Kartof, Doğu Karadeniz bölgesinde patates bitkisine verilen isim olup, kartof (Sürmene, Çayeli), garduf (Giresun), gardubu (Ordu, Trabzon Şalpazarı), gardul (Torul), kartul (Yusufeli), kartol (Çaykara, Bayburt) formlarında bilinmektedir Ayrıca Anadolu’da gartof (Sivas), kartop (Bitlis), kartol (Van), kortol (Antalya), kartul ve kortal (Erzurum), kertol (Seyhan), kaltur (Giresun, Balıkesir) ve karduğ (Yozgat), Lazca ve Megrelce kartopili, Karadeniz Rumcası kartofin (καρτοφιν το [Ünye]), kartof (Santa, Trabzon, Gümüşhane), kartolin (Giresun) ve kartol (Santa, Gümüşhane) tespit edilmiştir. Türkçe, Lazca ve Megrelce’ye Rusça kartofel (картофель), kartoşka (Картошка) kelimesinden geçmiştir. Rusça’ya ise Almanca kartoffel kelimesinden ona da İtalyanca yer mantarı anlamına gelen tartufolo kelimesinden ödünçlenmiştir. 

Bölgede ayrıca Karadeniz Rumcası’nda yermasi (Çaykara) Samsun ve Giresun’da gostil, Lazca’da kartopili dışında diha markvali olarak da bilinmektedir. Anadolu’da ise ‘patates’ anlamında gumpür (Çorum); gumpir (Mersin, Karaman),  gostil (Tokat), gucur (Malatya),  hazmur ve hüzmün (Kastamonu Cide), patalak (Sinop Ayancık) ve patana (Çankırı, Sinop) kelimeleri tespit edilmiştir.

Patates’in anavatanı

Anavatanı Güney Amerika (muhtemelen And dağları civarı) olan ve İnkalar tarafından ziraati yapılan patates, 16. yüzyılda İspanyol kaşiflerce Peru’dan İspanya’ya getirilmiş ve oradan tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Kuzey Amerika’ya Avrupalı kolonistlerce taşınan patates, 18. yüzyılda İrlanda’da ana besin kaynağı olmuşsa da, gerçek ekonomik değeri 1. Dünya savaşı sırasında keşfedilmiş ve yaygınlaşmıştır. Patatesin adı muhtemelen eski metinlerde geçen Güney Amerika’nın yerli dillerinden kökünü alan “Ipomoea batatas” kelimesinden gelmektedir (Portekizce batata; İspanyolca patata, papa, camote; İtalyanca patata; Yunanca patata (πατάτα); İngilizce potato)

Doğu Karadeniz’de patates yetiştiriciliği

Doğu Kardadeniz ve Doğu Anadolu bölgesine Rusya üzerinden girdiğinden kartofel kelimesi yerel ağızda kısaltılmış kartof, kartol ve türevlerine dönüşmüştür. Doğu Kardeniz bölgesinde en çok Trabzon ili ve civarında patates ekimi yapılmaktaydı. Rize ilinin sahil kesiminde 400 m yükseklikte bulunan Karadere’de dâhil olmak üzere aşırı yağmur yüzünden patates tarımı yapılamamaktyadı. Trabzon ve Giresun’da ise deniz sevi-yesinden 200- 300 m yüksekliklerden başlıyarak yükseğe çıktıkça artmaktadır. Sahilin alüvyonlu topraklarında da ekilmekteyse de kolaylıkla dejenere olmakta, az ve hastalıklı mahsül vermektedir. Oysa yukarıya yaylaya çıkıldıkça patatesin kalitesi ve verimi artmaktadır. Patates bitkisinin anavatanının Güney Amerika’nın yüksek sıradağları olduğu akla getirildiğinde bu durum şaşkınlık yaratmamalıdır. Örneğin Rize ili, Güneysu ilçesinde Kamboz, Dumankaya, Gürgen, Kıbledağı gibi yüksek dağ köylerinde ekilmektedir.

