İtalya Tarihi

İtalya Tarihi Hakkında Az Bilinen İlginç Detaylar

İtalya Tarihi hakkında okuyucu sıkıcı gelebilecek kapsamlı ve detaylı bilimsel yazılar yerine çabuk ve keyifle okunabilecek İtalya Tarihi Hakkında Az Bilinen İlginç Detaylar gibi kısa, resimli ve ilginç yazılar paylaşacağım.

Mısır Müzesi (Museo Egizio), Torino

İtalya Mısriyat’ın Beşiğidir

Hiyeroglifleri çözüp çevirmeyi başaran Mısriyat’ın (Eski Mısır uygarlığını inceleyen bilim) babası olarak anılan Jean-François Champollion’un “Memphis ve Thebes’e giden yol Torino’dan geçer” sözünü dünyanın ilk Mısır eserleri koleksiyonun Torino’da oluşturması yüzünden söylemişti.  Günümüzde Museo delle Antichità Egizie di Torino veya popüler adıyla Museo Egizio di Torino olarak bilinen Torino Mızır Müzesi Londra’daki British Museum, Berlin’deki Ägyptisches Müzesi ya da Boston Güzel Sanatlar Müzesi’ne kıyasla daha küçük bir koleksiyona sahip olmakla birlikte barındırdığı eserlerin içerik ve kalitesi göz önüne alındığında dünyadaki tüm Mısır Müzeleri içerisinde Kahire’den sonra ikinci önemli koleksiyona sahiptir. Mısır tarihi ve firavunların hazineleri Napoleon’un 19. Yüzyıldaki Mısır seferinden sonra Batı dünyasında popüler olmakla birlikte önce Fransız ardından İngiliz ve Alman arkeologların yaptığı kazılarla 19 ve 20. Yüzyıllar boyunca geliştiği söylenebilirse de onlardan çok önce 1759’da, tutkulu bir arkeolog ve tarihçi olan Padovalı Vitaliano Donati Mısır’da yaptığı keşif gezisinde bulduklarını Torino’ya göndermişti.  Bir başka İtalyan Bernardino Drovetti ise Mısır’dan topladığı eserleri 1824’de Sardunya Krallığı Kralı Carlo Felice’ye satmış o da Donati ve Drovetti koleksiyonlarının birleştirilmesi gerektiğini düşünerek Torino’da dünyadaki ilk Mısır müzesinin kurulmasını sağlamıştır.

Julius Caesar’ın Hastalığı Neydi?

Julius Caesar

Yunan tarihçi Mestrius Plutarchus, Paralel Hayatlar adlı eserinde Sezar’ın sağlık sorunlarından bahsetmiş ve epilepsi olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte Londra İmparatorluk Koleji’nden Francesco Galassi ve Hutan Ashrafian Julius Caesar’ın hayatının son yıllarını konu alan Latince ve Yunanca kaynakları ve imparatorun aile geçmişini taradıkları araştırmalarında Caesar’ın epilepsi hastası olmadığını bununla birlikte depresyon, migren, bacak ve kollarında güç kaybı ve vertigo gibi zihinsel ve fiziksel yeteneklerini etkileyebilecek bazı sorunlar olduğunu iddia etmiştir.  Caesar’ın Senato’da Cicero’nun yaptığı bir konuşmada sırasında kontrolsüz bir şekilde titremeye başlaması hatta senatörler tarafından çağrıldığı sırada yerinden bile kalkamadığı bilinmektedir. Bazı araştırmacılar ise Casear’ın sıkıntısının Abraham Lincoln, Nicolò Paganini hatta Firavun Akhenaton’un da muzdarip olduğu, Marfan Sendromu adlı vücudun bağ dokusunu etkileyen genetik bir hastalık olduğunu iddia etmektedir.

Oro Per la Patria Olayı: İtalyanlar altınlarını devlet yetkililerine teslim ederken

