Doğu Karadeniz’de doğaüstü güçlerden faydalanarak insanlara zarar verdiğine, çocukları heybesine atıp kaçırdığına ve ciğerlerini çıkarıp yediğine inanılan kötü kalpli ve çirkin kadınlar olan cadılar cazi, çazi ve mayisa (Çaykara) adlarıyla anılmaktadır. Anadolu’da, sağlığında üstünden kedi atlamış veya köpek eti yemiş insanların, öldükten sonra hortlayarak cadı olacaklarına inanılmaktaysa da Doğu Karadeniz folklorunda cadılar uzaktan gelen korkunç bir yaratık olarak değil köyün içinden hatta aileden gündelik yaşamda kimliğini gizli tutan birisi olarak algılanmaktadır.

Nasıl cadı olunur?

Cadılık eğitim yoluyla başkalarına da öğretilebilmektedir. Aynı evdeki tüm kadınların erkeklerinden hatta birbirinden habersiz cadı olabileceğine dair sayısız hikaye anlatılmaktadır:

Cazıların ciğer yemesiyle ilgili buralarda eskilerden beri bir hikâye anlatılır: Evin gelini cazıymış. Çocuğun ciğerini çıkartır, yemek için ateşe gömer. Bu arada ateşin başında uykuya kalır. Kaynanası sabah ateşi karıştırırken ateşe gömülü bir şey olduğunu görür iyice karıştırır bakar ki ciğer parçası.

-Bok yiyenin kızı kendi doymuş ta bunu da bana bırakmış, der.

Meğerse kaynana da cazıymış, Ateşte pişmiş ciğeri alır, çekilir bir köşede yer”

Trabzon ve Rize’de kuyruklu, Hopa’da (Laz) hem üç parmak boyunda kuyruklu, hem de koltuk altlarında sinek kanatları bulunan cadıların tek amacı kötülük ve efendilerinin emirlerine hizmettir. Normal anne babadan doğan erkek veya kadın, sıradan insanlar olup, cadılığı bir başka cadıdan bir öğreti olarak alırlardı. Cadılar, yeni doğmuş buzağıların yüreklerini yer, kundaktaki çocukları boğar veya ciğerlerini yer, şekil değiştirerek genellikle kedi ve örümcek şekline bürünürlerdi. Dernekpazarı’nda dinlediğim bir öyküde ahırdan gürültüler geldiğini duyan bir kadın, aşağı indiğinde o güne kadar görmediği bir kedi görmüş, kediyi ensesinden yakaladığı anda kedi komşusu olan yaşlı kadına dönüşmüştür.

Cadılık nasıl anlaşılır

Cadılar suya atıldıklarında batmadıkları, üç defa cadı olduğunu itiraf etmeleri ve koltuk altlarındaki sinek kanadı büyüklüğündeki kanatların usturayla tıraş edilmesiyle cadılıklarının sona ereceğine inanılmaktaydı. Tonya’da eve cadı girmesini engellemek için pencere ve kapılara komar dallları asılır (Torul’da kuşburnu dalları) yine de engel olunmayıp 30 Nisan’ı 1 Mayıs’a bağlayan gece eve girerse bütün tahta ahırların içlerini kazır ve buzağıları öldürürmüş.

Çaykara’da ise mayisaların hayvanlar ve köylüler yaylada iken 23 Haziran gecesi ahıra gireceklerine inanılır (Akçaabatta 13 Mayıs). Bu yüzden mayisanın ahıra girmemesi için şu tedbirler alınmaktaydı:

