Afrika şempanze ve bazı yok olmuş ara türlerin yanı sıra insanoğlunu da içeren hominin ailesinin doğum yeri olarak kabul edilmektedir ki neolitik taş oymalarının bulunduğu kıtanın kültür yaşı insanoğlunun ki ile yaşıttır. Çoğu bilim adamı modern insanın 200 bin yıl önce Afrika’da ortaya çıktığı konusunda hemfikir olup, genetik çalışmalara göre bugünkü insanların atası kabul edilen mitokondriyal Havva’nın 140 bin yıl önce Doğu veya Orta Afrika’da yaşamış olduğu sanılmaktadır.

Afrika Dinleri

Çok sayıda halkın yaşayıp, bin kadar dilin konuşulduğu kıta nehirler, sıradağlar, çöller ve yağmur ormanları vasıtasıyla iklim ve coğrafyanın kültürü doğrudan etkilediği çeşitli bölgelere ayrılmıştır. Afrikalıların büyük bölümü yakın zamana kadar tabiat dinlerine (animizm) inanmaktaysa da Arap ve Avrupalıların kolonizasyonu ile birlikte gelen tek tanrılı dinlerin de etkisinde kalmıştır. Günümüzde tüm kıtada tabiat dinlerinin ancak 100 milyon kadar izleyeni kalmıştır (%11.8). Bunlardan Batı Afrika’da Yoruba halkının İfa geleneği milyonlarca izleyicisi olan en önemli tabiat dini olarak varlığını sürdürmektedir. Hıristiyanlık MS 1. yüzyılda Sudan ve Etiyopya’da, 15. Yüzyıldan itibaren tropikal bölgede, 18. Yüzyıl sonrasında ise misyonerler sayesinde tüm kıtaya yayılmış (bugün 340 milyon Hıristiyan %46.3), İslam dini ise 7. yüzyıldan itibaren tüm Kuzey Afrika’ya egemen olmuş, yakın zamanda ise Batı Afrika’da yayılmaya başlamıştır (bugün 285 milyon Müslüman, %40.5). Avrupalıların gelişinden önce Kuzey Afrika halklarını büyük ölçüde zorla İslamlaştıran Araplar da köle ticareti de yapmıştır. 15-19. Yüzyıllar arasında Avrupalı köle tacizleri kalabalık kitleleri Amerika kıtası ile civarındaki adalara taşıyınca karmaşık özelliklere sahip Afro-Karayip ve Afro-Brezilya dinleri ortaya çıkmıştır. Mısır ve Nil civarında yazının uzun bir geçmişe sahip olduğundan bu bölgelerde yaşamış halkların efsane, din ve kültürleri hakkında bilgi edinmek mümkün olmuştur. Ayrıca Arapların MS 646’da Mısır’ı ele geçirilmelerinin ardından birlikte İslam dininin Kuzey Afrika’da yayılmasının Arapça yazı dilinin bölgeye gelmesi ve tarihi kayıtların oluşmasında olumlu bir faktör olduğu da göz ardı edilmemelidir. Arapça sadece Kuzey Afrika değil diğer bölgelerin kültürü hakkında bilgilerin derlenmesine yardım etmiştir ki 1520’ye tarihlenen Kilway Kisiwani adlı şehir tarihi Doğu Afrika hakkında detaylı bilgi veren en eski Arapça metindir. MS 750 civarında Arapların Sahra çölünü geçmek ve taşımacılık için develeri kullanılmaya başlaması kuzey ve Batı Afrikalılarca da benimsenmiş, ticaretin gelişmesiyle bölgeler arası kültürel alışveriş de artmıştır. Daha güneydeki bölgelere ait Afrika dinleri ve mitolojilerine değin ilk kayıtlar 19 ve 20. yüzyıllarda Hıristiyan misyonerlerce çoğunlukla yanlış yorumlanarak tutulmuştur. Swahili dili sonradan yazılı hale gelmiş olup, bu dilde bilinen en eski yapıt 1728 yılına ait Tambuka’nın hikâyesi adlı folklorik şiirdir. Afrika dinleri çoğunlukla aynı zamanda ikiz kardeş olan bir erkek ve kadın başlangıç tanrısını içermekte olup, pek çok araştırmacı Afrika panteonlarında ikizlerin varlığı ve ana soyluluğa özellikle dikkat çekmiştir. Yine Afrika dinlerinde insandan daha güçlü ve çoğunlukla zararlı olan pek çok küçük tanrının varlığı da dikkat çekici olup bunlar çoğunlukla ‘ruh’ (sözgelimi Yoruba halkında aynı anlama gelen ‘Orişa’) olarak adlandırılmıştır. Ataların ölümlerinden sonra tanrısal figürlere dönüştürülmesi de sözlü olarak aktarılan Afrika dinlerinin temel özelliklerinden birisidir. Kimi halklar ata ruhlarının gündüz yer altında kalırken gece dışarı çıktığına, kimisi Ölüler diyarında ikamet ettiklerine, kimi yeni doğan çocuklarla yeniden bedene büründüklerine Buşman gibi bazı topluluklar ise gökteki yıldızlara dönüştüklerine inanmaktadır.

