Al veya Al Karısı, Kafkasya, İran, Orta Asya ve Rusya’nın bazı bölgelerinde bir iblis grubunun adı olup, insanların üremesini tehdit eden doğum cinleridir. Genel inanışa göre Al yarı insan yarı canavar, ateş gözlü, domuzlar gibi (demirden) kanca dişli, pirinçten pençeleri, gür kabarık saçlarıyla korkunç görünümlü, yanında bir makas taşıdığına inanılan bir yaratık olarak tasvir edilmektedir.

Terminoloji: Al, Al karısı, Albastı, Al kızı, Karakura, Tavara, Hal anası, Alaslı, Alvasti, Olbastı, Elk, Alk

Anadolu’da Al karısı, Albastı, Al kızı, Karakura, Tavara, Hal anası, Tatar ve Türkmenlerde Albastı, Tuvanlarda Al, Nogay, Kumık  ve Karakalpaklarda Alaslı, Uygurlarda Alvasti, Kırgızlarda Albarstı, Özbeklerde Olbastı, Orta Asya’da çeşitli bölgelerde Almasti, Ermenice ve Kürtçe Elk veya Alk, Afganistan ve Tacikistan’da Ol veya Hal, Doğu Afganistan’da yaşayan Dardlarca ise Halmasti adlarıyla bilinmektedir. Karaçay-Balkar halklarının inanışında al basması Bastırık adıyla anılan varlık, belli bir görüntüsü olmayan, bazen insan bazen kedi formuna girmiş bir şeytani varlığın etkisi sonucu uykuda kâbus görüldüğüne sabahleyin halsizlik, ağız kuruluğu hissedilerek uyanıldığına inanılmaktadır.

Afganistan’da Al, ölü insan etiyle beslenen dağınık saçlı, uzun tırnaklı genç bir kadın olup, ayaklarının uçları geriye dönük bir yaratık olduğuna inanılmaktadır. Çeşitli varyantlarda her iki cinsten de olabilen ve bataklıklarda yaşayan Al’ın bebek etini sevdiği için yeni doğum yapmış hamile kadınların ciğerlerini söküp, bebeklerini çaldığına inanılmakta olup, bu yüzden İran ve Pers kültüründen etkilenen civar ülkelerde çocuklu ailelerin korkulu korkulu rüyasıdır. Hristiyanlık sonrası bir Ermeni söylencesinde St. Peter ve St. Paul’un yolculukları sırasında bir yol kenarındaki kumluk alanda oturan Al’ı görmüşlerdir. Saçları yılanlardan, kaşları bronzdan, gözleri camdan olan ve demirden yaban domuzu gibi dişleri olan yaratığın teni kar kadar beyazdı. Azizler yaratığa neden bu kadar çirkin olduklarını sorduğunda yaratık adının kötü Al olduğunu, hamile kadınların kulaklarını yakıp, ciğerlerini çekerek anne ve çocuğu öldürdüğünü, bebeğin taze etiyle beslendiğini yediğini, derinliklerde, ahırlarda ve ev köşelerinde yaşadıklarını, doğmamış 8 aylık çocukları anne karnından çalarak iblislerin efendisi olan liderlerine götürdüklerini söylemiştir. İnanışa göre Al’ı engellemek için hamile kadınların yastığının altına bıçak ve diğer silahlar saklanmalı, anne çocuğun doğumundan sonra da tetikte olmaya devam etmeliydi. İran’da sıska vücutlu, çirkin burunlu ve kırmızı yüzlü yaşlı bir kadın olarak tasvir edilmekte genç kadınlardan çaldığı ciğerleri saklamak için omuzunda bir sepet taşıdığına inanılmaktadır. Orta Asya’da ise şişman, dağınık saçlı, bir memesini omuzundan arkaya atacak denli sarkık memeli ve bir deveyle güreşecek denli uzun boylu dişi bir yaratık olarak tasvir edilmekte elinde taşıdığı yün çantada ise kurbanlarının karaciğerlerini taşıdığına inanılmaktadır. Bazı varyantlarda Albastılar avcılarla nikâhsız yaşayan, omuzuna attığı uzun memelerinden onlara süt verip, kendi kaburgasından kestiği eti avcıya yediren peri benzeri varlıklar olarak tasvir edilmektedir. Azerilerde Hal Anası dağınık saçlı, koca kafalı, koca burunlu, uzun boylu, sarkık göğüslerini omuzlarından geriye atarak taşı beyaz giyimli şeytani bir kadın olarak tasvir edilmekle kalmaz aynı zamanda yer altında yaşayan cinlerin anası olduğuna inanılmaktadır.