23 kirezde, akşam olmadan obayı (yayla evini) 3-7 def’a ayeti kürsi ve 3-7 defa Kulhuvellahu okuyarak bağlarlar. En son ahır kapısını üfleyerek Bismillahirrahmanirrahim deyip bu kapıyı sıvazlayarak kapatır. Obayı bu şekilde bağlayan kimse haneka (süthane) ye girerek sütlerin kaymağını alıp mayısanın faaliyet göstereceği akşamdan önce mutlaka yayıklar. Herhangi bir sebeple kalan bir kaymak olursa üstüne tuz serperler. Diğer taraftan ineklerin kuyruklarına bir iplikle 7 düğüm bağlarlar. Bu düğümlerin içinde kömür ve tuz bulunur. Düğümler bağlanırken kulhuvellahu okunur ya da ma-yisa yakalanmaya çalışılır ‘Mayısayı yakalayacak erkek 70 defa “Allahu Lailahe illallahu velheyyul kayyum” duasını okur ve her defasında kendi üstüne üfler, obasını bağlamaz ve ahır kapısını besmelesiz kapar. Daha önceden hazırladığı bir balık ağı veya 41 iğne ile öldürülerek yüzülen, kurutulan kurbağayı başına koyup ahırın bir köşesinde saklanır. Mayısa; saçları karmakarışık bir halde ve hafif bir şekilde ağlayarak ahıra girip bir ineğin altına yanaşır. Bu sırada erkek saklandığı yerden cazunun üzerine atılarak saçlarından tutup onu döğmeye başlar. Mayısayı söyletmek şarttır”

Cadılardan nasıl korunulur?

Torul’da çocukların cadılardan zarar görmemesi için, kollarına kuşburnu dallarından bileklikler takılırdı. Süt dolu tencereler sıkıca kapatılır ve kaşıklar dolaplara kilitlenerek, cadılar tarafından kirletilmesi engellenir (aynı şekilde Karakoncolos günlerinde kaşıklar karakoncolostan da saklanmaktadır). Hemşin’de cadıların elek ve fileden rahatsız olduklarına inanılır ve bebekler fileye sarılarak uyutulurdu.  Cadılar gece yarısı genellikle örümcek biçiminde ocak zinciri (kremul) üzerinden inerek girer, bebeğin odasına gelince insan şekline bürünürlerdi. Hemşin’de cadının bir avuç büyülü toprağı annenin üzerine saçarak onun derin uykuya dalmasını sağlayıp arkasından da ‘egiş’ denilen ucu eğri uzunca bir demir çubukla bebeğin ciğerini çıkarıp yediğine inanılırdı.

Cadıların özellikleri

Cadılık dürtüsü, geceleyin güçlenir; bazen tek başlarına bazen gruplar halinde evleri dolaşır bazen de Kırım ya da Mısır’a süpürge veya pişmiş kilden küpler üzerinde uçarlar. Laz cadıların Mısır’a süpürge üzerinde uçup hurma yemeleri örneği dışında (Hopa) dışında nerdeyse tüm varyantlarda cadılığın merkezi Kırım’dır. Kırım cadılarının küpler üzerinde uçup gelerek yaptıkları kötülükler; Mekke’ye giden hacıların getirdiği Kâbe toprağı sayesinde (Akçaabat) ya da yerli cadıların rekabeti neticesinde (Dernekpazarı) engellenmiştir. Cadılar yanlarında taşıdığı insan dışkısını üstlerine sürerek uçma yeteneği kazanmakta, çalı süpürgelerine ters oturmakta, gözlerini kapayınca uçmaya başlamakta özlerini açtıklarında istedikleri yere varmaktadırlar. Eğer uçarken bir dikenliğe düşerlerse cadılıkları yok olmaktadır.

Rize’de derlenen bir cadı masalı

“Anan yoğ idi. Nenen hiç yoğu idi. Dedenun dedesi daha girmemuşti beşiğe. Var idi, yoğ udi bir Hasanika. Hasanika gezer iken gördü bir armut ağacı. Çıktı armuda başladı yemeğe. Keldi bi Cazi Karisi. Niyeti idi bozuk. Armud’un altından seslendi tatlı bir sesle bağurdu Hasanika’ya :

– Uuuy anan kurban olsun saha. Hasanika oraya ne yapayisun.

– Armut yiyirum.

– At bağa bi armut.

Atar oğa bi armut. Cazi karisi onu mahsustan tutmaz.

– O kitti bayışağa. Kızlar kesulsun saha. İn bi dal aşağa, at bağa bi daha.