Afrika Halkları

Mısır ve Kartaca gibi Eski Dünya’nın en ileri uygarlıklarını barındıran Kuzey Afrika, Roma döneminde, imparatorluğun tahıl deposu olarak kullanılmış, Arap fethiyle birlikte nerdeyse tamamen İslamlaşmıştır. Nil havzasında MÖ 10 bin yılında çok sayıda insan yaşadığı bilinmekte olup, MÖ 6 binlerde bölgede Yukarı ve Aşağı Krallık olarak adlandırılan iki büyük uygarlık ortaya çıkmıştır. MÖ 3. Binlerde kurulan Eski Krallık zamanında ise tüm kıtanın en karmaşık inanç sitemi oluşturulmuş, Giza piramitleri inşa edilmiş, karmaşık gömü törenleri gerçekleştirilmeye başlanmıştır. MÖ 14. yüzyılda firavun Akhenaton güneş tanrısı Aten’in egemenliğini ilan ederken aynı zamanda tanrıçaları panteondan dışlayarak tek tanrılı dinlerin temelini atmıştır. Bununla birlikte Akhenaton’un ölümünden sonra çok tanrıcılık yeniden güç kazanmışsa da ekonomik ve siyasi açıdan zayıflayan Mısır, MÖ 343’den itibaren kültürel ve dini açıdan Yunan ve Roma etkisine girmiştir. İsis gibi bazı tanrıçalar Roma inançlarına dek sızmayı başarırken, Yahudilik yoluyla Hıristiyanlık ama özellikle Avrupa okültizmi Mısır inançlarından büyük ölçüde etkilenmiştir. Mısır’ın batısında Fenikeliler tarafından kurulan Kartaca (bugünkü Tunus) ise Mısır, Etrüsk ve Roma tanrılarına tapınılan dinler açısından kozmopolit bir merkez haline gelmiştir.

Kuzey Afrika’nın Araplardan önceki yerli halkı olan Berberiler, tamamen İslamlaşmış hatta Araplarla da büyük ölçüde karışmış olmakla birlikte, dağlık bölgelerde soy ve kültürlerini koruyabilmiş, İslam öncesi geleneklerini kısmen yaşatabilmiştir. Bu bölgede Eski Mısır, Akdeniz kavimleri ve Afrika inançlarının etkileşimden dolayı kendine özgü gömülme ve tapınma ayinlerini içeren inanç formlarına rastlanmaktadır.

Yaşadıkları bölgenin otokton halkı olup, Eski Mısırlıların soyundan geldikleri sanılan Kıptiler kendi adlarıyla anılan bir dili konuşup -Yunan alfabesiyle yazmaktadırlar- Hıristiyan olarak Mısır ve Etiyopya’da varlıklarını günümüzde de sürdürmektedirler. Nijer, Mali ve Güney Cezayir’de yine Berberi asıllı olan ve keçi çobanlığıyla geçinen Müslüman Tuaregler yaşamakta, Moritanya, Çat ve Mali’de yaşayan Hıristiyan siyahlarla çatışmaları devam etmektedir. Tuareglerin kullandığı Tamaşeg adlı alfabenin Fenikelilerden kaldığı sanılmaktadır. Faslılar aralarında Bidaniler (beyazlar) ve Sudaniler (siyahlar) olarak ikiye ayrılmışsa da gerek yönetim (Hassai) gerekse dinî işler (Zaviya) tamamen Bidanilerin elindedir.

