Çor, hastalık anlamına gelmekte olup Karadeniz Bölgesi dışında Anadolu’da da yaygın olarak kullanılmaktaydı. Aynı zamanda ‘tuzlu’ (Ordu, Giresun, Trabzon) ve ‘zehir gibi’ (Trabzon) anlamları kaydedilmiştir. Anadolu’da çor ‘dert, hastalık; tuz, tuzlu’ anlamlarında ve ‘öksürük’ anlamıyla (Adana) rastlanmaktadır. Azerice çor ‘bitki hastalığı’, Ermenice ise č’or ‘nezle salgını’, ‘bitki veya hayvan hastalığı’ (Erivan) ve ‘sövgü sözü’ anlamlarında kaydedilmiştir. (Erivan, Van, Karabağ, Tiflis, Van). Trabzon ve civarında hastalanasın anlamında çor girsin içine denilerek beddua edilmekteydi.

Çor kelimesi aynı zamanda tarlada kalmış mısır (Rize, Giresun, Torul) ve yulaf sapı (Ordu) anlamlarında kullanılmakta olup, çor etmek (Rize) veya çöğor etmek terimleri ise vakti gelmiş mısır bitkisini biçerek demetler halinde yere sermek anlamında kullanılmaktaydı. Ermenice čoṙ ‘yapraksız pancar sapı’ , ‘kuru, bayat’  ve daha öncesinde Orta Farsça ‘tuz’ anlamındaki çōr veya şōr kelimesiyle ilişkilidir.

Çara Daha çok hayvanlar için kullanılan ve bir iltihap neticesi meydana gelen akıntı (Giresun) olup, aynı zamanda ‘memeli hayvanların çifleşme döneminde salgıladıkları sıvı’ da aynı adla anılmaktaydı (Giresun, Ordu). Anadolu’da çara (Manisa, Çorum, Konya, Bilecik) aynı anlamda bilinmekteydi.

Davun, tağun (Akçaabat) veya tavun, hıyarcıklı veba hastalığının adıydı. Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Fatih sultan Mehmet’in Arnavutluk seferi sırasında Trakya ve Makedonya’da yaygın bir veba salgını olduğunu, Teselya civarında yayılan hastalığın Çanakkale’ye atlayıp, oradan Karadeniz sahillerine, Bursa’ya ve en son İstanbul’a sıçradığını Kritovulos’un notlarında kayıtlıdır.

‘Hastalığa tutulanların feryat ve yalvarmaları yakınlarına bile tesir etmiyor yanlarına kimse yanaşmıyordu. Öldükleri zaman dahi cesetler ortada kalıyordu… Hastalık belirtilerini ilk defa hıyarcığın etrafında gösteriyordu. Sonra kuvvetli sarsıntılarla başa vurarak dimağın zarlarında iltihaplar yapardı. O zamanlar hastalardan bazıları dalgın ve hissiz bir hale gelir, bazılarında şuursuzluk ve delilik belirtileri görülürdü. Bundan sonra kalbe çökerek kanı bozar ve vücutta yakıcı bir ateş ile beraber çırpınmalar yapardı. Bu sırada hastanın acı ve ızdırabı tahammül edilmez bir hale gelerek durmadan, feryat figan eder, nefesi kokar, el ve kolları titrer, nihayet can verirdi’

Hasan Umur ise yörede daha geç dönemde (MS 1810) meydana gelen başka bir veba salgınından bahsetmiştir:

‘1226 hicri senesinde Lazistan havalisinde müthiş bir taun hastalığ zuhur edip bu havaliyi kasıp kavurmuştur. Halk cenazelerini defnedemeyip ölüleri meydanda kalmıştır. Sağ kalanlar hastalarını bırakıp dağlara kaçmışlarsa da, onlarında pek çoğu dağlarda açlıktan ölmüşlerdir. Çocukluk zamanımızda akrabamızdan ihtiyar bir kadının anlattığına göre büyük taun senesi kendisi dağlarda doğmuş imiş’.

