Adalar (İstanbul Adaları, Prens Adaları), Marmara Denizi’nin kuzeydoğusunda, İstanbul’un güneydoğusunda Kartal-Maltepe kıyısı açıklarında 40o43’16″-40o50’29″ kuzey enlemleri ile 29o02’24”-29o08’08″ doğu boylamları arasına serpilmiş irili ufaklı 9 ada ile kıyıya yakın iki kayalıktan ibaret olup,  günümüzde İstanbul ’un ilçelerinden birisidir.

İki küme halinde sıralanan adalardan karaya yakın olan ilkindekiler batıda doğuya Kınalıada (Proti), Burgazadası (Antigoni), Kaşıkadası (Pita), Heybeliada (Halki), Büyükada (Prinkipo), Tavşanadası (Neandros) veya Balıkçı Adası ile Sedefadası (Terevintos) şeklinde sıralanırken daha açıktaki ikinci kümede yer alan Sivriada (Oksia) ve Yassıada (Plati), Hayırsız adalar olarak da bilinmektedir. Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada ve Sedef adaları yerleşime açık adalar olmakla birlikte Sivriada ve Tavşanadası tamamen boştur. Kaşıkadası özel mülktür. Bostancı açıklarındaki Batmaz Feneri kayalığı ve Maltepe açıklarındaki Vordonos kayalıklarının geçmişte küçük adacıklar olduğu zamanla sular altında kaldıklarından fener kayalıklarına dönüştüğü sanılmaktadır.

Adaların isimleri

Gümümüzde kısaca Adalar olarak anılan İstanbul adaları, tarihin farklı dönemlerinde farklı isimlerle anılmıştır.  Antik Çağ’da Cinlerle ilişkilendirilmişcesine Demonisi olarak bilinen adaların adının kaynağı sonradan Aristoteles tarafından Heybeliada’da ilk kez bakır madeni işleten birinin adına atfen konulduğu şeklinde açıklanmıştır. Yazarın kendisi adalar için Demonisi değil Kadıköy’e yakın olmasına atfen Halkedon Adaları ardından Yunan filozof Artemidoros, Pitiusa (Çamlı), Romalı tabiat bilgini Plinius, Propontidas (Marmara Adaları), Bizanslılar adaların çok sayıda manastıra ev sahipliği yapmasına atfen Papadonisia (Papaz Adaları), Avusturyalı Şarkiyatçı ve Osmanlı Tarihçisi Joseph von Hammer yine aynı sebepten daha doğrusu her manastırın adandığı azizlere atfen Les İles des Saint (Evliya Adaları) ve son olarak da Osmanlı Türkleri demir oksitin kırmızıya boyadığı topraklarının rengine atfen Kızıl Adalar adlarını kullanmışsa da Batılı kaynaklarda Les Iles des Princes (Prens Adaları) en yaygın kullanılan isimdir. Bizans döneminde saray mensupları ile seçkin din adamlarının sürgün yeri olmasına atfen bu adın yakıştırıldığı iddia edilmişse de 572’de ölen Patrik Eutykhios’un notlarından sürgün dönemi öncesinde de Prens adları olarak anıldığını anlamaktayız.

Coğrafya ve Çevre

Yüzölçümlerine göre büyükten küçüğe doğru Büyükada (5,4 km2), Heybeliada (2,3

İstanbul adalarının uydu fotoğrafı (NASA, 2004)

km2), Burgazadası (1,5 km2), Kınalıada (1,3 km2), Sedefadası (0,157 km2), Yassıada (0,052 km2), Sivriada (0,45 km2), Tavşanadası (0,008 km2), Kaşıkadası (0,08 km2) şeklinde sıralanan adalar ile üzerlerinde Batmaz ve Vordonos fenerlerinin yer aldığı iki kayanın dördüncü zaman başlarında yerkabuğu hareketleri sırasında su üzerinde kaldığı sanılanmakta olup, denizaltı topografyası dikkate alındığında Kocaeli Yarımadası’nın batısını kapsayan eski bir kitlenin parçaları oldukları sanılmaktadır. Adaların batısında Boğaziçi kanalının devamı olduğu tahmin edilen bir oluğun izlerine rastlanırken adalar arasında su altında kalmış akarsu vadileri tespit edilmiştir. Adalarda çeşitli yüksekliklerde tepelere bulunmakta olup, bunların en önemlileri Büyükada’da, Yüce (Aya Yorgi 203 m), İsa (Hristos 163 m), Tepeköy (Nevruz 150 m), Avcı (145 m); Heybeliada’da Değirmen (136 m), Köy (128 m), Makarios (98 m), Ümit (85 m); Burgazada’da Bayrak (Hristos 170 m), Kınalıada’da Çınar (115 m), Teşvikiye (115 m) ve Manastır (93 m) tepeler ile Sedefadası’nda 55 m, Yassıada’da 46 m, Sivriada’da 90 m, Kaşıkadası’nda 13 m ve Tavşanadası’nda 40 m’lik isimsiz yükseltilerdir.

Büyükada’da Maden semtinde geçmişte demir madeni çıkarıldığı ayrıca Heybeliada’da Çamlimanı’nda bakırla karışık demir yataklarının bulunduğu bilinmektedir ki Antik Çağ’da adaya adını veren bakır madeni (halkos) Sicilya Adası’ndaki ünlü Apollon heykelinin hatta Rumeli Hisarı’nın yapımında kullanılmıştır. Ayrıca tüm adalarda Bizans döneminden yakın zamana dek işletilen taş ocakları bulunmaktadır.