Yüzlerce dil konuşulan, tamamı siyah sayısız kabilenin yaşadığı Batı Afrika, uzun süre Batılı köle tüccarları tarafından sömürülmüştür. Nijeryalı Hausalar gibi İslamlaşmış toplulukların yanı sıra, günümüzde büyük oranda Hıristiyanlaştırılmış çoktanrıcı İbolar ve Aşantiler bölgenin sakinleridir. Geçmişte İbolar ve Aşantiler gibi pek çok kabile Onyame adlı yaratıcı tanrı ve Asase Yaa adlı Yeryüzü Tanrısına tapınmaktaydı. Nijerya ve Kamerun’da yaşayan Efik halkının inanışında, eşi Ati ile birlikte yaşayan tanrı Efik tarafından yaratılan iki insanın yeryüzüne çoğalmamaları ve çalışmamaları şartıyla gönderildiklerine, insan çiftin yasakları delince tanrılar tarafından öldürülmelerine rağmen çocuklarının yaşamaya devam ettiklerine inanmaktadır.

Orta Afrika’da geleneksel hayat tarzlarını ve dinlerini büyük ölçüde sürdüren Bantu, Ovimbundu, Bemba ve Pigme gibi pek çok halk yaşamaktadır. Bantu dilini konuşanlar Nijer ve Kongo nehirler havzasında, Nilotikler Doğu Afrika’da, Buşman

Buşmanlar

veya San halkı ise Kalahari çölünde, Aka, Efe ve Mbuti gibi kabilelerden oluşan Pigmeler Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo civarında yaşa-maktadır. Kongolu Bembalarda kral aynı zamanda dini önder ve ülkenin kurucusu kabul edilmektedir.

Arapların Doğu Afrika’ya MS 1. yüzyıl hatta daha öncesinde fildişi ve köle ticareti amacıyla geldiğini ve 16. yüzyılda Portekizli sömürgecilerden önce bölgede çok sayıda Bantu krallığı (Ganda, Nyoro, Toro, Ruanda, Rundi) olduğunu biliyoruz. Günümüzde Müslüman olan küçük bir bölümü dışında çoğunluğu Hıristiyan olmuş Bantu halklarının da ölülerin klan toprağına gömülmesi yerine getirilmesi zorunlu bir gelenekken kabile içi evlilik ise tabudur. Hayvancılıkla uğraşan, moranlar (savaşçılar) ve yaşlılar olmak üzere iki sınıftan oluşan Masailer de klanlar halinde yaşar ve laibonlarının (tanrının elçisi) sözünü dinlerler.

17. yüzyılda Hollandalı göçmenlerin (Boer) gelişinden önce Güney Afrika’nın yerli halkı Hotantolar ve Vendalar iken 18. yüzyıldan itibaren sayıları gittikçe artan Boerler siyahların arazilerine el koyarak sürekli olarak yerli halkın aleyhine topraklarını genişletmişlerdir. 19. yüzyılda bölgede altın ve elmas madenlerinin bulunması 1880-99 İngiliz-Boer savaşına yol açmıştır. Sömürgecilik, bölgede misyonerliği de teşvik ettiğinden halk kısmen pagan geleneklerini korumakla birlikte neredeyse tamamen Hıristiyanlaşmıştır. Geleneksel evlenme yönteminin kız kaçırma olduğu, kadın kadına evliliklerin görülmesi gibi gelenekler yaşatılmaktadır.

Deniz Yoluyla Taşınan Kültür

16-19. yüzyıllar arasında yüz binlerce Afrikalı köle olarak kullanılmak üzere Amerika kıtasına götürülmüş, onların nesillerinden gelen Karayip halkı ve Amerikan siyahları eski kültürlerini burada devam ettirirken melez inanış ve söylenceler de geliştirmişlerdir. Batı Afrika’da Fon dilini konuşan halklar Karayiplerde Vudu adıyla bilinen (Fon dilinde vodu ‘ruh) karmaşık bir inanç sis-temi geliştirirken, Amerika kıtasında Batı Afrika’ya özgü düzenbaz karakter Örümcek Anansi ve Brer adını alan yaban tavşanı öyküleri anlatılmaya devam etmiştir.

