Kaçırık, birdenbire esmeye başlıyan şiddetli rüzgârın adıdır (Rize)

Kaçsiye kürek anlamında kullanılmaktadır (Trabzon, Rize)

Kadobel, ahşap tekne yapımında omurganın hemen başlangıcına konulan tahtanın adı olup,  Yunanca “aşağı” anlamındaki kato ve Türkçe bel kelimelerinden oluşmaktadır. Bu tahta monte edilmeden önce, sonradan esnememesi için ateşle ısıtılarak eğilmektedir (Trabzon)

Kalafat, geminin kaplama tahtalarının arasını, üstüpü ile doldurup ziftleyerek, su geçirmez duruma getirme işine verilen isimdir. Anadolu’da çocukların taş attıkları lastik sapan” (Çankırı), ‘tarladan demey getirirken dökülmemesi için arabanın sağına, soluna konulan merdivenimsi ağaçlar’  (Kastamonu) ve ‘perçinlerin üzerini düzeltmek için kullanılan bir aygıt’ (İstanbul) anlamları da kaydedilmiştir. Kelimenin kökeni net olarak belirlene-memişse de Tietze Arapça’dan Yunancaya geçmiş olabileceğini belirtmiştir. Yunanca kalafatis (καλαφάτης) kelimesi ise MS. 6. yüzyılın ikinci yarısında bugünkü Aswan (Antik Syene) da bir Yunan papirusunda bulunmuş olup, halen British Museum’da sergilenmektedir. Kelime Akdeniz denizcilik dünyasında dağılmıştır: Portekizce Calafate; İspanyolca Calafate; Katalanca calafat; Fransızca calfat; İtalyanca calafato; Arabça Ğilfat (MS 1073), qalafat (12.Yüzyıl), qalafâţ  qalāfāţ (Cezayir), qulfaţ (Mısır)

Kalaş, Trabzon, Rize ve Artvin’de kuzeydoğu yönünden esen sıcak rüzgâra verilen isim olup, Lazca kalaşi olarak anılmaktadır. Batum yönünden kalaş estiğinde balığa çıkılmamakta, bu rüzgârın denizde oluşturduğu dalgalar da ‘kalaş’ olarak anılmaktaydı. Tiztzilis, Yunanca (Pelopenez) ‘kuru rüzgâr’ anlamındaki galos (γαλος ο) kelimesini köken olarak göstermiştir.

Kamara, gemi veya kayık odası anlamındaki kelime Latince camera kelimesinden İtalyanca’ya cámara (Venedik) formunda geçmiş oradan tüm Akdeniz’e denizcilik terimi olarak yayılmıştır: Portekizce câmara, İspanyolca cámara, Arapça kamera, kamra ve qamara, Arnavutça kamare, Yunanca kamara (κάμαρα). Ayrıca geleneksel Karadeniz evlerinin inşaasında, tavan döşemesi yapılmadan önce sağlamlık vermesi amacıyla tavana aralıklarla döşenen kalın tahtalar da kamara olarak adlandırılmaktaydı: ‘Tavan döşemesi 10×12 cm kalınlıkta, boyları odaların genişliğinde olan tahtaların 1 m aralıklarla sıralanması şeklinde olur. Tavan döşemesinde kullanılan tahtalara kamara adı verilir. Kamaralar tavan döşemesinin sağlam olmasını sağlar. Belli aralıklarla dizilen kamara tahtalarının üstüne kamara tahtalarının ters yönünde tahtalar aralıksız olarak döşenerek tavan döşemesi tamamlanır. Döşeme tahtaları 4-5 cm kalınlıkta olurdu’.

Kaptan, gemi personeli içinde en yetkili kişinin adı olup, yörede kapdan (Sürmene) ve gaptan (Giresun, Ordu, Trabzon) formları da kaydedilmiştir. İtalyanca (Venedik) capitan kelimesi tüm Akdeniz denizcilik dünyasına yayılmıştır: İspanyolca capitan; Katalanca capita; Portekizce capitao; Fransızca capitaine; İtalyanca capitano (Ceneviz, Venedik);  Arabca quptān (Malta), kaptán, kapitan (Cezayir), qapţān (Libya), gobtăn (Mısır); Arnavutca kapedan, kapidan, kapitan, Yunanca’da ise 15. yüzyıldan önce 4 ayrı formda kaydedilmiştir: kapetanios (καπετάνιος), kapitanos (καπιτάνος), kapitanos (καπετάνος) ve kapitanios (χαπιτάνιοζ).

