Karadeniz Tarihi

Kastamonu Tarihi: Beylikler Dönemi, Çobanoğulları ve Candaroğulları

Makale: Özhan Öztürk

Kastamonu bölgesi 1186’da II. Kılıçarslan’ın oğlu Muineddin Mesud’un payına düşmüş, birkaç yıl sonra yaptığı akınlarla Safranbolu’yu da ele geçirmeyi başarmıştır. Emir Karatekin’in soyundan gelen Hüsameddin Çoban Bey[1] Kastamonu yöresinde kendi beyliğini kurmuş, ölünce yerine oğlu Alp Yürek geçmiş, Moğol işgali döneminde Çobanoğulları da İlhanlılar’a bağımlı duruma gelmiştir.

1258 yılında Kastamonu yöresinden vergi toplama işi Selçuklu veziri Tuğrayi’ye bağlanmışsa da vezir İlhanlılar’a karşı borçlu çıkınca görev Taceddin Mutazza’ya verilmiştir. 1262’de II. İzzeddin Keykavus’un Anadolu’yu terk edip gittiği Kırım’da 1280’de ölmesinin ardından oğullarından Mesud, Moğol hâkimiyetini kabul etmek suretiyle Selçuklu Sultanı olmuşsa da kardeşleri Kılıç Arslan ve Feramurz, ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş Çobanoğlu beyi Yavlak Arslan’ın desteğiyle ile birlikte Moğol hâkimiyetine ve Selçuklu idaresine karşı mücadele etmişlerdir. Kardeşler arasında Ilgaz dağlarında gerçekleşen savaşta Yavlak Arslan ve Kılıç Arslan hayatını kaybederken, Feramurz kaçarak Bizans’a sığınmıştır. Bu savaşta şehzadelere karşı savaşan Şemseddin Yaman Candar, İlhanlı Hükümdarı Keyhatu tarafından Kastamonu’nun batısında bulunan Eflani ve çevresi yönetimine verilerek ödüllendirilmiş, böylece 1292’de Candaroğulları Beyliği’nin de temeli atılmıştır. Yaman Candar, Çobanoğulları ile savaşarak kısa sürede Kastamonu, Borlu Kalesi ve Zalifre’yi de ele geçirmeyi başarmıştır. Şemseddin Yaman Candar’dan sonra yerine geçen oğlu Süleyman Paşa Kastamonu’yu Çobanoğlu Hüsameddin Mahmut Bey’e kaptırdıysa da 1309’da geri alarak beyliğinin merkezini Eflani’den Kastamonu’ya taşımıştır. Süleyman Paşa, 1302’de 1322’de Sinop ve çevresini de ele geçirerek yönetimini oğlu İbrahim Bey’e vermiştir. 1335’te İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın (1317-35) varis bırakmadan ölümüyle Moğol Devleti parçalanma noktasına gelmiş, bu tarihten itiabren İlhanlı sarayına vergi gönderilmezken, İlhanlı hükümdarları yerine kendi adına sikke kestiren Süleyman Paşa’nın beyliği de bağımsızlığını kazanmıştır.