Oro Per la Patria Olayı

Ülkesine sömürge imparatorluğu hediye etmek isteyen Mussolini, Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından 1919’da kurulan Milletler Cemiyeti’nin karşı çıkmasına karşın 1935’te Afrika’daki bir İtalyan askeri harekâtının sonucunda Etiyopya’yı işgal ederek hayalindeki İtalyan İmparatorluğu için ilk adımı atmıştır. İtalya’nın saldırgan tutumu Milletler Cemiyeti’nin bazı yaptırımları uygulamasına sebep olunca Faşist yönetim içine düştüğü zor durumu İtalya’nın ekonomik ve politik açıdan kendine yetebileceğini gerek kendi vatandaşlarına gerek se dünyaya gösterebilecek bir fırsata dönüştürmeyi denemiş ve ‘Autarchia e oro per la patria’ (Vatan için altın ve bağımsızlık) sloganıyla 18 Kasım 1935’te İtalyanlardan altınlarını devlete teslim etmelerini istemiştir. Pek çok İtalyan sahip oldukları tek kıymetli şey olan düğün takılarını ve aile mücevherlerini madeni veya kağıt para karşılığında devlete vererek ulusunun güç ve kendine yeterliliğine kendince katkı yapmak için gönüllü olmuştur. Bununla birlikte 2. Dünya Savaşı sırasında 1941’de Etiyopya’nın İngilizlerce işgal edilerek elden çıkması bir yana bir süre sonra İtalyan devleti ordusunu bile gerekli kalitede donatabilecek güç ve yeterliliğini kaybetmiştir. Kış mevsiminde Rus cephesine gönderilen İtalyan askerler kalitesiz çizmeler ve kendilerini soğuktan koruyamayacak denli ince sentetik kıyafetlerle donatılmış olup, şanslı olanlar ancak Romanya’dan alabildikleri koyun postlarına sarınarak donmaktan kurtulabilmişlerdi.

Romalı Lejyonerlerin Dövmeleri

Romalılar bugün anladığımız anlamda dekoratif dövmelerden pek hoşlanmayıp ancak suçlular ve imparatorluk tarafından cezalandırılmış köleler bu tür dövmeleri taşımaktaydı. Bununla birlikte SPQR harfleri (Senatus Popolusque Romanus’un kısaltması) ya da Roma ordusunun sembolü olan kartal figürü ise Romalı askerler tarafından tıpkı bir damga gibi (signaculum) özellikle İmparatorluğun son dönemlerinde MS 4. Yüzyılda yaygın olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Detaylı bilgi için Bkz. C.P. Jones, “Stigma: tattooing and branding in Graeco-Roman Antiquity” (in The Journal of Roman Studies 77, 1987).

Vezüv Yanardağı Pompeii’yi Ne Zaman Yok Etti?

Pompeii çok sayıda zengin Romalının ikamet ettiği gelişmiş bir ticaret merkezi olup,

Pompeii (W. H. Goodyear, 1846–1923)

bilindiği gibi MS 1. Yüzyılda Vezüv külleri tarafından yutulmuştu. MS 62 yılında yani yanardağ püskürmeden önce yaşanan bir deprem kentte ciddi hasara yol açmışsa da Pompeii yaralarını sarmayı başarmıştı.  Açıkçası o dönemde Vezüv bugünküne oranla çok daha alçak düz ve verimli bir tepecikten ibaret olmakta birlikte halkı da bir lav yığının üzerinde yaşadığından da habersizdi.  Bir iddiaya göre kazılarda evlerin depolarında önemli oranda şarap bulunmasının yanardağ patlamasının sanıldığı gibi MS 79 yılının yaz mevsiminde değil hasat sonrası yani Eylül veya Ekim aylarında gerçekleştiğini düşündürmektedir.

Çapkın Rahibeler Söylencesi

Manastırlar katı inanç ve bedensel arzulardan sıyrılmış din adamlarının inziva yerleri olarak bilinmektedir ama İtalya tarihinde bunun istisnaları olduğunu düşündüren istisnai örnekleri görülmüştür. Ne derece doğrudur bilinmez ama dünyanın en meşhur aşıklarından Giacomo Casanova’nın anılarında sevgilileri arasında M.M. (Maria Morosini?) gibi ele avuca sığmaz rahibelerin de adı geçmektedir. Venedik‘te uzun zaman yaşayan Lord Byron hakkında çıkarılan söylencelerden birisi de şairin yatağına genç rahibeleri de kabul ettiğiydi. Geçmişte yoksul aileler ailenin en küçük kız ve erkek çocuğunu rahip veya rahibe olması için dini kurumlara emanet ederek bir şekilde çeyiz verme sorumluluğundan kurtulmaktaysa da çocuk açısından kendi iradesi dışında itildiği durumdan memnun olduğu ve kaderini kabulleneceği anlamına gelmiyordu.

İtalya’nın İlk Kralı İtalyanca

II. Vittorio Emanuele

Biliyor muydu?

İtalyan Birliği’nin sağlanması denildiğinde akla gelen 3 isim aseri lider Giuseppe Garibaldi, Politik deha Cavour Kontu Camillo Benso ve İtalya’nın ilk Kralı Saovoy Hanedanından II. Vittorio Emanuele gelmektedir. Sardunya Krallığı’na (Regno di Sardegna)  hükmeden Vittorio Emanuele Güney İtalya’daki egemenliğini Korsika ve Sardegna adalarının yanı sıra Kuzey İtalya’nın ve Batı Fransa’ya dek genişletmiştir.  Bununla birlikte Garibaldi gibi İtalya’nın babalarından İtalyan Birliğinin mimarlarından birisi olarak görülen Pemonteli Emanuele’nin ana dili İtalyanca değil Piemontese yani Piemonte lehçesi denilen İtalyanca’dan çok Fransızca’ya yakın bir lehçeydi. Zaten Sardegna Krallığı’nın da resmi dili İtalyanca değil, aynı zamanda diplomasinin dili olarak kabul edilen Fransızca idi. 20. Yüzyılın ilke çeyreğine kadar İtalya’nın pek çok bölgesinde olduğu gibi Piemonte’de de halkın özellikle kırsal kesimi İtalyanca bilmiyor sadece kendi şivesinde anlaşabiliyordu ki İtalya’nın her yerinde İtalyanca’nın konuşulup anlaşılmaya başlamasını ancak çok sonradan televizyon sağlayabilmiştir.

