Aborijinler, Avustralya ve Tazmanya’ya 40.000-60.000 yıl önce gelen yerli halkın adı olup, günümüzde bile önemli ölçüde avcılık ve toplayıcılık ile geçinmektedirler. 18. yüzyılda Avrupalıların kolonizasyonu öncesinde 300.000-1.000.000 arasında olan Aborijin nüfusu, Batılıların kıtaya taşıdıkları hastalıklar ve 19. yüzyılda yerlilere karşı uygulanan pasifizasyon politikaları sonucunda günden güne azalmıştır.

Günümüzde tamamı Avustralya vatandaşı olup, birbirleriyle benzerlikleri olan farklı kültür ve dillere sahip 400 kadar kabileden oluşan Aborijinlerin nüfusu 1996 yılı itibariyle 386.000 kişiye kadar düşmüştür. Barışçı göçebeler olan Aborijinler, Avrupalı göçmenler tarafından ırkçı uygulamalara maruz kalmışlarsa da 1998 yılında hükümet ‘Ulusal özür günü’ ilan ederek geçmişte yapılan hatalarla yüzleşebilmiştir. 1996 nüfus sayımında Aborijinlerin %72’si Hıristiyan olduklarını %16’sı ise herhangi bir dine inanmadığını belirtirken ancak % 0.03 kadarı Aborijin dinin gereklerini uyguladığını bildirmiştir.

Aborijin din ve mitolojisi

Aborijin din ve mitolojisi, büyük ölçüde sözlü geleneğe dayanmakta olup, yaratılış ile insan-doğa ilişkisini açıklamaya yoğunlaşan anlatı ve inançlar, bölgesel hatta kabilesel farklılıklar gösterebilmektedir. Aborijin inançları yeryüzü üzerinde barınan tüm varlıkları kutsal olarak kabul eden ata totemleri kültüne dayanmaktadır. Aborijinler ‘Rüya Zamanı’ adı verilen bir dönemde ruhların toprağın üzerinde dolaşarak taşları, kayaları, dağları, dereleri, gölleri, ağaç, hayvan ve insanları yarattığına inanmaktadır. Bu yüzden Aborijinler ‘rüyaları sadece günümüzün değil aynı zamanda yaratılış zamanına ait gerçeğin bir parçası olarak’ yorumlanmaktadır. Aborijinlere göre Rüya Zamanında dünya uykudaydı, toprak ise hiçbir özelliği olmayan düz bir alandı, toprak altında uyuyan hayvanlar ve büyümeyen bitkiler dâhil her şey sessiz ve hareketsizdi. Bir gün gökkuşağı yılanı uyanmış, toprak üzerinde sürünerek dünyanın yüzeyini şekillendirmiştir. Sonra yılan karınları su dolu kurbağalara seslenerek uyandırmış, onları gıdıklayarak sularını boşaltmalarına sebep olmuştur. Böylece yılanın açtığı izler dolmuş, yeryüzündeki ilk nehir, göl ve denizler oluşmuştur. Su da bitkilerin yeşerip büyümesini ve diğer hayvanların uyanarak toprağın yaşam ile dolmasını sağlamıştır. Aborijin mitolojisinde en önemli tanrısal varlık yeryüzündeki her şeyden ve atalardan önce var olduğuna inanılan ‘Her şeyin Babası’ olup, tüm efsanelerde oğlunu yeryüzüne insanoğluna göz kulak olması için gönderdiği ve kötüleri cezalandırdığı temaları ortaktır. Her şeyin babası, Güneydoğu Avustralya’da ‘Biame’ veya ‘Biaime’, oğlu ‘Daramulun’ veya ‘Gayundi’, Murray nehri civarında yaşayan Aborijinlerce ‘Nooralie’ oğlu ‘Gnawdenoorte’, Kurnai kabilesince ‘Mungan Ngour’ oğlu ise ‘Tundun’ adlarıyla bilinmekteydi. İnanışa göre Her şeyin Babası önce hayvanları sonra erkek ve kadını yaratmıştır. Rüya Zamanında hayvanlar tıpkı insanlar gibi duygu ve memnuniyetsizliklerini açığa vurmaktaydı. Sözgelimi balıklar kendilerini suyun içinde hapsedilmiş hissetmekte, böcekler daha büyük olmayı arzu etmekte, kangurular kuyruksuz olmayı istemekteydi. Yaratıcı hayvanların şikâyetlerini dikkate alarak insanı bahsi geçen olumsuz özelliklerden uzak yaratmıştır.

Biame bu dönemde insanların uyması gerekli kuralları da koymuş olup, Aborijinler Boro adı verilen ve Biame’nin yaşadığı Gökyüzü dünyasını temsil eden kutsal mekânlarda çocukluktan yetişkinliğe kabul törenlerinden bu kuralları öğrenmektedir. Bu törenlerde Biame tarafından yaratıldığı söylenip ‘tjuringa’ veya ‘inma’ adlarıyla bilinen boğa gümbürtüsü -bir ucuna tutturulan iple sallanan oval tahta formundaki ilkel enstrüman- kullanılmaktadır. Boğa gümbürtüsü, inisiasyon törenleri dışında cenaze merasimlerinde de kötü ruhları kovmak için geleneksel nefesli çalgı aleti didgeridooya eşlik eder tarzda kullanılmaktadır. Biame’nin eşi Her şeyin Anası ise ‘Birraghnooloo’ veya ‘Gunabibi’ adlarıyla bilinmektedir. Gökyüzü sadece Biame ve eşinin değil aynı zamanda ataların da daimi ikametgâhı kabul edilmekte, parlayan yıldızlar ataların yaktığı kamp ateşleri ya da bizzat kendileri ile ilişkilendirilmektedir. Aborijin inancına göre bir insan öldüğünde ruhu Ölüler Adası’na gidip, temizlenmekte sonrasında ise Gökyüzü’ne çıkmaktadır. Aborijinler insan atalarını timsah, karga, dingo, balık, sinek, fok, kanguru, koala, martı ve kartal gibi hayvanlarla özdeşleştirerek totemleştirmektedir. Aborijinlerin Boro dışında ruhlarla temas kurduklarına inandıkları pek çok kültü yeri olup, bunların en önemlisi Orta Avustralya’da Ayers Rock olarak da bilinen 335 m yüksekliğindeki masif kaya kitlesi Uluru’dur.

Kaynakça

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için