Pasifik Adaları

Paskalya Adası ve Dev Heykellerinin Gizemi

Paskalya Adası’nın devasa taş heykelleri, kâşifleri, araştırmacıları ve tüm dünyadan meraklı okurların zihnini yüzyıllardır meşgul etti ancak şimdi uzmanlar adanın en büyük gizemlerden birini çözdüklerini ve ‘heykellerin bulundukları mevkiinin’ sebebini anladıklarını söylüyor.

19. yüzyıl Fransız deniz subayı ve yazar Pierre Loti, “Büyük okyanusun ortasında, kimsenin gitmediği bir bölgede, gizemli ve yalnız bir ada var” diye yazmış ve devam etmişti: “Adada devasa büyük heykeller dikilmişse de yapan hangi ırk ise bugüne dek yozlaşmış veya yok olmuş; heykellerin büyüklüğü ise bir muamma olarak kalmıştır”.

Yaklaşık 9 m uzunluğunda 80 tona kadar ağırlığında 1.000 kadar heykelin varlığı hala gizemini korumaktadır. İlk gezginler bu muazzam heykelleri gördüğünde e izole bir adada son derece ilkel koşullarda yaşayan bir avuç yerli tarafından yapılmasının işçilik, sanat ve mühendislik açısından imkânsız olduğunu düşünmüşlerdir. İngiliz denizci Kaptan James Cook 1774’te şöyle yazmıştı: “Mühendislikten bihaber olan bu yerlilerin böylesine muazzam heykelleri nasıl diktiklerine akıl erdiremedik”.

Not: Dilerseniz aşağıdaki videodan bu makalenin konusunu okumak yerine dinleyebilirsiniz. Daha fazla video izlemek ve sonradan eklenecek videolardan haberdar olmak için youtube kanalıma abone olabilirsiniz!

https://www.youtube.com/watch?v=wLW1xINHi_Q

Dünyanın Sonu Adası

İlk olarak 5 Nisan 1722’de Hollandalı kâşif Jacob Roggeveen tarafından Paskalya günü keşfedildiğinden Paskalya Adası (Hollandaca: Paasch Eyland) olarak adlandırılan, uçsuz bucaksız Güney Denizlerindeki bu küçük volkanik kaya parçası, bugün bile ulaşımı zor dünyanın en ücra yerlerinden birisidir. Rapa Nui (Büyük Rapa) adı ise 1860’larda ortaya çıkmış, Tahitili denizciler adayı daha küçük olan Rapa’dan (şimdi Rapa Iti, ‘Küçük Rapa’) ayırmak için kullanılmıştır. Yerli geleneğe göre, adanın ilk adı Pito-o-te-Henua‘dır (Dünyanın Göbeği veya Dünyanın Sonu) ancak bu terim nadiren kullanılmaktadır. Günümüzde Şili’ye ait olan adanın remi adı İspanyolca Isla de Pascua’dır.

Rapa Nui Haritası

En Yalnız Ada

Sadece 22 km uzunluğunda ve 11 km genişliğinde olan Paskalya Adası, üç volkanik koninin birleşmesinden dolayı çok küçük olup, üçgen formunda 164 km² alan kaplamaktadır.  Güney Amerika’da Şili kıyılarına 3.700 km, Tahiti‘ye 4.000 km, yaşam olan en yakın kara parçası olup, 19. yüzyılda HMS Bounty’deki isyancıların saklandığı Pitcairn Adası’ndan bile 2.000 km uzaklıktadır. Subtropikal iklim kuşağında yer alıp, mercan resiflerinden ve mükemmel kumsallardan yoksun olan üstüne bir de sert rüzgârlara ve mevsimsel sağanak yağışlara maruz kalmaktadır. Volkanik konileri ve sarp kayalık koylarıyla jeolojik açıdan güzel bir ada denilebilir. Adada volkanik kayaçlarının yüksek gözenekliliği nedeniyle kalıcı suyolları yoktur; tek tatlı su rezervuarı, göl veya bataklık şeklinde, içinde kalıcı su bulunan eski volkanik bir kraterler, olup yerlilerce rano adıyla bilinmektedir. Bunların da en büyüğü 1 km çap ve 10 m derinliğe sahip olan Rano Kao olup, ardından 300 m çap ve 3 m derinliğindeki Rano Raraku ile 150 m çapındaki Rano Aroi gelmekteydi.

Paskalya Adası (Kızmızı nokta ile işaretli)  halkı nereden geldi teorileri haritası (Valentí Rull, 2019)

Ada Halkı Nereden ve Ne Zaman Geldi?

