Karadeniz Tarihi

Karadeniz’in adını kimler verdi?

Karadeniz tablolarıyla tanınan Ermeni asıllı Rus ressam Ivan Konstantinovich Aivazovsky'nin (1817 - 1900) 'Ayışığında Merkür yelkenlisi' adlı tablosu

Amaç: Bu makalenin amacı Karadeniz’in daha önce hangi adlarla anıldığını, bugünkü adının nereden geldiği ve kimler tarafından ne sebeple ve hangi dönemde konulduğunu, Karadeniz’in mitolojideki yeri ve ‘kara’ rengi ile bugünkü adı arasındaki ilişki olup olmadığı, (Akdeniz ve Kızıldeniz’de aynı şekilde sorgulanacaktır) adını neden renklerden aldığını detaylı ve yazılı kanıtlara dayanarak açıklamaya çalışmaktır.

Özet: Karadeniz hatta Akdeniz’in bugünkü adları Türklerin kuzeye ‘kara’ güneye ‘ak’ demeleri ile ilişkili olmakla birlikte iddia edildiği gibi bu isimler Anadolu Türkleri tarafından konulmadığı Türklerin Anadolu’ya gelişinden çok öncesinde bilindiği anlaşılmıştır. Karadeniz’in adı Uzak Asya’nın yanı sıra Eski Amerikan uygarlıklarında da renk, yön ve tanrıları birbiriyle ilişkilendiren kadim bir geleneği kullanan Avrasyalı göçebeler tarafından verilmiştir.

Karadeniz’in ilk halkları ve ilk adı: İskitler ve Ahşena

Yazılı tarihe göre Karadeniz’in kuzey sahilinin bilinen eski konukları Kimmeryalılar olup, Anadolu’ya çok sayıda akın düzenlemişlerse de MÖ 7. yüzyılda Lidyalılar tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra tarih sahnesinden çekilmişlerdir. Traklar ve Yunanlıların Avrasyalı atlı göçebelere verdiği genel isimleriyle İskitlerin Karadeniz sahillerine yerleşmeye başladığı MÖ 8. yüzyıldan itibaren Karadeniz “Ahşena” olarak adlandırılmaya başlanmıştır. 1922’de O. Vasmer, Avesta’da geçen (axšaēna)’ kelimesinin İskit dilinde ‘koyu renkli’ anlamına geldiğini iddia ederken, 1947’de Allen ve 1996’da Schmidt yazarı desteklemekle kalmamış, İran dillerini konuşan İskit ve Sarmat halklarının kullandığı ahşena “karanlık” kelimesinin Yunanlılarca benzer telaffuza sahip axenus (ἄξε(ι)νος) ‘misafir sevmez’ olarak ödünçlenip günümüze ulaştırıldığını kaydetmiştir. Moorhouse ise bu teoriye karşı çıkarak Yunanca patos (πατώς) “patika”, İskitçe panthah “yol” (dişil formu ‘pathya’, Ermenice hun “sığ yer, nehrin sığ yeri; yol”, Latince pons “köprü” kelimelerini örnek göstererek Pontus kelimesinin Hint-Avrupa dillerindeki ilk anlamının “yol” olduğunu Friglerin kara yolunu “kolay yol” deniz yolunu ise “zor yol” olarak adlandırdığını, Yunanlıların bu terminolojiyi Anadolu’dan aldığını dahası Avesta’da geçen kelimenin İskitlerce kullanılmasının zor olduğunu ve Karadeniz’in ilk adının ‘Karanlık Yol’ anlamına gelemeyeceğini iddia etmiştir.

MS 3. yüzyıl sonlarında Periegetes (Dionysiou Periegesis, 163-165) Maiotis gölü (bugünkü Azak denizi) çevresinde yaşayan İskit halkının gölü ‘Karadeniz’in anası’ olarak nitelediğini kaydederken MS 1. yüzyılda Yaşlı Pliny’nin (Naturalis Historia VI. 7. 20) Maeotis’in adının İskit dilinde “denizin anası” anlamına gelen “Tamarunda (Temarinda veya Taniarida)” olduğunu belirmesi dahası 12. yüzyılda Tzetzes’in (Khiliades, VIII. 773) Maeotis’in tüm balıkların anası ve ebesi olduğunu bildirmesi dikkate alındığında Yunanlılar’ın Azak denizinin adını da tıpkı Karadeniz’in ilk ve ebedi adı gibi İskitlerden ödünçlediği ve kendi dillerine çevirdiği ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de 240 km uzunluk ve 135 km genişliğe sahip, dünyanın en sığ denizi kabul edilen Azak Denizi Latinlerce Palus Maeotis olarak adlandırılmadan önce Yunanlılarca Karadeniz’in yani Pontus Euxeinos’un babası (Herodot, Historiae IV, 86), anası ve ebesi (Dionysios Byzantinos, 2010: 27) olarak anılmaktaydı.

