Makale: Özhan Öztürk

Feodosiya’nin 57 km batısında, Kırım’ın başkenti Simferopol’un 104 km doğusunda yer alan bir sahil kasabasının adı olup, MS 212’de Alanlar tarafından kurulduğu[1] ve Bizans döneminde Suğdea[2] adını aldığı sanılmaktadır. MS 6. yüzyılda I. Justinian döneminde kalesi inşa edilmişse de MS 7. yüzyılda Hazarlarca yağmalanmasına engel olunamamıştır.

Surozhlu Aziz Stephan, MS 8. yüzyılda Surozh[3] adıyla andığı yerleşimin Bizans’a bağımlı olduğunu bildirmiş olup, kent 9. yüzyılda Bravlin adlı derebeyin liderliğindeki Ruslar tarafından yağmalanmıştır. 1016’da Bizans ordusunun Hazar komutan Georgeios Tsulo’yu mağlup etmesine dek Hazar egemenliğinde kaldıktan sonra kısmi özerklikle yeniden Bizans’a bağlanmıştır. 12. yüzyıla dek Kiev Rusları ile ticaret yapan kent 12-13. yüzyıllarda İpek Yolu güzergâhı üzerinde önem kazanmış, bu dönemde Kıpçak ve Tatar akınlarının hedefi olurken, 1224’de[4] Konya Sultanlığının Sinop üzerinden gönderdiği filo tarafından fethedilmiştir. Suğdak seferinin 20-30 öncesinde Mısır tarihçisi İbn Abü’z-Zahir, Beybars’ın Berke Han’a gönderdiği elçilik seyahatini anlatırken Sudak’ta Kıpçak, Rus ve Alanların yaşadığını bildirmiş olup, İbnü’l-Esîr ve İbn-i Bibi’nin notlarından kentin Kıpçak (Kuman) kontrolünde olduğu Alanlı, Ermeni, Rus, Kıpçak ve Bizanslılarla dolu bir kale ve liman kenti olduğu anlaşılmaktadır.[5]

Sudak Novy Svet

Sudak Ceneviz Kalesi

Suğdak Seferi

İbn-i Bibi’nin orijinal el yazması İstanbul’da muhafaza edilen çalışmasında Sultan Alâeddin Keykubad’ın Sugdak, Kıpçak ve Ruslara karşı yaptıkları sefer ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Keykubat, ticaret yollarının güvenlik sorunlarını huzuruna çıkıp mallarının yağmalandığını şikayet eden 3 tüccardan[6] öğrendikten sonra, Suğdak seferine karar vermiş, derhal asker toplanmasını emrettikten sonra donanmayı Melikü’ l-ümera Emir Hüsameddin Çoban komutasında Kuzey Karadeniz’e göndermiştir. Suğdaklılar bir yandan gelen donanmayı hürmetle karşılayıp, bac ve nakliye resmi göndermekte kusurları varsa para cezası ödeyebileceklerini, ayrıca “Nal bahası” olarak 50 bin dinar ödemeyi teklif ederken diğer yandan Kıpçaklar’a haber göndererek 10 bin atlı toplamalarını sağlamışlardır. Hüsameddin, para gayesiyle gelmediğini itaat etmeyenleri şiddetle cezalandırıp, itaat edenleri mükâfatlandıracağını bildirip ordusunu karaya çıkarınca gece Rus ve Kıpçak atlılarınca saldırıya uğramışsa da ertesi gün tekrarlanan saldırıdan zaferle çıkmayı başarmıştır. Kıpçakların mağlubiyetini gören  Rus prensi çok sayıda at, Rus keteni ve 20 bin dinar değerinde hediylerle birlikte gönderdiği bir elçiyle Sultan’ın sadık kulu olarak kalacağını bildirmiştir. 4 gün sonra Hüsameddin’in ordusu şehrin kapısına yanaşmış, sahte bir bozgun numarasıyla kaledekilerin kendisini takip etmesini sağladıktan sonra Kıpçak ordusunu yok etmiş ve kaleyi teslim almıştır. Sultan, haberi aldığında Suğdaklıların put ve çan yerine İslam şeriatını ikame etmeleri ve Anadolulu tüccarlardan gasp etmiş oldukları mal ve eşyaları geri vermeleri şartı ile af edilmelerine izin vermiştir. Şehrin yüksek bir mevkiinde müezzin ezan okumuş, Hristiyanların çanları kırılmış, 2 hafta içinde bir cami inşa edilen kente müezzin, hatib ve kadı tayin edilmiştir.[7] Sonuç olarak, Sultanın 1214’de Sinop’un ardından Suğdak’ı ele geçirmesi Trabzon’un büyüme sürecinin önünü kesmiş ve Konya Sultanlığı’nın Anadolu ticaretini güven altına almasını sağlamıştır.

