Doğu Karadeniz Türkçesi’nde ağu, avu formlarında ‘zehir ‘anlamında ama daha çok zehirli, yenilmemesi gereken ot ve bitkileri tanımlamak için kullanılmaktadır. Erzurum’da ağo, Yusufelinde ağvi, Safranbolu, Zonguldak, Gerede ve Turhal’da Osmanlıca’da kullanılan ağı formları da kaydedilmiştir. Ayrıca Trabzon’da komar adıyla bilinen orman gülü bitkisi de zehirli olduğu için Vakfıkebir ilçesi ile Giresun’da ağu olarak adlandırılmakta ‘kara ağu’ ve ‘sarı ağu’ adlı iki çeşidinin olduğu söylenmektedir.

Türkçe zehir anlamında bir kelime ‘ağu’

Şeyhülislam Mehmet Efendi’nin Osmanlıca sözlüğünde “Evvelki derecede yâbis ve kattâldır. Adamı ve hayvanı öldürür. Yaprağını pişirip münasip merhemle katı şeylere vursalar tahlil edip eritir ve yaprağının suyunu alıp uyuza sürseler defeder” sözleriyle andığı ağı ağacı günümüz Türkçesi’nde zakkum olarak bilinmektedir.  Ağı Türkçe bir kelime olup 13. Yüzyıl öncesi kaynaklarda Uygurca ağuluğ; Budist Uygur Türklerinde ağuluğ yılan (zehirli yılan), Harzemşah, Türkmen, Kıpçak ağu, Çağatay ağuluk, Çuvaş akuluğ yol (zehirli yol) formlarında tespit edilmiştir. Ordu’ya bağlı Ağudere köyünde ve Köprübaşı ilçesinde eski hanların bulunduğu mevki Ağulot’ta olduğu gibi kelimeye yer adlarında da rastlanmaktadır.

Zehirli (Ağulu) bitkiler

Ağu kelimesi Karadeniz Türkçesi’nde pek çok deyimde kullanılmıştır:

ağu etmek Zehir olmak, tadsızlaşmak, acılaşmak (Trabzon, Rize), “Felek ağu etti bizim balları/ İnsan rahat bulmaz, şimdi elmemiş” (Çayeli)

ağu gibi kesmek Yenilen veya içilen bir şeyin tadının çok acı, ekşi veya tuzlu olması (Trabzon)

ağusunu dökmek İçini boşaltmak, derdini anlatıp rahatlamak (Trabzon, Rize)

Komar veya kumar, Ormangülü (Latince Rhododendron ponticum)

Komar veya kumar, Ormangülü (Latince Rhododendron ponticum) bitkisinin adıdır (Trabzon, Rize). Yaz ve kış yapraklarını dökmeyen, arıların pembeye çalan mor çiçeklerinden bal yapmak için faydalandığı, kalın, sert ve sivri yapraklı bir tür çalı olup, odunu yakacak olarak kullanılırdı. Doğu Karadeniz Bölgesinde sıkça rastlanılan kırmızı renkli, gevşek toprağı seven bitkidir. Bu tür topraklar çay tarımına da elverişli ol-duğundan, 1930’lu yıllardan itibaren çay tarımı, komar bitkisinin söküldüğü alanlarda yapılmaya başlanmıştır. Halk hekimliğinde kumar ağacı yakılırken çıkan yağın barutla karıştırılmasından elde edilen merhem saçkıran hastalığının tedavisinde kullanılmaktaydı. Komar ağacının yapraklarını yiyen hayvanlar zehirlenerek ölmekteydi. Anadolu’da kumara, Rize’de cazi gülü, Giresun’da ağu, Artvin’de yel ağacı, Lazca mşkeri adlarıyla da anılmaktadır. mşkeyişi butka yani kumar yaprağı pilekinin üstüne örtülüdükten sonra onun da üzerine köz konularak ekmek pişirilmesinde kullanılırdı. Yunanca komaro (κομαρο), kumaro (κουμαρο) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Komar moli Geçmişte yakacak olarak kullanılan kumar çalıları (Trabzon, Rize)

komarluk Ormanlık alan; komar bitkisiyle kaplı arazi (Trabzon, Rize)

Livor, Küçük siyah meyveleri olan Hellebore ve Veratrum ailelerinden, bir metre uzunluğunda, yeşil ve büyük yapraklı, kokulu, tazeyken zehirli olduğundan hayvanların yemediği ilaç sektöründe kullanılan yabani bir ot adıdır. Livor (Trabzon), leğor (Trabzon), Levor (Tonya), lifor (Maçka), levroz (Rize), livora (Pazar) formlarında kaydedilmiştir. Antik Yunanca elevoros (ελλέβοροζ ο) “Helleborus otu” kelimesinden ödünçlenen kelime, Karadeniz, Mora, Midilli, Efir dialektlerinde livori, livor, livorin, Karadeniz Rumcası diforin (διΦόριν [Amasya, Giresun]), difor (Ordu, Santa), liforin (Giresun), lifor (Gümüşhane) formlarında tespit edilmiştir. Trabzon’da ‘tadı acı, zehir gibi’ ve ‘asık suratlı insan’ anlamında livor gibi deyimi kullanılmaktadır. Trabzon ili, Akçaabat ilçesi, Keliya köyü yakınlarında, Üstürkiye dere-sinin kaynağının çıktığı mevki adı löğorluk da bu bitkiyle ilişkilidir. Anadolu’da çöpleme, harbak olarak adlandırılmaktadır. (Latince Helleborus (İngilizce Hellebore, ispanyolca Eléboro, Fransızca Hellebore, İtalyanca Ellebore, Hollanda Nieskruid)

Sari ağu Komar ağacına benzeyen bir bodur ağaç türü ve ağır kokulu sarı renkli çiçeğinin adı (Akçaabat)

Kaynakça

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul s. 569

BUCAKLİŞİ, İ.A. & UZUNHASANOĞLU, H. (1999). Lazuri- Turkuli Nenapuna. Akyüz Yayıncılık. İstanbul. s. 293

CLAUSON, G. (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Oxford s. 86

DEMİR, N. (2001), Ordu İli ve Yöresi Ağızları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara s. 334

EYÜBOĞLU, İ. E. (1998; 4. Baskı), Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü. Sosyal Yayınlar. İstanbul s. 33, 173

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul s. 161

GÜLENSOY, T. (1985), Trabzon Yöresi Türküleri. Anadolu Sanat Yayınları. İstanbul. s. 23

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon s. 35

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul s. 17, 129

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültü-rünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 223

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. I 271

ŞEYHÜLİSLAM MEHMED ESAD EFENDİ. (1999), Lehcetü’l-Lügat. Türk Dil Kurumu. Ankara s. 18

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara s. 34

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul s. 131, 990

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen. s. 44

Takip, tavsiye ya da beğeni için