Site icon Özhan Öztürk Makaleleri

Nemi kasabası ve Nemi gölü (Roma)

Nemi kasabası, Roma

Nemi 41°43′N 12°43′E Roma ilinde 1.918 nüfuslu (2015) bir belediye olup, yerleşimin adı Latince ‘Kutsal koru’ anlamına gelen nemus kelimesiyle ilişkilidir.

Nemi nerede? Nemi harita

Nemi gezilecek yerler

Nemi’de San Nicola, San Michele Arcangelo, Santa Maria, Santa Maria del Pozzo ve

Nemi Çilek festivali (Sagra delle fragole) sırasında Çilek taşıyan Nemili kadınlar, 1939

Santissimo Crocifisso kiliseleri, Palazzo Ruspoli,  Roma dönemi Diana Aricina tapınağı, Navi Romane (Roma gemileri) Müzesi, Cesare villası ile Castelli Romani Bölgesel Parkı görülebilir. Nemi, volkanik krater kenarında yetişen yabani çilekleriyle ünlü olup, yılda bir kez ‘Sagra delle fragole’ adıyla anılan çilek festivali düzenlenmektedir.

Nemi website: www.nemi.rm.gov.it

Nemi gölü, Lago di Nemi

Nemi gölü (Lago di Nemi)
Nemi’de hoş bir süpriz: İstanbul Erenköy’e atıf

Lago di Nemi 41°42′44″N 12°42′09″E Lazio bölgesinde bulunan küçük, yuvarlak

volkanik bir göl olup, adını Roma’ya 30 kilometre uzaklıktaki Nemi kentinden almıştır. 1,67 km² yüzölçümüne sahip gölün en derin yeri 33 m olup, batık Roma gemileri buluntuları ile ünlüdür.  Antik Çağ’da göl kenarında pek çok Roma tanrı ve tanrıçası için ibadet yeri bulunmakta olup, biraz güzelliği biraz da bu yüzden  (tanrıça) Diana’nın

aynası (Speculum Dianae) olarak anılmıştır.

Nemi Gölü’nde İmparator Caligula’nın batık gemileri

Nemi gölüne batık gemileri görmeye gelen İtalyanlar, 1932
Benito Mussolini, Nemi Müzesi’nde (Il Museo delle Navi Romane) gemilere bakarken

1928-1932 arasında Nemi gölünün dibinde bir zamanlar Roma imparatoru Caligula’ya ait olan 1900 yaşında iki devasa gemi kalıntısı bulunmuştur. Sualtı arkeolojisinin önemli keşiflerinden birisi kabul edilen Nemi gölünün iki batık gemisinden daha büyük olanının içinde mozaik ve mermer döşemeleri hatta banyo yapma imkanı bulunan yüzen bir saray olduğu anlaşılmaktadır. Antik Çağ’daki adları bilinmeyen gemiler çıkarıldıktan sonra arkeologlarca Prima Nave (İlk gemi) ve Seconda Nave (İkinci gemi) adlandırılmış, Prima Nave’nin 70m x 20m, Seconda Nave’nin ise 73m x 24m ölçülerinde olduğu anlaşılmıştır. Bu kadar küçük bir gölde böylesine büyük gemilerin varlığını da açıklamak kolay olmayıp, bunların yelken açıp, gezmekten ziyade kıyıya bağlı kaldıkları ve keyif amaçlı kullanıldıkları düşünülmektedir.  Romalı tarihçi Seutonius da, provası müceheverlerle süslü, pencereler ve kapı çerçeveleri bronzdan yapılan, katlar cam mozaikle döşendiği sedir ağacından inşa edilmiş, tanrı heykellerini barındıran iki dev geminin varlığını bildirmiştir.

Gemiler yazık ki 31 Mayıs 1944 günü sabahı Amerikan ordusunca bölgedeki Alman topçusunu uzaklaştırmak için Nemi Müzesi’nin vurulması sonucu yanarak yok olmuştur. Nemi Gölü Müzesi 1953’de yeniden açılmış, İtalyan arkeolog G. Gatti’nin yangından kurtarılan çizim ve fotoğrafları yeni müzede sergilenirken yanan tarihi gemilerin de 1/5 oranındaki maketleri inşa edilip sergilenmiştir.

Fotoğrafın hikâyesi gerçekten büyüleyici—neredeyse iki bin yıl boyunca bir gölün dibinde sessizce yatan bir Roma imparatorunun lüks gemilerinden kalma bir çapa… Hem antik mühendislik hem de insan eliyle korunmuş bir zaman kapsülü gibi.
Bu karede görülen çapa, Caligula’nın Nemi Gölü’ne bıraktığı iki devasa gösteriş gemisinden birine ait. Gemiler Roma döneminde gölde yüzüyor, sonra bilinçli olarak batırılıyor. Yüzyıllarca çamur ve su altında kalan bu yapılar, Mussolini’nin 1928–32 arasında gölü boşalttırmasıyla gün yüzüne çıkıyor.
Burada görülen çapa, Nemi’de bulunan iki ana tipten biri. Gövdesi ahşap, uç kısımları ise demirle güçlendirilmiş. Adamın hemen önünde o demir uçlardan biri net şekilde seçiliyor. Çapanın yatay denge çubuğu, yani “stoku”, kurşundan dökülmüş; böylece çapa suya atıldığında hızla dibe oturabiliyor.
Bulunan diğer tip çapa ise tam tersine, yapısal omurgası demir çubuklardan oluşan ama dışı dayanıklılık ve şok emilimi için ahşapla kaplanmış olan tür.
Asıl ilginç ayrıntı, fotoğrafın sol alt köşesinde hâlâ görülebilen orijinal halat. Su altında o kadar uzun süre kalıp da hâlâ formunu koruyabilmiş olması, hem gölün kimyasını hem de gemilerin ne kadar ustaca inşa edildiğini gösteriyor. Arkeolojide böyle bir malzemenin bulunması oldukça nadir; bir tür mucizevi korunma koşulu diyebiliriz.
Bu tür objeler insanı ister istemez zamanda geriye itiyor. Bir imparatorun keyif düşkünlüğünden doğmuş bu görkemli gemiler, gölün karanlığında neredeyse dokunulmamış bir şekilde beklemiş ve modern çağda birden gözlerimizin önüne çıkmış. Tarih bazen böyle küçük sürprizlerle nefes alıyor.
Exit mobile version