Akamba Mitolojisi

Kenya’nın merkez ve doğusunda Ukambani adıyla da bilinen Kitui, Makhakos, Makueni, Mwingi bölgelerinde yaşayıp Kikamba dilini konuşan Bantu etnik grubundan Akamba (veya Kamba) halkı uzun zaman önce demir madenini işleyerek silah olarak kullanmayı başarmış, Araplar ve komşu ülkelerle demir eşya, silah, fildişi, bira ve bal ticareti yapmıştır. 18. Yüzyıla dek tamamen gezgin çobanlar olup bu dönemden itibaren kentlere de yerleşmeye başlayan Akamba halkı 20 büyük kabileden oluşmakta olup, her birinin ayrı bir hayvan totemi bulunmaktadır. Musyi adlı verilen ailelerin reisi erkek olmasına karşın, toplumsal konularda tümü erkeklerden oluşan yaşlılar meclisi karar verme-te, ayrıca kötülüklerle savaştıklarına inanılan şifac-lar da sosyal kontrol mekanizmasında önemli bir rol üstlenmektedir. Akambalar Ngai Mulungu (En güçlü Tanrı) veya Ngai Mwatuangi wa nzaa’nın (parmak bölücü) kabile ruhlarını yarattıktan sonra ilk insan çiftini yaratıp topraktaki bir delikten çıkararak veya gökyüzünden Makhakos’de yer alan Nzaui dağına indirerek yeryüzüne getirdiğine inanmaktadır. Söylenceye göre tanrının ayak izleri Nzaui dağında hala görülebilir durumdadır. Başlangıçta sonsuza dek yaşayacak şekilde yaratılan insanlar bu haberi duyurmak gönderilen bukalemun tanrı Mulungu’nun yolda oyalanması ve mesajı teslim ederken kekelemesi yüzünden ölmeye başlamıştır. Aimu adı verilen ruhların canlılar ile ölüler arasında aracılık yaptığına dahası hastalık bulaştırarak insanoğlunu cezalandırdıklarına inanılmaktadır. Akamba halkı tanrılar için keçi, koyun veya inek kurban etmekteyse de kıtlık ve salgın hastalıklar gibi olağanüstü durumlarda Mukuyu adı verilen kutsal ağacın altında insan (çoğunlukla çocuk) kurban edildiği de görülmüştür.

Benin Mitolojisi

Benin’de (Dahomey) yaşayan Fon halkının en önemli tanrısı yıldırım tanrısı Sevioso olmasına karşın insanı, dünyayı, bitki ve hayvanları yaratan tanrı Nana Buluku’dur. Nana Buluku’nun güneş ve ay tanrıları olan ikiz kardeşler Lisa ve Mawu’nun babası olduğuna inanılmaktadır. Yaratıcı tanrı Mawu gökyüzüne 3500 defa dolanmış büyük yılan Aido-Hwedo’nun da yardımıyla evreni yaratmıştır. Kader tanrısı Fa, Mawu ile Lisa’nın oğlu demir ve savaş tanrısı Gu, avcıların koruycusu Age, dil ve kader tanrısı düzenbaz karakterli Legba, ateş ve yıldırım tanrısı Sogbo ile İlahi tanrıça Minona diğer önemli Fon tanrıları Honsi ve Honsu adlı büyücü ikizler ile 30 boynuzlu orman devi Yehwe Zogbanu ise önemli mitolojik kahramanlarıdır.

Fildişi Sahili Mitolojisi

Akan halkının en önemli tanrısı her şeyi yaratan Nyame olup, kendisine doğrudan tapınılmamakta daha çok göl, dere, nehir ve ağaçlarda ikamet ettiklerine inanılıp abosom adıyla bilinen küçük tanrılardan yardım istenmektedir. Akanlar aynı zamanda samanfo adını verip tapındıkları ata ruhları tarafından korunduklarına inanılmaktadır. Bugün Müslüman olan Mande halkı başta yaratılış efsaneleri olmak üzere eski dinlerine ait bazı ögeleri İslam ile harmanlayarak yaşatmayı başarmıştır. Mande yaratılış söylencesi iki çift ikizin tohumlardan yaratılması, çok sayıda çocuk sahibi olduktan sonra çocuklarına tarla ekmeyi, müzik yapmayı ve yağmur için dua etmeyi öğretmelerini konu almaktadır.