Atar oha bi daha.

– O da gitti bayışağa, in bi dal daha aşağa, at bağa bi dağa

Hasanika armut ata ata geler aşağa son dal idur çuruk birden duşer başaşağa. Geçirur baygunluk Cazi  karısı tutar Hasanika’yı, kor torbasına, alur keturur evine. Kitler oni bir odaya. Cazi karisi evden ay-rılurken kızı Fadime’ye:

– At kazani ustune, hazır uyuyi at Hasanika’yı da içine. Pişir ko dolaba. Geldummi yeruk.

Hasanika uyanmış duymuştur bunu. Lakin kelir duymamazliktan. Fadime atar kazani ustune içine doldurur suyu. Yakar da ete-şu. Çağurur Hasanika’yı.

– Hasanika git da bak. Kazanun içine boncuklarım ordamidur?

Hasanika bili ya işi uzaktan bakar kazana. Der Fadime’ye:

– Ben gormedum, sen bi bak onlara. Tam bakar iken Fadime. Vurur oğa bi tekme. Atar oni kazanın içine. Pişirur oni eder kavurma, koyar sahanlara yerleşturur tereklere.

Kelir Cazi Karisi bakar etler tereğe, başlar onlari yemeğe. Yerken da:

– Hasanika’nun etleri cimi cimi butleri. Hasanika’nun etleri cimi cimi butleri.

Hasanika meğer çıkmuş idur çatıya der ordan oğa:

– Fadimenun etleri cimi cimi butleri.

Cazi Karisi duyar oni, tükürur yediklerini. Kurar hemencecuk bi plan. Uğraşur çatıdan aşağı indirmeyi oni.

– Uuuy Hasanika oraya nasil çiktun?

– Eskemileri koydum birbiri ustune oyle çiktum.

Oda koyar iskemileri ust uste. Çıkar ustlerine.Çıkar ustlerine da beceremez duşer altına, incitur dizini. Gene seslenur:

– Uuuy Hasanika oraya nasil çiktun?

– Yiğne yine ustune koydum da öyle çiktum.

Kodi yiğne yiğne ustune çıkamadi. Geçti yiğneler oğa.

– Uuuy Hasanika oraya nasil çiktun?

– Kizdurdum bi şiş soktum oni kendume, attı beni buraya.

Cazi Karisi kizdurur bi şi, sokar oni kendine; ceberur kider. Hasanika iner aşağa. Araştirur bulur Cazi’nun hazinelerini. Olur zencun”.

Cadı kelimesinin etimolojisi

Cadı kelimesi Türkçe’ye Farsça aynı anlama gelen cādū (جادو)  sözcüğünden ödünçlenmiş olup, Karadeniz Rumcası’na cadu (τζιατου), Lazca cazi Hemşince cadu formları kaydedilmiştir. Cazı kelimesi bölgede mecazen huysuz ve geçimsiz kadın anlamında da kullanılmakta olup, ‘Gemencemun istine/Sıra, sıra yazılar/Yolladılar yarumi/İki dane cazılar’ ve ‘Bu çayırlar solmadan/ Ya gel akşam olmadan/ Gireceğum koynuna/Cadi nenen duymadan’ örneklerinde olduğu gibi özellikle bu anlamda Karadeniz türkülerinde kullanılmıştır.

Kaynakça

Anabrittanica Genel Kültür Ansiklopedisi (1993), İstanbul s. 149

BALIKÇI, G. (1995), Rize-Pazar Akbucak, Ortayol ve Uğrak Köyleri’nin Etnik Yapıları. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkbilim Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi s. 80, 81

CAFEROĞLU, A. (1946; 2. Baskı 1994), Kuzey-Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. İstanbul s. 4, 312

DUMAN, M. (1989). ‘Hamamizade İhsan’ın Derlediği Trabzon Manileri.’ Trabzon 88-89 Kültür-Sanat Yıllığı. s. 25-84

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul s. 135

YİĞİT, A. (1981), Çaykara ve Folkloru. Ankara s. 50

Takip, tavsiye ya da beğeni için