İklim ve flora

İklim açısından İstanbul’a özdeş olmakla birlikte anakaraya oranla daha az yağış alan adalarda sis pek rastlanmadığı gibi Aydos, Kayışdağı, Alemdağı, Küçük ve Büyük Çamlıca tepeleri Kınalıada dışındaki adaları poyraz rüzgârından korumakta bununla birlikte Batı-karayel adalar çevresinde tehlikeli fırtınalara yol açmaktadır. Adaların doğal bitki örtüsü Heybeliada’nın %62,5’ini, Büyükada’nın %31,5’ini Burgazada’nın %45,1’ini kaplayan çam ağaçları ile en önemlileri kermes meşesi veya taş meşesi (quercus coccifera), akçakesme (phillyrea latifolia), laden (cistus salvi folius), katırtırnağı (spartium junceum), kocayemiş (arbutus unedo), süpürge çalısı (erica arobrea, e. manipuliflora), yabani zeytin (olea europaea sylvestris), keçiboğan (calycotome villosa), menengiç (pistacia terebinthus), katran ardıcı (juniperus oxycedrus), karabaş lavantası (lavandula stoeehas) ve hanımeli (lonicera etrusca) gibi maki çeşitleridir. Heybeliada’yı baştan başa kaplayan kızılçamlar (Pinus Brutia), Büyükada’da fıstıkçamlar ile servi, akasya ve ıhlamur ağaçlar varlığını sürdürmekle birlikte geçmişte gezginlerin bahsettiği kavak, çınar ve meşe ağaçlarının zamanla yok olduğu anlaşılmaktadır. Kınalıada çarşısı ile Burgazadası fırın önündeki çınarlar ile Aya Yorgi Manastırı çevresindeki üç zeytin ağacının birkaç yüz yaşında olduğu sanılmaktadır. Meskun adalarda artık av hayvanı ve tavşan bulunmamakla birlikte Tavşanadası, Sivriada ve Sedefadası’nda adatavşanı  varlığını sürdürmekte ayrıca martı, karga, karabatak, ispinoz, serçe, kızılgerdan, kaya güvercini, sığırcık, saksağan, saka ve nadiren keklik, bıldırcın, çulluk, yabani kaz görülmektedir.

Antik Çağ’dan beri balıkçılığın temel geçim kaynağı olduğu adalarda trol, ince göz ağ, kaim göz ağ, uzun olta, çapari, kaşık ve yemli olta kullanımı ile dalyan balıkçılığı yöntemleri uygulanmaktadır. Büyükada ile Heybeliada’nın anakaraya bakan tarafı, Batmaz Feneri ve Maltepe Vordonos kayalıkları çevresinde istavrit ve izmarit yakalanmakta, kış mevsiminde Büyükada ile Heybeliada arasında lüfer ve kırlangıç hatta nadiren kalkan balığı çıkmaktadır. Büyükada’da Ayios Kostantinos Ayazma’sının bulunduğu kıyıdaki sığ sularda dalyanlar ile balık tutulurken Heybeliada’da çöplüğü civarında istavrit, kolyos, kırlangıç ve nadiren kalkan, Kınalıada civarında mevsimine göre istavrit, lüfer, kırlangıç gibi balıklar çıkarılırken adalardaki tüm koylarda tekir ve gümüş balığı tutulabilmektedir. Sivriada açıklarında 1970’lere dek kılıç ve orkinos tutulduğu, aynı dönemde Büyükada’daki Arap Koyu’na dinamitle balık avlanmaya başlanmasına dek fok balıklarının uğradığı bilinmektedir.  Günümüzde Büyükada’da Kurşun Burnu’nda ise sabahları yunuslara rastlanırken Eskibağ açıkları ile Tavşanadası tarafındaki derin sular ile Sivriada ve Yassıada açıklarında Camgöz türü köpekbalıklarına rastlanmaktadır.

Adaların Tarihi

Büyük İskender’in ölümünün ardından girilen taht mücadelelerinde yer alan

Büyükada, 1870

Antigonos Hanedanına mensup komutanlardan I. Demetrios Poliorketes’in (MÖ 337-283) o dönemde adı Panormos (Emin Liman) olan Burgazadası’nda babasının onuruna bir kule inşa ettirip adaya Antigoni adını vermesi adaları yazılı tarihin alanına sokmuştur. Konstantinopolis kentinin ve Doğu Roma İmparatorluğu’nun “Büyük” lakabıyla anılan kurucusu I. Konstantin’in (274-337) 330’da Konstantinopolis’i başkent ilan etmesinden sonra II. Justin’in (520-578) o dönem Megale (Büyük) adıyla anılan Büyükada’da yazlık bir saray yaptırması muhtemelen o döneme dek küçük balıkçı köylerini barındıran adalarda yeralan Roma’dan kalma putperest tapınakların harabeleri üzerinde üzerlerine manastırlar inşa edilmesini hızlandırmıştır.