Candaroğulları egemenliğindeki[2] Kastamonu’da Süleyman Paşa, İbrahim Bey ve Adil Bey’den (1345-1361) sonra tahta çıkan “kötürüm” lakaplı Celaleddin Beyazıd Bey (1361-1385) başlangıçta Osmanlılar ile iyi geçinmiştir. Buna karşın I. Murad’ın Trakya’da yaptığı fetihlerden, Germiyanoğulları Beyliği’nin bazı topraklarını “çeyiz” olarak alarak, Hamidoğulları’nınkini ise “satu-bazar” yoluyla ele geçirerek büyümesi Süleyman Paşa’yı tedirgin etmiş, başta damadı Amasya Meliki Emir Ahmed Bey olmak üzere komşu Türkmen Beyleriyle ittifak oluşturmaya çalışmıştır.[3] Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin 1381’de Emir Ahmed’in babası Hacı Şadgeldi’yi öldürünce Ahmed kayınpederinden yardım istemiş, buna karşılık Beyazıd, oğlu İsfendiyar kumandasında ordusunu göndermişse de 1383’de Burhaneddin tarafından mağlup edilmiştir[4]. İsfendiyar savaşın ardından Kastamonu’ya dönmeyerek Amasya’da kalmış[5] I. Murad’ın Kastamonu’yu almak üzere sefer hazırlıklarına giriştiğini duyan Beyazıd ise Kadı Burhaneddin’den özür dileyerek ilişkileri düzeltme yoluna gitmiş hatta samimiyetini göstermek için adamlarını göndererek damadına ait Merzifon’u yağmalatmıştır. Bu sırada Beyazıd’ın büyük oğlu Süleyman, babasının tahtını kardeşi İskender’e bırakacağını anlayıp kardeşini öldürtmüştür. Küçük oğlunu çok seven Beyazıd buna karşılık Süleyman’ın çocukları ile kışkırtıcı olduğunu düşündüğü kendi kızını öldürerek intikam almış, Süleyman da isyan ederek I. Murad’ın himayesine sığınınca Candaroğulları ile Osmanlılar arasında dostluk sona ermiştir.[6] Baba-oğul arasındaki iktidar mücadelesinden faydalanmak isteyen I. Murad, Süleyman’ı bir Osmanlı ordusu ile Kastamonu üzerine gönderince, Beyazıd Sinop’a çekilmiş, Amasya’da bulunan kardeşi İsfendiyar’da Sinop’a babasının yanına gitmiş, böylece 1383’de Candaroğulları beyliği fiilen 2 parçaya bölünmüştür. 1384’de I. Murad Kastamonu’ya gelerek kenti Osmanlı topraklarına katma isteğini açığa vurmuş ama Kastamonu halkı Süleyman’ın arkasında durarak Osmanlı yönetimini istemeyince tutunamayan Sultan kenti terk etmiş giderken de Süleyman’ın hamiliğinden vazgeçtiğini kaleleri Beyazıd’a bıraktığını duyurarak baba ile oğlunu tekrar birbirine düşürmüştür. Kötürüm Bayezid, oğlunun üzerine yürüyerek onu Kastamonu’yu terk etmeye zorlayınca Süleyman Bey tekrar I. Murad’a elçi göndererek himaye istemiş, bir Osmanlı prensesi[7] ile evlendirilen Süleyman yanında bir ordu ile tekrar Kastamonu üzerine gönderilmiştir. Beyazıd Bey oğluyla çatışmadan Sinop’a çekilmiş, 1385’de bir hastalık sebebiyle ölünce, Süleyman Bey tekrar Kastamonu Beyi olmuştur. Kastamonu hükümdarı II. Süleyman Paşa başlangıçta Osmanlılar ile iyi geçinmiş, I. Murad’ın 1386 Karaman seferine, Yıldırım Beyazıd’ın 1389 I. Kosova Muharebesi’ne yardımcı kuvvet göndererek iştirak etmiş, Karamanoğulları, Kadı Burhaneddin, Saruhan, Germiyan, Menteşe ve Hamid-eli beylerinin oluşturduğu Osmanlı karşıtı ittifaka karşı cephe almıştır.[8] Aziz bin Erdeşir-i Esterabadi’nin Bezm’-u Rezm adlı eserinde Moğollar’ın reisi Mürüvvet Bey’in Kırşehir’i ele geçirip Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin’e teslim ettiğini, Karamanoğulları’nın Beyşehir’i, Germiyanoğulları’nın ise kız kardeşinin çeyizi olarak verdiğini kaydetmiştir. Kütahya ile civarının da düşmesi üzerine Yıldırım Beyazıd, Stefan Lazereviç komutasındaki Sırp ve imparatorun oğlu Manuel komutasında ki Bizans kuvvetlerinin eşliğinde Anadolu’ya geçip, Kastamonu emiri II. Süleyman Paşa’dan asker istemiş, onun da ilhak etmesiyle 1389-90 kışında Anadolu Beylerinin üzerine yürüyerek Alaşehir, Aydın, Menteşe ve Germiyan topraklarını ele geçirmiştir.[9]

15. yüzyıl Osmanlı tarihçilerinden Yazıcıoğlu Ali, “Tarih-i al-i Selçuk” adlı çalışmasında Kastamonu civarındaki Eflani’de tımar sahibi olan 366 sipahiden birisi Candaroğlu Süleyman Paşa’nın bölgedeki Türkleri asker edinip, Moğolların[10] da izniyle Kastamonu subaşısı Muzaffereddin Yavlak Arslan’ın oğlu Mahmut Bey’in sarayını basarak kenti ele geçirip, beyliğini ilan ettiğini bildirmiştir. Bu dönemde kente gelip Süleyman Şah tarafından konuk edilen İbn Batuta, ahşap ve üç katlı Ulucami’de Beylik erkânı cuma namazına katıldıktan sonra Fahreddin Bey tarafından yaptırılan bir dergâha giderek burada Suriye, Mısır, Irak, İran ve Horasan’dan gelen dervişlerin mükemmel bir şekilde ağırlandığını, hatta Anadolu’da dolaşan bütün dervişlerin tekkede üç gün misafir edilerek on dirhem harçlık verildiğini bildirmiş, ardından kendisi de bir ahi tekkesinde gecelemiştir ki anlattıkları Kastamonu’nun Karadeniz bölgesinde İslam’ın yayılma misyonunu üstlenen güçlü bir merkez olduğunu işaret etmektedir. Bu sefer sonrasında II. Süleyman, Yıldırım’ın tüm Anadolu’yu ele geçirme hevesi olduğunu ve sıranın kendine geldiğini anlayarak saf değiştirmiş, Kadı Burhanettin ile Simere (Vezirköprü) yakınlarında buluşarak Osmanlı yayılmacılığına karşı ortak bir tutum takınma konusunda anlaşmıştır.[11] Yıldırım Beyazıd, Candaroğulları topraklarını sadece Anadolu’nun siyasî birliğini sağlamanın yanı sıra Tebriz-Bursa ipek yolu üzerinde yer aldıklarından dolayı elde etmek istediğinden 1391 yılında Kastamonu üzerine yürüyerek 1392’de Sinop hariç Candaroğlu topraklarını ülkesine katmayı başarmıştır.[12]

