1071’de gerçekleşen II. Malazgirt Savaşı sonrasında Selçuklular Doğu Anadolu’ya hakim olurken Selçuklu Devleti çevresinde çeşitli beylikler kurulmuş olup[1], Orta ve Kuzey Anadolu melikliği olan Danişmend Oğulları (Dânişmendliler, Persarmenoi) bunlardan bir tanesidir.

Danişmendler kimdir?

Osmanlı tarihçisi Müneccimbaşı Ahmed Dede (1631-1702) “Sahaifu’l-ahbâr” adlı eserinde Danişmendli devletin kurucusu Gümüştigin Ahmed Gazi’ye meliklik ünvanını bizzat Sultan Alparslan’ın verdiğini, Gümüştigin’in Selçuklu hanedanının muallimi Ali Taylu’nun oğlu olduğunu bildirmiştir[2]. Selçuklu tarihçisi İbn-i Bibî Dânişmendliler hakkında bilgi vermezken, Cenâbî Dânismend Gâzî (1085-1104) Malatyalı olduğunu[3], İbnü’l-Esîr ise gerçek adının Taylu olup, Türkmenlere muallimlik yaptıgı için kendisine Dânişmend lâkâbının[4] verildiğini ve melikliğe dek yükseldiğini bildirmiştir[5]. Urfalı Matheos’un “Tanismanios[6], Bizans tarihçisi Niketas Khoniates’in (1155-1215) Historia’sında “Persarmen Taismanios” adıyla anılan[7] beyliği Khoniates’in “Pers Ermenileri” anlamında[8] Persarmenoi kelimesiyle anması beyliğin kökenine değin yoruma açık bir atıf olup, Ermeni nitelemesinin hanedanın soyuna mı, İslamlaşmış bir Ermeni aşiretine mi, Danişmendlilerin kısmen hüküm sürdüğü eski Armeniakon Themasına mı atfen yapıldığını net değildir. Dânişmendnâme’de[9] ise Battal Gazi’nin soyundan olduğu ve Abbâsîlerin Malatya emîri olan Ömer bin Ubeydullah el-Akta’nın kızı olan Nazîrülcemâl’ın oglu olduğu bildirilmektedir[10].

Pavlusçu Ermeniler Müslüman mı oldu?

Dânişmend’in 860 yılında ölen Emir Ömer’in torunu olması kronolojik açıdan

20. yüzyıl başlarında Malatya Arapgir’de Ermeni müzisyenler

mümkün olmasa da İslam Ansiklopedisi’nde hanedanın soyunun Harzemli (Danişmendname) veya Arsak krallarıyla (Khoniates) ilişkili olabileceğine dair 2 teori de dile getirilmiştir. Mes’ûdî, “Mürûcu’z-Zeheb” ve “Ahbâru’z-Zaman” adlı eserlerinde Pavlusçular[11] hakkında detaylı bilgi verirken, Battal Gazi destanındaki kahramanların Pavlusçu Ermeniler olabileceğine dair net deliller sunmaktadır ki Malazgirt Savası öncesi Bizans-Arap mücadelesini konu edinen Bizans destanı Digenes Akritas ve Danişmendname hep birlikte ele alındığında Pavlusçuların tamamı ya da bir bölümünün İslam’a geçtiğini ve Araplarla birlikte savaştığını söylemek abartılı olmayacaktır. Dahası ata binen St. George’un[12] bir mızrak yardımıyla ejderha öldürmesi figürüne Danişmend emiri Naşir al-Din Muhammed bin Dhu al-Qarnayn (1162-1170 veya 1175-1178) ve Malatya’da 12. yüzyıl sonlarında hüküm süren Selçuk Prensi Kayşar Şah bin II. Kılıç Arslan’ın sikkelerinde rastlanması[13] da aynı ilişki içerisinde değerlendirilebilir. Mes’ûdî’nin “Ömer b. Ubeydullah (Abdullah)’ın Rumlarla savaş yapmış ve Yahya b. el-Ermeni adlı bir askeri, 400 Rum’u öldürmüstür. Yine Rum bir şahıstan edindiği bilgilere göre; Rumlar kiliselerinde 10 tane kahramanın resimlerini bulundurmaktadırlar. Ancak bu on kahraman, aslında sonradan Müslüman olmuş ve Bizans’a karsı savaşmış kimselerdir. Yahya b. el-Ermeni, Abdullah b. Battal[14], Ömer b. Battal, Ali b. Yahya el-Ermeni, Aril b. Bektar, Ahmet b. Ebi Kuteyfe, Karniyas Beylekani[15], Yazman el-Hâkim, Ebu’l-Kasım b. Abdülbaki. Bayâlika (Pavlusçuluk), Hıristiyanlık ve Mecûsilik karısımı bir mezheptir.[16]