Gana ve Fildişi Sahili’nde çoğunluk olarak yaşayan Akan halkı Akuapem, Akyem (Abuakwa, Bosome, Kotoku), Asante, Brong-Ahafo, Fante, Kwahu ve Nzema kabilelerinden (abusua) oluşan ve Nijer-Kordofanya dil grubundan Kwa dilini konuşan yaklaşık 40 milyon kişilik büyük bir topluluktur. Akanlarda soy anne üzerinden yürümekte olup, çocuğun ruhunun cinsel ilişki sırasında babadan annenin kanına karıştığına inanılmaktadır. Akan inanışında honam (beden) ile mogya (kan) insanın fiziksel bileşenlerini temsil ederken, kra (yaşam gücü), honhom (tanrısal nefes) ve sunsum (ruh) ruhani fiziksel olmayan bileşenlerini oluşturmaktadır. İnsan öldüğünde honam ve mogya Asase Yaa adı verilen Toprak Ana’ya karışırken, kra, honhom ve sumsum yaratıcı Nyame’ye geri dönmektedir. İslam ve Hristiyanlığın yayılma alanında bulunmalarına karşın Akanlar atalarının dinlerini terk etmemişlerdir. Akanlar başlangıçta yeryüzüne çok yakın olan gökyüzünde Nyame (yaratıcı)  adlı bir tanrının yeryüzünde ise Abrewa na ni mba adlı Yaşlı kadın ile çocuklarının yaşadığına inanmaktaydı. Gökyüzü yakın olduğu için yaşlı kadın her gün elinde taşıdığı fufu adı verilen havan tokmağını Nyame vurmasından rahatsız olan Nyame bir gün gökyüzüyle birlikte uzağa kaçarak yeryüzünden uzaklaşmıştır. Bu sefer Yaşlı kadın Nyame’ye ulaşmaya çalışmış ve onu geri getirmeye çalışmış, çocuklarına çamur toplarından bir kule inşa ettirmişse de kule yıkılınca pek çok insan ölmüş, kadının hevesi kursağında kalmıştır. Akanlar 7 yıldızdan oluşan bir takımyıldızı Abrewa na ni mba olarak adlandırmaktadır. Akanlar evrende var olan canlı veya cansız her şeyin sumsum adını verdikleri bir ruhu olduğuna inanmakta olup, özellikle Nsamanfo adı verilen ata ruhlarına büyük saygı göstermekte bir işe girişmeden önce mutlaka ata ruhlarına danışmaktadırlar.

Gana Mitolojisi

Gana’da yaşayan Aşante veya Aşanti halkının en önemli tanrısı yaratıcı kabul edilen Nyambe olup, ektiği dünya ağacına tırmanarak yeryüzünü terketmiş, insanoğlunu yalnız başına bırakmıştır. Nijerya’da hatta Karayipler’de de en ünlü efsane kahramanları ise düzenbaz bir örümcek olan Ananse ile ölümü kurnazlıkla yenmeyi başaran kültürel kahraman Dubiaku’dur. Kuzey Gana’da yaşayan Dagomba halkının yaratıcı tanrısı ise Wuni olup, bir söylenceye göre insanlar Wuni’ye hayatlarının zorluklarla dolu olduğunu anlatmak için bir temsilci göndermeye karar vermiştir. Önce tanrıya bir köpek göndermiş ama hayvan yolda bulduğu bir köpekle oyalanınca yerine keçi seçilmiş onun da melemesinden bir şey anlamayan Wuni insanların yaşamaktan sıkıldığını düşünüp yeryüzüne ölümü getirmiştir.

Pigme Mitolojisi

Orta Afrika Pigmeleri bir zamanlar yeryüzünde insanlarla birlikte yaşamış, sonradan gökyüzüne taşınmasına karşın insanlarla hayvan ruhları aracılığıyla iletişim kurabilen Khonvum adlı bir tanrıya tapınmaktadır.

Kamerun Mitolojisi

Kamerun’da yaşayan Bangwa ve Bamileke halkları daha çok ata ruhlarına tapınmakta olup, en önemli tanrının adı Si’dir. Kamerun’da Cross nehri (Oyono) havzasında Kalabar bölgesinde ayrıca 16. Yüzyılda Nijerya’dan gelmiş Efik halkı da yaşamaktadır.

