Balağan, Yunus avcılığı döneminde, avlanan yunus balıklarının, toplandığı ve yağlarının çıkarıldığı, deniz kenarına inşa edilmiş derme çatma baraka adı. Balağanların içerisinde bulunan ve altında odun ateşi yakılan büyük kazanlarda yunus balığı eti kaynatılarak yağı çıkartılırdı.

Bardabaso veya vardaboso, ‘dikkatsiz ve tembelce davraran denizci’ anlamına gelmekte olup, Akdeniz denizcilik dünyasında yaygın olan terim İtalyanca (Venedik lehçesi) ‘aşağı dikkat!’ anlamındaki vardabasso kelimesinden ödünçlenmiş olup,  Latince ‘aptal, yavaş, donuk’ anlamındaki bardus ile de ilişkili olması muhtemeldir. Doğu Karadeniz bölgesinde ‘yaramaz çocuk, tembel,, pasaklı, dedikoducu ve huysuz’  anlamlarıyla bardabaş ve vardabaş formlarında kaydedilmiştir.

Bora, yağmur getiren sert rüzgâr (Giresun, Trabzon, Rize). Antik Yunanca boreas ‘kuzey rüzgârı’ anlamına gelmekteydi.  İtalyanca (Venedik) bora kelimesi ise ‘Kuzey Adriatik’ten iç bölgelere doğru kuzey kuzeydoğu yönünde arasıra meydana gelen esen sert rüzgâr’ anlamıyla kayıtlıdır. Osmanlıca en eski kayıt 17. yüzyıla aittir: ‘yağmur ve bora bî-kîyas zuhur edüp’. Arnavutça burε, Yunanca bora (μπόρα), Rumence burã frmları kayıtlıdır.

Borda, kayık veya geminin yan tarafı anlamına İtalyanca bordo ‘geminin bir kenarı’ kelimesinden ödünçlenmiştir. 12. yüzyılda Fransızca kayıtlarda rastlanan ‘teknenin bir kenarı’ anlamındaki bord, Kuzey dillerinden ödünç alınmış, 14. asırda tüm Akdeniz dünyasına yayılmıştır: Katalanca bordό, Fransızca bort, İtalyanca bordo, Arapça bord (Malta), bordo (Cezayir), bόrdό, bordi (Mısır), Yunanca bordos (μπούρδος). Bordalamak  ise yükleme, yolcu indirme/bindirme veya saldırma amacıyla bir gemiye ya da limana yanaşmak anlamına gelmekteydi.

Çördek, Yan yelkenleri ve flokları yukarıya çekebilmek için kullanılan ip’n adı olup, Türkçe sözlükte ‘Gabya mantileri üzerine bağlanan palanga, flok ve yan yelkenleri kandilisası’ olarak tanımlanmış, Anadolu ağızlarında çördek “dalyanlarda kullanılan bağlama aygıtı’  (Çanakkale) olarak rastlanmıştır. Mantilya olarak da bilinene kelime Karadeniz yöresine ait bir türküde anılmaktadır:

‘Gemiciler kalkalım şu yelkeni takalım

Şişiripte yelkeni sırtüstüne yatalım

Kızılırmak başına şu ırgatı atalım

Tutalım balık havyar keyfimize bakalım

Kaptan artık ırgatı sende tut ha bu gatı

Gel girelim ırmağaesecek ha şu batı

Gemici uşakları deniz başının tacı

Yoklayın şu ırgatı inşallah çıkar acı

Çekin uşaklar çekin

Hemen aldık ırgatı

Geliyor bir sert bir poyraz

Vuralım iki katı

İsmail’e Murat’a

Hasan geçsin çördeğe

Coştum arkadaş coştum

Biraz çalam kemençe

Dağı aldı bir duman

Oh hava güzel yaman

Doğru yürü ah gelin

Bayıldım aman aman’

Bastika Palangalarda kullanılan bir çeşit dilli makaranın adıı olup, Trabzon’da başdaka formunda derlenmiştir: ‘…easını korύz omurgasını easını koruk başDakasini koruk yaBaruk biz Gemiyi’. İtalyanca pasteca (13. yüzyıl) kelimesinden Akdeniz dillerine geçen bu denizcilik terimi Türk Denizcilik dilinde bastika, Portekizce patesca, İspanyolca ve Katalanca pasteca; Fransızca pastèque, İtalyanca pastecca, Arapça pastega (Kuzey Afrika) ve bastīka (Mısır), Arnavutça bashtekë, Yunanca pasteka (παστέκα) ve Rumence pastica olarak bilinmektedir.

