Türkiye’nin Karadeniz Politikası, Soğuk Savaş döneminde Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler arasında tek NATO üyesi ülkesi olmasına ve Rusya’nın devasa Karadeniz filosuna denge oluşturabilecek çapta askeri varlığa sahip olmamasına karşın, Karadeniz’in Varşova Paktı-NATO rekabetinde sıkı gözetim altında tutulan bir bölge olmasından dolayı nispeten istikrarını sürdürmüştür. Karadeniz’e kıyısı olan veya olmayan devletlerin Karadeniz’de bulundurabileceği savaş gemilerine sayı, tonaj hatta süre açısından sınırlama getiren “Montrö Boğazlar Sözleşmesi” tek deniz girişi İstanbul Boğazı olan Karadeniz’in durağan statüsünü korumasına yardımcı olmuştur. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bölgesel güç olarak Karadeniz havzasında yeni mücadele alanları ve yeni fırsatlar üzerinde etkin olmak isteyen Türkiye, güvenlik, çevre ve ekonomi alanlarında bölge ülkelerine işbirliği olanaklarını artırıcı öneriler sunmuş, bu amaçla kurulan çeşitli kurumların oluşumunda öncü olmuştur.

Rusya bölgede Sovyet dönemindeki egemenliğini yeniden tesis etmeye çalışırken, Romanya ve Bulgaristan önce NATO’ya ardından AB’ye üye olup Batı’ya entegre olmuş, aynı niyetteki Gürcistan uzun bir istikrarsızlık sürecinin ve Rusya ile yaşanan kısa bir çatışmanın ardından nispeten durağanlaşmış, Ukrayna’da Batı taraftarları ile Rusya ile işbirliğine devam edilmesini isteyenler arasındaki mücadele devam etmektedir. Türkiye hızla gelişen ekonomisi ve birbirleriyle rekabet halinde olan bu devletlerin her biriyle iyi ilişkiler kurabilmesinin verdiği özgüvenle bölgesinde inisiyatif alma olanağını kullanmaya çalışmaktadır. Türkiye tıpkı “Büyük Ortadoğu Projesi“nde olduğu gibi “Genişletilmiş Karadeniz Bölgesi“nde ABD ile işbirliği içerisinde hareket etmekte, Karadeniz’deki temel stratejisi Rusya Federasyonu ile Hazar Havzasından Avrupa ve Akdeniz hatta ötesine ulaşan enerji yollarında mümkün olduğunca söz sahibi olan bir geçiş ülkesi olmaya çalışmaktır. Türkiye, Nabucco boru hattı ile Orta Asya ülkelerinin doğal gazını Avrupa’ya aktararak Rusya’nın tekel konumunu kısmen dengeleyerek AB’ye karşı gerektiğinde kullanabileceği politik bir kozu elinde tutarken aynı zamanda Karadeniz-Kızıldeniz Enerji Koridoru Projesi ile Uzak Doğu ülkelerine petrol nakliyesinde bir geçiş ülkesi ve Ortadoğu’ya su ve elektrik sağlayan kaynak ülke konumu kazanmayı hedeflemektedir. ABD’nin yeni enerji güvenliği konseptiyle uyumlu olan bu projelerin Türkiye’nin ekonomi ve politik gücünü çok olumlu etkileyeceğinden şüphe duyulmamalıdır. Kırım krizi sırasında Türkiye gelişmelerin Kırım Tatarları aleyhine dönmemesi için çaba sarf etmekle hatta resmi açıklamalarda Ukrayna’nın bütünlüğüne  vurgu yapmakla birlikte bölgedeki gelişmelere karşı pasif kalacağını ‘Kırım, askeri gerilimlerin değil, refahın, turizmin, kültürler arası ilişkilerin merkezi olmalı’ temennisiyle Davutoğlu’nun ağzından duyurmuştur.

 

Takip, tavsiye ya da beğeni için