Karadeniz’in Antik Çağ adları: Pontos Euxenios ve diğerleri

 

Antik Çağ’a ait diğer kaynaklarda Karadeniz Yunanca ‘Pelagos o Pontikon’ Πέλαγος τό Ποντικόν (Strabon i. 21; xii. 547), Latince Mare Euxinum (Pomponius Mela, ii. 1. § 3; P. Ovidius Naso, Tristia. iv. 10. 97), ‘Mare Sarmaticum’ (Ovid, ex Pont. iv. 3. 38; Val. Flac. viii. 207)  ve ‘Pontus Tauricus’ (Avien. Or. Mar. 2) olarak anılmıştır.  19. Yüzyılda, Trabzonlu bir Ermeni olan rahip M. Bıjışkyan, Nuh peygamberin üçüncü oğlu Yafes’in büyük oğlu Gomer’in oğlu Aşkenaz’ın (Eski Ahit, Tekvin 10:3) bu bölgede ikamet ettiği için Karadeniz’e Aksenios adı verildiği söylencesini aktarmıştır (Bıjışkyan,  1988: 15) İslam kaynaklarında Hz. Nuh’un Ham, Sam ve Yafes adlı üç oğlundan Yafes hakkında farklı rivayetler bulunmaktadır: Vehb b. Münebbih’e göre Türkler ile Ye’cûc ve Me’cûc’un, Said İbn Müseyyeb’e göre Türk, Saklep ile Ye’cûc ve Me’cûc’un, Ahmed b. Hanbel’e göre ise Rumların atası Yafes’tir (İbnü’l Esir I, 65, 159).

Kanımca Aşkenaz kelimesi ile İskitler kastedilmişse de Romalı yazar ve filozof Yaşlı Pliny (MS 23-79) Karadeniz’in, fırtınaları, sert dalgaları, kayalık sahili, sığınılacak doğal limanlarının azlığı gibi denizcileri ürküten hırçın karakteri ve sahillerinde yaşayan savaşçı halklara atfen konuk sevmeyen anlamındaki Axenus olarak adlandırıldığını bildirmiştir (VI. 1. 12). Diodorus Sicilus ise İason’un yolculuğunu anlatırken Pontus Euxinos’un sahillerinin Axenios (yabancı düşmanı) adı verilen barbar halklarca dolu olduğunu, bunların kıyıya çıkan yabancıları katlettiğini bildirmiştir (Bibliotheka Historika IV, 40, 3-5)

Bununla birlikte Karadeniz’in adı Yunanlılar tarafından neredeyse tüm kıyılarının keşfedilip, kolonileşmeden nasibini aldığı süreçte “konuksever deniz” anlamına gelen Pontus Euxinus (Πόντος Εύξεινος) olarak değiştirilmiş, Akdeniz’in pırıl pırıl sularından çıkıp gelen Yunanlı denizciler, fırtınalı, sürekli sisle kaplı, kıyıları kayalar ve tehlikeli düşman halklarla dolu Karadeniz’in “konuk sevmez” anlamındaki adını tam tersiyle değiştirerek kötü özelliklerini de değiştireceklerini ummuş olmalıdır. Bununla birlikte Euxinus eski adı Axenus’u tam olarak unutturmamış, o da zaman zaman çeşitli yazarlarca anılmıştır (Scymn. 734; Strabon 7. 298; Rodoslu Apollonius 2.550; Pomponius Mela, 1.19.6.). Romalı şair Ovidius’us bir şiirinde “Frigida me cohibent Euxini littora Ponti/Dictus ab antiquis Axenus ille fuit’ (Ovid, Tristia. iv. 4. 55)’ ve Diodoros Sicilus’un alıntı yaptığım şu notlarında, Karadeniz ve sahillerinin pek çok Yunanlı gemiciye mezar olmasından şikâyeti bu duruma örnek gösterilebilir:

