İçine ölümsüzlük veren tanrısal kaynaklı bir suyun varlığı inancı insanlık tarihi kadar eskidir. Babil mitolojisinde Adapa, bilgelik tanrısı Ea’nın hizmetinde ekmek pişirmekte, balık yakalamakta ve Tanrının yemek yiyeceği sofrayı hazırlayan Adapa’nın Tanrılar tarafından kandırılarak ölümsüzlükten mahrum bırakılışını anlatan efsaneye göre güney rüzgârının kanatlarını kırdığı için Gök Tanrısı Anu’nun (Sümerce An) huzuruna çağrılmıştır. Yargılamadan sonra Adapa’ya ölüm ekmeği sunulacağını sanan insanların koruyucu tanrıçası Ea’nın uyarısını dikkate alarak Anu’nun kendisine sunduğu ölümsüzlük suyu ve ekmeğini reddettiği için, Adapa (dolayısıyla insanoğlu) ölümlü hale gelmiştir. Adapa o günden sonra ekmek yapan Eridulu fırıncılara yardım etmiş ve kutsal tapınak sofrasını temizlemekle görevlendirilmiştir. Adapa efsanesi Orta ve Geç Babil krallığı döneminde Amarna ve Nineveh’de bulunan tabletlerde bulunmakla birlikte öykünün bir kısmı kayıptır.

Soma

Soma, Hindistan’da Vedik dönem ayinlerde özellikle ateş tanrısı Agni tapımı sırasında coşarak kendinden geçmek isteyen rahipler tarafından kullanılan bir içeceğin ve bu içeceğin yapıldığı bitkidir. Rigveda’da 114 ilahide bahsi geçen içecek Avesta’da Yaşt 20 ve Yasna 9-11 bölümlerinde Haoma adıyla anılmış, Zerdüşt dini ayinlerinde benzer bir içecekle sarhoş olma hali tanımlanmıştır. Rigveda’ya göre soma içkisi içene ölümsüzlük sağlamakta (Amrita, 8.48.3) olup, özellikle Agni ile İndra tarafından bolca tüketilmekteydi. Rigveda’nın 9. kitabı tamamıyla somaya ayrılmış olup, soma içkisinin tadının tatlı, damlalarının parlak, renginin ise kahverengi, kırmızı veya koyu sarı olduğu bildirilmektedir. Kuzeyde büyük zorluklarla ulaşılabilen dağlık bölgelerde kendiliğinden yetişen üstün niteliklere sahip nadir bir bitki olan soma, Adhvaryu adıyla bilinen din adamları tarafından adri veya gravan adlı taşlarla dövülüp ezildikten sonra su, süt, tereyağı veya arpa suyu ile karıştırılıp koyun yün süzgeçlerden süzülüp, tahta fıçılara doldurulmak suretiyle hazırlanmakta ve tanrılara bazı kutsal otlar üzerinde sunulmaktaydı. Soma sadece tanrılara değil insanlara da ölümsüzlük sağlayan bir içecek olup, bu yüzden amrita olarak da adlandırılmıştır. Soma’nın tanrılarca ele geçirilmesi Taittiriya-Samhitata (VI I, 6, I), Aiteraya-Brahmana (III, 25) ve Satapatha-Brahmana (III. 6, 2, 2) bölümlerinde anlatılmıştır. Tanrılar göksel evrendeki somayı yanlarına getirebilmek için Kadru (‘Dünya’) ve Suparni (‘Söz’) adlı birbirine rakip iki kadını yaratmış, birbiriyle mücadele eden ikiliden Kapru diğerinin varlığını (atman) ele geçirmeyi başarmıştır. Bununla birlikte Kadru, Suparni’ye Tanrılar için gökyüzünde bulunan somayı ele geçirmesi karşılığında atmanını geri vermeyi teklif etmiştir.

