Dragon, büyülü veya ruhani özelliklere sahip efsanevi dev yılanların adı olup, folklorik açıdan farklı bölgelerde farklı orijinlerden doğmuştur ve neredeyse tüm dünya kültürlerinde çeşitli varyantları mevcuttur.

Dragonların özellikleri

Çin ve Japon dragonları yardımseverken, Hint-Avrupa halklarının folklor ve mitolojisinde dragonlar tıpkı yılanlar gibi kötü ve tehlikeli olarak tasvir edilmektedir. Ayrıca dragonlar, bazı kültürlerde mitolojik bir canavar olarak görülmeyip gerçekten yaşadığına inanılan bir canlı varlık olarak düşünülmektedir. Bu durumda ister istemez dinozorların nesli tükenmeden önce insanoğlu ile karşı karşıya geldiği ve birbiriyle ilintisiz çok sayıda kültürde masal ve efsaneler aracılığıyla anılarının yaşatıldığını akla gelmektedir. Dragonların varlığını açıklamak için geliştirilen bir diğer teori ise insanların inşaat kazısı ya da başka sebeplerle toprak altında dinozor fosilleriyle karşılaştığında dev boyutlarda kemiklere sahip bu yaratıkların milyonlarca değil sanki yeni ölmüş yaratıklar olarak algılanıp, fosillerin kendi efsanelerini yaratmasıdır.

Mitolojide Dragonlar

Dragonların varlığına MÖ 2600-2000 arasında kaydedilen Mezopotamya uygarlıklarının yaratılış mitolojilerinde bile rastlanılmaktadır. Babil yaratılış efsanesi Enuma Eliş’te dragon benzeri yeraltı yaratığı Tiamat ile yavrusu Marduk’un mücadelesi anlatılmaktadır. Marduk, kendisini yutmak isteyen Tiamat’ı oklayarak öldürdükten sonra yaratığın bedeninden dünya şekillenmiştir. Sümer söylencelerinde Uşumgal adlı bir yılandan bahsedilmekteyse de bunun bir kral için mecazen sarf edilmiş olabileceği de göz ardı edilmemelidir.

Eski Mısır’da benzer bir görevi tanrı Re veya Seth üstlenmiş ve Apep adlı dragonu (veya yılanı) öldürmüştür. En eski Dragon tasviri ise MÖ 600’de Babil kralı Nebukadnezzar’ın yaptırdığı İştar kapısı üzerinde bulunmaktadır. Akad ve Babil söylencelerinin etkisi Eski Ahit’e de yansımış olup, Babil tanrısı Marduk, yaşlı dragon Tiamat’ı, Yahudi efsanelerinde ise Elohim, Leviathan adlı canavarı öldürmüştür.

Yunan mitolojisi de dragon öyküleriyle doludur.

  • Zeus 100 yılanbaşına sahip Typhon’u öldürmüştür;
  • Typhon’un yavrusu Ladon altın elmaların bulunduğu Hesperidlerin bahçesini korumaktadır
  • Herakles 12 görevi sırasında Ladon ile Hydra adlı dragonları alt etmiştir
  • İason, Argo gemisiyle Kolhis’e giderek Altın Postu koruyan ejderhayı öldürmüştür.
  • Apollo, Delhi’de Python adlı dev yılan veya dragonu öldürmüştür
  • Thebes’in kurucusu Kadmus, altın ibikli dragonu öldürmüş ve canavarın dişinden Thebes halkını oluşturmuştur.

Dini metinlerde dragon ve ejderhalar

Eski Ahit’in yanı sıra Yeni, Ahit’te de dragonlardan bahsedilmekte, Vahiy Kitabında (20: 2) Şeytan Büyük Dragon olarak anılmaktadır. Tıpkı eskiçağ masal kahramanları gibi Hıristiyan azizleri de Saint George ve Saint Mercurialis (İtalya-Forli kenti piskoposu) dragon öldürürken tasvir edilerek kahramanlıkları perçinlenmiştir. Söylenceye göre Kapadokya’da bir köyün koyun sürüsüne musallat olan dragonu sakinleştirmek için köyün kızlarını kurban etmeye başlamıştır. Köy kızlarından geriye sadece prenses kaldığında St. George ortaya çıkarak dragonu öldürerek kızı ve köyü kurtarmıştır.

Ortaçağ Avrupa’sında çok sayıda dragonlar pek çok öyküye konu olmuşlarsa da kılıç büyüklüğünde dişleri olan 12 fil büyüklüğündeki Fransız ejderi Tarasque bunların en ünlüsüdür. Ülkeye 21 yıl kan kusturan canavar bir kutu kutsal su ve iman gücü dışında hiçbir silahı olmayan Saint Martha tarafından alt edilmiş, adına bir kilise edilen bölgenin adı da canavara atfen Tarascon olarak değiştirilmiştir.