Camadan, şiddetli rüzgâr karşısında yelkenin yırtılmasını önlemek için, dört köşeli yelkeni boğarak yüzey küçültmek anlamına gelmektedir: ‘Gayiğumda camadan/ Ya gel akşam olmadan/ Kaç da gel bağa kuzim/ Anan buban duymadan”. Camadan aynı zamanda Karadeniz bölgesinde ‘büyük su şişesi; damacana’ (Giresun, Trabzon) ve ‘yünden dokunman ve sırtta yük taşımak için kullanılan büyük torba; sırt çantası’ (Giresun, Trabzon Şalpazarı, Torul),  anlamlarında da kullanılmaktadır: ’Kadır Ağa geliyor/ Arkasında camadan.  İtalyanca damigiana ‘büyük ve enli su şişesi’ anlamına gelen damacana ve Farsça ‘eşya ve çamaşır koymaya yarayan sandık, dolap; gardırop’ anlamına gelen câmedân farklı etimolojilere sahip olmakla birlikte Trabzon çevresinde her ikisi içinde camadan kelimesi kullanılmıştır. Telaffuz ve anlam yakınlığı da göz önüne alındığında ‘su varili’ olarak zamanla damacana yerine camadan kullanılmış olması muhtemeldir. Anadolu’da ‘su fıçısı’ anlamında mincine formuda kaydedilmiştir (Merzifon). Fransızca dame-jeanne formuyla 17. yüzyılda, Türkçe olarak ise ilk 1810 yılında kaydedilmiştir: ‘…ve fıçıya ve mancanaya denir ki gemide içecek su anınla taşınır’. Bir denizcilik terimi olup nerdeyse tüm Akdeniz dünyasına yayılmıştır: Arapça tamiggána (Malta), dåmiğana (Cezayir), damangā (Mısır), Bulgarca damadžana, Aranvutça damixhan, Yunanca νταμιτζάνα (Fransızca dame-jeanne > İngilizce demijohn). Tietze kelimenin orijinine değin bir tespit yapmadan sözlük tararaması yapmış ve çeşitli formlarını göstermiştir.

Çaça, tecrübeli denizci, deniz kurdu anlamına gelmekteydi (Trabzon). Yunanca çaça (τσατσα) ‘genelev sahibesi’’ kelimesi anlam genişlemesine uğramış olmalıdır. Yunan argosunda, genelev mamasına çaça balığının adı verilirken pezevenk anlamında ise bir başka balık olan uskumru kelimesi kullanılmaktaydı.

Çapar, baş ve kıç tarafları sivri ve yukarı doğru kalkık, takadan büyük Karadeniz’e özgü bir sandal türüdür. Çapar (Giresun,  (Samsun, Rize, Ünye) çapita ve çabar (Trabzon) formları kaydedilmiştir.

Çapari, küçük balıkları yakalamak için kullanılan, bir kaç tane iğnenin birarada kullanıldığı bir olta türüdür (Giresun, Trabzon, Rize). Çapara (İstanbul) adıyla da bilinen olta İtalyanca (Venedik) ciaparin kelimesinden ödünçlenmiştir. Yunanca’da çapari (τσαπαρί) adıyla bilinmektedir.

Çekek, gemilerin karaya çekildiği yer (Giresun, Sinop, İstanbul)

Çırnık, misinalarla istavrit ve barbon veya iğrip denilen ağın kullanıldığı yunus balığı avında, ağ etrafında dolaşarak Yunusların tek bir noktadan ağı delmesine engel olmaya çalışan, 32 karış uzunluğunda sandalların adıdır (Sürmene)

Çipa, gemiyi sığ sularda sabitlemek için, bir zincir yardımıyla gemiden deniz dibine atılan uçarı kanca şeklinde ağır demir parçasının adı olup, Osmanlıca çıpa, Türk gemici dilinde çipo olarak kayıtlıdır. İtalyanca ceppo kelimesi Akdeniz denizcilik dünyasında İspanyolca ve Portekizce cepo; Katalanca ve Fransızca cep, Arapça cepo (Fas) ve sippo (Tunus), Yunanca çipos (τσπος) formlarında yayılmıştır. Rize ve Trabzon’da çipa kelimesi aynı zamanda ‘göbek deliği ve göbek bağı’ ile ‘arı iğnesi’ anlamlarında kullanılmaktaydı.

Takip, tavsiye ya da beğeni için