Makale: Özhan Öztürk

Mezopotamya Mitolojisi, Günümüzde Güneydoğu Anadolu, Kuzeydoğu Suriye ve Kuveyt’in bulunduğu Fırat ve Dicle havzalarında MÖ 4200- MÖ 1000 arasında yaşamış Sümerler, Doğu Samileri (Akad, Asur, Babil) ile sonradan bölgeye gelen Arami ve Haldiya halklarının çok tanrılı inanç ve söylencelerinin konusudur.

Mezopotamya Nerede?

Yunanca “iki nehir arası” anlamına gelen Mezopotamya’yı kabaca kuzeyde başkenti

Map showing the Tigris–Euphrates river system, which surrounds Mesopotamia

Mezopotamya haritası. Tigris (Dicle) ve Euphrates (Fırat) nehirleri arasındaki ve etrafında ki verimli topraklara denilmekteydi.

Aşur güneyde ise başkenti Babil olan ikiye ayırmak mümkün olup iki bölge arasında Bağdat’ın biraz kuzeyinde bir sınır hattı yer almaktaydı. Arkeologlar Eski Babil’i güneyde Sümer ile kuzeyde Akad adlı ikiye ayırmakta Sümer veya Sumerum’da günümüz dillerinden hiçbirisiyle ilişkilendirilemeyen eklemeli dil Sümerce konuşulurken Akad dili Sami dil ailesine (Arapça, İbranice, Aramice, Fenikece ve Ugaritce) dâhil edilmekteydi. Mezopotamya’da MÖ 6. Binli yıllarda Sümerler ardından Akadlar, Babilliler ve Asurlular gibi Sami kökenli halklar büyük uygarlıklar kurmuşlardır.

Mezopotamya Dinleri  ve Tanrıları

Çok tanrıcı Mezopotamya dinleri Yahudilik, Mani dini ama özellikle Hıristiyanlık ve

Cuneiform tablet with the Atra-Hasis Epic in the British Museum

Atra-Hasis destanını içeren kil tablet (British Museum)

MS 7. Yüzyılda İslam’ın ortaya çıkışıyla MS 1. Yüzyıldan sonra çöküş sürecine girip birkaç yüzyıl içinde büyük ölçüde ortadan kalkmışsa da gnostik Asur inançları içerisinde kısmen varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Mezopotamya dininde en önemlileri Anu, Ea, Enlil, İştar (Astarte), Aşur, Şamaş, Şulmanu, Tammuz, Adad, Sin (Nanna), Kur, Dagan, Ninurta, Nisrokh, Nergal, Tiamat, Bel ve Marduk olan 2100 farklı tanrıya Assur, Nineveh, Ur, Uruk, Mari ve Babyl gibi kült merkezlerinde tapınılmıştı. Pek çok yazar çeşitli arkeolojik delillere dayanarak Mezopotamya dinlerinin dünyanın en eski dini olduğunu dahası kendilerinden sonraki Eski dünya inançlarını önemli ölçüde etkilediğini ispatlamaya çalışmıştır. Tersine Mısır din ve panteonu, ölümden sonra hayat düşüncesi, kozmolojisi, hayvan formundaki tanrı anlayışı, coğrafi yakınlık, politik ve kültürel ilişkiler sayesinde Mezopotamya kültürlerince de kısmen ödünçlenmiştir. Bununla birlikte Mısır tanrıları içerisinde fiziksel formunu koruyarak tüm Yakındoğu’da kabul gören tek tanrı Bes’tir. Kanatlı disk formunun da kökeninin Mısır olduğu sanılmakta ayrıca Mısır’da hayatı sembolize eden ankhın da seyrek olsa da Mezopotamya sanatında kullanıldığı görülmüştür.