“İason’a bütün ihtiyaçlarını karşılayacaklarını söyleyerek onu Kolhis’e gönderdi. Pontos Euxenios’un bu devirde tüm sahilleri barbar milletlerce işgal edilmişti. Bunlara Axenos “yabancı düşmanı” deniyordu. Sahillerine çıkan yabancıları katlediyorlardı. Zaferle yanan İason imkânsız gibi görünen bu görevin sonunda bütün şerefin kendisine ait olacağını düşündüğü için görevi almakta tereddüt etmedi” (Diodoros Sicilus, Bibliotheka Historika IV. 40. 3-5)

Diodorus Sicilus’un Herakles’in Amazonlar’a boyun eğdirmesine bağladığı (Bibliotheka Historika IV. 16.1) bu değişimi modern yazarlardan J. Potratz tam tersine Yunanlıların kolonizasyon sırasında İskit ve Kolh halklarından gördüğü misafirperverlik ile ilişkilendirmiştir (Potratz, 1963: 15-16). Sonuçta Axenos’tan Euxinos’a dönüşümün güç kullanımı veya iyi niyet sayesinde Karadeniz kıyılarında Yunanlıların yerleşmesi için uygun şartların oluşmasıyla ilişkili olduğu anlaşılmaktadır.

Karadeniz’in Ortaçağ adları: Büyük Deniz ve diğerleri

Karadeniz Ortaçağ boyunca Kafkasya’nın bir bölümünü kontrol etmekle birlikte hiçbir dönem Karadeniz sahiline egemen olamayan Arap kaynaklarında “Hırçın Deniz”, “Bizans Denizi”, “Trabzon Denizi yani Bahr-el Tarabazunda (el-Belâzurî, 1901: 195, 279; el-Kazvini, 1848: II, 104)”, “Slav Denizi”, “Pontus denizi” (el-Hamavi,1866: I, 216), 13. yüzyıla ait Marco Polo haritasında “Yunan Denizi” (Mer Grecnor), İtalyan kent devletlerinden gelen tüccarlarca “Büyük Deniz” (Il Mare Maggiore), Gürcü kroniklerinde “Sper denizi” (Gürcistan Tarihi, 2003: 342), Rus kroniklerinde “Pontus denizi (Ponetiskoe More)”, “Rus Denizi (Ruskoe More)”, veya Suroj limanına atfen “Suroj Denizi (Surojko More)” adlarıyla geçmektedir (Darden, 1995: 8).

Karadeniz kelimesinin eş anlamlı karşılıkları 14. yüzyıldan itibaren Batı dillerine girmeye başlamış, 17. Yüzyıldan itibaren romantik çağrışımlar yapan Pontus ve Euxine gibi Antik Çağ adlarının kullanımı yavaş yavaş terk edilerek standart terim olmuştur. Karadeniz’in kuzeyinde ortaya çıkan Hazarların Türkçe konuştukları bilinmekteyse de dillerine ilişkin çok az kayıt bulunmakta, Karadeniz’i nasıl adlandırdıkları bilinmemekle birlikte Solomon Schechter tarafından “Bilinmeyen bir Hazar Belgesi” adıyla yayınlanan Schechter Mektubu’nda muhtemelen Azak Denizi’nin varlığına atfen onunla kıyaslanarak “Büyük Deniz” olarak nitelendirilmektedir (Karatay, 2008: 14. Ayrıca Bkz. Karatay, 2010). Bununla birlikte Kuzey Karadenizli step kavimleriyle ticari ilişki içerisindeki İtalyanların Ortaçağ’da bu terimi Hazaria adını verdikleri Kırım’da benimsedikleri görülmektedir. 13. yüzyılda Wilhelm Von Rubruk, bölge halkının Karadeniz’i “Büyük Deniz” olarak adlandırdığını bildirirken (Rubruk, 2001: 27), Kırım’da Marco Polo (Marco Polo, 2003: I, 47-48.9), İlhanlı hanına elçi giden Ricoldo da Montecroce (Ricoldo da Montecroce, 1864: 26), Trabzon’a gelen Bohemyalı Odoric (Yule ve Cordier, 1915: 98), Venedikli tüccar Giosofat Barbaro (Giosofat Barbaro, 1963: 4) seyahatnamelerinde aynı terimi kullanmış, Giovanni da Pian del Carpine ise “Büyük Deniz” ve “Yunan Denizi” adlarını birlikte anmıştır (Carpini, 1996: 100). Trabzoblu rahip Bıjışkyan’ın aktardığı bir rivayete göre ise vaktiyle Pontus çevresinde yaşamış Kimri (Kimmer?) halkı siyah rengi sevinç sembolü saydığından Karadeniz’e bu adı vermiştir (Bıjışkyan, 1998: 16). Günümüzde Karadeniz sahillerinde yaşayan çeşitli halklar geçmişin bu konukseverliği tartışmalı denizini kendi dillerinde “Karadeniz” anlamına gelen Lazca Uça Zuğa, Yunanca Mavri Thalassa (Μαύρη Θάλασσα), Bulgarca Çerno More (Черно море ), Gürcüce Şavi Zgva (შავი ზღვა), Rusça Çornoye More (Чёрное море), Ukraynaca Çorno More (Чорне море) kelimeleriyle adlandırmaktadır. Bu ortak terminolojinin nasıl geliştiği konusu ise henüz tartışmalıdır.

