Attila Ölmeseydi Roma Kurtulabilir miydi? | Alternatif Tarih…
453 yılı… Avrupa tarihinin en gizemli gecelerinden biri.
Hun hükümdarı Attila o gece yeni eşi Ildico ile düğününü kutluyordu. Kadehler dolup boşalıyordu. Şarkılar, zafer hikayeleri, kahkahalar… Her şey olması gerektiği gibiydi.
Ama sabah olduğunda sarayda garip bir sessizlik vardı.
Kapılar açıldığında Attila ölü bulunmuştu.
Dönemin kaynaklarına göre aşırı içki sonrası geçirdiği bir kanama, onu kendi kanında boğmuştu. Dünyanın en güçlü adamı — kendi düğün yatağında hayatını kaybetmişti.
Ve o gece, tarihin seyri değişti.
Birkaç yıl içinde Hun imparatorluğu çöktü. Roma rahat bir nefes aldı. Avrupa’nın siyasi haritası da yeniden şekillendi.
Ama şu sorunun cevabını hiç düşündünüz mü?
Attila o gece ölmeseydi…
Roma İmparatorluğu varlığını daha fazla sürdürebilir miydi? Franklar yükselişe geçebilir miydi? Bugünkü Avrupa haritası farklı mı olur muydu? Ve Avrupa’da bugün hangi diller konuşulurdu?
Günübirlik hazırladığım bu videoda tarihin en büyük “Ya şöyle olsaydı?” sorularından birini birlikte inceleyeceğiz.
“Attila o gece ölmeseydi olurdu?” sorusunu yanıtlayabilmek için önce Hun İmparatorluğu’nun ne olduğunu anlamamız gerekiyor.
Hunlar Orta Asya bozkırlarından batıya doğru ilerleyen göçebe bir güçtü. 4. yüzyılın sonlarında Karadeniz’in kuzeyine ulaştılar. Ve buraya geldiklerinde Avrupa’da domino taşı etkisi başlattılar.
Hun baskısından kaçan Germen kabileleri Roma sınırlarına doğru akmaya başladı. Tarihçiler bu sürece “Kavimler Göçü” der. Bu göç dalgası Roma İmparatorluğu’nun zaten zayıflamış olan yapısını daha da kırılgan hale getirdi.
Başka bir deyişle Hunlar yalnızca bir savaş makinesi değildi. Avrupa’nın demografik ve siyasi yapısında büyük bir dönüşümün başlangıcıydı.
Peki Attila nasıl iktidara geldi?
434 yılında Attila ve kardeşi Bleda, Hun İmparatorluğu’nun ortak hükümdarları oldu. Bu tür çift hükümdarlık sistemi bozkır imparatorluklarında yaygındı.
Ama birkaç yıl sonra Attila kardeşini ortadan kaldırdı ve tek hükümdar haline geldi.
Bu olay Attila’nın iktidarını sağlamlaştırdı ama aynı zamanda onun sürekli güç gösterisi yapmasını da zorunlu kıldı.
Bozkır aristokrasisi ondan zenginlik ve ganimet bekliyordu.
Bu nedenle Attila’nın Roma’ya karşı yürüttüğü seferler yalnızca askeri değil, aynı zamanda politik bir zorunluluktu.
Sözün özü: Attila savaşmak zorundaydı. Çünkü savaşmayı bıraktığı gün iktidarı da biterdi.
Popüler tarih anlatılarında “Tanrının Kırbacı (Latince Flagellum Dei) olarak anılan Attila genellikle Avrupa’yı yakmak, yıkmak ve fethetmek isteyen bir barbar olarak tasvir edilir.
Ama tarihsel verilere daha yakından bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkar.
Attila’nın asıl amacı Roma’yı fethetmek değildi. Roma’yı kendisine düzenli haraç ödeyen bir devlet haline getirmekti.
Örneğin 447 yılında Attila Doğu Roma İmparatorluğu’na büyük bir saldırı başlattı. Hun orduları Balkanlar’ın büyük bölümünü harap etti. Roma ordusu ağır bir yenilgi aldı. Ama Attila bu toprakları kalıcı olarak işgal etmeye çalışmadı. Bunun yerine Roma’yı devasa bir haracı ödemeye zorladı —yıllık yaklaşık 2.100 libre Roma altını. Bugünün ölçülerine vurduğumuzda bu 687 kilograma ya da o zamanın alım gücünü yansıtmaz tabii ama fikir versin diye söylüyorum 44,1 milyon $’a denk geliyor…
Altın neden bu kadar önemliydi? Çünkü bozkır imparatorluklarında prestij, liderin dağıtabildiği zenginlikle ölçülürdü. Roma’dan gelen altın, Attila’nın Hun aristokrasisi üzerindeki otoritesini ayakta tutuyordu.
451 yılında bu kez Batı Roma’ya yöneldi. Hun ordusu bugünkü Fransa topraklarına girdi. Ama Katalaunum Ovası‘nda büyük bir koalisyon kuvvetiyle karşılaştı. Roma generali Aetius, Vizigotlar ve Germen müttefikleriyle oluşturduğu orduyla Attila’yı durdurdu. Kimse kesin bir zafer kazanmadı — ama Attila geri çekilmek zorunda kaldı.
