaşlar neticesinde istilacılar ülkeden atılmıştır.

Yunan dini

Girit’te arkeologların ortaya çıkardığı çıplak göğüslü kadın heykelcikleri gibi Miken sanat örneklerinden ana tanrıça ve diğer tanrıçalara tapınıldığı dahası kadınların toplumsal statülerinin nispeten iyi olduğu anlaşılmaktadır. Hint-Avrupalı kavimlerin Yunan anakarasını işgal etmesinin ardından istilacıların Miken kültürü ile kendilerininkinden ortak bir inanç sistemi yarattığı anlaşılmakta olup, Hera, Artemis ve Athena gibi Miken tanrıları yeni Yunan dininde varlığını sürdürmüştür. Yunan dini, gökyüzü, şimşek, nehir, deniz, ateş, rüzgâr gibi tabiat elementlerinin ilahi nitelikler kazandırıldığı, tanrıların sevgisi dualarla kazanmaya, öfkesini kurbanlarla yatıştırmaya çalışan bir tabiat dinidir. Yunan söylencelerinin çok azı tarihsel döneme ait olup, çoğu Yunan medeniyetinin kendisi kadar eskidir. Yunan diniyle doğrudan ilgili olan söylenceler MÖ 775 (Homeros, İlyada ve Odysseia) ile MÖ 775 (Heiodos, Theogonia) yılları arasında yazıya geçirilmişlerdir. Bu söylenceler Antik Yunan’da kamu ve özel hayatının içine işlemiş olup, MÖ 5. Yüzyıl Atina’sında eğitimin büyük ölçüde kahramanlık öykülerini ezberlemek ve çeşitli vesilelerle tertip edilen toplantı ve festivallerde şiirsel bir üslupla anlatmaktan ibaret olduğu görülmektedir. Başta Atina olmak üzere Yunan kentlerinde düzenlenen teatral festivallerde tanrılar için hazırlanmış övgü ilahileri (Homerik ilahiler) okunurdu. En ünlüsü Demeter ilahisi olan bu olağanüstü şiirsel yapıtlarda tanrılar, tanrıçalar ve kahramanlardan bahsedilirdi. MÖ 8. Yüzyılda yaşamış Yunan ozanlarından Hesiod’a göre, tanrıların lideri Zeus ardı ardına her biri bir öncekinden daha düşük kalitede altın, gümüş, bronz, kahramanlar ve demir ırk adlarıyla bilinen beş insan soyunu yaratmıştı. Bugünkü insanlar gibi durmaksızın çalışmak zorunda olan ve yaşam azabından ancak ölümle kurtulabilen demir ırka mensup Yunan yazarları kendilerinden bir önceki yarı tanrı kahramanlar ırkının asil ve ihtişamlı yaşamlarına, yitirilen geçmişe duydukları özlemi söylencelerinde dile getirmiştir. Yunanlıların efsaneleri tarihsel bir gerçek olarak görüp görmedikleri dolayısıyla Eski Yunanlıların tarihe bakış açısı modern yazarlar arasında bitmek tükenmek bitmeyen bir tartışma konusu olmuştur. Bununla birlikte Yunan söylenceleri Yunan hayatının doğal ve kabul görmüş bir parçası olarak çeşitli sanatının yapıtaşı olmakla kalmamış büyük sanat eserlerinin de ortaya çıkmasını sağlamış, ayrıca Yunan dilinde şiirsel anlatımın zenginleşmesine katkıda bulunmuştur. Yunanlılar tanrılarında mükemmellik aramamış, onları da tıpkı insanlar gibi kızan, kıskanan, aldatan, çeşitli zaafları olan varlıklar olarak tasvir etmişlerdir. Yunan tanrıları bir ölümlünün kaderini hatta kişiliğini bile değiştiremez; ölümlülere özellikle kahramanlara yardım ederek ya da öğüt verirlerse de eski Yunanda insanlar kendi kaderlerini kendi yetenekleriyle çizerlerdi. Böylece tanrılar mutlak güce sahip olmadıkları için insanlar güç, cesaret ve yetenekleriyle söylencelerde ön plana çıkabilirlerdi. Her bireyi farklı karaktere sahip bir aile olarak görülen Yunan tanrıları Yunan uygarlığı, Batı toplumunun kurucusu olarak görüldüğünden başta Romalılar olmak üzere Batı toplumlarınca da benimsenmiştir. Romalılar, Yunan tanrılarına Latince isimler vermekle kalmamış kendi yerel tanrılarıyla birlikte kendi panteonlarını oluşturmuş, Virgil’in Aeneid destanında olduğu gibi uygarlıklarının temellerini Yunan soy, kültür ve söylencelerine dayandırmışlardır. Hıristiyanlığın kabulü özellikle sanat, müzik ve edebiyatta Yunan kültürüne olan saygıyı eksiltmemiş özellikle Rönesans’ın ilk yıllarından itibaren sanatçıların Hıristiyanlığa özgü temaların yanı sıra Yunan söylencelerine özgü karakterleri de tasvir etmişlerdir. 18. Yüzyılda Avrupa’da yayılan aydınlanma devrimi bir yandan genel olarak söylencelerin anlamsızlığına tepki duyarken aynı zamanda Yunan ve Roma dönemi filozoflarının başarı ve eserleri üzerinde durmuştur. 19. Yüzyılda etkili olan Romantik akım ise Yunan kültürüne ait her şeyi baş tacı yapmış başta Britanya olmak üzere Yunan söylenceleri tüm Avrupa ülkelerinde son derece popüler olmuştur. Yunan mitolojisine duyulan ilgi 20. Yüzyılda da devam etmiş psikanalizin babası Sigmund Freud’un çalışmalarını, başta Ulysses’in yazarı James Joyce, olmak üzere T. S. Eliot, Jean Anouilh, W. B. Yetas gibi yazar ve şairlerin çalışmalarını derinden etkilemiştir.