İskandinav mitolojisinde genel olarak ‘orm’ olarak anılan ayrıca Völsunga Saga’da bahsi geçen Fafnir, Beowulf’da kahramanın canı pahasına öldürdüğü dragonun yanı sıra Türklerce ejderha, Farslarca Azi Dahaka, Hititlerce İlluyankas, Traklarca Zum, Zuml, Çerkezlerce Şable, Bulgarlarca Zmbi, Ruslarca Zmey, Ermenilerce Hahrahmani olarak anılan yaratıklar da diğer dragon varyantlarıdır. Dragonların başında sihirli güçleri olan drakonit adlı bir taşın bulunduğuna inanılmaktaydı.

Altın sarısı, yeşil, mavi ve diğer renklerde ve çoğunlukla kanatlı tasvir edilen Uzakdoğu dragonları insanlara karşı iyi davranan, yağmurun yağışını hatta nehir ve okyanus gibi su kitlelerini kontrol eden yaratıklar olarak düşünülmüştür. Bu yüzden Uzakdoğu dragonlarının tapınakları su kenarlarına inşa edilmiştir ki Çin’de Pekin yakınlarındaki Kara Dragon Gölü tapınağı bunların en ünlüsüdür. Komünizm öncesinde ilahi dragon Çin’in sembolü kabul etmekte hatta Çinliler kendilerinin “Ejderha soyundan geldiklerini” (Lung tik Çuan ren) kabul etmekteydi. Yine Uzakdoğu’da erkek dragonların kadınlarla birleşip insan yavruları olduğuna inanılmaktaydı ki Çin ve Japon imparatorları ejderha soyundan geldiklerini iddia etmişlerdir. Ayrıca Çinliler ilk insanı yaratan Nu Kana adlı tanrıçanın yarı insan-yarı dragon olduğuna inanmaktaydı. Japonlar ise Ryugu adı verilen deniz dibinde yaşayan deniz tanrısı Ryujin’in tıpkı Kore deniz tanrısı Yongwang gibi dragon formunda olduğuna inanmaktaydı. Hint mitolojisinde tanrı İndra’nın öldürdüğü kozmik dragon Vitra ile Budist inanışta Swat nehrinde yaşayan Apalala, Endonezya mitolojisinde bir dağın tepesinde yaşadığına inanılan Kinabalu ile Hawaii’de yaşayan yarı tanrıça Mo-o-inanea diğer belli başlı doğu dragonlardır.

Bkz. Ejderha, Ateş ejderhası

DRAGON AVCISI

Dragon Avcısı veya Ejderha Avcısı, Avrupa ve Kuzey Amerika’ya göçen Avrupalıların yeni kıtaya taşıdığı öykülerde çoğunlukla bir prenses hatta krallığı kurtarmak veya sadece canavarın koruduğu hazineyi elde etmek için, atı, köpek ve yardımcılarıyla birlikte tehlikelerle dolu bir yolları aştıktan sonra dragonu öldürerek muradına eren kahramanların adıdır. Dragon çoğunlukla uçabilen, ateş püskürten bazen birden fazla başa sahip devasa ve kötü yaratıklar olarak tasvir edilmektedir. Çok sayıda benzeri bulunup popüler kültürü önemli ölçüde etkileyen bu öykülerin en ünlüsü Saint George’a aittir.

EJDERHA

Dede Korkut Kitabı’nda Kazan Han, öldürdüğü, su kaynaklarını kontrol edip su karşılığında halktan insan kurban edilmesini isteyen, ağzından ateş çıkarabilme gücüne sahip yedi başlı ejderha için ‘yılan’ tanımını kullanmıştır. Anadolu söylencelerinde ülkeyi haraca kesen bir canavar olarak tasvir edilen yaratık, içi sönmemiş kireçle doldurulan kuzu postunu yiyip üzerine bir pınardan su içince midesi yanarak ölmüştür. Ejderha kelimesi Türkçeye Azhi Dhaka’nın bozuk formu olarak Farsçadan girmiş olup, genellikle uçan yılan olarak tasvir edilen bu yaratığa Sümer-Babil, Çin ve Germen efsanelerinde de rastlanmaktadır. 15. Yüzyıla tarihlenen Hacı Bektaş efsanesinde bir ejderha Hacı Bektaş’ı düşmanlarına korumak için bir mağarada saklamış, ardından Hacı Bektaş’ın emriyle gökyüzüne çıkmıştır.

ATEŞ EJDERHASI

 Beowolf destanında Fırtına-Geatların krallığını yağmalayan bir ejderhanın adı olup, artık yaşlanmış olan Beowolf yeğeni Wiglaf’ın yardımıyla bu canavarı öldürmüşse de mücadele sırasında ölümcül bir yara almıştır. Söylenceye göre 700 yıl boyunca bir mağarada gizli kalan saklı bir hazine ateş ejderhası tarafından bulunup sahiplenilmiştir. Bir gün bir köle ini bulup hazinedeki altın bir kadehi gizlice çalıp kaçmıştır. Ejderha uyandığında hazinesini sayıp kadehi bulamayınca öfkeyle içinde akşama kadar beklemiş, ardından aralarından birinin suçu için alçaktan uçup ağzından alevler çıkararak tüm Geatların evlerini yakmıştır.

Kaynak

Özhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016
Özhan Öztürk. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınları. Ankara, 2009

Takip, tavsiye ya da beğeni için