Amrita

Tanrılara ölümsüzlük veren bir çeşit iksir veya Ab-ı Hayat suyu olup, adı Sanskritçe amrita, ‘ölümsüzlük’ anlamına gelmektedir. Vedalarda daha çok tanrıların içeceği soma içkisi için kullanılan amrita ayinlerde rahipler tarafından tanrılara sunulmakla kalmayıp sarhoş oluncaya dek tüketilirdi. Homeros’un anlatılarında hoş kokulu bir nektar olarak bahsi geçen ambrosia ile aynı anlama gelmekle kalmayıp etimolojik açıdan ilişkili oldukları da sanılmaktadır. Okyanusun çalkalanması sırasında oluşan bu sıvı Nirjara veya Piyuşa adlarıyla da bilinmekteydi. Amrita, Vişnu’nun kuşu Garuda tarafından çalınmışsa da İndra tarafından geri alınmıştır. Günümüzde Sihlerin vaftiz törenlerinde kullandıkları aynı zamanda kutsal kabul edilip içtiği su amrit olarak adlandırılmaktadır. İçilmeden önce iki tarafı keskin bir kılıçla karıştırılan amrit içiminin amrita inancı ile ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Ambrosia

Yunan tanrı ve yarı tanrılarına ölümsüzlük kazandıran bal tadında bir içeceğin adı olup, Hint mitolojisinde aynı işi gören ‘Amrita’ adlı içecek ile ilişkili olmalıdır. Güvercinler her gün ‘Nektar’ adıyla da bilinen ambrosiayı batıda uzak bir yerden Olympos dağında içmeleri için Zeus ve diğer tanrılara taşımaktaydı.

Kvasir

Tüm insanların en bilgesi olduğuna, her sorunun cevabını bildiğine inanılan bir şairin adıdır. Aesir ve Vanir tanrılarının barış döneminde birlikte tükürdükleri bir kazandan doğduğuna inanılan Kvasir, insanlar arasında dolaşarak onları bilgilendirmeye çalışırdı. Kvasir’in kanının balla karıştırılması halinde içenlere bilgelik vereceğine inanıldığından Fjalar ve Galar adlarında iki cüce, Kvasir’i öldürüp kanını Odhrerir adlı tılsımlı bir kazana akıtmışlardır. Kvasir’in aynı zamanda Slav dillerinde ‘mayalı içecek’ anlamına gelen kvass kelimesi ile ilişkili olduğu ve Hint mitolojisindeki soma içeceğinin bir varyantı olduğu sanılmaktadır.

Gençlik Çeşmesi

Gençlik Çeşmesi veya gençlik pınarı suyundan içene veya içine girip yıkananlara sonsuz gençlik bahşettiğine, hastalıkları iyileştirdiğine hatta ölüyü dirilttiğine inanılan efsanevi pınarın adı olup, farklı kültürlerde Hayat çeşmesi, Ab-ı Hayat, Türk Bengisu olarak da bilinmektedir. Gençlik Pınarı Yunan tarihçi Herodot’un yanı sıra Büyük İskender ve Prester John konulu efsanelerinde de konu edilmiştir. Ayrıca 16. Yüzyılda Karayiplerin yerli halkı Arawaklardan derlenen söylencelerde Bimini adlı efsanevi bir ülkenin sularının şifa verici etkisi Historia General y Natural de las Indias (1535) adlı çalışmada kaydedilmiş, Gençlik çeşmesi olarak adlandırılan bir pınar İspanyol kâşif Juan Ponce de León (1424-1521) tarafından keşfedilmiştir. Antik Çağ’da Herodot, Afrika boynuzunda (Somali Yarımadası) yaşayan Makrobia halkının bölgede bulunan bir çeşmenin özel suyu sayesinde uzun yaşam sürdüklerini bildirmiştir (III: 23). Arapça ve bu dilden İspanyolcaya çevrilmiş öykülerde Büyük İskender ve yardımcısı Hızır’a ait bir öyküde Ab-ı Hayat suyundan bahsedilmiştir. 1357-1371 arasında Anglo Norman Fransızcası yazılan Sir John Mandeville’in Gezileri adlı Ortaçağ romansında Hindistan’da Polombe civarındaki bir dağın eteklerinde Gençlik Çeşmesinin bulunduğu bildirilmiştir. Bir Kore masalında Gençlik Pınarını keşfeden yaşlı oduncu ve karısının öyküsü anlatılmıştır. Adam suyu içtikten sonra eve döndüğün karısı ve kıskanç komşusu adamın 40 yıl önceki haline dönüştüğünü keşfetmiştir. Ertesi gün karısı da sudan için aynı dönüşümü gerçekleştirmiş bir sonraki gün karı koca pınarın başına gittiklerinde pınarın yanında oynayan bir çocuk görmüş, dikkatle bakınca bunun sudan çok fazla içmiş olan komşuları olduğunu fark etmişlerdir. Romen mitolojisinde İse Apa Vie, yaralı savaşçıların içince yaralarını iyileştiren hatta onlara ölümsüzlük sağlayan bir su kaynağı olup, tam tersi özelliklere sahip Apa moarta ‘ölüm suyu’ anlamına gelip içeni öldüren zehirli sular için kullanılmaktaydı.