Davun Karadeniz Bölgesinde atma türkülerde özellikle beddua sözü olarak sıkça kullanılmıştır:

‘Derenin kıyılari/ Yaban asmalıklari/ Vursun da alsın seni/ T aun hasdaluklari’ (Trabzon Çarşıbaşı)

Davunluk kelimesi ise ‘ağır hasta olma hali; mecazen aşk acısı çekmek’ anlamlarında kullanılmıştır:  Kale dibi kavunluk/ Yaktın beni davunluk”  (Trabzon)

Erzurum’da davun çıka, davun tuta, davun ye, baba davun, çor savun, suratına davun çıksın benzeri kargış sözlerinde kullanılmıştır. Davun kelimesi, Arapça ṭāūn (طاعون) ‘veba, ölümcül salgın’ sözcüğünden ödünçlenmiştir.

Efir Sıcaklık, yanma hissi, ağrı (Espiye, Yağlıdere). Anadolu’da “çok sarfedilen nefes” (Aydın); efir efir “hafif, hafif”  (Seyhan)  anlamlarıyla kaydedilmiştir.

İstrangalos Üşüyen sığırların belinin kamburlaşarak sancılanmasıyla kendini belli eden hayvan hastalığının adı (Tonya). Yunanca stravono (στραώνω) “eğilmek, bükülmek, çarpıtmak” kelimesinden ödünçlenmiştir.

Karık Arpacık; bir göz hastalığı adı (Rize). Anadolu’da karık hastalığının kara bakmakla oluştuğuna inanılmaktaydı (Kars) Kalık aynı zamanda ‘arpa’ (Hemşin) anlamına gelmekte olup, Ermenice gari “arpa”, garik (Gaziantep, Adana, Manisa, İstanbul, Sivrihisar) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Kıran veya kırgan, ‘bulaşıcı, öldürücü hastalık’ nlamında hem bölgede (Ordu, Giresun, Trabzon), hem de Anadoluda kıran, kırgan (Ordu, Giresun, Trabzon) ve kırgın (Aydın, Tirebolu, Ordu, Elazığ) formlarında yaygın olarak kullanılmaktaydı. Kıran girmek veya kırgan girmek ise bulaşıcı hastalık sonucu oluşan kitle halinde ölüm anlamına gelmekteydi. Eski Türkçe kır ‘kesmek, öldürmek’ ve –gan son ekinden oluşmakta olup, Osmanlıca içerisinde bu anlamda 16. yüzyıl içerisinde kullanımı kaydedilmiştir: ‘Kıran vaki oldı, kızlıktan ve kırandan çok kişiler öldiler’.

Maraz, hastalık, sıkıntı ve dert anlamlarına gelmekteydi.  Yunanca marazi (μαράζι το) “bitkinlik, ilgisizlik, halsizlik” ve Karadeniz Rumcası marazin (Giresun, Ünye, Tirebolu), marazi (Ünye), maraz (μαράζ [Ordu, Santa, Sürmene, Trabzon, Gümüşhane]) formları kaydedilmiştir. Arapça, maraḍ (مرض)  “hastalık” sözcüğünden ödüçlenmiştir. Doğu Karadeniz bölgesinde marazat  ‘yaramaz, huysuz, maraza çıkaran’,  marazlanmak ‘hastalanmak’ ve marazli ‘hastalıklı, sıkıntılı; dertli; içi içine sığmayan kişi’ anlamlarında kullanılmaktaydı.