Adalar, dönem koşullarında izole ve ulaşılmaz konumda olmaları yüzünden dünyevi olandan zamansal ve mekânsal açıdan uzaklaşmak isteyen keşişler ile hasımlarını buraya sürerek çile çektirmek isteyen imparatorların gözdesi olmuştur. Asırlar sonra Schlumberger adaların bu özelliğini “Bunlar, gelip geçmiş yüzyılların tanıdığı en gürültülü patırtılı, en fazla dolabın döndüğü başkentin iki adım ötesinde yer alan sessiz inziva yerleri, abus ve tekdüze bir yaşamın hüküm sürdüğü barınaklar, canlı mezarlardır” sözleriyle vurgulamıştır.  Adalar’a sürgün geleneğinin ne zaman başladığı tam olarak bilinmemekle beraber MS 350’de Büyük Konstantin’e, Ermenistan kralı tarafından gönderilen Aryan mezhebinden Ermeni piskopos I. Narses ile beraberindeki 10 kişilik elçi heyetinin Yassıada’da hapsedilmesi ilk yazılı kayıttır. 726-842 arasında tüm imparatorluğu sarsan İkonoklast Dönem sırasında ve sonrasında muhalif din adamlarının yanı sıra prensler, naipler hatta İmparator ve imparatoriçeler çoğunlukla gözlerine mil çekilerek adalardaki manastırlara sürgüne gönderilmişlerdir. 780 ile 797 döneminde Bizans İmparatoru olup 9 yaşında tahta çıkan VI. Konstantin’in (771-797) naipliğini üstlenen annesi Atinalı Eirene, Büyükada’daki II. Justin sarayının yıkıntıları üzerinde bir kadınlar manastırı inşa ettirmekle kalmamış, oğlu büyüyüp kendisiyle taht mücadelesine giriştiğinde gözlerine mil çektirip torunu Efronisi ile birlikte bu manastıra hapsetmiştir. Bununla birlikte imparatoriçenin kendisi de 802’de aynı manastıra sürgün edilmekten kurtulamamış, pek çok ikona taraftarıyla birlikte Büyükada’ya gönderilmiştir. Sonradan İmparator V. Mihael Kalaphates’in (1041-1042) üvey annesi İmparatoriçe Zoe ve 1069’da I. Aleksios Komnenos ile karısı İrini Dukena’nın çağına göre olağanüstü eğitimli ve bilgili kızı Anna Komnene yine Büyükada’ya, 809’da Aziz Teodoros ve 820’de İmparatoriçe Teodosia ile oğlu Vasilios Heybeliada’daki Aya Triada Manastırı’na, 835-842 arasında ünlü din adamı Metodios Burgazadası’na, 857’de Patrik Ignatius Rangavis Sedefadası’na, İmparator Mihael Teofilos (813-842) döneminde Gibon, III. Nikeforos Botaneiates zamanında (1078-1081) Nikeforigis gibi saray ileri gelenleri Sivriada’ya sürgün edilmişlerdir.

18 Haziran 860 yılında Karadeniz’den gelen Rus korsanlar adaları yağmalamışlardır. 1182’de Bizans halkı Haliç’teki Latin mahallelerini yakıp yıktığında gemilere binip, canını kurtarmayı başaranlar intikam olarak Büyükadayı basmış Kariye köyü ile Kadınlar manastırını yakmışlardır.  1204 IV. Haçlı seferi sırasında Venedik Dükü Enrico Dandolo, Trakya düzlüklerinde yiyecek arayan Latinleri adaları yağmaları için ‘Halkı, tarla ve sürü sahibi zengin insanlardır’ sözleriyle kışkırtmışsa da başarılı olamamıştır. Ayrıca 1302’de Konstantinopol önlerine gelen Eğriboz ve Girit korsanları şehrin surlarını aşamamış ama ganimet alma umuduyla adalardaki keşişleri gemi direklerine asıp yeniden kent önlerine geldiklerinde II. Andronikos Palaiologos’tan (1259-1332) kopardıkları yüklü fidye ile geri dönmeyi başarmış ayrıca 1304’de Latinler yeniden yağma amaçlı gelmişlerdir. Musa Çelebi ile İmparator Manuel arasında 1412’de Yassıada yakınlarında yapılan deniz savaşı sırasında Osmanlı güçleri ilk kez Adalar’a gelmiştir. 1453 yılının Nisan ayı ortalarında İstanbul’un fethinden 42 gün önce Kaptan-ı Derya Baltaoğlu Süleyman Paşa komutasında 30 kadırga ve pek çok küçük gemiden oluşan bir Osmanlı filosu Prens Adaları önlerine gelmiş, Büyükada’da Bizans amirali Aleksi Apokafkos tarafından yaptırılmış kulelerden birinde savunma ile karşılaşılmıştır. Bu yüzden Büyükada fethedildikten sonra ceza olarak yakıp yıkılırken sakinleri esir alınıp adadan sürülmüş, hiçbir direniş göstermeden teslim olan Heybeliada ve diğer adaların halkı eski yerlerinde yaşamaya devam etmiştir. Fetih sonrasında uzun süre Türk iskânı gerçekleşmemiş, Osmanlılar adalarda toprak kullanım ve mülkiyet haklarını patrikhaneye vermiş yani yerel idare ve vergilerin toplanması işi bölge sakinleri olan Hristiyan Ortodoks Rum Cemaat eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde adalarda manastırların ağırlık taşıdığı küçük balıkçı köylerini barındırmakta olup, ada ekonomisi balıkçılığın yanı sıra manastırların çevresinde ekili tarlalar, bahçe ve üzüm bağlarına dayanmaktaydı.

16. yüzyıl seyahatnamelerinde Büyükada’da Prinkipo ve Kariye adlı iki balıkçı köyü, Kınalıada’nın doğusunda bir küçük köyün, Heybeliada’da manastırlara komşu küçük yerleşmelerin varlığı bildirilirken, 1562 veba salgını sırasında, İstanbullu kimi varlıkları aileler ile yabancıların Adalar’a sığındığı bilinmektedir.