Dânişmend Gümüştigin (1104-1134), Sivas’ı beyliğinin merkezi yaptıktan sonra Amasya, Tokat, Niksar, Kayseri, Zamantı, Develi ve Çorum’u fethetmiş, 1086’da Amasya’yı başkent yapmış, 1101 I. Haçlı seferinde Haçlılar’a karşı yenilerek geri çekilen I. Kılıçarslan’a yardıma gitmiş, 1103 yılında Antakya Prensliği’ni yöneten Haçlı şövalyesi II. Bohemond’un da yardıma gittiği Malatya’yı kuşatıp ele geçirmiş, esir ettiği Bohemond’u fidye karşılığı serbest bırakmıştır.

116’da I. Mesud’un Selçuklu Sultanı olmasına yardım eden Gümüştiğin 1130’da II. Bohemond’u öldürmeyi başarmışsa da 4 yıl sonra kendisi eceliyle ölmüş yerine babası kadar savaşçı yetenekleri olmayan olmayan Mehmet geçmiştir. Mehmet’in 1142’de ölümünün ardından beylik Sivas’ı yöneten Melik Nizameddin Yağıbasan (1142-1164) ve Malatya’yı yöneten Ayn el-Devle (1142-1152) arasında ikiye bölünmüştür.

Notlar

[1] Saltuk Oğulları Erzurum çevresinde, Ahlat-Şahlar veya Sökmen Oğulları Azerbaycan’da Artukoğulları Diyarbakır ve Mardin civarında, Mengücekoğulları Erzincan ve Divriği çevresinde hüküm sürmüşlerdir.

[2] Müneccimbaşı Dede Derviş, 1869: II: 575-576

[3] Kesik, 2001: 425

[4] Dânişmend kelimesi Farsça “bilgili adam” anlamına gelmektedir.

[5] İbnü’l-Esîr,  1986, 107, X: 247

[6] Urfalı Mateos Vekayînâmesi, 1987: 204, 247.

[7] Niketas Khoniates, 1995: 12-13

[8] Anna Komnena dâhil o dönem Bizans tarihçilerinin Selçuklulardan Persler olarak bahsetmesi ve egemen oldukları topraklara Persia adını vermesi (Anna Komnena, 196: 15) kelimenin Türk-Ermeniler şeklinde de algılanabilmesine imkân vermektedir.

[9] 14 veya 15. Yüzyılda yazıldığı sanılsa da daha eski olayları konu alan Dânişmendnâme’yi tarihsel bir kaynaktan çok edebi değeri yüksek tarihi bir destan olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Danişmend’in en yakın arkadaşı Artuhi’nin İslam’a dönen bir Rum olması İltekin ve Karatekin adlı Türkçe isimli Hristiyanların yine İslam’a geçip fetihlere katılması, Serkiz adlı Ermeni’nin Artuhi’ye dövüşte yenilince İslam’a geçmesi Artuhi’nin bu yiğide Ahmet adını verip askerlerine komutan olarak ataması gibi öyküler gerek gazilik müessesesi gerekse Orta ve Doğu Anadolu’da Osmanlı dönemi öncesi İslam’ın yayılışı hakkında bilgi veren önemli folklorik detaylardır.