Huçkul, tiroid bezinin şişmesi; guatr hastalığının adıdır. Birisi tırnakları kesip yere atarsa ve o tırnak parçalarını bir tavuk yerse o kişinin huçḳul hastalağına yakalanacağına inanılırdı. Doğu Karadeniz’deki su kaynaklarının içindeki iyot oranı fazlasıyla düşüktür. Türkiye içme sularının içerdiği iyot oranı 56,1 mg/litre iken Türkiye’nin içme suyunda bulunan en düşük iyot oranına sahip olan Rize’de bu oran 6,6 mc/litredir. Bu duruma karalahana’nın içerdiği guatr yapıcı maddeler de eklenince tiroidin insanlarda hatta ahır hayvanlarında yaygın olarak görülmesine şaşmamak gerekir.

Humra, Kan çıbanı, şişlik (Rize). Anadolu’da humra “mankafa hastalığı” (Niğde) olarak derlenmiştir.

İnce maraz, Verem; ince hastaluk da denilir (Trabzon, Rize): ‘Sevdaluk ince maraz/ Yurek yakar can almaz/ Sevda halindan bilen/ kizindan para almaz”

Yablak hastalıklı, kötü durumda olan kişi (Batı Trabzon)

Cuharlanmak veya cufarlanmak ‘Tifo hastalığına yakalanmak’ (Ordu, Giresun) ve ‘Aşırı sıcaklardan dolayı hasta olmak’ (Ordu) anlamlarında kayıtlıdır.

Pas, Meyve ve sebzelerin yapraklarında demir pası renginde çürükler oluşturarak ekinlerin büyümesine engel olan bir hastalık adı (Trabzon)

Pafulu, hastalık nedeniyle insan vücudunda oluşan içi su dolu kabarcık anlamına gelmekte olup, Latince papula ‘sivilce’ kelimesiyle ilişkilidir.

Mimit Sivilce, et beni (Trabzon, Torul, Samsun, Ordu), mimis (Erzurum, Gümüşhane, Sivas); mimil “sivilce” (Gümüşane, Bayburt)

Mostrasi bozulmak, hastalıktan veya yaşlılıktan yüz hatları bozulmak. İtalyanca mostra görünüş kelimesiyle ilişkilidir. Karadeniz Rumcasına mostra (μόστρα [Santa, Trabzon]) formunda girmiştir.

İftihali, nazardan, kötü ruhlardan ve bazı hastalıklardan korunmak için okunmuş, içinde kor ateş söndürülmüş su (Trabzon, Rize)

Izgar, hasta, hastalıklı ağır hasta (Ordu, Giresun, Tokat, Bolu, Ordu, Şebinkarahisar)

Çevank, Hemşin’de fıtık anlamında kullanılan kelimedir.

Dalak kesmek Sıtmayı iyileştirmek amacıyla, dalak üzerine toprak konulup, okunup üflenmesiyle gerçekleşen batıl bir tedavi yöntemidir (Rize)

Bahuri veya Kshapa, deride olan samyeli hastalığının adıdır. Bir mantar hastalığı olmakla birlikte Samyeli (Eyyam-ı Buhur) estiğinde güneş altında ıslak kalınırsa deride beyaz veya kahverengi lekeler oluştuğuna inanıldığından bu adı almıştır. Gerçekte güneş var olan mantar enfeksiyonunu belirgin hale getirmektedir. Lazlar, 15 Temmuz – 15 Ağustos arasında denize ya da bahçeye girildiğinde deride lekeler oluşacağına inanmakta, bu hastalıktan korunmak için suya ya da bahçeye bakır paralar atmaktaydı.

Kale, hastalıktan iyice beli bükülmüş ve iki büklüm gezebilen kişi anlamında ‘sığır’ kelimesinin mecaz formu olarak kullanılmaktaydı.

Haşlak, Gelişmemiş, büyümemiş, zayıf kalmış (Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin)

Kogiço veya kokiço is Boğmaca hastalığı; şiddetli öksürük krizi (Trabzon, Rize); kokiç tutmak “şiddetli öksürük” (Hemşin), kokize (Sürmene); gogiza (Maçka), kokiza/kogiza (Akçaabat), gokizo (Tonya), koğusa “öksürük” (Ordu), goguca (Samsun); gögüce (Trabzon Şalpazarı) ve koço “boğmaca” (Rize) formlarında kaydedilmiştir. Yunanca kokutis (κοκκυτης ο) kelimesinden ödünçlenmiş olup, Karadeniz Rumcasına kokudzos (κοκκύτζος)  “boğmaca hastalığı” olarak girmiştir.