Dante ve Beatrice (Resim Henry Holiday, 19. Yüzyıl)

Dante ile Beatrice

İtalya’nın sanat ve edebiyat alanındaki en önemli isimlerinden birisi olan 14. yüzyıl İtalyan şairi Dante Alighieri‘nin başyapıtı La Divina Commedia‘yı okumamış bile olsanız, şairin büyük aşkı Beatrice’in adını duymuşsunuzdur. 12 yaşında evlendirilen Dante, Beatrice’yi hayatı boyunca sadece iki kez görmüş, evli olduğu kadına tek bir satır bile yazmayan şair tüm yazdıklarını ölene kadar sevdiği Beatrice’e armağan etmiştir.  Şair ‘Ölümlü bedenimle nasıl sevdimse seni, bedensiz de seviyorum‘ ve ‘Sen de görseydin eğer, bizi tutuşturan sevgiyi açığa vururdun hemen düşüncelerini‘  mısralarını adadığı kendinden bir yaş küçük olan Beatrice’i ilk 9 yaşındayken sonrasında ise 18 yaşındayken yolda üzerinde kendisini melek gibi gösteren beyaz güzel bir elbisenin içinde yürürken görmüştü. Beatrice bu karşılamalarından hemen sonra Floransalı bir şövalye ile evlenmişse de evliliğin ikinci yılında ölmüştür. Dante İlahi Komedya’da Cennet rehberi olarak karşımıza çıkan aşkı için ayrıca 1290 tarihli La Vita Nova (Yeni Hayat) adlı şiir ve nesir kitabını adamış, Beatrice şairin Dolce Stil Novo adıyla bilinen tarzında melek kadın (donna angelo) rolünü oynamıştır. Dante’nin Beatrice olan ilgisi platonik düzeyde kaldığından Beatrice Portinari adlı tarihi kişi olduğu sanılan genç kız şairin tutukulu aşkının farkında olmadığı gibi La Vita Nova yazıldığı yıl öldüğünden Dante’nin duygularını okuyarak öğrenmesi de mümkün olmamıştı.

Fransızlar Parfümcülüğü İtalyanlardan öğrendi

Fransa’nın güneydoğusunda Provence-Alpes-Côte d’Azur bölgesinde yer alan

Caterina de ‘Medici

Grasse kışın önemli bir turizm merkezi olmasının yanı sıra dünyadaki tüm önemli parfümlerin formülleri burada üretildiğinden Fransız parfüm sanayisinin merkezidir.  Bununla birlikte Fransızlar bu muhteşem esansların yapım sırlarını İtalyanlardan öğrenmiştir. 16. yüzyılda Floransalı 14 yaşındaki Caterina de ‘Medici kendisiyle aynı yaştaki ve Fransa’nın gelecekte kralı olacak Orléans Dükü II.Henry ile evlenmek için Paris’e geldiğinde memleket hasreti çekmemek için özel parfümcüsü Renato Bianco da dâhil olmak üzere Floransa’nın bir mahallesini topluca beraberinde getirmişti. O dönem parfüm yapımı dikkatle saklanan bir sırdı ve özellikle Floransa’daki Santa Maria Novella manastırında muhteşem parfümler üretilmekteydi. Bebekken Santa Maria Novella manastırı kapısına bırakılan Renato Bianco burada parfüm yapma sanatını öğrendikten sonra Floransa’nın yönetici ailesi Medicilerin resmi parfümcüsü olmuştur. Renato Bianco, Paris’e taşındıktan sonra burada Floransalı Renate (René le Florentin) adıyla tanınmakla kalmamış, sanatını burada gençlere öğretmiş, ülkenin her yanı parfüm dükkânlarıyla dolmuştur ki Fransızların parfüm alanında dünya lideri olmasının başlangıcı bu şekilde olmuştur.

Takip, tavsiye ya da beğeni için

Related posts

Yorum Ekle

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tavsiye veya takip etmek isterseniz?

error: Telif sorunu yaşamamanız için makalemi beğendiyseniz içeriğini değil sadece linkini paylaşabilirsiniz !!