[10] Ayan, 2006: 609

[11] Yunanca Pavlikianismos (Παυλικιανισμός). Bizans tarihinde 7-11. yüzyıllar arasında önemli rol oynamış bir dini/etnik topluluk olup, Bizans-Arap savaşları sırasında, Balkanlardaki uzantıları olduğu sanılan Bogomil tarikatının oluşumunda ve modern Aleviliğin kökeni tartışmalarına konu olmaktadırlar (Çoğ, 2008: 73-87). Zamanının en iyi Hristiyan teologlarından biri olan ve MS 260 ile 268 arasında Antakya piskoposluğu yapan Samsatlı Paul’un “Baba-Ogul-Kutsal Ruh üçlemesine ve İsa’nın Tanrılığına karşı çıkan ikonalara ve azizlerden kaldığı söylenen eşya veya kemiklere saygı göstermeyen Pavlusçu düşünce Doğu Anadolu’da hızla yayılırken taraftarları baskı ve işkence gömüştür ki kimi tarihçiler Pavlusçuluğun yayılmasının temelinde feodal yapıya ve toprak ağalarının sömürüsüne başkaldırının olduğunu ileri sürmüştür (Garsoian, 1971: 86). VI. yüzyılda Maniheizm ve Marcionizm’den etkilenen kısmen Rum ama çoğunluğu Ermeni olan gruplar, Bizans kaynaklarınca Paul taraftarı anlamında Paulikianismos olarak adlandırılmıştır (Vasiliev, 1964: 383; Apree, 1996: 268). İslam kaynaklarında zaman zaman Müslümanlarla savaşan Baylagan ahalisi olarak geçen (Belazuri, 1987: 300; Bedrosyan, 2006: 86) Düalist Pavlusçular 698-872 yılları arasında Anadolu’da -Yukarı Fırat ve Kızılırmak havzası ve Kapadokya’da Adıyaman’ın Samsat bölgesinden Giresun’un güneyinde Şebinkarahisar’a, Divriği ile Munzur bölgeleri arasına- hızla yayılmıştır. IV. Konstantin (668-685) ve II. Justinian (681/685-695), Pavlusçulara şiddet uygularken, III. Leo (717-741) ve ardılları hoşgörü göstermiş, I. Nikeforos (802-811) dini serbestlik sözü vererek onları Phrygia ve Lykaonia bölgelerinde asker olarak kullanmak istemişse de (Hersey, 1986:54; Garsoian, 1971: 94) I. Mikhail (811-813) ve V. Leo (813-820) dönemlerinde Pavlusçulara karşı uygulanan şiddetin dozu artmıştır. İmparatoriçe Theodora döneminde (842-855) ise 843 yılında 100 binden fazla Pavlusçunun ölüm veya sürgünüyle sonuçlanan bir pogrom uygulamaya konmuştur. Başlangıçta Anatolikon themasının yöneticisi Theodotos Melissenos’un hizmetinde protomandator olarak görev yapan Pavlusçu Karbeas bu gelişme üzerine 5 bin kadar adamıyla Melitene’nin (Malatya) Arap Emiri Ömer bin Abdullah bin Mervan’a sığınmış, Emir Ömer’de Karbeas’ı Abbasi Halifesi ile tanıştırmış, Araplar Pavlusçuların Trabzon ile Sivas arasında yer alan Tephrike’de (Divriği) kendi beyliklerini kurarak, kale inşa etmelerine ve kendi askeri gücünü oluşturup, Bizans topraklarını yağmalamalarına