16. yüzyılda Evliya Çelebi ile Eremya Çelebi’nin notlarından şaraba düşkün insanların yaşadığı adaların güzel ve mamur yerler olup, bağlık bahçelik balıkçı köylerinde ziyarete gidilen manastırların varlığına karşın donanma efradı ve Yeniçeri kafilelerinin sıkça uğramaları nedeniyle yerleşim yerlerinin harap edildiklerini, dolayısıyla yerleşik Rumların tehdit altında olduğunu öğrenmekteyiz. Dönemin Fransız seyyahlarından Jean Thevenot 1655’de, Guillaume-Joseph Grelot 1681’de, Guillaume Antoine Olivier 1790’da adalardan güzel mesire yerleri olarak bahsederken, İstanbul’a 3-4 saat arasında değişen mesafede bulunduğunu belirtmişlerdir. 18. yüzyıl sonlarında Tophane’den kalkan büyük pazar kayıklarıyla ancak 3-4 saatte ulaşılabilen adaların ilk yazlıkçıları Fransızlar olmuşsa da bu dönemde adalarda köşk, okul ve otel bulunmamaktaydı. Ekonomisi balıkçılık ve manastır yaşamıyla sınırlı olan adaların Pera’da yaşayan yabancılar ve zengin Rumlar gibi kentliler tarafından mevsimsel de olsa eğlence amaçlı ziyaret edilmeye başlanması, zamanının sürgün yerlerinin İstanbul kentsel bütününün bir parçası olmaya doğru yol aldığını göstermektedir ki bu durum ziyaretçilerin de ikamet edeceği yerler haline dönüşmelerine sebep olacaktır.

1839 Tanzimat Fermanı ile yabancılara mülk edinme olanağı tanıyan yasal düzenleme ve 1846 yılında Galata köprüsünden Adalar’a düzenli vapur seferinin başlamasından sonra sayfiye, eğlence hatta güzel havası yüzünden tedavi merkezi olarak görülen adalar İstanbullu zenginlerinin yazlık konutlarıyla dolmuş, sayfiye yeri haline gelen adaların nüfusu önemli ölçüde artmıştır. Tanzimat’ın ilanı aynı zamanda Osmanlı toprak düzeninde önemli değişikliklere sebep olmuş, Patrikhane’nin sahip olduğu özel ayrıcalıklardan birisi olan mülkiyet haklarının sona ererken, adaların gayrimüslim halkının Müslümanlar ile eşit mülkiyet hakkına kavuşmuştur. Manastırların mülkiyet haklarının sona ermesi bir yandan adaların dini ziyaret yeri imajını yitirmelerine sebep olurken diğer yandan manastır toprakları Türk paşaları, zengin Rumlar, eski patrikler ve yabancı tüccar ve elçilerin eline geçmesine sebep olmuştur. Bir önemli gelişmede Heybeliada’ya taşınan Bahriye mektebi ile birlikte deniz subayları ve öğretmenler ile bunların ailelerinden oluşan kalabalık bir Türk nüfusun kalıcı olarak adalara yerleşmesidir. Bahriye kışlası, derslik binası, hamamı olan bir cami, kaptan köşkü ve hünkâr kasrını barındıran yapı yeni konutların inşa edilmesini zorunlu kılmakla kalmamış, adalarda Müslüman varlığı sosyal yaşam pratiğinde gözle görünür hale gelmiştir. 1831’de Panayia Kamariostissa Manastır kompleksinin bir parçası olarak inşa edilen ve ada dışından hatta imparatorluk toprakları dışından bile öğrenci kabul eden Elen Rum Ticaret Okulu’na ada dışından gelen Rum öğrenciler ile bu çocuklarını görmek amacıyla gelen öğrenci ailelerinin konaklaması için inşa edilen Halki Palas oteli ile 1844’de açılan Ruhban Okulu adanın sosyal hayatında belirgin izler bırakmıştır. Adalar’da ilk belediye örgütü 1861’de ‘Yedinci Daire-i Belediye’ adıyla kurulmuş, 1867’de ilçe statüsüne getirilmiş ve 1876’da kaymakamlık makamı kurulması, 1869’da ise İstanbul’un iki yakasının haberleşmesi amacıyla kurulan ikinci şehir postasının bir şubesinin de Büyükada’da açılması suretiyle İstanbul ile bağlantı güçlendirilmiştir. 1894 depremi Adalar’da pek çok yapının çökmesine sebep olurken sonraki bir kaç yıl içerisinde yeni konut, otel, hizmet tesisi ve eğlence mekânlarının inşasıyla geçmiş, aynı süreçte dönemin önemli bir Fransız otelcilik şirketi sonradan Rum yetimhanesi olarak kullanılacak devasa bir ahşap yapıyı otel amaçlı kullanmak üzere inşa etmiştir. 19. yüzyılın ikinci yarısında Ege adalarından Marmara kıyılarına yönelik bir göç gerçekleşirken, özellikle balıkçılar Adalar’a gelirken, Kınalıada’ya da Ermeniler topluca yerleşmiştir. Rıfat Bali’nin tarih boyunca etnik, dinsel ve politik bir yer olan İstanbul Adaları’nın özellikle gayrimüslim azınlıkların ‘kaçış adaları’ olduğunu belirtmiştir ki Burgazada ve Büyakada günümüzde de küçük Yahudi topluluğu barındırmaktadır.