Yunan Yaratılış Efsanesi

Hesiod’un Theogonia adlı eserinde anlatıldığına göre önce başlangıç boşluğu Kaos’tan Gaia (Yeryüzü), Tartaros (Yeraltı) ve Eros (Aşk) adlı üç ölümsüz varlık oluşmuştur. Gaia tek başına önce kendine denk yıldızlarla dolu Uranos’u (Gökyüzü) ardından Ourea (Dağlar) ve Pontus (Deniz) doğurmuştur. Daha sonra Uranos ile Gaia evlenmiş bu evlilikten önce üçüz yüz kollu devler ardından tek gözlü üçüz devler Kykloplar doğmuş ama bu çirkin ve güçlü yaratıklardan Uranos nefret ettiği için onları yeryüzünün derinliklerine fırlatmış, bu yüzden Gaia ile Uranos’un arası açılmıştı. Daha sonra bu evlilikten on üç Titan doğmuştur. Gaia, Uranos’tan intikam almak için Titanlardan yardım istediyse de sadece en küçük kardeş Kronos annesinin sözüne uyarak bir çakmaktaşı orak yardımıyla babasını hadım etti. Uranos’un yarasından toprağa damlayan kanından Gaia üç Furia’yı ve her tarafı kıllarla kaplı korkunç devleri doğurdu. Uranos’un yerine geçen Kronos, annesine verdiği sözü tutmadı ve korkunç kardeşlerini Tartaros’tan çıkarmadı. Gaia, Kronos’a bir gün tıpkı kendi yaptığı gibi oğullarından birisinin tahtını ele geçireceğini söyledi. Kronos bu söz üzerine karısı Rhea’dan doğan ilk beş çocuğunu yutarak yedi. Rhea, Gaia’nın tavsiyesine uyarak altıncı oğlu Zeus’u babası Kronos’tan sakladı ve oğlu yerine bir kaya yutmasını sağladı. Zeus büyüyüp bir tanrı olunca Kronos’a zehirli bir içki vererek yuttuğu kaya dâhil tüm kardeşlerini kusmasını sağladı. Zeus ve kardeşleri Kronos ve diğer Titanlara karşı on yıl boyunca kıyasıya savaştılar. Taraflar birbirine üstünlük sağlayamamışken Gaia, Zeus’a Tartarosta hapis olan yüz kollulardan ve Kyklopslardan bahsetti. Zeus Tartaros’a giderek bu yaratıkları kurtardı onlarda tanrıların zaferi kazanmasını ve Titanların sonsuza dek Tartaros’a gönderilmesini sağladılar. Erkek Tanrılar aralarında egemen oldukları sahaları paylaştılar; gökyüzü tanrısı olan Zeus kardeşi doğum tanrıçası Hera ile evlenerek pek çok yeni tanrının babası oldu. Titan dönemi bitti, Tanrıların dönemi başladı. Olympos dağının efendisi ve tanrıların babası Zeus önce ilk ölümlüler kuşağı olan ‘Altın Irk’ı yarattı. Huzurlu, tok gözlü, barış ve dertsiz bir hayat sürdükten sonra öldüler. Zeus daha sonra ‘Gümüş Irk’ adıyla bilinen daha az erdemli ikinci kuşağı yarattı. Tanrılara saygı göstermeyen, yaşamlarını çocuksu zevklere adayan bu ırk Zeus tarafından yok edildi. Bronz silahlara sahip savaştan başka erdem tanımayıp sadece Ares’e saygı gösteren acımasız ‘Bronz Irk’ ise kaba güçlerine rağmen genç yaşta çabucak yok oldular. Ardlarından yaratılan kahramanlar ırkı ise yok olmadı ama Okeanos’un kıyısında yılda üç kez meyve toplanan bir ülkede yaşamaya devam ettiler. Beşinci kuşak ‘Demir Irk’ ise en adi suçları işlemeye müsait, bencil, açgözlü, paylaşmayı bilmemesine rağmen halen varlığını sürdüren insanoğludur.