13. yüzyıl başlarında Venediklilerin ticaret kolonilerini kurduğu kent “Soldaia” olarak adlandırılmış, 1223 ve 1239’da Tatarlarca yağmalanmıştır. Fransız kralının Batu Han’ın oğlu Sartak Han’a gönderdiği elçi Guillaume Rubrukvis, 1253 yılında Kırım’dan geçerken Selçuk Türklerinin Kırım vasıtasıyla Kıpçak ve Ruslarla ticaret yaptığını, Türkiye’den ile Rusya veya Doğu memleketleri arasında yolculuk yapacakların buraya uğradığını bildirmiştir. 1365’de Ceneviz kontrolüne geçen yerleşim 1475’de sahildeki diğer İtalyan kolonileri ve Theodoro Prensliği ile birlikte Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı döneminde kadılık statüsünde olan Sudak, Kırım Hanlığına devredilen dek askeri ve ticari önemini iyice kaybetmiştir. Osmanlı-Rus savaşları sırasında 1771’de kont Pyotr Alexandrovich Rumyantsev (1725-96) tarafından ele geçirilmiş, 1783’de Rusya tarafından ilhak edilmiştir. 1778’de büyük bölümü tahliye edilen kent 1805’de 33 kişi nüfuslu küçük bir köye dönüşmüştür. 1982’de yeniden kasaba statüsü kazanan yerleşim, günümüzde Ukrayna’nın 29,448 nüfuslu Sudak belediyesinin merkezi olup 14,800 (2006) nüfusa sahiptir.

Sudak kenti

Doros, Theodoro, Mangup Kale

Kırım’ın güneybatısında, antik Khersonesos kentinin 9 mil doğusunda yer alan bir yerleşimin adı olup, Ortaçağ’da Yunanlılarca “Doros”, sonrasında Kıpçaklarca “Magnup” olarak da anılmıştır.  MS 6. yüzyılda I. Justinian döneminde başlayan yerleşim çoğunlukla Gotlar tarafından gerçekleştirilmiş olup, zamanla özerkliklerini kazanan Gotlar, bölgenin Hazarlar tarafından fethinin ardından Gothialı John adlı piskopos liderliğinde başarısız bir ayaklanma gerçekleştirmiştir. Doros Prensliği MS 9-11. yüzyıllar arasında Bizans’a bağımlı olarak yaşamış, sonrasında Kiev Rusları ile Kıpçak kabile federasyonu arasında dengeli bir siyaset izleyerek özerkliğini korumayı başardıktan sonra 14. yüzyılda Theodoro Prensliği adıyla Trabzon imparatorluğunun etkisine girmiştir. Osmanlı döneminde yerleşimin önemi iyice azalmış hatta 1774’de Magnup’daki Türk birliği de kaleyi boşaltmıştır. Magnup’da yaşayan son topluluk Türkçe konuşan Musevi Karayimler olup, 1790’da onlarda bölgeyi terk etmişlerdir.