20. yüzyıl başlarında Avrupa’da yaşanan Altın Çağ (“Belle Epoque”) Osmanlı bürokrasisi, azınlık sosyetesi ve Levanten nüfusun yoğunlaştığı adalar, yeni açılan otellerde konaklayan zengin yabancılar ve tüccarların da katılımıyla adaların sosyal hayatını gösterişli hale getirmiş, zarif bahçelere sahip art-nouveau, neogotik, neobarok ve neoklasik tarzlarda modern köşkler, karnaval eğlenceleri, bando eşliğinde partiler rıhtım gezintileri, fayton turları, deniz banyoları, mehtap sefaları, kayık yarışları düzenlenerek yaşanmıştır. 20. yüzyıl başlarından itibaren sadece Rumlar ve Batılılar değil Türkler de adayı bahar ve yaz aylarında eğlenmek ve dinlenmek için tercih eder olmuş, gösterişli ada hayatı İstanbullu hatta Batılı zenginleri bile kendine çekmiş, 1906 yılında İngiliz Yat Kulübü’nün Büyükada şubesi ‘Yacht Club of Princes’ olarak açılmış ve 1908 yılında adı ‘Prinkipo Yacht Club

Lev Troçki (Leon Trotsky) ile Natalia Ivanovna Trotsky (Sedova). Büyükada, 1931

Company Limited’ olarak değiştirilmiştir. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanı ve II. Abdulhamid’in tahttan indirilmesinden sonra sultanın nazır ve yaverleri ‘Ada Misafirleri’ adada zorunlu ikamete mecbur bırakılmışlarsa da adanın son sürgünü olma şerefi 1917 Ekim Devrimi’nin önderlerinden Troçki olmuş, Stalin tarafından ihanetle suçlanıp 1929’da Rusya’dan kovulunca bir süre Büyükada’da konaklamış hatta anılarını burada yazmıştır.

La Belle Epoque’u sona erdiren 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında adadaki Müslüman ve Hıristiyan cemaatlerin arası bozulmuş, Bahriye Nezareti askeri sebeplerle olsa da her biri Rum toplumunun farklı katmanlarının sembolleri olarak ağılanan Heybeliada Ruhban Okulu’na, Elen Ticaret Okulu’na ve Rum Kız Yetimhanesi’ ne el koymuştur. Bu sırada 1917 Rus devriminden kaçan Beyaz Rusların bir kısmı adalara yerleştirilmesi hatta bazı eğlence mekânlarını bizzat işletmeleri adanın sosyal hayatında geçici bir canlanmaya sebep olmuş, etkileri 1930’lara dek sürmüştür. İstanbul’un işgali ve akabinde yaşanan Türk-Yunan Savaşı sonunda Rumların savaş sırasında tarafını açıkça belli eden bir bölümü 6 Ekim 1923’te İstanbul’un kurtuluşu sırasında yurtdışına göç etmek zorunda kalmıştır. 1923 Türk-Yunan mübadelesi sırasında İstanbul, Gökçeada ve Bozcaadalı Rumlar muaf tutulmuş olduğundan ada Rumları yer değiştirmek zorunda kalmamışlarsa da ada manastırlarının mülklerinde bulunan arazi ve bağlar Türk hazinesine geçmiş, bu durum ada şarapçılığını sona ermesine sebep olmuştur. 1924’te kurulan Heybeliada Sanatoryumu (Göğüs Hastalıkları Hastanesi) Heybeliada’ya önemli miktarda Türk nüfusun aileleriyle birlikte yerleşmesini beraberinde getirmiştir. 20. Yüzyıl başlarında adaların su ihtiyacı sarnıçlar ve her evin bahçesinde bulunan su kuyularıyla sağlanmaktaysa da yetersiz kaldığı durumlarda Büyükada’da 1886’dan 1921’e kadar uygulandığı gibi Kazoğlu Hristo’nun 1200 tonluk sarnıcından motorla evlere dağılan borulara su basması gibi çözümler uygulanmaktaydı. 1921 yılında adaların aydınlatılması ise sayıları 20’den 200’e çıkarılan petrol lambalarıyla sağlanmakta, adanın güvenilir hamalları gece bekçilik etmekteydi. Cumhuriyetten sonra Atatürk, Büyükada’da bulunan Yat Kulübü’nün yerine Anadolu Kulübü’nü kurup, 1928 yazından itibaren sıkça adayı ziyaret etmiş, yine İsmet İnönü’de 1924’de rahatsızlığı sebebiyle geldiği Heybeliada’da bir köşk satın alarak yerleşmiştir. 1920’lerde adaların huzur, eğlence veya ikisini birden arayan varlıklı insanlar ile diline dolayacak egzotik mekanlar arayan batılı gezginler için hala cazip olduğunu 1925’te Büyükada’ya gelen Schulumberger’in “…Vapur daima pitoresk bir kalabalığın doldurduğu uzun rıhtıma yanaşır. Kıyı boyunca yükselen kahveler hiç boş kalmaz. Hayat ve hareket dolu bu ön planın gerisinde Doğuda o kadar beğenilen şu devasa çınarlardan birkaçını çevreleyen her çeşit ağaç; sarmaşıklar, çiçekler, salkım ağaçları, yaseminler, erguvan ağaçları, pembe çiçekli defneler yer alır.” sözlerinden anlayabiliriz.

