Erken Holosen döneminde artan hava sıcaklığı (MÖ 12.000-7.000)  ile Orta Holosen döneminde (MÖ 7.000-4.000) sabitlenerek bugünküne benzer şartları oluşmuştur. Bu dönemde Anadolu bozkırında kuru step iklimi hâkim olurken iğne yapraklı ağaçlar Karadeniz kıyılarında, geniş yapraklı ağaçlar Karadeniz sıradağlarının eteklerinde, sedirler ise kalkerli topraklarda çoğalarak engin ormanlar oluşturmuştur.

Batıda Portekiz’den doğuda Sibirya’ya ve güneyde Kafkasya’ya dek yayılan sarıçam[1] erken Holosen döneminde Karadeniz kıyılarını kaplamıştır. Brice, Anadolu ormanlarının geçirdiği değişimi 5 aşamada özetlemiştir[2]:

1. Buzul çağında stepler ve dağ zirvelerinde tüm yıl boyunca karla kaplı kalan alanlar arasında ormanların ortaya çıkması

2. Buzul çağının son döneminde tarım için uygun koşulların ortaya çıkması ve ormanlık alanların miktarının artması

3. Erken Holosen sonrasında Orta-geç Holosen döneminde nemli iklim kuşağı egemen olmuş, nehirler taşmışsa da bu dönem kısa sürmüş, MÖ 4.000-3.000 tarihleri arasında yağış miktarı azalmıştır.

4. Helenistik ve Roma dönemlerinde ormanlar ilk olarak istismar edilmeye başlanmış, çevresindeki ağaçların yok edilmesiyle limanlar alüvyonlarla dolmaya başlarken düzlükler ise erozyona açık hale gelmiştir.

5. 11. Yüzyılda Anadolu’ya gelen göçebelerin sebep olduğu nüfus artışı daha çok gıda üretilmesini gerektirmiş, bu yüzden ormanlık alanlar tarım alanlarına dönüştürülmüştür. Göçebeler, önemli miktarda evcil hayvan beslediğinden bunların otlaması tahribatı katmerlendirmiştir.

Günümüzde Karadeniz iklimi özellikleri

Günümüzde Karadeniz iklimi kuzeyde Avrupa kıtasından, güneyde Akdeniz’den

Bosphorus

1954 kışı İstanbul Boğazı buz tutmuş durumda

Rumeli Hisarı önünde Boğaz’dan geçen buz kütleleri, 1 Mart 1929

gelen etkilere açık olmakla birlikte ılıman ve nemli iklim koşullarına sahiptir. Karadeniz sularının sıcaklığı ortalama 20°-26° C arasında değişip, Kırım civarı ve güneydoğu sahillerinde 30 °C’yi bulabilmektedir. Anadolu kıyılarında sıcaklık kuzeye göre biraz daha yüksek olup, Ocak ve Şubat aylarında yüzey suyu sıcaklığı 0°C’ye düşmekteyse özellikle Azak denizinde tuzluluğun az olmasının da etkisiyle deniz yüzeyi donabilmektedir. Anadolu kıyılarında donma olaylarına rastlanmamakla birlikte Batı Karadeniz’de İğneada’ya dek yayılan donma vakalarına rastlanmış, 1954 kışında[3] olduğu gibi zaman zaman Tuna nehrinden gelen buzlar Boğaz’ı tıkamıştır. Bununla birlikte MS 401[4], Aralık 608, 739, 755, Ekim 763, 928, Aralık 1621[5], 1823, 1862, 1878, 1929 yıllarında boğaz sularının bazen Haliç’i de içine alacak donduğuna tarihi kayıtlarda rastlanmaktadır. Strabon, Karadeniz’in bir tatlı su gölü olduğunu, sert kışlar yüzünden donduğu zaman barbarların üzerinde arabalarını sürdüğünü ve erimiş buzlar arasından balık avladığını bildirmiştir[6].