Yunan Destanları

Efsanevi kahramanların yolculuklarının yanı sıra Thebai seferi ve Troya savaşı etrafında gerçekleşen olayları konu alan destanların en önemlileri İlyada, Odysseia, Aethiopia, Küçük İlyada, İlion Persis, Kypria, Nostroi, Telegonia, Thebais, Alexandra, Theogony ve Argonautika’dır.

En önemli Yunan Tanrıları: 12 Olymposlu

Zeus

Olimpos tanrılarının efendisi ve insanoğlunun babası olup, Roma panteonundaki Jüpiter’in karşılığıdır (Hesiodos, Theogonia 886). Zeus diğer tanrıları ve insanı yaratmamış olmasına rağmen, insanların ve diğer tanrıların koruyucusu, gökyüzü ve yağmurun efendisi, adaleti, Pazar yerlerini, siyasi meclisleri koruyan ve kızdığında

Yunan panteonunun en önemli iki tanrısı: Zeus ile karısı Hera

yıldırımlar fırlatan bir baba olarak tasvir edilmiştir. Teselya’daki Olimpos dağının zirvesinde oturan Zeus’a adanmış en önemli tapınaklar Dodona’da kutsal meşe ormanında (Efir bölgesi) bulunmaktaydı. Zeus, bir Titan olan Kronos ile Rhea’nın en küçük oğlu, Poseidon, Hades, Hestia, Demeter ve Hera’nın kardeşidir. Efsaneye göre doğacak oğlunun kendini tahttan edeceğini düşünen Kronos çocuklarını doğduğunda yutmaktaymış. Rhea, Zeus’un elbiselerini giydirdiği bir taşı Kronos’a yutturduktan sonra oğlunu Girit’te yaşayan su perilerine emanet etmiştir. Zeus büyüyünce Kronos ile kavga ederek, babasını yuttuğu çocuklarını kusmaya zorlamıştır. Kronos ve Titanlarla savaşan Zeus ve diğer tanrılar, Titanları yeryüzünün en derin çukuru olan Tartaros’a göndermişlerdir. Zeus pek çok kadınla aşk yaşamış, bu ilişkilerinden çok sayıda oğlu olmuştur. Pek çok efsanevi aile kendi soyunu Zeus’a dayandırmaktadır. Homeros’un İlyada destanında, Zeus’un sarayının kapısında birisi iyilikleri diğeri kötülükleri barındıran iki küp bulunduğu ve daha o çağda evrensel bir kudret olarak görülen tanrı Zeus’un her iki küpü de gönlünce kullandığı kayıtlıdır. Homeros destanlarından itibaren gelişen tek tanrı düşüncesi stoacılıkta tanrının evrenin ta kendisi olarak görülmesi düzeyine ulaşmıştır.