Attila ertesi yıl İtalya’ya girdi. Roma’ya yaklaştı. Ama sonra yine geri çekildi.
Neden?
Tam olarak bilinmiyor. Salgın hastalıklar, lojistik sorunlar, Doğu Roma’nın kuzeyi tehdit etmesi… Tarihçilerin farklı iddiaları var. Ama şu kesin: Attila Roma’yı yıkmak için değil, para için geliyordu.
453 yılında Attila’nın ani ölümü Hun İmparatorluğu için büyük bir şok oldu.
Çünkü Hun devleti büyük ölçüde karizmatik liderliğe dayanıyordu. Kurumsal değil, kişisel bir güçtü bu. Ve o kişi gittiğinde, her şey sallanmaya başladı.
Attila’nın Ellac (İlek), Dengizich (Denizcik) ve Ernakh (İrnek) adlı oğulları arasında taht kavgası çıktı. Hunlara bağlı Germen kabileleri ayaklandı. 454 yılındaki Nedao Savaşı‘nda Gepid kralı Ardaric önderliğindeki koalisyon, Hun ordusunu yendi. Bu yenilgi Hun İmparatorluğu’nun Avrupa’daki sonunu getirdi.
Şimdi asıl soruya geliyoruz.
Attila birkaç yıl hatta onlarca yıl daha yaşasaydı ne olurdu?
İlk olası senaryo: Doğu Roma’ya yeni bir sefer. Çünkü İmparator Marcian haracı kesmişti. Attila bunu kesinlikle cevapsız bırakmazdı. Hun ordusu Balkanlar’a tekrar girebilir, Roma’yı yeniden masaya oturtabilirdi.
Ama Konstantinopolis’i yani dönemin İstanbul’unu almak neredeyse imkânsızdı. Theodosius Surları dünyanın en güçlü savunma sistemlerinden biriydi. Hunların donanması yoktu. Bu nedenle şehri kuşatmaları neredeyse imkânsızdı.
Ancak asıl büyük değişim Batı Avrupa’da olurdu.
Attila’nın ölümünden sonra Hunlara bağlı Germen kabileleri serbest kaldı. Bu kabileler İtalya’ya aktı. 476 yılında Germen komutan Odoacer, son Batı Roma imparatoru Romulus Augustulus’u tahttan indirdi. Bu tarih, Batı Roma’nın resmi sonu olarak kabul edilir.
Ama şöyle düşünün: Eğer Attila hayatta olsaydı ve bu Germen kabilelerini kontrol altında tutmaya devam etseydi… Bu güç boşluğu belki hiç oluşmayacaktı. Batı Roma belki uzun süre yaşayacaktı. Ve Avrupa’nın tarihi tamamen farklı bir yöne gidecekti.
Peki Avrupa’nın haritası değişir miydi?
Hun İmparatorluğu’nun çöküşü Avrupa’da büyük bir güç boşluğu yarattı. Bu boşluğu dolduran Franklar oldu. Franklar önce güçlü bir krallık kurdu, sonra Şarlman İmparatorluğu‘na, ardından Kutsal Roma İmparatorluğu‘na evrildi. Bugünkü Fransa, Almanya, Avusturya’nın kültürel ve siyasi temeli büyük ölçüde bu süreçte atıldı.
Eğer Attila uzun süre yaşasaydı ve Hun İmparatorluğu dağılmasaydı… Frankların yükselişi olmayabilirdi. Hele ki Orta Avrupa’da güçlü bir bozkır devleti kalıcı hale gelebilseydi Avrupa’nın siyasi tarihi, Frankların değil, Hunların gölgesinde şekillenebilirdi.
Türk tarihi açısından da bu sorunun ayrı bir önemi var. Hunlar, Türk kökenli halkların Batı’ya ilk büyük açılımı olarak değerlendirilir. Attila’nın kalıcı bir imparatorluk kurması, Türk-kökenli bir devletin Avrupa’nın merkezinde varlığını sürdürmesi anlamına gelirdi. Büyük ihtimalle bu devlet Hristiyanlaşır, Hunlar Avrupalı halklarca soyca karışır ve yüzyıllar içinde asimile olabilirdi— tıpkı Bulgarlar gibi. Ama Türkçe kökenli bir dil ve kültür mirası Avrupa’nın kalbinde derin izler de bırakabilirdi. Macar varlığını çok aşan bir katkı olurdu ve belki bugüne de ulaşabilirdi.
Tarih bazen büyük savaşlarla değişir.
Bazen de tek bir gecede, tek bir olayla…
Attila’nın düğün gecesi… Belki sadece talihsiz bir sağlık sorunu. Belki bir suikast. Belki de tarih kitaplarına geçmeyen önemsiz bir detay yüzünden Hun İmparatorluğu’nun kaderi değişti. Ve dolaylı olarak Avrupa’nın, Roma’nın ve bugün Türk olarak tanımladığımız halkların tarihinin yönü de.
Attila o gece ölmeseydi dünya gerçekten farklı bir yer olur muydu?