Mali Mitolojisi

Mali halkı günümüzde büyük ölçüde İslam’ı kabul etmekle birlikte eski inançlarının izlerini hala taşımaktadır. Bambara halkının inanışında başlangıç ruhu Yo dişi ve erkek özelliklerini birlikte taşıyan bir düzenbazdır. Yaratıcı tanrılar Pemba ile kardeşi gök ve su tanrısı Faro’yu yeryüzüne göndermiş, Faro insanoğlunu yaratırken, Pemba’da bitkileri düzensizlik tanrıçası eşi Musso-Koroni insanoğluna mutsuzluk, keşmekeş ve hastalık götürmüştür. Dogon halkı evreni yaratan gök tanrı Amma’nın ilk önce Nommo’yu onunda kendini çoğaltarak 4 çift ikizi ortaya çıkarmıştır. İnsanlar yeryüzünde düzensizliğe sebep olunca Amma, Nommo’yu kestikten sonra, dünyaya denge sağlaması için parçalarını yeryüzüne dağıtmıştır. Dogon halkı Nommo’nun parçalarını ata ruhu olarak kabul etmekte ve Binu adı verilen tapınaklarda tapınmaktadır. İnanışa göre tarım tanrısı Lebe her gece Dogon din adamları olan Hogonları yılan kılığına girerek ziyaret etmekte, hohonların derisini yalayarak onların hayat gücüyle dolmalarını sağlamaktadır. Yeraltı ruhları Andumbulu ve Yeban’ı kandıran lakaplarıyla da düzenbaz Ogo (soluk tilki veya çakal) ile dans tanrıçası Yasigi ise diğer Dogon tanrılarıdır.

Nijerya Mitolojisi

Nijerya pek çok etnik gruba ev sahipliği yapmakta olup bunların en önemlisi Benin’de de yaşayan Yoruba halkıdır. Batı Afrika halklarının köle olarak Amerika’ya taşınması Afrika tanrılarının da Yeni Dünya’ya göç etmesi ve orada (Küba, Puerto Rico, Brezilya, Venezüella, Dominik) melez kültür ve inanışlar doğmasına sebep olmuştur. Yoruba dilinde tanrılar Orişa (kafaların efendisi) olarak adlandırılmakta olup, en önemlileri gök, adalet, barış, uyum ve saflık tanrısı Olorun olup, Obatala ve Odudua’nın (Gökyüzü ve Yeryüzü) babası kabul edilmektedir. Odudua bir horozun yardımıyla suyla toprağı karıştırıp yeryüzünü yaratmış, Obatala ise insanoğlunun yaratmış ve korumasına almıştır. Olorun’un (kimilerince Odudua veya Obatala’nın) kızı Aganju’nun kardeşi ve karısı kabul edilen okyanus tanrıçası Yemaja doğumun ve kadınların koruyucusudur. Oğulları Orungan, Yemaja’ya tecavüz edince Yoruba halkının atası ve en önemli kültürel kahramanı şimşek tanrısı Şango’nun da aralarında bulunduğu 15 çocuk dünyaya gelmiştir. Şango, 3 kadınla evlenmiş olup, ilk karısı Oya tanrının büyü sırlarını çalmış, ikincisi aşk tanrıçası Oşun kocasını mutlu ederken, üçüncüsü Oba tanrı tarafından terkedilince Oba nehrini oluşturmuştur. Yemaja’nın diğer bir oğlu olan Şakpana ise insanlara hastalık getiren ve akıllarını kaybetmelerini sağlayarak eziyet eden öfkeli bir tanrı olarak tasvir edilmektedir. Yolcuların koruyucusu kabul edilen düzenbaz tanrı Eşu ise özellikle büyü törenlerinde sunu sunularak memnun edilmektedir. Erkek ve kadın olarak tasvir edilip, denizin altında yaşadığına inanılan bilge varlık deniz tanrısı Olokun’un ise köle ticaretinin koruyucusu olduğu düşünülmekteydi. Orman tanrıçası Aja’nın müritlerine bitkilerle şifa sağlama sanatını öğrettiğine inanılmaktaydı. Öfkelendiğinde fırtınalar çıkaran rüzgâr, ateş ve savaş tanrıçası Oya ise ölüler diyarının kapısının bekçisi olduğuna inanılmaktaydı. Yorubalar ayrıca atalarının ruhlarının çocukları vasıtasıyla tekrar yeryüzüne döndüklerine inanmakta olup, Orişa adı verilen koruyucu ruhlara tapınmaktaydı. Bura ve Pabir halklarının inanışında Hyel veya Hyel-Taku en önemli tanrının adı olup, kişisel veya kabile tanrıları olan haptular aracılığıyla bu tanrıya tapınılmaktadır.  Efik halkının yaratıcı tanrısı Abassi (Obassi) ölüm tanrıçası ise Abassi’nin karısı Atai olup, kocasını bir erkek ve kadından oluşan insan çiftinin dünyada yaşamasına ikna etmiştir. Başlangıçta çalışıp bir şeyler üretmesine izin verilmeyen insanlar kurallara karşı gelince tanrıça onlara ölüm, hastalık ve savaşı musallat ederek cezalandırmıştır. Güneydoğu Nijerya’da yaşayan İbo halkının en önemli tanrısı güneş tanrı Çuku veya Çukwu (büyük ruh) olup, kızı bereket ve yeryüzü tanrıçası Ala, gök tanrı İgwe, nehir tanrıları İmo Miriler, kadınların koruyucusu kalp tanrıçası Ekwu, tatlı patates tanrıçası Aha Njoku, refah tanrısı Agwo ile davul tanrısı İkoro ise diğer tanrılardır.