Hera

Olympos tanrılarının kraliçesi, Kronos ile Rhea’nın kızı, Zeus’un kardeşi ve eşi olup evlilik ve doğum tanrıçasıdır (Yunanca haireo ‘seçilmiş’)
En önemli kült merkezleri Argos şehrinin yanı sıra Güney İtalya’da bulunan Samos ve Kroton adalarıydı. Zeus dışındaki tüm kardeşleri, babası Kronos tarafından yutulmuş, Zeus’un becerisi ve Metis’in kurnazlığı sayesinde Kronos kusturularak Hera hayata döndürülmüştür. Hesiodos’a göre Hera, Zeus’un Hesperisler bahçesinde evlendiği üçüncü karısı iken, Homeros’un İlyada’sında Phrygia’da bulunan İda Dağı’nda evlendikleri kayıtlıdır. Homeros’ta göre dırdırcı, kıskanç ve hırçın bir kadın olarak anlatılmaktadır. Argo gemisinin koruyucusu olmasının yanı sıra güzellik yarışmasında kendisini seçmeyen Paris’e öfkesinden dolayı Truva Savaşı’nda Yunanların yanında yer almıştır.Roma mitolojisinde Juno olarak bilinmektedir.

Poseidon

Deniz, deprem ve atların tanrısının adı olup, Zeus, Hades ve Hera’nın kardeşidir. Etrüsklerin Nethuns adını verdiği tanrının Roma panteonunda karşılığı Neptün’dür. Poseidon’un gücünü üç çatallı bir asa sembolize etmekte olup deniz tanrısı olarak bereket deprem tanrısı olarak ise yıkım getireceğine inanılmaktadır (Homeros,

Deniz tanrısı Poseidon’un deniz atlarıyla birlikte tasvir edildiği bir heykel

Odysseia 4.365; Ovid, Metamorphoses 6.75). Poseidon, sadece dalgalara hükmetmekle kalmayıp aynı zamanda fırtınalar yaratabilen, gücü nehir, dere ve göllere dek uzanabilen kudretli bir tanrıdır. Efsaneye göre Apollon ve İakos ile birlikte Truva surlarının inşasında bir yıl süreyle çalışmış ama Laomedon’dan parasını alamayınca, bir deniz canavarını Truva üzerine göndererek pek çok kişinin ölümüne sebep olmuştur. En eski kült merkezi Akhaia’da Aigai ve Helike’dir.

Demeter

Hesiodos’a göre Kronos ile Reia’nın ikinci tanrılar kuşağından sarı saçlı kızı, Persephone’nin annesi olup, hasat ve bereket tanrıçasıdır. Aynı zamanda ekili tarlaların ve evliliğin koruyucusu olarak saygı görmüştür. Heykellerinde omuzlarına dökülen sarı saçlarıyla, hafif baygın bakışlı güzel bir kadın olarak tasvir edilmekte, sağ elinde bir buğday başağı, sol elinde de yanan bir meşale tutmaktaydı. Roma

Demeter

mitolojisindeki eşdeğeri Ceres’tir. Zeus’tan doğan tek kızı Persephone, Zeus’un da yardımıyla Hades tarafından Sicilya’da ki Enna çayırı veya Mysia ovasına kaçırılmıştır. Tüm dünyayı baştan aşağı dolaşan tanrıça bir ara bir uçurumda gözden kaybolan kızının çığlığını duymuşsa da ona ulaşmayı başaramamıştır. Demeter üzüntüsünden Olympos dağından kaçmış ve ıssız bir yerde inzivaya çekilmiştir. Onun üzüntüsünden toprağın bereketi kalmayınca insanlar kıtlık tehlikesine armuz kalmıştır. Zeus, Hades ile Demeter’i barıştırmayı başaramayınca Persephone’nin yılın üçte ikisini yani çiçek açma ve meyve zamanını (ilkbahar, yaz ve sonbaharı), anası Demeter’in, geri kalan üçte birini, yani kış mevsimini da kocası Hades’in yanında geçirmesine karar vermiştir. Böylece tanrı Zeus, toprağa yeniden bereket gelmesini Persephone’nin her yeryüzüne çıktığında, Demeter’in yeryüzüne baharı getirmesi ile sağlamıştır. Demeter, yeryüzü tanrıçaları Rhea, Gaia hatta Kybele ile sıkça karıştırılmıştır.