Son yıllarda arkeologlar ilk yerleşimcilerin başka bir Polinezya adasından geldiğine dair kanıtlar toplamışsa da hangi adadan yola çıkıldığı konusunda anlaşamamışlardır. İnsanların adaya ilk ne zaman ulaştığına dair tahminler ise MS 1.- 6. Yüzyıl arasına yoğunlaşmaktadır. Bu iki sorunun cevabı kadar önemli bir başka soru ise okyanusun ortasında toplu iğne başı gibi duran bu adayı nasıl bulduklarıdır. İster tesadüfen isterse bilerek gelsinler ve ne kadar sıkı denizciler olursa olsunlar neredeyse 2 bin yıl önce modern hassas aletler olmadan bu kadar büyük mesafeler için bir rota çizilemeyeceği neredeyse tüm bilim adamlarının ortak görüşüdür. Bu düşünceye katılmayanlar genellikle Polinezyalıların dünyanın en yetenekli denizcileri olduğunu, gece yıldızları gündüz ise okyanus akıntılarını izledikleri hatta bir arkeoastronom, antik çağda gökyüzünde bir süpernovanın yolu işaret etmiş olabileceğini öne sürmüştür. Diğer sorular bir şekilde çeşitli teorilerle açıklanmaya çalışılsa da yola çıkanlar adanın varlığından haberdar mıydı sorusunun cevabını bilim henüz veremiyor.

Heykellerin Konumları

Journal Plos One dergisinde yayınlanan bir makaleye göre bilim adamlarının şaşkınlık ve hayranlık içerisinde hayranlıkla incelediği heykellerin varlığına ilişkin akla gelen pek çok sorudan hiç olmazsa birisi yanıtını bulmuş olabilir:  New York Binghamton Üniversitesi’nden bir araştırma ekibi adada çok az miktarda tatlı su bulunduğunu keşfetmiş ve insanların yeraltı suyu kaynaklı bu içme suyu kaynağına bağımlı oldukları söylemiştir. Heykellerin büyük bir çoğunluğu su kaynağının bulunduğu kıyı şeridinde yer almaktadır. Ancak ekip, Hydrogeology Journal’da yayınlanan bir çalışmada, adalıların ana içme suyu kaynağının keşfinin heykellerin bulunduğu yerin gizemini çözdüğünü iddia etmiştir. Binghamton Üniversitesi Profesörü olan Carl Lipo, “Artık tatlı suyun konumu hakkında daha fazla şey bildiğimize göre, içme suyunun mevcut olduğu yerlerde bulunan anıtların konumu mantıklı geliyor” ifadesini kullanmıştır.

Moai

Yerli Söylencelerinde Ada

Adanın yerlileri aynı zamanda adanın adı olan Rapa Nui dilini konuşmaktadır. Bu dilde dev heykellerin platformlarına ahu ve üzerlerinde duran heykellere ise moai denilmektedir. Söylencelere göre deniz kıyısında yan yana duran heykellerin bir zamanlar adaya gelen 7 farklı soyu temsil ettiğini ve bugün adada 7 kabilenin atası oldukları iddia edilmektedir. Sözlü efsanelerde şef Hotu Matu’nun yeni bir diyara yolculuk için takipçilerini topladıktan sonra, şefin dövmecisi ve kabilenin rahibi Hau Maka’nın rüyasında uçarak gördüğü adaya doğru uzun çift kanolarla yelken açtığı anlatılmaktadır. İlk yerleşimciler adaya yerleşmek için ihtiyaç duydukları her şeyi (yiyecek, aletler, bitkiler ve hayvanlar) yanlarında getirmişlerdi. İki aylık bir yolculuktan sonra gezginler tıpkı dövmecinin rüyasında tarif ettiği gibi Anakena Körfezi’nde karaya çıkmışlardır.

Büyük moai’lerin bir zamanlar oyulduğu taş ocağı Hotu Matu ve beraberindekilerin ilk yerleşim yerinin yakınlarındaki Rano Raraku adlı bir volkanın konisinde yer almaktadır. Volkana çıkan patika üzerinde kıyaya taşınmadan yarım bırakılmış çok sayıda heykel düzensiz pozisyonlarda terk edilmiş olarak görülebilmektedir. Arkeologlara göre sanki bir gün birisi oymacılara çalışmayı bırakıp evlerine gitmelerini söylemiş gibidir. Bu dev heykellerin taş ocağından 15 kilometre ötedeki Tahai’ye kadar kırılmadan taşınmaları gerekmekteydi ki yamaç üzerindeki kırık kafa ve bedenlerden taşıma sırasında ufak tefek kazaların da olduğu anlaşılmaktadır. Rapa Nui efsaneleri, moai’nin mana veya doğaüstü güce sahip bir şefin veya rahibin yardımıyla “yürüdüğünü” söylemekteyse de arkeologlar heykelleri hareket ettirmek için çeşitli tomruk silindirleri, kızaklar ve halat kombinasyonları kullanılmış olabileceğini iddia etmektedir.