Kerteriz, pusula, harita, fener vs. yardımıyla geminin bulunduğu mevkiyi tahmin etme işi olup, Trabzon, Rize v eGümüşhane’de anlam genişlemesiyle günlük hayatta olacakları’tahmin etme anlamında da kullanılmaktaydı. İtalyanca ‘dikkatlice denemek, test etmek’ anlamındaki caratare kelimesinden Akdeniz denizcilik dünyasına yayılmış, Osmanlıca’ya muhtemelen Yunanca karatarise (χαρατάρισε) kelimesinden girmiştir. Osmanlıca en eski kayıt 1538 yılına aittir: ‘Kerteriz et dutup akındısını’ (Yetim’in kasidesi 1. 522)

Kumbaşi, fırtınalı havalarda rüzgârın şiddetinden dalgaların açıkta kırılması; açık denizde görülen beyaz dalga köpüğü anlamına gelmektedir (Rize)

Kuyti, deniz kenarında kötü havalarda teknenin demirleyebileceği barınak, rüzgâr alamayan mevki anlamına gelmekte olup, Yunanca koithe (Κοїθε) kelimesinden ödünçlenmektedir. Anadolu’da ise kimsenin göremeyeceği saklanmaya uygun (çalılık, çukurluk vs) yer anlamı yaygındır.

Küpeşte, sandalda küreklerin konulduğu, büyük gemilerde güverte parmaklığının adı olup, Yunanca kupasti (Κουπαστή) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Lapa, Kayıkları kıyıya, ahşap köprüleri nehir kenarındaki kayalara sabitlemek amacıyla kullanılan demir halka (Rize)

Leva, Trabzon ve Rize’de balık dolu ağları kayığa çek emridir: ‘Reis leva deyince sandallardan ağların çekilmesine başlanır. Ancak ağların sandallardan çekilmesi dengeli olmalı, birinden az, ötekinden çok çekilmemelidir. Reis bu dengeyi sağlar. Bir taraf dengeyi bozduğu zaman reis araya girerek şöyle der:

  • Karayel ağır! Poyraz leva!
  • Poyraz ağır! Karayel leva!”

Liman, gemilerin yük ve yolcu yükleyip boşalttığı deniz kenarındaki doğal veya yapay barınaktır: ‘Turabizonun feneri/ İki defe döneyur/ bakdım Ege vapuri/ Limana mi eneyur’. Karadeniz ağızlarında liman ve iliman (Ordu, Giresun) formları kaydedilmiştir. Codex Cumanicus’ta limen formunda geçen kelimenin Osmanlıca en eski kaydı 14. yüzyıla aittir: ‘Ummān şehrinün limunına düşdi’ (Ferec Bad eş-şide). Antik Yunanca limin (λιμήν) kelimesi Anabasis’te (VI. 2. 13) kayıtlıdır: “…Byzantion valisi Kleandros’un kadırgalarla Kalpe limanına geleceğinin söylendiğini işittiğinden”. Kelime Yunanca’ya limeni (λιμένι) formunda geçmişse de Doğu Akdenizde Türkçe üzerinden liman formuyla yaygınlaşmıştır: Sırp Hırvatça lìmān; Arnavutça limán; Bulgarca limán; Rumence liman; Yunanca limani (λιμάνι). Karadeniz Rumcası limanin (Giresun), liman (Ordu, Trabzon), limanlama (λιμανλαεύω [Trabzon]. Deniz, Antik Çağdan günümüze de Karadenizliler için önemli bir yaşam kaynağı olmasına rağmen, Trabzon limanı ve 1878 yılında Berlin anlaşmasıyla Rusların eline geçen Batum dışında, bölgede yeralan diğer limanlar küçük olup modern deniz ticareti için yeterli değildi. Bölgede rüzgârsız, bulutsuz hava ve dalgasız deniz ‘limanlık’ adıyla anılmaktaydı. Latince limen (eşik), limis (sınır) kelimeleri de Yunanca’dan ödünçlenmiş olmalıdır.

Longoz, deniz veya derelerde rastlanılan derin çukurlara verilen isim olup, longoz (Trabzon, Rize), longos (Trabzon), longaz (Rize) ne lingoz (Tonya) formları kayıtlıdır. Anadolu ağızlarında longöz (Balıkesir), löngez (Muğla) ve löngöz (Ordu, Sinop, Samsun, İzmir Çanakkale) şeklinde rastlanmıştır.  Yunanca longos (λόγγος)  kelimesiye ilişkili olmakla birlikte Tietze, Yunanca orijini kesin bulmayıp Slavca olabileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte Yunanca kaynaklarda longasia (λογγάσια) ‘gemilerin demirlemek amacıyla kullandıkları delikli taş’  ve Antik Yunanca langazo (λάγγαζω) “gevşek” kelimelerinin varlığı anlamlıdır

Manyat, Barbun balığı avlamak için kullanılan, parapat ağına benzeyen ama daha küçük ebatlarda balık ağı ve bu ağ ile ava çıkılan balıkçı kayığının adı (Trabzon, Rize). İtalyanca menaida, minaita (Sicilya), menaica (Korsika), manata (Ceneviz) kelimesinden ödünçlenmiştir. Tietze, kelimenin hem “ağ” hem de “tekne” anlamlarına sadece Türkçe içinde sahip olduğunu, kelimenin Yunanca köken çağrışımı yaptığı halde Yunanca kaynaklarda kayıtlı olmadığını bildirmiştir.