1392’de Yıldırım Beyazıd Kastamonu’ya girdiyse de 1402’de Ankara savaşından galip çıkan Timur, İnebolu, Çankırı, Kalecik ve Kastamonu’yu Süleyman Paşa’nın oğlu İsfendiyar Bey’e vermiştir. Bu dönemde Kastamonu’da üretilen sof ve bakır madeni Sinop limanı aracılığıyla Venedik ve Ceneviz tüccarların aracılığıyla ihraç edilmekteydi[13].

Osmanlı şehzadelerinin taht kavgası sırasında İsa Çelebi’nin tarafını tutan hatta Mehmet Çelebi’ye yenilince korumasına alan İsfendiyar Bey, 1405’de Gerede önlerinde Çelebi Mehmed’in ordusuyla karşılaşmışsa da mağlup olunca, Kastamonu’ya kaçmıştır. 1417’de İsfendiyar Bey’in oğlu Kasım babasının tahtı diğer oğlu Hızır’a bırakmak istemesi yüzünden Osmanlılar’a sığınmış, Çelebi Mehmet Tosya, Kalecik ve Çankırı’yı İsfendiyar Bey’den alarak Kasım’ın yönetiminde Osmanlı topraklarına katmıştır. İstanbul’u kuşatan II. Mehmet’e asker göndererek destek olan Candaroğulları beyi Kemaleddin İsmail (1420-1479), Fatih’in tüm Anadolu’yu ele geçirme planlarından çekinince Akkoyunlular ve Trabzon Rum İmparatorluğu ile ittifak kurmaya çalışmış hatta Roma’ya elçi bile göndermişse de umduğunu yardımı bulamamış, II. Mehmet’in 1461’de Trabzon seferi sırasında Candaroğlu Beyliği Osmanlılarca ilhak edilmiştir.

Kaynak: Özhan Öztürk. Pontus: Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınları. Ankara, 2016

Kastamonu Makale Serim

İnebolu (Abonuteikhos, Abana, İonopolis) Tarihi

Paphlagonia’nın (Batı Karadeniz Bölgesi) Etnik Yapısı

Kastamonu Antik Çağ Tarihi: Timonium, Timonitis, Kastamon

Kastamonu Tarihi: Beylikler Dönemi, Çobanoğulları ve Candaroğulları

Kastamonu Tarihi: Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi

Kinolis, Kimolis, Ginolu Tarihi (Çatalzeytin, Kastamonu)

Taşköprü Tarihi: Pompeiopolis (Kastamonu)

Azdavay ve Fakaz Tarihi, Kastamonu

Cide Tarihi: Kytorus, Giderus, Karaağaç İskelesi, Uzunkum (Kastamonu)

Notlar

[1] Selçuklu döneminde Sinop deniz aşırı seferlerin Kastamonu ise Bizans sınırı ötesine yapılan akınların örgütlendiği birer merkez olmuştur ki Alâeddin Keykubad döneminde Kastamonu merkezli Hüsameddin Çoban Bey Kırım seferini organize etmiştir (Öney, 1971: 93)

[2] 1325 yılında kentte basılan sikkede İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır’ın adının bulunması ve 1335 yılı İlhanlı bütçesinde doğrudan bağlı bir kent olarak gösterilmesi Candaroğullarının o dönemde Moğollara tam bağımlı olduğunu göstermektedir (Yücel, 1980: 60)

[3] Astarâbâdî, 1928: 266

[4] Astarâbâdî, 1928: 296-297

[5] Hüsameddin, 1927: III, 126

[6] Astarâbâdî, 1928: 297

[7] 1385 yılında Kötürüm Beyazıd için Sinop’ta inşa ettirilen türbenin kitabesinden anlaşıldığına göre  bahsi geçen prenses I. Murad’ın ağabeyi Süleyman’ın kızı adı Sultan Hatun’dur (Yücel, 1963: 136)

[8] Astarâbâdî, 1928: 387-388

[9] Astarâbâdî, 1928: 388

[10] İlhanlı-Moğollar için metinde “Tatar” ifadesi kullanılmıştır.

[11] Astarâbâdî, 1928: 389

[12] Astarâbâdî, 1928: 402

[13] Yücel, 1991: 98