Avrasyalı göçebelerin renk kodlu coğrafya bilgisi: Akdeniz, Karadeniz, Kızıldeniz

Karadeniz adının Kıyılarının siyah kumlu olması, denizin kuzey ve batı rüzgârlarının getirdiği bulutlarla kararmış görünümü gibi çeşitli yakıştırmalardan ziyade Avrasyalı göçebelerin renk kodlu coğrafya bilgisinden kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Çin veya Orta Asya kökenli bu kadim geleneğe göre kuzey “kara”, batı “beyaz”, güney “kırmızı”, doğu “yeşil veya mavi”, merkez ise “sarı” renkle ilişkilendirilmektedir. Kara Bulgarlar, Ak ve Kara Hunlar, Kara Macarlar, Kara Hıtay (Moğolca Kara Kitad) adlı Moğol Hanlığı, Türklerin yaşam alanlarının güneyinde yer alan Kızıl deniz, Akkoyunlu ve Karakoyunlu devletleri, Çin’in kuzeydoğusunda yer alan Heilongjiang “Kara Ejderha Nehri”, Çin’in merkezinde yer alan Huangshan “Sarı Dağ” bu geleneksel coğrafi kodlamanın kullanımına örnektir. C. Balint ayrıca step halklarında “Kara” kelimesinin “Ak”a karşıt olarak coğrafi sebeplerin yanı sıra düşük sosyal statünün göstergesi olarak da kullanılabileceğini ileri sürmüştür (Bálint, 1989: 17 dip not 3). Bununla birlikte renk kodlu coğrafya bilgisinin tıpkı piramitler gibi Avrasya’ya özgü olmadığını Amerikan yerlilerinde de bulunduğunu görmekteyiz. Sözgelimi Aztek tanrıları Xipe Totec kırmızı ve batı, Huitzilopochtli mavi ve güney, Quetzalcóalt beyaz ve doğu, Tezcatlipoca siyah ve kuzey ile ilişkilendirilmektedir ki ‘siyah’ ve ‘kuzey’ her iki kıtada da aynı anlama gelmekteyken diğer renklerin tersine dönmesi bir ihtimal değişen konum ile açıklanabilir.

Antik çağ’da Herodot’un “Hint Okyanusu ile onun Kızıl deniz ve Basra körfezi” uzantıları için Yunanca “Kızıl Deniz” anlamında ki “Erythreia Thalassa” (Ἐρυθρὴ θάλασσα) ifadesini kullanması da dikkat çekicidir (Herodot, Historiae I. 180, 202, II. 8, 158, 159, III. 30, IV. 37. 39. 40, VI. 20. 80. 89). MÖ 5. yüzyılda Herodot’un “İranlıların ülkesi Erythreia Denizi denilen Güney Denizi’ne dayanır; kuzey sınırlarında Medler otururlar, Medler’in üst yanında Saspeirler, Saspeirler’in üstünde Kolhisliler ki bunlar Phasis ırmağının döküldüğü Kuzey Denizi’ne kadar giderler” sözlerinde Karadeniz’in ‘Kuzey Denizi’ yani ‘kara’ kelimesinin coğrafi karşılığıyla adıyla anılması  dikkat çekicidir. (Herodot, Historiae IV. 37).