Notlar

[1] Latince Pinus sylvestris

[2] Brice, 1978: 144-5

[3] 24 Şubat 1954 günü İstanbul’da yoğun kar yağışının yanı sıra Tuna nehrinden kopan büyük buz parçaları 500 km2’lik bir alana yayılıp Boğaz’ın Karadeniz girişini kapatmış aynı gün akşam saatlerinde buz tabakası aşağı doğru inerek 22.00 sularında Tarabya, 24.00’de Kandilli önlerine varmıştır. 26 Şubat’ta Kilyos, Büyükdere ve Sarıyer kıyılarını örten buzlar 27 Şubat’ta Marmara’ya geçmeye başlamıştır. Buzkıran gemileri Boğaz’ın ortasında 80-100 m genişliğinde bir hat açarak 3 Mart’ta deniz seferlerinin başlamasına sebep olmuşlarsa da 5 Mart’ta yeni buz kitlelerin gelmesiyle Boğaz yeniden kapanmış, 6 Mart’tan itibaren ise hava şartları normale dönmüş ve buzlar erimeye başlamıştır (Kayserilioğlu, 2010: 68-69)

[4] İmparator Arkadius döneminde de Boğaz 20 gün süreyle buzlarla kaplanmıştır.

[5] 9 Şubat 1621’de gerçekleşen donmayı tasvir eden, atlı kızaklarla Üsküdar’dan Galata’ya, buzlar üstünde geçildiğine dair bir minyatür de bulunmaktadır.

[6] Strabon, Geographika VII.3.18

Sis

Batum ile Sinop arasında kesif sis görülmesi nadir olmasına karşın zaman zaman

Rize Çamlıhemşin Ayder Yaylasında sis çökmek üzere

Mart-Mayıs ayları arasında “Samsun” ve “Trabzon” civarında sis görülebilmektedir[1]. Sinop – Boğaziçi arasında ise Nisan ayında kesif sis görülebilmekteyken Ağustos ve Eylül ayları havanın en açık olduğu dönemlerdir. Boğaziçi, Temmuz-Eylül ayları arasında zaman zaman beyaz sisle kaplanmakta olup, geçmişte Rumeli Hisarı’ndan 20 dakikada bir ve bundan 5 dakika sonra Yom Burnu’ndan 2 defa “sis topu” atılarak gemiler uyarılmaktaydı. Günümüzde bile sisli havalarda Terkos Gölü’nün Karadeniz girişinde yer alan “Yalancı Boğaz” bölgesi ve Kefken ile Şile arasındaki İstanbul Boğazı’nı civarını andıran bölge gemileri yanıltıp kazalara sebep olabilmektedir.

Yağış

Karadeniz çevresinde yağış miktarlarında önemli ölçüde farklılık görülmekte olup, özellikle kuzeyden güzeye doğru artış göstermekte yıllık ortalama yağış miktarı Anapa’da 452 mm, Novorossiysk’de 724 mm, Tuapse’de 1 264 mm, Soçi’de 1 490 mm, Sohum’da 1530 mm, Poti’de 1831 mm, Anaseuli’de 2330 mm, Batum’da 2685 mm’yi bulmaktadır.[2]. Batum yakınlarındaki Tsiskara Karadeniz havasının en çok yağış alan mevki olup, 1210 m yükseklikte 4519 mm yıllık yağış miktarı kaydedilmiştir. Anadolu sahilinde doğudan batıya yağış miktarı azalmakta[3]  Rize’de nemli ve subtropikal olan iklim, Trabzon’da Akdeniz tipi subtropikal iklime dönüşüp, Harşit Vadisi’ne dek devam etmektedir.

Batıda ise Bulgaristan sahillerinde iklim Akdeniz iklimine benzer olup, yağış miktarı güneyden kuzeye doğru azalmaktadır:  Tsarevo 682 mm, Burgaz 553 mm, Varna 502 mm gibi…

Notlar

[1] Yine böyle sisli bir havada Mayıs 1921’de Gülcemal vapuru Yasun burnu civarında karaya oturmuştur

[2] Jaoshvili 2002: 9

[3] Rize’de 2532 mm iken Trabzon’da 863 mm’ye düşmektedir

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için