Tatlı Patates’i Adaya Kim Getirdi?

Kon-Tiki

Hotu Matu’nun seferi Rapanui medeniyetini tartışılmaz bir Polinezya kökenine bağlamaktaysa da farklı teoriler de ileri sürülmüştür. 1803’te İspanyol misyoner Joaquín de Zúñiga, sert rüzgârların ve deniz akıntılarının Güney Amerika’dan Polinezya’ya gitmek için elverişli olduğunu öne sürmüştür. Paskalya Adası heykelleri ile Bolivya ve Peru’nun Yerli Amerikan kültürlerinden olanlar arasında birkaç benzerlik kurulmuştur. Bu hipotez Norveçli kâşif Thor Heyerdahl’ı Paskalya Adası’nın ilk olarak Yerli Amerikalılar tarafından Rapanui medeniyetini kuran Polinezya kültürünün gelişinden önce keşfedildiğini göstermeye teşvik etmiştir. Heyerdahl ve beş arkadaşı 1947’de tek yelkenli basit bir sal kullanarak, rüzgâr ve akıntının yardımıyla Peru’dan Tuamotu Adaları’na 101 günde ünlü Kon-Tiki seferini gerçekleştirmiştir. Ayrıca 1955-1956 arasında yapılan saha araştırmalarında aralarında tatlı patatesin (Ipomoea batatas) de bulunduğu bazı bitkilerin Güney Amerika’dan getirildiği ayrıca moai ve bazı petroglif tasvilerin de dâhil olduğu birçok araç ve yapının Güney Amerika’nın İnka öncesi kültürleriyle benzer olduğu anlaşılmıştır. Paskalya Adası’nda, Avrupa ile temastan 1-3 yüzyıl öncesine dayanan arkeolojik alanlarda karbonize tatlı patates parçaları bulunmuş dahası tatlı patatesin ana besin kaynağı olduğu düşünülmüştür.

Avrupalılar Amerika’ya gelmeden önce tatlı patates Paskalya Adası’nda nasıl bulunabilirdi? Kimi bilim adamları kuşlar, rüzgâr veya denizde sürüklenen malzemelere bağlı olarak insan dışı yollarla ulaşmış olabileceğini iddia ederken, kimisi Paskalya adası yerlilerinin Kolomb öncesi zamanlarda Güney Amerika’ya seyahat edip bu bitkiyi alıp döndüğünü, Heyerdahl hipotezini destekleyenler ise adanın ilk yerleşimcileri olarak veya Polinezyalılardan sonra Amerikan yerlilerinin patatesi getirdiğini iddia ediyorlar.

Rongorongo yazısı (Rafał Wieczorek)

Rongorongo Yazısı

Devasa taş heykelleri manzaradan bile daha etkileyici olsa da adada son derece gelişmiş ahşap oymacılık sanatı ile kostüm, şarkı ve danslarda varlığını sürdüren canlı bir geleneğin varlığı dikkat çekicidir. 19. yüzyılda keşfedilen ve Rapa Nui dilinde kullanılan henüz çözümlenmemiş bir yazı sistemi olan Rongorongo’nun varlığı dev heykellerden sonra ikinci bir muamma olsa da hala inatla üzerinde çalışılmaktadır. Varşova Üniversitesi’nden Rongorongo Projesi’nin öncüsü Rafał Wieczorek, “Paskalya Adası’nın, yazının diğer sistemlerinden bağımsız olarak icat edildiği dünyadaki az sayıdaki yerden biri olduğuna dair çok sayıda kanıt var. Böylesine izole bir yerde neden yazının keşfedildiği hala gizemini koruyor.” diyor. Paskalya adasında bugüne kadar Rongorongo yazılarının yer aldığı yüzlerce tahta tablet bulundu. Bu yazılar ilk olarak 19. yüzyılda Hıristiyan din adamları tarafından fark edildi. Adada yakacak odun sıkıntısı yaşandığından tabletlerin birçoğu yakılmıştı. Tabletlerin çoğu yakıldığı için okunma ve çözülme ihtimali de zayıflamıştır.

Dilbilimciler, misyonerler, arkeolog ve antropologlar ada üzerinde uzun süre çalıştılarsa da ada halkının ne zaman ve nereden geldiği, neden bu kadar büyük heykeller oydukları, dev heykelleri nasıl hareket ettirip platformlara çıkardıkları dahası asırlar sonra neden bu putları devirdikleri yeni teorilerle sürekli cevaplansa da cevaplar değişmeye devam etmektedir.