yardım etmiştir (Nersessian, 1987: 23-24, 52-53, 79, 104, 143). I. Basil  870’de Pavlusçular üzerinde bir sefer düzenlemişse de önce mağlup olarak geri çekilmiş ancak 873’de kesin zafer kazanıp, Divriği’yi ele geçirmeyi başarmıştır. Pavlusçu liderlerden Sylvanos, Koloneia’da (Şebinkarahisar) yakalanınca bölgeye mülki ve askeri yetkiler verilerek gönderilen bir rahip tarafından müritlerince taşlanarak öldürülmüştür. İmparator V. Constantine ve I. Johannes dönemlerinde hemen ardından Pavlusçuları Doğu Anadolu’nun diğer bölgelerine Trakya ve Balkanlar’a sürülmüş onlarda Balkanlar’da Bogomil, Batı Avrupa’da Pataren, Katar ve Albigen mezheplerinin oluşum ve yayılmasına katkıda bulunmuşlardır (Runciman, 1943: 553). I. Aleksios Komnenos, Bulgaristan’da ki Pavlusçuları da (Bogomil) hapse atmış, mallarına el koyup adamlarına dağıtmışsa da sonradan af çıkarıp, dileyenlerini vaftiz ettirmiş (Anna Komnena, 1996: 179-180) hatta bir söylenceye göre Aleksios Doğu Anadolu’da kalan küçük grupları da Ortodoksluğa dönmelerini sağlamıştır. Sonradan Baba İshak ve Seyh Bedreddin isyanlarının da yaşandığı Alevilik ile Pavlusçuluk’un ortak coğrafyası, Ortodoks Müslüman veya Hristiyan inancının dışında yer almaları, birinin yok olduğu dönemde diğerinin ortaya çıkması ve birbirinin mirasçısı olan Bizans/Osmanlı hatta sonrasında bile tehdit olarak görülüp şiddete maruz kalmaları gibi benzerlikler dikkat çekici olup, Alevi gelenek ve ritüellerin Pavlusçuluk’un mirası olabileceği iddia edilmiştir (Hasluck, 1928: 125;Kaygusuz, 2006: 84-90). Pek çok araştırmacı ise aynı coğrafyada kültürel ve ideolojik etkileşim olabileceğini ama Alevi kimliğinin Pavlusçuluk’un mirasçısı olduğunu söylemek için yeterli delil ve araştırma olmadığını belirterek iddialara temkinli yaklaşmışlardır (Köprülü, 2005: 17; Turan, 1993b: 74; Çoğ, 2008: 86-87). Tephrike (Divriği), Taranta (Darende), Arguan (Arguvan), Amara (Amran Köyü), Mut (Mut Kalesi, Mutmur köy), Arga (Akçadağ), Hasan Batrik (Fethiye Köyü), Tnoha (Tohma Çayı ve Köyü), Murenik (Mineyik Köyü), Kurtikion (Urtuk, Rutik Mezrası), Abrik (Arapgir), Kharpazuk (Harpuzik Kalesi, mezrası), Berdek (Pertek), Ashar (köy ve kale kalıntısı) Bhoşheyn (köy ve kale), Hastek (Kale), Saldek, Pagnik, Venk, Ecuze, Vahşen, Hinge, Parçikan, Narmikan, Şotik gibi yüzlerce yerleşim birimi, köy, kasaba ve kalelerini Pavlusçu toplumun yaşadığı meskun alanlar olup, günümüzde bazı Alevi ve Kürt aşiretlerinin bu halklarla karışmış olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır.