1933 yılında toplanan Büyükada Teşebbüs Grubu sayesinde faaliyete geçirilen ve amacı “Büyükada’ya yerli ve yabancı gezginleri prospektüs ve afişlerle propaganda yaparak çekmeye çalışmak, adaya gelenlerin sıkılmamaları için mahalli eğlenceler ve şenlikler düzenlemek, Büyükada’da ikameti kolaylaştırmak adına oteller ve sayfiyeleri asri hale getirmek ve denetlemek” olarak açıklanan Adaları Güzelleştirme Cemiyeti (1926) Halk Fırkasının da desteğiyle Adaların tanınırlığını arttırmıştır. Cumhuriyetin ‘milli’ ve ‘modern’ olanı uzlaştırma hatta özdeşleştirmeye yönelik adımları geçmişte İttihatçılarca temeli atılan yer adlarının ülke çapında Türkçeleştirilmesini de beraberinde getirirken adaların nasibine Yorguli Plajı’nın Yörükali’ye, Prinkipo Yat Klubü’nün Anadolu Kulübü’ne, Etrangers’ın Sümer Oteli’ne, Calypso’nun Akasya Oteli’ne, Splandit’in ise Kâzımpaşa Oteli’ne, Aya Dimitri Kilisesi Sokağı’nın, Hacı Fotaki Sokağı’na, Giacomo Caddesi’nin, Çankaya Caddesi’ne, Ligor Pervana Bey’in Sokağı’nın Pervane Sokak’a ve daha nicesi Rumca kökenli yer adının değiştirilmesi düşmüştür. 1941 yılında Maliye Bakanlığı Patrikhane’ye Ruhban Okulu veya Rum Ticaret Okulu’nun içinde bulunduğu Meryem Ana Manastırı arazisi arasında bir seçim yapmasını teklif edince Ruhban Okulu’nun tapuya kaydolması karşılığında Rum Ticaret Okulu Binası ve arazisi Deniz Kuvvetleri komutanlığına verilmiş içinde yeralan kiliseler yıkılmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrasında iktidar ile iyi geçinen bir grup hızla servet sahibi olunca daha fazla mülk edinme şansı elde etmiş, Demokrat Parti Hükümeti’nin 1950 ve 1956’da çıkardığı iki yasayla Türkiye’nin diğer bölgeleri ve Adalardaki makilik alanların orman statüsünden çıkarılarak imara açılmasını sağlamış, ahşap yapılar hızla yıkılarak yerine beton apartmanlar dikilmiştir. II. Dünya Savaşı sırasında Mersin’e taşınan Deniz Harp Okulu, savaş sonrası Heybeliada’ya geri dönmüştür. 6 Eylül 1955 gecesi grup Büyükadalı genç Saat Meydanı’nda sinema afişlerinin bulunduğu camekâna Ekspres gazetesinin ‘Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve yapılan bombalı saldırı’ haberini veren bir nüshasını asmış ertesi gün ada dışından gelen ama adlarda yaşayan Mesudiyeli eşekçilerin bile karıştığı, ‘6-7 Eylül Olayları’ adıyla anılan pogrom da Büyükada ve Heybeliada’da 8 manastır ve kiliseyle, tamamına yakını gayrimüslimlere ait 125 dükkân, ev, eczane, otel, lokanta ve gazinonun tahrip ve yağma edilmiştir. İçine kapalı küçük adalar olan Kınalı ile İslam halkının önemli bölümü Erzincanlı Alevilerden Burgaz adalarında yaşayan Türkler adaya yağma için gelenleri engellemişlerdir.  1971 yılında o döneme dek dünyanın her yerinden Rum Ortodoks öğrenciye ev sahipliği yapan Heybeliada Ruhban Okulu, Kıbrıs ve Batı Trakya’da yaşanan gelişmelere tepki olarak Nihat Erim hükümetince özel üniversite ve akademilerin yasaklanması kılıfı uydurularak kapatılmıştır. 70’li yıllara dek kendini döndürebilen bir iç ekonomiye sahip olduğu söylenebilen adaların tarım alanları bu yıllardan sonra tamamen kaybolmuştur. Adalar, 1984 yılında Büyükşehir Belediyesine bağlı Adalar belediyesi statüsü edinmiş, Adalar’ın ilk belediye başkanı Recep Koç olmuştur. Aynı yıl Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun verdiği karar ile Adalar sit alanı olarak ilan edilmişse de Adalar’ın turizm potansiyelini arttırma adına büyük ölçekli inşaatlara girişilmiş, 1984’de deniz dolgusu üzerinde Heybeliada Su Sporları Kulübü ertesi yıl ise Büyükada Su Sporları Kulübü inşa edilmiş, 1990’da ise Büyükada vapur iskelesi çevresi, Lido Otel ve Anadolu Kulübü’nün önü doldurulmuştur. 2003, 2008 ve 2011’de yapılan yasal düzenlemelerle Heybeliada Ruhban Okulu’nun bağlı olduğu Aya Triada Manastırı Vakfı’na, okulun çevresindeki 190 dönümlük koruluk iade edilmiş, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2010 yılında Büyükada Rum Yetimhanesi’nin tapusunun Patrikhane’ye verilmesi kararı almıştır.

1947’de Deniz Kuvvetleri tarafından satın alınan Yassıada bir süre askeri amaçla kullanıldıktan sonra İstanbul Üniversitesi Balıkçılık ve Su Ürünleri Yüksek Fakültesi’ne devredilmişse de 2011’de hazine mülkiyetinden çıkartılmış ve “müze olarak kullanılmak üzere” Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tahsis edilmiştir.  Benzer şekilde Ekim 2012’de Sivriada da Kültür ve Turizm Bakanlığı’na tahsis edilmiştir. Bununla birlikte Kasım 2012’de Yassıada, Mart 2013’de ise Sivriada Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulunca “kamu yararı gözetilerek” sit alanı kapsamından çıkarılarak yapılaşmaya açılmıştır. 27 Mayıs 1960 Darbesi’nde yargılamaların yapıldığı yer olduğu için İstanbul İl Genel Meclisi’nin 5 Kasım 2013 günü aldığı kararla “Demokrasi ve Özgürlük Adası” olarak değiştirilmiş, tarih boyunca ıssız kalan Hayırsız Adalar’da yerleşim ‘DP’lilerin anısı’ bahanesiyle meşru hale getirilmek istenmiştir.