Ares

Zeus ve Hera’nın uzun boylu, yakışıklı ve gaddar oğlu olan savaş tanrısının adıdır. Roma mitolojisindeki eşdeğeri Mars kadar popüler olmamış ve daha çok Trakya bölgesinde bilinip ünü tüm Yunanistan’a yayılamamıştır. Ares, Thebai kentinin koruyucu tanrısı olup Atina’da da Ares tepesi ya da Areopagus denilen mevkide

adına bir tapınak bulunmaktaydı.
Ares kelimesinin etimolojisi tartışmalı olmakla birlikte ‘intikamcı’ veya ‘yok edici’ gibi bir şey olmalıdır ki kendisine Eris (geçimsizlik), Phobos (korku) ve (nefret) eşlik etmektedir.

Athena ile Ares

Athena

Zeus’un ilk eşi akıl tanrıçası Metis’ten doğma (Hesiodos, Theog. 886) en sevdiği çocuğu olup, akıl, savaş, sanat, üretim, akıl ve beceriklilik tanrıçasının adıdır. Yunanca ‘koruyucu’ anlamına gelen Athena, Romalılar tarafından Minerva olarak adlandırılmıştır. Kentli ve medeni bir yaşamın koruyucusu olup, bu yönüyle taşranın tanrıçası Artemis’in karşıtıdır. Girit kökenli bir tanrıça olup, muhtemelen bir yılan tanrıçadan evrilmiştir. Lakabının ‘baykuş göz’ (glaukopis) olması ilk versiyonlarının baykuş şeklinde olduğunu da düşündürmektedir. Homer’in eserlerinde Athena, savaşçı Promakhos ‘destekleyen, savunan’ ve el sanatlarını eğitmeni Ergane ‘sanatkar’ formlarında görünmektedir. Athena’nın sevdiği birisinin olmaması yüzünden Bakire anlamına gelen ‘Parthenon’ lakabını taşımakta Atina’daki ünlü Parthenon Tapınağı tanrıçanın lakabından adını almaktadır.Efsaneye göre Atina kenti kurulurken yeni kentin tanrısının kim olacağına dair bir yarışma yapılmış, finale Poseidon ile Athena kalmıştır. Athena’nın hediye ettiği zeytin, Poseidon’un hediyesi olan ‘at’a üstün sayılmış, yeni kent adını tanrıçadan almıştır.

Apollon

Zeus ve Leto’nun oğlu, Artemis’in ikiz kardeşi olan olan ışık, şiir, müzik, şifa tanrısının adıdır. Yunanların en çok saygı gösterdiği tanrılardan biri olmasına karşın Homeros’a göre Lykialı ve Yunanların düşmanı olması, Anadolu kökenli olduğunu

Apollon heykeli, Atina

düşündürmektedir. Hera’nın kıskançlığından korkan Leto’nun Delos adasında Kynthos dağında doğurduğu Apollon, elinde günüş ışınlarından oluşan oklar taşımakta ve Helios ile özdeşleşmektedir. Sürülerin koruyucusu olduğu için Lykeios, tarımın koruyucusu olduğu için Smintheus, evin koruyucu olduğu için Agyieus, güneş tanrısı olduğu için Phoebus adlarıyla da anılmaktadır. Aynı zamanda Delphoi ve Delos kâhinlerinin tanrısı olup, ‘defne ağacı’ Apollon kültünün kutsal sembolüdür. Doğumundan birkaç gün sonra dev Python yılanını öldürdüğüne dair bir efsane bulunmakta olup, Apollon İtalya’ya (Etrüsk panteonuna) kabul edilen ilk Yunan tanrısıdır.

Artemis

Vahşi hayvanların (Potnia therion), avcılığın, bitkilerin, erdem ve doğumun

Artemis

tanrıçasının adı olup, taşrada büyük prestiji bulunmaktaydı. Leto ve Zeus’un kızı, Apollon’un ikiz kardeşi olan Artemis, Romalılar tarafından Diana olarak adlandırılmıştır. Kardeşi Apollon gibi ok taşımakta, kendisine su perileri eşlik etmektedir. Başlangıçta kendisine insan kurban edilmemekle birlikte Iphigenia’nın onun adına kurban edilmek istendiği bilinmektedir. Efsaneye göre İphigenia tam sunakta kurban edilecekken Artemis bir dişi geyik göndermiş ve onun kurban edilmesini sağlamıştır. Deloslu kadınlar saçlarını ona adamaktaydı.