Moai

Sonuç

En çok destek göre teori,ye göre arkeolojik, etnolojik ve paleoekolojik kanıtlara dayanan klasik literatüre göre, Paskalya Adası, muhtemelen Marquesas (Markiz) veya Gambier Adaları’ndan, özellikle Mangareva’dan Polinezyalılar tarafından keşfedilmiş ve yerleşilmiştir. Bu, Rapanui sözlü geleneği ile uyumludur ve muhtemelen MS 800 ile 1200 arasında gerçekleşmiş olabilir. Polinezyalıların Amerika’yı Avrupalılardan önce keşfetmeleri ve dönüşlerinde tatlı patatesi getirmesi veya tatlı patates tohumları Amerika’dan Polinezya’ya rüzgar, rafting veya kuşlarla taşınarak gelme ihtimali kabul görmektedir.

Sonrası

Bilim adamlarına göre ada tarihinin bir noktasında hem sanatın hem de nüfusun arttığı bir dönemde, adanın kaynaklarına aşırı yüklenildiğini ağaçların tükenmesiyle kano yapılamadığını bu durumda balıkçılığı olumsuz etkileyip açlığa sebep olduğunu ileri sürmektedir. İlk moailer daha ince yapılırken insanların açlık çektiği dönemde moailer büyük kıvrımlı karınlarıyla şişman yani kendilerinin tam tersi formda tasvir edilmişlerdir. Adalıların kaynakları bitince heykel yapma işini bırakıp birbirlerini öldürmeye başladıklarını söyleyen arkeologlar bir toprak altı katmanında obsidiyen mızrak bulunduğunu, muhtemelen yamyamlığın yanı sıra çeşitli katliamların da gerçekleştiğini iddia etmiştir.

18. yüzyılın başlarında 20.000’e kadar olan ada nüfusu sonraki 150 yıl boyunca, Avrupalı ​​ve Amerikalı denizciler, Fransız tüccarlar ve misyonerler, Perulu köle akıncıları, Şilili emperyalistler ve adaya koyunları getirip yerlileri topraklarından çıkarıp küçük bir köye kapatan İskoç çiftçiler geldiğinde Rapa Nui halkı neredeyse yok edilmiştir. 1877’e gelindiğinde adada yalnızca 110 yerli kalmıştı. Şili hükümeti 1888’de Paskalya Adası’nın sahip olduğunu iddia etmiş ve 1935’te binlerce arkeolojik sit alanını korumak için burayı milli park ilan etmiştir. Yerli nüfusu 20. Yüzyılda nispeten artsa da yerliler hala ada topraklarına sahip değildirler. Şu anda, Paskalya Adası’nda çoğu başkent Hanga Roa’da yaşayan yaklaşık 6000 kişi yaşamakta olup, yaklaşık% 40’ı Polinezya % 60’ı Şili kökenlidir.

Not: Bu makaledeki konunun videosu yakında Youtube Kanalıma yüklenmiştir. Burayı tıklayarak kanala şimdiden abone olarak benzer konulu başka videolar yüklendiğinde haber sahibi olabilir youtube üzerinden daha zengin görsel ve içerikle dinleyebilirsiniz!

Kaynakça

Fischer, S.R. Island at the End of the World. The Turbulent History of Easter Island; Reaktion Books: London, UK, 2005

Flenley, J.; Bahn, P. The Enigmas of Easter Island; Oxford University Press: Oxford, MS, USA, 2003

Heyerdahl, T.; Ferdon, E. Reports of the Norwegian Archaeological Expedition to Easter Island and the East Pacific. Vol. 1: The Archaeology of Easter Island; Allen & Unwin: London, UK, 1961

Heyerdahl, T. Easter Island. The Mystery Solved; Random House: New York, NY, USA, 1989

Hunt, T.L.; Lipo, C.P. Late colonization of Easter Island. Science 2006, 311, 1603–1606

McCall, G. Rapanui. Tradition and Survival on Easter Island; University Press Hawaii: Honolulu, HI, USA, 1981

McLaughlin, S. The Complete Guide to Easter Island; Easter Island Foundation: Los Osos, CA, USA, 2007

Robert J. DiNapoli, Carl P. Lipo,Tanya Brosnan,Terry L. Hunt,Sean Hixon,Alex E. Morrison,Matthew Becker. “Rapa Nui (Easter Island) monument (ahu) locations explained by freshwater sources” 10 Ocak 2019. Online: https://doi.org/10.1371/journal.pone.0210409

Routledge, K. The Mystery of Easter Island: The Story of an Expedition; Sifton Praed, Co.: London, UK, 1919

Valentí Rull. “Human Discovery and Settlement of the Remote Easter Island (SE Pacific)”. Laboratory of Paleoecology, Institute of Earth Sciences Jaume Almera (ICTJA-CSIC), C. Solé i Sabarís s/n, 08028 Barcelona, Spain. 2 Nisan 2019. Online: https://www.mdpi.com/2571-550X/2/2/15/htm

Van Tilburg, J.A. Easter Island: Archaeology, Ecology and Culture; Smithsonian Institution Press: Washington, DC, USA, 1994