Mares olmak, maros olmak veya maroslamak Solmak, canlılığını yitirmek (Trabzon, Rize) anlamına gelmekte olup, aynı zamanda bölgede maros ‘buruşuk’ (Rize)  ve mareslemek ‘meyva yaprağının solması’ (Ordu) kelimeleri de derlenmiştir.

Marmuz Boyun ve kafada oluşan yağ bezesi (İkizdere)

Mayasil Kaşıntı ve cillte kızarıklığa sebep olan bir deri hastalığı. Türkçe mayasıl, Karadeniz Rumcası mayasirin (μαγιασίριν το [Giresun]), mayasir (Gümüşhane) olarak bilinen Arapça māyasīl (ما يسيل) “akan şey, akıntı” kelimesinden ödünçlenmiştir.

Mayis buzağısı Zayıf bünyeli insan (Rize). Mayıs ayında doğan buzağıların ömrünün uzun olmayacağına inanılmasına atfen kullanılmaktaydı.

Maynençuş olmak veya memeçuş etmek Kar soğuğundan donan ellerin, eve yada kapalı bir ortama girildiğinde sıcak dolayısıyla ağrıması (Çamlıhemşin)

Mazğhuş  Koyun, inek gibi hayvanların ağzından köpük gelmesi (Çamlıhemşin)

Mucurum Sakat, felçli, engelli, kambur (Trabon, Rize, Artvin); mucuzat “doğuştan gelen ileri derecede malullük” (İkzidere), mucrum “parçalanmış” (Şavşat)

Nuzul, nuzül, nüzül Felç (Ordu, Giresun, Trabzon, Rize). Arapça nuzūl (نزول) ‘inme, iniş, felç, nezle’ kelimesinden ödünçlenmiş olup, Türkçe kayıtlarda ilk olarak Danişmend-Name’de (1360) geçmiştir.

Ötürük İshal, diyare; ötürmek “ishal olmak” (Trabzon Şalpazarı)

Şolon Boğazda meydana gelen şiş (İkizdere)

Züken. Nezle, grip (Rize), zükân  (Sürmene), zigam (Maçka), zikâm (Akçaabat), zükâm (Gümüşhane)i sükkem (Erzurum). Arapça zükâm kelimesinden ödünçlenmiştir.

Kaynakça

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul. s. 572, 573, 574

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden. s. 34, 121

DEMİR, N. (2001), Ordu İli ve Yöresi Ağızları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. s. 341

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 72, 177, 178, 183

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 189, 232, 245, 248, 255

GEMALMAZ, E. (1978), Erzurum İli Ağızları. Atatürk Üniversitesi Yayınları: 487. Erzurum. s. III 72

GEMALMAZ, E. (1986), Azerî Türkçesi Lügati. Erzurum. s. 82

GÜNAY, T. (1978), Rize İli Ağızları. Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. s. 313

KABAAĞAÇ S. & ALOVA D. (1995), Latince Türkçe Sözlük. Sosyal Yayınlar. İstanbul. s. 419

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon. s. 49, 68, 72, 101, 103

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 103, 131

KRITOVULOS (1998), İstanbul’un Fethi. Toplumsal Dönüşüm Yayınları. İstanbul. s. 241

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. II: 3, II 17, 56

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara.  s. 1518

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 305, 1040

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara. s. 1270, 2661, 2903, 2904, 3378, 4480, 4535, 4562

UMUR, H. (1949), Of ve Of Muharebeleri. İstanbul. s.3

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 129, 266, 267, 288

Takip, tavsiye ya da beğeni için