Türk Mitolojisi

Türk mitolojisinin temel kaynakları

Tarih boyunca farklı coğrafyalara yayılan Türk halkları, mitolojilerini sözlü destanlarla nesilden nesile aktarmış, bazıları kadim taş yazıtlara kazınmıştır. Çin, İran, Arap ve Bizans kaynakları eski Türklerin inançları hakkında kıymetli bilgiler sunarken, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâyeleri ve Manas Destanı gibi eserler bu köklü mirasın temel taşlarını oluşturmaktadır. 19. ve 20. yüzyılda yapılan saha araştırmalarıyla, özellikle Yakut Türklerinin şamanik inançları ve destanları gün yüzüne çıkarılmış, Türk mitolojisinin zamanın derinliklerinde kaybolduğu sanılan ruhani öğeleri daha iyi anlaşılmıştır.

Türkler hakkında bilinen en eski belge Bugut Yazıtıdır. 1955’te Moğolistan’da keşfedilen ve 1968’de yayımlanan bu yazıt, 581 yılı sonrasında, Soğdca olarak dikilmiştir.  Büyük dinlerin (özellikle Budizm, Maniheizm ve Zerdüştlük) etkisi sezilse de metinde Türklerin kadim inançları ve pagan ruhu hâkimdir. Orhun Yazıtları’ndan bir asır önce yazılan Bugut, Göktürklerin Soğdlarla kurduğu güçlü bağların da bir kanıtıdır.

Ancak bozkırın ebedî ruhunu bugüne taşıyan en önemli kaynak Orhun Yazıtları olup, 1893’te Vilhelm Thomsen tarafından çözülmüştür. Taşlara kazınan Göktürk kağanlarının sözleri, yalnızca bir devletin değil, aynı zamanda bir inancın, bir ruhun yansımasıdır ki milletin bağımsızlık mücadelesini, töreyi ve kutsal göğün buyruğunu anlatmaktadır. Göğü babası, yeri anası bilen bir milletin doğaya ve kadere bakışı, işte bu taşlarda hayat bulmuştur.

Kül Tigin (732), Bilge Kağan (735) ve Tonyukuk (725 yılı öncesi) adına dikilen Orhun Yazıtları, yalnızca birer anıt değil, Türk kimliğinin zamana direnen belgesidir. Koço Tsaydam ve Bayan Çokto bölgelerinde yer alan bu yazıtlar, Göktürk alfabesiyle yazılmış olup, Soğd alfabesiyle etkileşim içinde gelişmiştir. Göktürk alfabesi, ya da Orhun Alfabesi görsel açıdan runik alfabelerle bazı benzerlikler taşısa da Türk dillerine özgü seslerin ifade edilmesi için tasarlanmış tamamen farklı bir yazı sistemi olduğundan bilimsel olarak Runik bir alfabe olarak sınıflandırılmaz.

Batı Türklerine ait beş kısa yazıt ile Talaş bölgesinden oymalı bir asa günümüze ulaşmıştır. Orhun Irmağı kıyısında, Uygurlardan kalma iki büyük yazıt bulunur: Şine Usu (752 veya 760) ve Tariyat (753 veya 759). Bu yazıtlar, Uygurların Maniheizm’i benimsemesinden önceki döneme (762) aittir ve 1975’te keşfedilmiştir.

Hoytu Tamir Irmağı kıyısında, Töleslere ait, fırçayla yazılmış on küçük metin, Orhun Yazıtları ile aynı yazı türünü kullanır. Ayrıca, Yenisey Irmağı ve Minusinsk civarında bulunan, Kırgızlara ait tarihsiz yazıtlar, 7. ve 8. yüzyıldan daha eskiye gitmese de, içerikleri tam olarak çözülememiştir.

10. yüzyıl sonunda, Tuen-Huang yakınlarında yazılan Irk Bitig, Göktürk alfabesi ile kaleme alınmış bir fal kitabıdır. Maniheist bir manastırda yazılmış olsa da, içerik bakımından Türklerin göçebe ve animist geleneklerine dayanmaktadır.

Yeni benimsenen Uygur alfabesiyle yazılmış Uygur edebiyatı, büyük ölçüde Budizm ve Maniheizm’in etkisini taşır. Bu nedenle, bu el yazmalarının çoğu Türklerin erken dönem inançlarını yansıtmak açısından sınırlı bilgi sunmaktadır.

Oğuz Kağan Destanı’nın Uygur alfabesiyle yazılmış bir nüshası, Paris Millî Kütüphanesi’nde muhafaza edilmektedir. Muhtemelen 13. yüzyıldan sonra yazılmış olsa da, içeriği eski anlatı geleneklerini yansıtır. İslam’ın etkisiyle zaman içinde değişime uğrayan destan, uzun süre tahrifata uğramadan korunmuştur.

Türk diline dair en eski kaynaklardan biri, Kâşgarlı Mahmud’un 11. yüzyılın ikinci yarısında yazdığı Divânü Lûgat-it-Türk’tür. Türk lehçeleri üzerine bilinen en eski sözlük olan bu eser, atasözleri ve şiirleriyle kadim Türk kültürüne ışık tutmaktadır.

Bunun dışında, 1245 tarihli Tarğuman, 1313’te Granadalı Ebu Hayyan el-Gırnâtî’nin yazdığı ‘Kitâbü’l-İdrâk li-Lisâni’l-Etrâk’, İbnü Mühenna’nın 13.-14. Yüzyıl, Abdullâh et-Türkî’nin 14. ya da 15. yüzyıl ve14. yüzyılın ilk yarısında derlenen Codex Cumanicus gibi sözlükler, Türk dilinin farklı dönemlerine dair önemli bilgiler sunar. Türkler hakkındaki en eski kayıtlar, Çinli tarihçilerin komşu halklara dair yazdığı metinlerde de bulunur.

Müslüman coğrafyacı, tarihçi ve seyyahlar, Türk kültürüne dair çok değerli bilgiler sunmuştur. El-Madâ’inî (752-840) ve İbn-Hurdâdbih (ölüm 885) Türklerle ilgili ilginç notlar bırakmışlardır. İbn-Fadlân (10. yüzyıl), Volga Bulgarları hakkında önemli bilgiler sunar ve bunlar, Hudûd el-‘âlam, el-Mas’ûdî ve el-Makdisî gibi anonim kaynaklarca doğrulanır. Gardîzî, İbni Sina, el-Marvazî ve el-İdrîsî de bu konuda değerli kaynaktır. 13. yüzyılda ise Ğuvaînî ve Raşîd-ed Dîn Fadlallâh, Moğol tarihine dair ayrıntılar verirken, Joinville Haçlı Seferleri ve İslam öncesi döneme ait bilgiler sunmuştur.

Ayrıca Oku: Türk Mitolojisi (1)