Ordu’ya patates 1877-78 savaşı sonra-sında Kafkasya’dan Ordu’ya yerleşenler tarafından getirilmiş ve tarımına başlanmışsa da gerek ekiminin yaygınlaşması gerekse bitkinin Trabzon ve Rize’de tanınması zamanla olmuştur. 1840 yılında Trabzon’da bulunan Fallmerayer, köylülerin patatesin sadece adını bildiğini bildirmektedir:

‘Gereğinden fazla tarlası olan insanlar patatesin kıymetini henüz bilmek istemiyorlar. Bu yararlı meyvenin de Kolhis’te sadece adı biliniyor ve Hristiyanlığın bir ürünü olarak nefretle bakılıyor. Tahıl ürünleri içinde sadece mısır yetiştiriyorlar, normal ekmeklik buğday ama özellikle arpa çok bol miktarda yetiştiriliyor. Her ne kadar delta çukurları ve nem pirinç kültürü için davette bulunuyorsa da, duyduğuma göre ilk kez Türkler tarafından Kolhis’e getirilen bu Hindistan bitkisi, yerli ihtiyacın yarısını karşılayacak kadar bile elde edilmiyor’.

Patates çeşitleri

Trabzon’da ekilen, pişerken dağılmayan, sarı etli patates çeşidini 1. Dünya savaşından önce bir Rum’un Fransa’dan getirdiği söylenmektedir.  Daha lezzetli olduğundan tercih edilen kırmızı renkli eski yerli çeşidin üretimi de devam etmektedir. Ordu’da ise sarı, beyaz ve kırmızı renkli üç tip patates edilmekteyse de sarı renkli olanı makbuldür. Doğu Karadeniz bölgesinde her ev kendi ihtiyacını karşılayacak miktarda mısır tarlası içerisine karışık olarak ekilmekte, satışı yapılmamaktadır. Ordu gibi bol miktarda patates üretilen batı bölgelerinde Ekim ayında hasadı yapılan patatesler kış için kuyularda depolanmaktadır. Bunun için her köylü yağmurdan etkilenmeyen bir alanda ihtiyacını karşılayacak büyüklükte bir kuyu kazmakta, dibi ve yanları otlarla kaplanan kuyunun içi patates ile doldurulduktan sonra üzeri de otla ve tahta bir kapak yardımıyla kapatılmaktaydı.

Dünya savaşı sırasında muhacirlerin de etkisiyle halk besin darlığı çektiğinden bazı illerde patates ekimi devlet eliyle yaygınlaştırılmıştır. Ordulu Fevzi Güvemli,  1916 yılında ‘bahçemizdeki bir kaç kış armudu ağacının henüz olgunlaşmamış meyvelerini haşlayıp yiyorlardı. Bu durumu gören vali, kasaba içindeki tüm boş topraklara patates ekilmesini emretmişti. Gel gör ki, halk karalahanaya alışkındı, patatesi tanımıyorlardı. Ancak vali işi sıkı tuttu, bahçeleri polisle denetledi, karalahanaları söktürüp yerlerine patates diktirdi. Biz de bahçemize dikmiştik. Annem önce haşlıyor, sonra tavada kızartıyordu’sözleriyle bu durumu dile getirmiştir.

Kaynakça

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 144

FALLMERAYER, J.P. (2002), Doğu’dan Fragmanlar. İmge Kitabevi. İstanbul. s. 198.

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 224

GEMALMAZ, E. (1978), Erzurum İli Ağızları. Atatürk Üniversitesi Yayınları: 487. Erzurum. s. 192

GÜVEMLİ, H.G. (1999), Bir Zamanlar Ordu. T.C Kültür Bakanlığı Yayınları Sanat – Edebiyat Eserleri Dizisi 211-57. s. 31

Her Yönüyle Güneysu Rize (1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul. s. 83.

KADSHAİA, O. & FÄHRINCH, H. (2001), Mingrelisch-Deutsches Wörterbuch. Wiesbaden. s. 153

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. I: 412

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul s. 645, 713, 761, 1135

Takip, tavsiye ya da beğeni için