Mezopotamya Uygarlıklarının Keşfi

17. yüzyıl başlarında İtalyan asilzadesi Pietro della Valle Venedik’ten Filistin yoluyla Bağdat’a oradan İsfahan ve Ahameniş imparatorluğunun başkenti Persepolis’e gitmiş burada rastladığı kama formundaki el yazısının üç formunu kopyaladıktan sonra Roma’ya dönmüştür. 1700 yılında Oxford’da Prof. Thomas Hyde bu işaretleri konu aldığı makalesinde bugün çivi yazısı denilen bu işaretleri konu almışsa da Valle’nin Eski Farsça, Elam ve Babil dillerinde olduğu anlaşılan bulguları ancak 1802’de Alman Georg Friedrich Grotefend tarafından çevrilebilmiş, 1838’de İngiliz Henry Creswicke tarafından bir makale halinde sunulmuştur. 1843 yılında Paul Emile Botta MÖ 8. Yüzyılda II. Sargon tarafından inşa edilen Korsabad kazılarına başlanıp çeşitli rölyefler çıkartılırken, 1845’te Austen Henry Layard MÖ 879’da II. Aşurnasirpal’in Nemrut’ta bulunan Calah kenti kazılarında Asur inançları hakkında önemli bulgular elde etmiştir. O dönemde değin Asurlular Kitab-ı Mukaddes’te haklarında söylenildiği şekilde zevk ve eğlenceye düşkün, kibirli, yağmacı haydutlar olarak görülmekteydi. Layard bulgularını 1849 yılında yayınladığı “Ninova ve kalıntıları” adlı çalışmasında paylaşmış, 1951’de ise bulunan Asur eserleri Londra’da sergilenmiştir. 1853’de Asur kazıları fonu oluşturularak Uruk kazıları için sponsor bulunmuşsa da çivi yazısı tabletleri ancak 20 yıl sonra okunup yorumlanabilmiştir. British Museum’da çalışan George Smith Ninova’daki Aşurbanipal kütüphanesinden toplanan 80 tableti “Mitolojik ve mitsel” adıyla derleyip çevirmeye başladığında Tevrat’taki Tufan hikâyesinin daha eski bir versiyonunu keşfettiğinin farkına varmıştır. Smith’in 1872’de İncil Arkeoloji topluluğun sunduğu makale coşkuyla karşılanmış, eksik tabletleri bulmak için birkaç kez bölgeye giden araştırmacı şans eseri olarak Yaratılış Destanı adlı söylencenin parçalarıyla geri dönmüştür. 1902 yılında Alman Asur bilimci Friedrich Deitzsch “Babil ve incil” adlı bir konferansta Kitab-ı Mukaddes’in sanıldığı gibi dünyanın en eski kitabı olmadığını dahası orijinal olmadığını iddia edince din ve bilim camiasında büyük tartışma yaratmıştır.

Mezopotamya Destanları

  • Gılgamış destanı (12 tablet, 3000 satır): Ur, Sippar, İşçali, Ninova ve Aşurbanipal’de bulunmuştur.
  • Yaratılış destanı (7 tablet, 1000 satır): Ninova, Aşur, Kiş ve Sultantepe’de bulunmuştur.
  • Erra destanı (5 tablet, 750 satır): Asur’da Ninova, Aşur, Sultantepe ile Babil’de Babil, Ur, Tel Haddad
  • Etana (450 satır): Aşur, Ninova
  • Adapa (120 satır): Ninova
  • Anzu (3 tablet, 720 satır): Tarbişu, Sultantepe, Ninova
  • İştar’ın Ölüler Diyarına inişi (150 satır): Aşur, Ninova
  • Nergal ve Ereşkigal (750 satır): Sultantepe
  • Atrahasis (3 tablet, 1245 satır): Sippar, Ninova

Mezopotamya Kozmolojisi

Evren gökyüzü (An) ve yeryüzü (Ki) olmak üzere iki parçadan oluşmakta ölüler dünyasının bulunduğu yeraltı dünyası da (Du-Ku) yeryüzü içerisinde kabul edilmekteydi. Başlangıçta her iki âlemde de sadece tanrılar bulunmakla birlikte sonradan insanoğluna yer açmak için An ve Ki birbirinden ayrılmışlardır. Bir tablette bulunan haritadan anlaşıldığı kadarıyla Babilliler dünyayı etrafı tuzlu sularla çevrili düz daire formunda düşünmekte, denizin ötesinde ise birisine Tufan’dan kurtulan Utnapişti’nin (Ziustra) sığındığı sekiz ayrı bölge (nagu) olduğuna inanmaktaydı. Gökyüzü ise en altta yıldızlar, ortada İgugu’nun evi ve en üstte An’ın evi olmak üzere üç ayrı katmandan oluşmaktaydı.

Mezopotamya Yaratılış Söylencesi

Tanrıların anası Nammu, Gökyüzü (An), yeryüzü (Ki) ile diğer tanrıları doğurmuş, tanrılar da kendi aralarında birleşerek sayılarını arttırmışlardır. Bunlardan, Enki ile Ninhursaga’nın sekiz tanrı çocuğu olurken, Enlil ile Ninlil’in Nanna adlı bir oğlu olmuştur. Bir Sümer söylencesine göre önce An ile Ki doğal bitki örtüsünü ardından Enlil ve Kur yaz ve kış mevsimlerini yaratmıştır. İnsan bir söylenceye göre Nammu, Aruru veya Enki tarafından toprağa şekil verilerek bir başkasına göreyse Qingu adlı öldürülen tanrının kanından yaratılmıştır.

KaynakÖzhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016

Ayrıca Oku

Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü A-E

Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü D-Z

Takip, tavsiye ya da beğeni için