Osmanlı döneminde Adalar’da faaliyet gösteren Ruhban Mektebi, Elen Ticaret Okulu, Kız Yetimhanesi gibi eğitim kurumlarının hepsi Cumhuriyet döneminde kapalı olup, Büyükada’da bir Rum ilkokulu, bir resmi ortaöğretim okulu, istek Vakfı’na bağlı Beyhan Aral Lisesi, Heybeliada’da bir ilköğretim okulu ve Hüseyin Rahmi Gürpınar Lisesi ile Kınalı ve Burgaz’da da birer ilkokul faal durumdadır. Ayrıca III. Selim döneminde 1824 yılında Kasımpaşa’da bulunan Bahriye Mektebi Heybeliada’da Rum Patriği Skarlatos Karaca’nın köşküne yerleştirilmiş, Cumhuriyet döneminde Deniz Harp Okulu ve Deniz Lisesi olarak hizmet veren ada tarihi açısından büyük önem taşıyan kurum yazık ki 31.07.2016 tarihli resmi gazetede yayımlanan 669 no’lu KHK ile diğer askeri liseler gibi kapatılmıştır. Bahsi geçen tüm olumsuzluklara rağmen 2009 yılında açılan Adalar Müzesi ada tarih ve kültürünü yeni kuşaklara tanıtma bağlamında umut verici bir adım olmuştur. 1970’li yıllardan itibaren adaların özgün mimari dokusu ve doğal çevre zenginline yakışmayan çirkin yapılaşmanın ortaya çıkmakla kalmamış, milyonlarca yıllık bir sürecin ürünü olan doğal kıyı yapısı doldurulup betonlaştırılarak yok edilmiştir.

Adalar nüfusu

Büyükada’da Sedefadası’nın da bağlı olduğu Maden ve Nizam mahallelerinin yanı

Kaşığa benzediği için Kaşık Adası olarak anılan bu küçük ada özel mülkiyet olup, vapur seferi yapılmamaktadır.

sıra Kınalıada, Burgazada ve Heybeliada adlı 5 mahalleden oluşan Adalar ilçesinin merkezi Büyükada olup 2014 verilerine göre toplam nüfusu 16.052’dir. Anakara ile ulaşım 1846’da küçük vapurlar ardından Şirket-i Hayriye vapurları ile düzenli hale gelince 1816 yılında 1.200 kişiyi ancak bulan toplam Adalar nüfusu 1914 yılında 1586’si Müslüman, 8.725’i Rum Ortodoks, 596’si Ermeni Gregoryen, 6’sı Protestan, 8’i Latin Katolik ve 9’u Süryani olmak üzere toplam 11.070 kişiye ulaşmıştır.

‘Vatandaş Türkçe Konuş! Kampanyası’ (1928), ‘20 Kura Askerlik’ (1941), ‘Varlık Vergisi’ (1942) benzeri azınlıklar üzerinde baskı uygulayan politikalara Rumları

Tavşan Adası ya da Balıkçı Adası çorak, ağaçsız, çıplak bir kara parçası olup, yerleşim ve vapur seferi yoktur.

ülkeyi terk edecek kadar bezdirmemişse de özellikle 6-7 Eylül 1955 Olayları, 1974 Kıbrıs Harekâtı, 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi gibi siyasi sebeplerden dolayı başta Rumlar olmak üzere azınlıkların Türkiye’yi terk etmesine sebep olmuştur. Yaşanan sosyal travmanın büyüklüğü yüzünden 1955’ten 1964’e kadar her yıl İstanbullu Rumların yaklaşık %10’u şehri terk etmiştir. 1964 yılında her gün gazete manşetlerini süsleyen Kıbrıs meselesi yüzünden gerilen Türk-Yunan ilişkileri Yunan pasaportu taşıyan İstanbullu Rumların yanlarına sadece 20 kilo ve 20 Dolar almalarına izin verilerek sürgün edilmesiyle sonuçlanmış, bir süre sonra bu kişilerin akraba ve aileleri de göçe katılınca 1 yıl içerisinde İstanbul’daki Rum nüfusu 90 binden 30 bine düşmüştür.

1960’ta 19.864’ı bulan Adalar nüfusu bir yandan Rumların Yunanistan’a gitmesiyle hızla kan kaybederken 1939 Erzincan depremi sonrası Erzincan ve Erzurum’dan gelenlerle başlayan iç göç 1950’lerden 1980’lere dek Sivas, Tokat, Ordu/Mesudiye, Kastamonu, Malatya ve Trabzon’dan sonrasında ise Doğu Anadolu’dan gelen, çoğunlukla inşaat ya da günlük işlerde çalışmakla birlikte barınmak için adaya gecekondu inşa eden yerleşimcilerle dengelenmiştir. Böylece adanın etnik ve sosyal yapısı önemli ölçüde değişmiş olup günümüzde yerleşik halkın yaklaşık %22’si Adalar, %30’u İstanbul, %48’i ise Türkiye’nin diğer illerinden doğanlardan oluşmaktadır. Bu rakamlar yerleşik kış nüfusuna ait olup, bir istatistik olmamakla birlikte sayfiye amaçlı gelenler ile bu rakamın yazın 100 bin hele ki günübirlik gelenlerle 200-250 bine dek çıktığı sanılmaktadır.