[12] Hasluck, Anadolu ve Balkan İslamı’nda Hz.Hızır’ın St. George ile benzer özelliklere sahip olduğunu eskiden St. George ile ilişkili olan mabed ve ziyaret yerlerinin sonradan Hızır ile ilişkilendirildiğine dikkat çekmiştir (Hasluck, 1929: 326-331)

[13] Shukurov, 2004b: 731

[14] Battal Gazi diğer İslam kaynaklarında da Abdullah bin Battal adıyla geçmektedir.

[15] Bizans kaynaklarında Karbeas (Καρβέας) adıyla geçmekte ve Tephrike (Divriği) beyliğini 843-863 arasında yönettiği anlaşılmaktadır.

[16] Çoğ, 2008: 84 (Mes’ûdî, Mürûcu’z-Zeheb, C. IV, Beyrut, Tarihsiz, s. 214)

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Ayrıca Oku
Battal Gazi Kimdir?

BATTAL GAZİ Müslümanların VII. yy. da Bizans’a karşı yaptığı gazalarda ün yap­mış Arap kumandanı; Türk ve Arap destan hikâyelerinin kahramanı. Türkler arasında Battal (kahraman) Gazi, Seyyid Battal ve Seyyid Battal Gazi adlarıyla tanınmıştır. Arap kaynaklarına göre asıl adı Abdullah’­tır. Emevî ordularının 717-740 yıllarındaki Anadolu seferlerine katıldı, 740’ta Afyonkarahisar yakınlarındaki Akroinon’da şehit oldu. Daha sonra Emir Danişmend 1102’de Malatya’yı fethedince Battal ile ilgili arap rivayetleri, Türkler tarafından kahramanlık destanı haline getirildi. Menkıbelere göre Battal, Emevi kumanda­nı Mesleme’nin Bizans’ı kuşatması sırasında (717-718) şehre girer, Ayasofya’yı görür, oradan kıymetli bir haç alarak çıkar. Başka bir rivayet Rum ülkesinde hastalanıp bir manastırda tedavi edildiğini ve kendisine yardım eden kızla birlikte kaçtığını anlatır. Osmanh tarihlerinin bazılarında, hattâ Ev­liya Çelebi Seyahatnamesi’nde, Battal’ın in­sanüstü kahramanlıkları anılır. Battal ile ilgili Arap edebiyatında Zelhimme’den yapılan tercümeler XI. ve XIII. yy.lar boyuncaTürk-Bizans mücadelelerine ait riva­yetlerle birleşerek mensur Battaltıame’yi meydana getirdi. XVIII.yy.da Bakaî (öl. 1785) tarafından yazılmış manzum bir Battalname de vardır. Alevi zümreleri arasında Battal’ı, Haricîlerle mücadele etmiş bir Alevi kahramanı olarak gösteren destani şiir­ler yazılmıştır. Anadolu dışındaki Türklere ait Battal Gazi menkıbeleri Manakıb-ı Gazavat-ı Seyyid Battal’da toplanmıştır (Kazan, 1888).

Danişment Gazi Kimdir?

DANİŞMENT GAZİ (asıl adı. Taylu; İs­lâmî adı, Ahmed), Selçuklu sultanı Melik şah’ın emirlerinden (öl. Niksar 1104). Danişmentli beyliğinin kurucusu , Haçlılarla yaptığı savaşlar yüzünden Batı’da Tanışman, Danisman, Daliman, Tanuşman adlarıyle anılır. Danişmentname’ye göre Battal Gazi soyun­dan sayılır. Başka bir söylentiye yöre Ma­latya emiri Ömer bin Ubeydullah bin Mervan’ın (öl. 863) oğludur. Danişment Gazi’- nin Anadolu fatihi Sultan Süleyman bin Kutulmuş’un dayısı olduğu da söylenir. Ermeni tarihçilerine yöre Ermeni asıllıdır ve Bizanslıların baskısı sonucu İran’a giderek Müslümanlığı kabul etmiştir. Rum tarihçileri de aynı görüşü paylaşırlar. Hak­kında en doğru bilgiyi veren Arap tarih­çileri, onun Türkmenler arasında danışman­lık (öğretmenlik) yaptığını ve sonradan beş­liğe kadar yükseldiğini yazarlar. Anado­lu’nun fethinde, İslâm dininin yayılmasın­da büyük yararlıklar gösterdi. Bizanslılarla yaptığı savaşlarla beyliğinin sınırlarını ge­nişletti. 1100’de Kılıç Arslan I ile üç bü­yük haçlı ordusuna karşı başarıyle çarpış­tı. Esir ettiği Antakya prensi Bohemond’dan aldığı fidyenin yarısını vermediği için Kılıç Arslan I tarafından öldürüldü (1104). Bizanslılar, Haçlılar ve Ermenilerle yaptığı başarılı savaşlar sonucu efsanevi bir kah­raman haline geldi. Hakkında Danişmentname adlı destan yazıldı.

 

Takip, tavsiye ya da beğeni için