Bizans imparatoru VII. Konstantinos Porphyrogennetos (MS 905-959) Galiçya’daki Ak Hırvatları anlatırken 30 günde Karanlık Deniz’e (Yunanca σκοτεινή) ulaştıklarını kaydetmiştir ki (Konstantinos Porphyrogennetos, 1967: 152-153) kastettiğinin Baltık Denizi mi yoksa Karadeniz mi olduğu belli değilse de çevirmenin aksine kastedilenin Karadeniz olduğu iddia eden Osman Karatay, Slavlar ve Varengler arasında ‘Kara Deniz’ adının kullanımının çoktan yerleştiğini hatta Hırvatlarca da kabul gördüğünü iddia etmiştir. MS 1220’de yazıldığı sanılan ve günümüze 1275 yazması ulaşan Morkinskinna Sagası (Morkinskinna, 2000: 148) ile İzlandalı şair ve tarihçi Snorri Sturluson’un (1178-1241) Norveç krallarının yaşam öykülerini anlattığı 1230 tarihli 16 bölümlük Heimskringla Sagası’nda İstanbul’a kaçıp oradan Karadeniz’e yelken açan Harald adlı şövalyenin öyküsünü anlatırken “Kara Deniz” kelimesinin karşılığını olan “Svartahaf” kelimesini kullanmıştır: “…Meğ şessu komst Haraldur út af Miklagarği, fór svo inn í Svartahaf.” (Haralds Saga Sigurğarsonar, Bölüm 15 [Ferğ Haralds konungs úr Miklagarği])

Anadolu’ya gelen Türkmenlerin kuzeylerindeki denize “kara” batılarında yer alana ise Akdeniz adlarını vermiş olduğu (Schmitt, 1996: 219-221) akla gelmekteyse de Selçuklu Türklerinin 1224’de Suğdak’ı ele geçirmekle birlikte Anadolu sahiline çok geç ulaştıklarından geçerliliği bulunmamaktadır. Osmanlıca haritalarda Ege Denizi Bahr-ı Sefid yani Akdeniz olarak adlandırılmaktadır. 1803 yılında Türkiye’de basılan ilk Türk atlasında ‘Anadolu Denizi’, 1850 yılı sonrası Fransızca olarak basılan bazı haritalarda ise -Yunan mitolojisinden ödünçlenen Mer Egée terimi kullanılmıştır. Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarına dek Bahri Sefid’in karşılığı olan Akdeniz Ege Denizi’ni tanımlamak için kullanılırken, Mustafa Kemal Atatürk, “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini Türk askerini İzmir’de Yunan ordusunun üzerine yürütmek için vermiştir. Anadolu içlerinde özellikle Türkmenlerin yaşadığı bölgelerde Aktepe, Karagöl, Akşehir gibi orijinal toponimlerin anlamlandırılmasında “ak” ve “kara” kelimelerinin yön belirleyici amaçla kullanılmış olabileceği göz ardı edilmemelidir.

Kuman, Macar veya Bulgarlar gibi Kuzey Karadenizli Türklerin bu renk terminolojisini getirdiği iddia edilebilirse de -ki Karatay (2010) Kuzey Türklerini isim verici olarak düşünmüştür- bu halkların güney veya batılarında kalan denize eğer bir yerden duymadılarsa neden ‘kara’ dediğini açıklamak mümkün olmayıp, onlar da ancak Anadolu Türkleri gibi Karadeniz adının taşıyıcısı dırlar. Son söz olarak isimlendirme geleneğinin Avrasya renk kodlu coğrafya geleneği ile ilişkisi açık olmakla birlikte tek başında Herodot’un Karadeniz için ‘kuzey’, Basra körfezi için ‘güney’ ifadesini kullanması bile Karadeniz’in ilk ad vericilerinin Antik Çağ’ın hatta Kimmer ve İskitlerin bile öncesine ait olabileceğini akla getirmektedir.