Adalar ulaşım

Osmanlı döneminde Tophane ile Adalar arasındaki ulaşım ‘beşçifte’ ve ‘Pazar kayıkları’ ile 2-3 saat süren düzenli seferlerle kol gücü ile sağlanmaktaysa da 1846 yılında düzenli vapur seferleri başlayınca taşınan yolcu sayısı, yolculuğun konforu ve doğal olarak ada nüfusu da artmıştır. Günümüzde yolcu ulaşımı İstanbul (Sirkeci, Kabataş), Adalar-Yalova ile Bostancı-Adalar hatlarında vapurlar ve 1988’den beri deniz otobüsleri ile sağlanmakta olup, Osmanlı döneminde iskelelere yük taşıyan mavnaların yerini ise dalar-Kartal ya da Adalar-Yenikapı güzergâhını kullanan motorlar almıştır. Adalarda yalnızca polis, ambülans, itfaiye ve çöp toplama gibi kamu hizmetleri için motorlu araçlar kullanılmakta olup, ada içi ulaşım bisiklet ve yük arabalarının yanı sıra folklorik ve işlevsel varlıklarını devam ettirmeyi başaran faytonlarla sağlanmaktadır.

Kaynakça

Akçura, G. (2010). Ada Sahillerinde Bekliyorum. Adalı Yayınları. İstanbul

Akgönül, S. (2007). Türkiye Rumları Ulus Devlet Çağından Küreselleşme Çağına Bir Azınlığın Yok Oluş Süreci. İstanbul: İletişim Yayınları.

Akpınar, S. (1984). Adaların Tarihi. Adaların Türk Turizmindeki ve Edebiyatındaki Yeri ve Önemi Semineri (s. 3-17). İstanbul: Burgazada Lioness Kulübü Derneği.

Batur, Enis (2010). Adalar. İstanbul Ansiklopedisi. NTV Yayınları. İstanbul s. 100-1003

Βυζάντιος, Σ., Η. (1862), Κωνσταντινούπολις. Περιγραφή Τοπογραφική, Αρχαιολογική και Ιστορική Β. Αθήναι

Çankaya, Aylin (2016) Bir İçe Kapalılık ve Dışa Açık Olma Hali Olarak Adalık ve Ada Hakkı. İstanbul Adaları ve Burgazada Örneği. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul Bilgi Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü. İstanbul

Erdenen, Orhan (1962), İstanbul Adaları, Belediye Matbaası, İstanbul.

Evren, B. (2010). Seyyahların Gözüyle Semt Semt İstanbul. İstanbul: Novartis Kültür Yayınları.

Freely, J. (2015). Prens Adaları. istanbul: Adalı Yayınları.

Gökçen,T., (1993), “Adalar İlçesi”, Dünden bugüne İstanbul Ansiklopedisi. Tarih Vakfı Yayınları 1:73-74.

Güven, D. (2012). 6-7 Eylül Olaylarına Bugünkü Türk ve Yunan Toplumlarının Bakış Açıları. İstanbul Rumları Bugün ve Yarın (s. 159-164). İstanbul: İstos Yayınları.

Karsan, S. (2007). Burgazada Kentsel Sit Koruma Önerisi. (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi) İstanbul Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Ana Bilim Dalı Restorasyon Programı.

Koçu, R. E. (1963), “Adalar”, İstanbul Ansiklopedisi, 1:205-209.

Kömürciyan, E.Ç. (1988), XVII. Asırda İstanbul. İstanbul

Mamboury,E. (1943), Les Îles des Princes. Maarif Matbaası, İstanbul.

Μήλλας, Α. (2006), Κτηματολόγιον Νήσου Πριγκήπου, Αθήνα

Milas, Akillas. (2014). Büyükada – Prinkipo, Ada-i Kebir. Adalı Yayınları. İstanbul

Okay,K., (1982), Büyükada’nın Tarihsel ve Kültürel Değerleri (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi). YÜ Fen Bilimleri Enstitüsü

Poridis, Apostolos (1999). İstanbul Adaları’nın Sosyal ve Fiziksel Gelişiminin Analizi ile Fiziksel Çevrenin Değerlendirilmesine İlişkin Sistematik bir Yaklaşım. (Yayımlanmamış doktora tezi). Yıldız Teknik Üniversitesi/Fen Bilimleri Enstitüsü, İstanbul

Schlumberger,G., (1996), Prens Adaları, (Çev. H.Çağlayaner), İletişim, İstanbul.

Tuğlacı,P., (1992), Tarih boyunca İstanbul Adaları II, Pars Yayın, İstanbul.

Tuğlacı,P., (1995), Tarih Boyunca İstanbul Adaları I, Say Yayınlan, İstanbul.

Yaltınk, F., Efe, A., ve Uzun, A., (1993), İstanbul Adalannm Doğal ve Ekzotik Bitkileri, İstanbul Adaları İmar ve Kültür Vakfı Yayınlan, İstanbul

 

Adı Yüzölçümü Nüfusu
Büyükada 5,4 km2 7.335
Heybeliada 2,3 km2 5.529
Burgaz Adası 1,5 km2 1.578
Kınalıada 1,3 km2 3.318
Sedef Adası 0,15 km2
Yassıada 0,05 km2
Sivriada 0,04 km2
Balıkçı/Tavşan Adası 0,01 km2
Kaşık Adası 0,008 km2
TOPLAM 10,76 km 17.760
Takip, tavsiye ya da beğeni için