Yoruba Yaratılış söylencesi

Evren aşağıda engin denizler ve bataklıklardan yukarıda ise gökyüzünden ibaretken, tanrı Olurun gökyüzüne, tanrıça Olokun ise sulara hükmetmekteydi. Genç tanrı Obatala, Olorun’dan izin aldıktan sonra durumu anlatmak ve fikrini almak için kehanet tanrısı Orunmila’ya gider. Orunmila’ya:

– ‘Babam, uçsuz bucaksız sudan ve ıssız bataklıktan başka bir şeyin bulunmadığı ülkede sağlam toprak yaratmama izin verdi. Üstün bilginle, tasarıma nasıl başlayacağımı öğretebilirsin. Toprağı, ürün yetiştirilebilen ve köyler kurabilen canlı varlıklarla donatmak istiyorum’ der.

Orunmila’da Obatala’ya:

‘Her şeyden önce Obatala, yukarıdaki gökyüzünden aşağıdaki sulara ulaşacak uzunlukta bir altın zincir inşa etmelisin. Daha sonra bir salyangoz kabuğunu kumla doldurmalısın. Son olarak da, bu kabukla birlikte beyaz bir tavuğu, siyah bir kediyi ve bir palmiye cevizini bir çuvalın içine koymalısın; zincir yardımıyla ıssız bataklığa inerken bu çuvalı yanında taşımalısın…’ der.

Orunmila’nın ardından diğer tanrıları da dolaşıp onlardan toplayabildiği kadar altın alarak bir kuyumcuya götürdü. Kuyumcu bu altınlardan uzun ve ucu çengelli bir zincir yaptı. Obatala, bir çuvala koyduğu kumla doldurulmuş salyangoz kabuğunu, beyaz tavuğu, siyah kediyi ve palmiye cevizini de yanına alarak, sarkıttığı zincirle yeryüzüne doğru inmeye başladı. Suya yaklaştığında Orunmila’nın öğüdüyle önce salyangoz kabuğundaki kumu boşalttı, ardından beyaz tavuğu kumun üzerine bıraktı. Tavuk, ayağıyla eşeleyerek kumları etrafa saçarak dağ ve vadilerin oluşmasını sağladı. Obatala, zincirin ucunun değdiği toprağa indi ve buraya İfe adını verdi. Burada palmiye cevizlerini toprağa dikerek ilk ağaçların oluşmasını sağladı ve siyah kedisiyle birlikte İfe’ye yerleşti. Olorun, Obatala’nın başarısından etkilenerek güne-şi yarattı. Yalnızlıktan sıkılan Obatala, toprağı kazdıktan sonra balçıktan kendi suretinde heykeller yaptı, Olurun da heykellere üfleyerek insanlara can verdi.