Theodoro Prensliği

1204 4. Haçlı Seferi’nin ardından halkı Yunanlılar, Kırım Gotları, Alanlar, Bulgarlar ve Kıpçaklardan oluşan Bizans’ın Klimata theması Cenevizliler tarafından işgal edilmiştir. Lingua francanın Yunanca, çoğunluğun Ortodoks Hristiyan olduğu bölge kısa sürede Trabzon imparatorluğunca İtalyanların elinden alınmış ve Perateia[8] olarak adlandırılmıştır. Trabzon buraya önce Gümüşhane kökenli soylu Gabras ailesinden II. Theodore’u ardından çoğunlukla Trabzon prenslerini yönetici olarak atamıştır. Gabraslar kaleyi yeniledikten sonra Doros adını kentin koruyucu azizi St. Theodore’a[9] atfen değiştirmişlerdir. Altın Orda Hanlığına yıllık vergi ödeyen ve civardaki Ceneviz kolonileriyle sürekli çatışma içinde olan prenslik, yerlilerce Parathalassia[10] olarak adlandırılan Yamboli (Balaklava) ile Aluston (Aluşta) arasındaki dar sahil şeridini kullanmaktaydı. Doğu sahilinde konuşlanan Cenevizlilerin güney limanlarını ele geçirmesiyle Çernaya nehrinin ağzındaki Avlita limanı da kullanılmaya başlanmış ve burada Kalamita (İnkerman) kalesi inşa edilmiştir. 6 Haziran 1475’de Kefe’yi ele geçiren Gedik Ahmet Paşa 6 ay sonra Magnup’u kuşatarak prensliği yıkmıştır.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Notlar

[1] Brun, 1880: 122

[2] Yunanca Σουγδαία. Orta Asya’da bugünkü Tacikistan civarında bulunan tarihi Soğdiana bölgesi ile isim benzerliği dikkat çekicidir. Soğdiana’da Soğd adlı bir Pers kökenli bir halk yaşamaktaysa da Moğol işgali sırasında ülkelerini terk ederek iran ve Anadolu’ya göçtükleri sanılmaktadır.  Divân-ı Lügati’t-Türk’te Soğd Balasagun ile Buhara ve Semerkand arasında Türkleşmiş bulunan bir halkın adı olarak kayıtlıdır (Divanü Lügati’t – Türk, 2006: I, 30, 471)

[3] Slavca Сурож.

[4] Sefer tarihi yazılı kaynaklarda 1224 olarak bildirilmekle birlikte Yakubovski, Alâeddin’in seferi 1222-1223 ilk Tatar akınından hemen önce yapıldığı kanaatinde olup, 1214 den önce Türklerin Karadenizde büyük bir donanması olmadığını Kırım’a büyük çapta asker nakliyatını ancak Yunan gemileriyle yani Trabzon donanmasının yardımiyle yapabileceklerini ileri sürmüştür. Yazar da bu durumun ancak Trabzon imparatoru I. Andronikos’un 1223’de Sultan’ın ordusunu mağlup edip, Türklere ödemekte olduğu vergiyi kesmesinden önce gerçekleşebileceği ile İbn-i Bibi’nin Tatarların Kıpçak, Sugdak ve Ruslara karşı akınlarını bildirmemesi gibi detaylarla tezini desteklemektedir.

[5] İbnü’l-Esîr, XII, 258

[6] İbn-i Bibi’nin anlatısında ilk tüccar Kıpçak ve Ruslarla ticaret yapmaya gittiği Hazar sahilinde (Kuzey Karadeniz olmalı), ikincisi Haleb’ben Kayseri’ye doğru gelirken Lüfon vilâyetinde (Ermenistan kralı II. Leo [1236–1289] kastedilmiş olmalıdır) üçüncü tüccar Antalya’dan deniz yoluyla giderken Frenkler tarafından soyulduğunu bildirmiştir.

[7] Yakubovsky, 1954: 211-225

[8] Yunanca Περατεία “Denizin ötesindeki topraklar”. Kırım yarımadasında geçmişte Bizans tarafından yönetilen Yunan kentlerini tanımlamaktadır.

[9] Yunanca Άγιος Θεόδωρος

[10] Yunanca Παραθαλασσια “deniz kenarı”

Takip, tavsiye ya da beğeni için