Ab-ı Hayat Suyu, Bengisu

Âb-ı Hayat, yeryüzünün en kuzey noktasında, karanlık bir mevkide bulunan bir pınarın ve içene ölümsüzlük veren suyunun adı olup, Farsça ‘hayat suyu’ anlamına gelmektedir. Türk söylencelerinde ‘Bengisu’ ve-ya ‘Dirilik Suyu’ adıyla bilinirken, tasavvufta hayatını ilahi aşka adayıp, sonsuz olanla bütünleşmenin sembolü olarak kullanılmaktaydı.

İslam kaynaklarında Âb-ı Zindegi, Âb-ı Cavidani, Dirilik suyu, Aynü’l-hayat, Nehrü’l-hayat, Ab-ı Hızır ve Âb-ı İskender adlarıyla anılan suyun Kur’an-ı Kerim’de Musa ile Hızır öyküsü anılırken dolaylı olarak bahsi geçmektedir (el-Kehf, 18/60-82). Hadîslere göre Musa peygamber genç bir arkadaşıyla Hızır ile buluşmak amacıyla çıktığı bir yolculukta iki denizin birleştiği Mecme-al-Bahreyn adlı mevki de aradığını bulmuştur. Musa’nın yanında taşıdığı ölü balık burada canlanıp denize atlamış, dahası daha önceden bu sudan içmiş olan Hızır ortaya çık-mıştır. İnanışa göre Hızır, Musa’ya bazı sırlar verdikten sonra sabır ve hikmeti öğretmiştir (Buhârî Tefsîr, Suretü’l-Kehf, 4). Büyük İskender ile özdeşleştirilen Zülkarneyn efsanesinde (Kehf 83-98) de Âb-ı hayat’ın bahsi geçmekte olup, kahraman yanında aşçısı Andreas (kimi anlatılara göre halasının oğlu Elyesa veya Hızır) ile hayat suyunu bulmak üzere Karanlıklar Ülkesi’ne doğru yola çıkmıştır. Zülkarneyn’e yemek hazırlayan Andreas elindeki tuzlu balığı kazayla hayat suyuna düşürmüş birden canlanan balığın peşine düşerken farkında olmadan sudan içerek ölümsüzlük kazanmıştır. Söylencenin bir başka varyasyonunda Karanlıklar Ülkesi’ne girdiği anda fırtınaya yakalanan Zülkarneyn ile Elyesa’nın yolları ayrılmış, Zülkarneyn sağa, arkadaşı ise sola doğru günlerce yol almıştır. Elyesa duyduğu ilahi bir ses ile nur ışığını takip ederek bulduğu hayat suyundan içince olağanüstü güçler ve ölümsüzlük kazanmıştır. Sonradan Zülkarneyn ile karşılaşıp başından geçenleri anlatmışsa da Zülkarneyn su kaynağını boşuna aramış, bulamadan ölmüştür. Türk söylencelerinde Köroğlu ile atı Kırat’ın bu pınardan içerek ebedi yaşam ve gençliğe kavuştuğu, bir arkadaşının ise tasındaki suyun yarısını içtiği için sadece bedeninin üst bölümünün gençleştiği yine de 250 yıl yaşamayı başardığı anlatılmaktadır. İslam söylencelerinde Âb-ı hayat suyundan içtikleri için doğaüstü yetenekler kazanıp, dara düşen insanlara yardıma koşmalarıyla tanınan Hızır ve İlyas’a dair pek çok anlatı bulunmaktadır. Yunan mitolojisinde annesinin bebek Akhilleus’u ölümsüz kılmak için Styx nehrine daldırması, Roma mitolojisinde Jüpiter’in sevgilisi Juventa’yı yıkananları gençleştiren bir pınara dönüştürmesi, Ortaçağ efsanelerinde şövalyelerin ‘Jouvence’ adıyla da bilinen ‘Gençlik Çeşmesi’ni bulmak için yollara düşmesi, Âb-ı hayat efsanesinin Doğu öyküleriyle sınırlı kalmadığını gösteren birkaç örnektir. Bingöl ilinin eski adı ‘Çapakçur’ olup, Ermeni söylencelerinde Âb-ı hayat suyunun bin parçaya bölünmesiyle çok sayıda pınar ortaya çıkmış, inanışa göre bunlardan Kuş gölüne düşen ölü bir kuş canlanarak uçmuştur. Evliya Çelebi, Bingöl göllerinin ad ve özelliklerini sayarken bunlardan ‘Ayn-ül hayat’ suyunu yedi kez içen kişilerin bütün hastalıklarından kurtulduğunu kaydetmiştir. Yine İstanbul Beykoz’da Yuşa Tepesi ci-varında Âb-ı hayat adıyla anılan bir pınar bulunmaktadır. Ayrıca Köroğlu söylencesinin bir varyasyonunda Fırat ile Dicle’nin birbirine aktığı Şat ırmağının Kafkas kökenli Türk söylencelerinde ise Elbruz dağlarının Ab-ı hayat suyunun kaynağı olduğu bildirilmiştir.