Mayna etmek, Yelkeni aşağı almak anlamındadır: ‘Mayna edin yelkeni/ Denizlerde artayı/ Bindirelim dişarı/ Tutalım ha şu çayı’. Osmanlıca en eski kayıt 1538 yılına aittir “Maynayile sağanaḳtan korkman/ Nekadar esse savursa yenerin” (Yetim’in kasidesi). İtalyanca (Venedik) ‘aşağı almak’  anlamındaki maina! kelimesi, Akdeniz Denizcilik Dünyasına yayılmıştır: Portekizce, İspanyolca ve Katalanca amainar; Fransızca amaner; İtalyanca ammainare (Venedik mainar); Arapça maynā (Fas), majna, maϊna (Malta), mâjna (Mısır); Bulgarca májna; Yunanca mainaro (μαϊνάρω).

Melan, balık sürüsü ve balıkların bir ara-ya toplandığı yer anlamlarına gelmektedir: ‘aha bi ‘melan! ĝel ustine ĝel, ĝel’  (Rize Merkez ilçe, Balıkçılar Köyü). ‘Kefalın bir özelliği daha var. Temmuz ve Ağustos ayları, yumurta zamanı olduğu için, denizin yüzüne çıkar. 20 Ağustos’tan sonra yumurtlamaz. Çünkü havyar zamanı geçmiştir. Bu dönemde tatlı suya girer, döner. Bir de yem dolayısıyla derinlerde, denizdeki kayaların etrafında dolaşan kötek ve karagöz balıkları bulunur. Bu şekilde balıkların sürü halinde, toplu halde, kalabalık durumda bulunmalarına melan denir. Temmuz ayı, genellikle balığın melan olduğu zamandır’ (Çayeli)

Meneksila, moneksila, geçmişte Doğu Karadeniz Bölgesi’nde kullanılan ağaç gövdesinin içinin oyulmasıyla yapılan basit, tek parça kayık tipi. Evliya Çelebi seyahatnamesinde meneksila (1640-1641) formunda bahsi geçmiştir: ‘on pâre Lâz meneksilasına üç yüz kadar tüfengendâz yeniçeri ve bu hâkirin beş adet Gürcü gulâmı birlikde süvar olduk. Meneksila gemileri: Bu gemiler Çoruh nehri kenarında hasıl olan kaba kavak ağaçlarından üç pâre ile yapılur. Bir tahtası tekne gibi altındadır. Birer tahta da yanlarındadır. Fakat fevkalade kebîr levhalardır. Gemilerin kenarında iki âdem kalınlığında kamış ve hasır sazlarından örülmüştür. Deryâ fortunası o kamışlardan gemi içine gire-meyüb bu gemiler Karadeniz fortunasında mantar gibi yüzerler. Kıçı başı nâ-malûm tekne gibi bir gûne turfa kayıklardır. Bu der-yalarda isimlerine meneksila derler. Yüz adem alırlar… daha niçe şayka, zarbuna, karamürsel, çekeleve, meneksila gibi gemiler Karadeniz’de şinâverlik ederdi’. Yunanca (Bizans) monoksilon (μονό-ξυλον) “kano” (mono [μονό] “tek” + ksilo [ξύλο] “odun”) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Mola, gevşemek, ara vermek anlamında kullanılmaktadır: ‘mola kemiler mola/Eneller İstanbola’ (Vakfıkebir). İtalyanca (Venedik)  ‘gevşet’  anlamındaki mola! kelimesinden Akdeniz Denizcilik dünyasına yayılmıştır: İtalyanca mollare; İspanyolca amollar; , Katalanca amollar; Fransızca mollir (17. yüzyıldan önce); Arabça móla! (Tunus), môla! (Mısır), môla (Suriye); Yunanca molaro (Μολάρω), amolaro (άmολάρω). Ayrıca bölgede hamsi avında, balık ağını, sürünün etrafına daire şeklinde atmak anlamında da kaydedilmiştir: ‘Arkasından kızarıntıyı gören reis bağırır, başka bir deyimle, komut verir: -mola!”  (Çayeli)

Molozma, başta kefal olmak üzere çeşitli balık türlerini yakalamak için kullanılan 60-70 kulaç boyunda, iki kulaç derinliğinde bir ağ çeşididir (Trabzon, Rize, Artvin). Ağ bırakılan yerin belli olması açısından gerekli olan ağır işaret mantarlarına sahip olan molozma ağı, ya denizde kendi başına bir kaç saat bırakılarak ya da denize bırakıldıktan sonra kayık içinde saplı lavat adı verilen bir alet yardımıyla gürültü çıkarılarak balıkların ağa takılması sağlanırdı.

Takip, tavsiye ya da beğeni için