Hephaistos

Zeus ile Hera’nın oğlu olup ateş (özellikle demircilerin yaktığı ateş) ve metal işleriyle uğraşan tüm zanaatkârların tanrısının adıdır (Homeros, İlyada 1; Hesiodos, Theogonia 927–929). Aphrodite’nin, Ares ile aldattığı kocasıdır. En eski kült şehirleri Limnos ve Atina olup, Sicilya ve civarındaki volkanik adacıklarda da tapınılmaktaydı. Efsaneye göre Zeus ile Hera arasında meydana gelen bir tartışma sırasında annesinin tarafını tutan Hephaistos babası tarafından Olympos dağından aşağı atılınca topal kalmıştır. Yeryüzünde yaşamak zorunda kaldığı için, tüm tanrılar arasında yiyeceğini çalışarak elde etmek zorunda kalan tek tanrıdır bu yüzden ‘Yoksul Tanrı’ adıyla da bilinmektedir. Latince Vulcanus adıyla bilinmektedir.

Hermes

Tanrıların habercisi ve ticaret tanrısının adı olup, Zeus ile su perisi Maia’nın oğludur.

Hermes

Hermes’in eski çağda hem Yunan delikanlılarının idealize edilmiş formu hem de tüccar ve hırsızların tapındığı tanrısı olması, çevik yapısı ve kurnaz hatta düzenbaz karakterli olmasıyla ilişkilidir. Ayağında kanatlı sandaletler, kafasında petasos adı verilen şapka giyen, elinde asa taşır formda tasvir edilmektedir.
Roma karşılığı Mercury’dir.

 

Dionysos

Zeus ile Semele’nin oğlu ve ikinci kuşak Olymposlulardan birisi olan şarap ve bereket tanrısının adıdır. Altı aylık hamile olan Semele, Zeus’un şimşekleri tarafından yanlışlıkla öldürülünce tanrı oğlunu kadının rahminden çıkararak kendi kalçasına dikmiş ve süresi dolana kadar orada saklamıştır. Hermes’e emanet edilen çocuk, büyütmeleri için Orkhemenos kralı Athamas ile İno’ya teslim edilmiştir.

Dionysos

Tabiatın yaratıcı gücünün sembolü olan Dionysos’un Roma’daki karşılığı Bakkhos’tur. Yakın zamana dek Anadolu veya Trakya kökenli olduğu sanılan tanrının adının Girit adasında Miken uygarlığına ait Linear B tabletlerde DIWONISOJO formunda bulunması (Kerényi 1976) bu teoriyi tartışılır kılmıştır. Delphoi kâhinlerince tanrı Apollon’un emrine uygun olarak gerçekleştirilen Dionysos’a gizci tapım törenleri zamanla başlı başına bir dine dönüşmüştür. Boğa, yılan ve sarmaşık bu tanrının kültüne ait semboller olurken satirler, kentaurlar ve silenler de Dionysos ile özdeşleştirilmiştir. Dionysos, genellikle bir panterin sırtına binerken, panter spotu giyerken ya da panterlerin çektiği bir savaş arabası kullanırken tasvir edilmiştir. Bu tanrıya tapanlar onun vahşi hayvan formlarında ortaya çıktığına inanmaktaydı. Dionysos tapımı sırasında şarap içerek kendinden geçen insanlar, çılgınca dans ederek kırlık alanlara gider, tanrıyla özdeşleşmek adına buralarda karşılarına çıkan hayvanları canlı canlı parçalayıp yerlerdi. Atina’da ‘Dionysia’ ve ‘Lenaia’ festivalleri bu tanrıya adanmıştı. Dionysos dini ve ayinleri Orfik gizemciliğin ve Gnostik inançların öncülü kabul edilmektedir. Dionysos, Arkadia’da Akratophorus, Sikyon’da Akroreites, Boeotia’da Adoneus, ‘kanun koyucu’ ve Aegobolus ‘keçi katili’, Akhaea’da Aesymnetes ‘efendi’ adlarıyla tanınmakta, Bromios ‘gök gürültücü’, Dendrites ‘ağaçların efendisi’, Eleutherios ‘kurtarıcı’ gibi lakapları da bulunmaktaydı.

Kaynakça

Öztürk, Özhan. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınları. Ankara, 2009

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için