Alığ Han Türk söylencelerinde kör ve yaşlı bir adam olarak tasvir edilen bir dağ ruhu olup, Koşabulak adı verilen gençlik çeşmesini korumakta, kanatlı atlar yüzünden kör edildiğine inanılmaktaydı.

Kiku Jido Japon söylencelerine göre Gençlik Çeşmesi’nde yaşayan ölümsüz birisinin adıdır.

Sengen Japon mitolojisinde Kutsal Fuji Yama dağının kişileştirilmiş formu olan ve çok az kişinin su içmesine izin verdiği kutsal gençlik pınarını koruyucusu kabul edilen bir çiçek tanrıçasıdır. Ko-No-Hana-Saku-a-Hime (Ağaç çiçeklerini açtıran prenses) adıyla da bilinen Sengen onuruna Fuji dağının zirvesinde adına yapılmış bir tapınak bulunmaktadır. Fuçi ile ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Prester John 12. Yüzyıl Avrupa söylencelerinde Doğu’da Müslüman ve pagan halkların arasında Hıristiyanların yaşadığı bir ülkenin kralı kral ve patriği olarak bahsi geçen hayal kahramanıdır. Matta incilinde de bahsi geçen Doğu’nun 3 kralının soyundan geldiğine inanılan John zengin insanların yaşadığı, bilinmeyen sefaletin, hırsızlığı, yalan ve ahlaksızlığın olmadığı, derelerinden bal ve süt akan bir ülkeyi yöneten erdemli bir adam olarak tasvir edilmekte,  yeryüzü Cenneti’ne komşu olan krallığında İskender’in kapısı ve Gençlik pınarı da bulunmaktaydı. John’un krallığı başlangıçta Hint Okyanusu kıyısında düşünülmüşse de Türk ve Moğolların Batıya göçünden sonra Orta Asya’da son olarak da ise Portekizli kâşiflerin Etiyopya’nın MS 4. Yüzyıldan beri Hıristiyan olduğunu bildirmeleriyle Afrika’da olduğu ileri sürülmüştür. Prester John ve gizemli ülkesi Ortaçağ Avrupa’sında romantik kâşiflerin macera hırsını kamçılamakla kalmamış aynı zamanda Kilisenin evrenselliğinin sembolü olarak da algılanmıştır. Bizans İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis patriği Nestorius’un tanrının oğlu olmayan sıradan bir insan olduğunu iddia edince görevden alınmış hatta sürgün edilmişse de da düşünceleri kendine taraftar bulmuş, Nestorius ve takipçileri Hindistan’a kadar gitmiştir. Asırlar sonra 1122’de Hindistan’dan Roma’ya ulaşan bir rahip Nesturilerin elçisi olduğunu söyleyince Vatikan gerçekte sayısı birkaç bin kişiyi bulan bu topluluğa Prester John adlı hayali bir kralın hükmettiği yalanı uydurulmuştur. 1145’de Suriye piskoposu Papa’ya bir mektup göndererek doğudaki bir Hıristiyan krallığının kutsal toprakların geri alınmasında yardımcı olmak için bir ordu hazırladığı söylencesini yazınca 1221’de yeni bir haçlı seferi için çağrı yapılmıştır. Filistin’e doğru yola çıkan binlerce haçlı şövalye ölünce Prester John’un sadece bir efsane olduğu ortaya çıkmıştır.

Kaynakça

Öztürk, Özhan. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınları. Ankara, 2009

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için