Kaynakça

Allen, W. S., “The Name of the Black Sea in Greek”, The Classical Quarterly, XLI. 3-4, (Temmuz, Ekim 1947): 86-88.

Bálint, Csanád. Die Archäologie der Steppe. Viyana-Köln: Böhlau Verlag, 1989

Bıjışkyan, P. Minas. Pontos Tarihi. 2. Baskı. İstanbul: Çivi Yazıları, 1998

Darden, Bill J. The Contextual Uses of the Present Perfect in the Primary Chronicle. Published in Karlinsky, Rice, and Scherr, eds. O Rus! Studia litteraria slavica in honorem Hugh Mclean, Oakland: Berkeley Slavic Specialties, (1995): 129-141

Friedman, Richard Elliott. Who Wrote the Bible?. HarperOne, 1997. ISBN 0060630353

Giosofat Barbaro, Ambrogio Contarini, Travels to Tana and Persia, yay. W. Thomas – E. A. Roy – H. E. J. Stanley, New York 1963

Karatay, Osman. “Hazarların Musevileşmesine Dair Bir Belge: Kenize Mektubu”. Karadeniz Araştırmaları, 18 (Yaz 2008): 1-17

Karatay, Osman “Karadeniz’in İsmi: Hazar ve Bulgar Boyutundan Bir Bakış”. Karadeniz (Black Sea – Chornoye More) Dergisi. 2 (Şubat, 2010)

Konstantinos Porphyrogennetos. De administando imperio (CFHB). Ed. G. Moravcsik ve R. G. H. Jenkins. Washington 1967

Moorhouse, A. C., “The Name of the Euxine Pontus”. The Classical Quarterly, XXXIV.3-4 (Temmuz-Ekim 1940): 123-128.

Morkinskinna: The Earliest Icelandic Chronicle of the Norwegian Kings (1030-1157). Çev. M. Andersson ve Kari Ellen Gade. Cornell University Press, 2000

Öztürk, Özhan. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi. Nika Yayınları. Ankara, 2016

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016

Potratz, Johannes A. H. “Die Skythen in Südrussland: Ein untergangenes Volk in Südosteuropa”, Basel: Raggi Verlag, 1963

Ricoldo da Montecroce, Viaggio in Terra Santa di fra Riccoldo da Monte di Croce, yay. A. Mucci, Siena 1864.

Rubruk, Wilhelm von. Moğolların Büyük Hanına Seyahat 1253-1255, çev. E. Ayan, İstanbul 2001.

Schmitt, Rüdiger. “Considerations on the Name of the Black Sea”. İçinde: Hellas und der griechische Osten (Saarbrücken, 1996): 219–224

Vasmer Osteur. Ortsnamen (Acta Univ. Dorp. B : I 3 [1921]) 3ff., Jacobsohn KZ 54, 254ff. (Ayrıca Bkz. Allen Class. Quart. 41, 86ff.)

Yule, Henry ve Cordier, Henri. Cathay and the Way Thither, Being a Collection of Medieval Notices of China. Londra, 1915

Takip, tavsiye ya da beğeni için

1 Yorum

  1. Adnan Durmuş

    Emeğinize saygı duyarim. Yason, altın postu almaya geldiği coğrafyanın boş olmadığı açıktır. Yunan medeniyetinden de ileridedir. Bu sebeple yunan tezlerini doğru bulmuyorum.
    İskit medeniyeti de Yunan medeniyetin den çok ilerdeydi.
    Prof. Mehmet Bey, sağ kan Türk kafatasını Hattuşaş ta elime aldım demektedir.
    Anadolu da kazı yapan Avusturyalı Arkeolog “Türkler 10.000 yıldan beri Anadolu dadır” demiştir.
    Göbeklitepe de 11.800 yıllık bir tapınak bulunmuştur. Bütün çürütür. Bütün medeniyetlerin kaynağını Yunan medeniyeti gibi göstermek anlayışı da doğru değildir.
    Yunan tanrı adları halklarından alıntıdır.
    Bu örnekleri artırabiliriz.
    İyi günler dilerim.

Yorum yap

Makalelerimden kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz. Tüm yasal hakları saklıdır.

Tavsiye veya takip etmek isterseniz?

error: Telif sorunu yaşamamanız için makalemi beğendiyseniz içeriğini değil sadece linkini paylaşabilirsiniz !!