Diğerleri

Buşmanlar ölümden sonra dirilebildiğine inanılan düzenbaz Peygamberdevesi tanrı Kaggen’e (Kagn) tapınmakta olup, bu tanrı bir antilop ile evliydi. Hottentot halkının en önemli tanrısı Tsui-Goab gerçekte bir fırtına tanrısı olup kötülük peşinde koşan ‘Kara Gökyüzü’ne karşı mücadele etmekteydi. Kongo’da yaşayan Bantular ilk insan çifti Fam ile Sekume’yi yarattığına inandıkları Gök tanrı Nzambe’ye tapınmaktaydı.

Zulu Mitolojisi

10-11 milyon kişiden oluşan Zulu halkı (Amazulu) Güney Afrika’da büyük oranda KwaZulu-Natal bölgesinde yaşayan en büyük etnik topluluk Bantu dil grubundan Zulu dilini konuşmaktadır. Zulu mitolojisi daha çok doğal olaylar ile ilişkilendirilen çok sayıda tanrıdan oluşmakta olup, bu tanrıların en önemlisi adı ‘bilge olan’ anlamına gelen yıldırım tanrısı Ukqili’dir. Bununla birlikte yıldırım ve depremlerle özdeşleştirilen tanrı Umvelinqangi, Unkulunkulu’nun ortaya çıktığı başlangıç sazlığını yaratmıştır. Efsanevi bataklık Uthlanga’da büyüyen Unkulunkulu ise insanoğlunu yaratmıştır. Diğer önemli Zulu tanrıları bereket tanrıçası İnkosazana, nehir tanrıçası Mamlambo, yağmur, hasat, gökkuşağı ve tarım tanrıçası Mbaba Mwana Waresa’dır. Tüm kötü olayları küstürülmüş bir ruh veya büyücülüğe yoran Zulu halkı önemli ölçüde Amadlozi adını verdikleri ata ruhlarına tapmaya devam etmektedir.

Zulu inanışında çeşitli doğaüstü yaratıkların da varlığına rastlanmakta olup, tek, kol ve tek bacaklı kötü cüce Tikdoşe, yerde yatan insanlara musallat olan küçük ama ölümcül yaratık Tokeloş, bir başka kötü cüce Uhlakanyana ile bukalemun haberci Unwaba’dır. İnanışa göre Unwaba insanlara ölümsüzlüğü müjdelemek için yola çıkmışsa da yavaş hareketinden dolayı hedefine varamamış böylece insanlar ölümlü olmaya devam etmiştir.

Afrika Kökenli Amerikan Folkloru

Afrika’dan Yeni Dünya’ya kimi zaman Avrupa ve diğer kültürlerle karışık olarak dini inançlardan, düzenbaz öyküleri, bilmeceler, efsaneler, blues ve rap gibi müzik türlerine dek pek çok sözlü ve maddi kültür ögesi taşınmıştır. Güney’de yaşayan köle topluluklarının öykülerinde yaban tavşanı (Doğu Afrika) ve örümcek (Batı Afrika ve Karayipler) gibi gerçekte küçük ve zayıf olmalarına karşın amaçlarına kuvvet kullanarak değil de zekâ ve kurnazlıkları sayesinde ulaşan düzenbaz karakterler ağırlıklarını hissettirmektedir. Bu dönemde köle toplumu arzu edip ulaşamadığı her şeyi (statü, yemek, para, cinsellik) kendilerini özdeşleştirdikleri düzenbaz karakterlerin öykülerinde dile getirmekte özellikle Brer Rabbit adlı tavşanın başarıları yazılı ve görsel basının olmadığı bir dönemde siyahların beyaz egemenliğine karşı geliştirdiği eleştirileri içeriyordu. Afro Amerikan Joel Chandler Harris’in Remus Amca ile Geceler (Nights with Uncle Remus, 1883) ve Zora Neale’nin Hurston’un Katırlar ve İnsanlar (Mules and Men, 1935) adlı derlemeleri olup, bu öykülerin bazı motiflerine Grimm kardeşlerde de rastlandığı ve Avrupa folklorundan ödünçlendiği anlaşılmıştır.

Kaynakça

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için