Al Basması

Anadolu’da Al Avradı veya Al karısı olarak da bilinen yaratık rüyalarda insanlara musallat olan iblis succubus ile karıştırılmaklaysa da genellikle cinsel niteliği bulunmamaktadır. Al, hamile ve loğusa kadınları yalnız yakaladığında üstüne çöküp nefeslerini kesen, ciğerini çıkarıp yanında götürerek daha sonra yıkayıp yemek isteyen görünmez bir yaratık olarak tasvir edilmekte bu duruma Al Bastı veya Al Basması adı verilmektedir. Al, tüm şeytani varlıklar gibi söylenilenin tersini yapmakta ‘git’ deyince gelip, ‘gel’ deyince gitmektedir. Al’ın bastığı hamile kadın, üzerindeki ağırlığın etkisiyle nefes alıp, konuşmakta güçlük çekmektedir. Al basmasını engellemek için, hamile/lohusa kadının odasında bıçak ve Kur’an bulundurulmaktadır. Artvin ve civarında ise lohusaya kırmızı renkli kıyafet giydirilmeyip, çevresine kalın ipler gerilmekte, kapı önüne bir kır at bağlanıp, kadının saçlarının ağzına sokulması gibi yöntemler uygulanmaktadır. Al’ın musallat olduğu kadınları “Al Ocağı” adı verilen ve çoğunlukla bir evliya mezarına götürmek de kadının şifa bulmasını sağlamaktadır. İnanışa göre Al karısının en sevdiği işlerden birisi olan ahırdaki atların kuyruğunu örerken yakalamak ve yakasına bir iğne saplayarak esir ederek ev işlerini yaptırmak mümkündür. İç Anadolu’da lohusa kadının bulunduğu evden kömür, sarımsak, sirke, ateş ve kül çıkarılması durumunda kadının geceleyin cinler tarafından ziyaret edilerek ‘kara basması’na maruz kalacağı inanışı da bir Al varyantı olmalıdır.

Elbistan’da Al karısı (Aloğlu, Yurt Ansiklopedisi, 5726)
Ata dedem, bir gün sabah namazı için abdest almaya kapının önündeki çeşmeye gitmiş. Çeşmeye varmadan bakmış ki arkası dönük bir kadın insan ciğeri yıkıyor. Dedem bilirmiş Al karılarının bir yerlerine bir çuvaldız saplanırsa kaçamazlar. O da yakasındaki yavaşça yaklaşıp Al karısının eteğine saplanmış. Al karısı, yalvarmış yakarmış tövbeler etmiş ama Ata dedem çuvaldızı çıkarmamış. Dedem şu şartları öne sürmüş: Al karısı, elindeki ciğeri hangi kadından almışsa götürüp yerine takacak, bizim yedi ceddimize, eşimize dostumuza dokunmayacak; Al karısı da buna karşılık bizim evin alt katındaki kilerde bekleyeceğini zararı değil faydası olacağını söylemiş. Anlaşmışlar. Al karısı gitmiş, ciğeri sahibine takmış, bizim eve yerleşmiş. İşte bu Al karısı olayından sonra bize Aloğlu demişler. Odur, budur, bizim soydan kimseyi al basmaz. Elbistan’da hamile kadınların kâbus görmeleri, boğulacak gibi olmaları, loğusa humması hali, albasması diye deyimlenir. Kendilerini albasanlar, evin kazancı Aloğullarından birilerine giderler, çok küçük bir karşılık örneğin bir iğne vererek biraz ekmek, biraz tuz ve biraz kül alırlar. Karşılıksız verilmiyor. Amcamın hanımı bir keresinde karşılıksız vermiş de kendisini rahatsız etmişler. Ekmeğin bir kısmını kendisine al basan yer, ağzına da biraz tuz ve biraz kül atar. Kül ve tuzun bir kısmını yere saçarlar, geriye kalanları da bizden aldıkları bir çaputa sarıp yastığının altına korlar. Bir daha da onları albasmaz.

Türk efsanelerinde Al

Türk efsanelerinde Al su kökenli bir varlık olarak tasvir edildiğinden sudan gelip, insanlarla işini bitirdiğinde tekrar suya döndüğüne inanılmaktadır. Eteğine iğne batırıldığında kendiliğinden suya dönüşeceğine inanılan Al karısı yakalanıp esir edilmesinin ardından serbest bırakılırsa mensup olduğu cemaat tarafından üzerine insan kokusu sindiği için öldürülmektedir. Azeri varyantlarında Hal Anasının kendini esir eden erkeklerden ejderha büyüklüğünde çocuklar doğurduğu da kaydedilmiştir. Bu durum dere suyunun kırmızı renge dönüşmesinden anlaşılmaktadır. Tuvan halkının inanışında Albastı kızıl saçlı bir su perisi olup, kızıl renkli tarağını eline alan insanın öldüğüne, su kenarlarında yaşayıp keçi sesiyle bağırmaktaydı. Nogay efsanelerinde Albaslı olarak andığı varlık ölüm vakti geldiğinde kendini yaralayarak kendi kanından kendi çocuğunu doğuran dişi periler olarak geçmektedir. Al Karısı, Çuvaşlarda ise Obıda olarak anılan ayakları tersine dönük üzerine bindiği hayvanları tersine süren kötü niyetli bir orman ruhuydu.

Gecenin kraliçesi Lilith: Babil çömlek resmi MÖ 1800

Lilith ve Al

Modern yazarlar Albastı karakterinin tüm folklorik varyantlarının Sümer mitolojisindeki kadın iblis Lilith ile ilişkili olduğunu iddia etmektedir. 8-10. Yüzyıla tarihlenen ve Ortaçağ Yahudi folkloru hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayan Sirakh Alfabesi (Othijoth ben Sira) adlı anonim metne göre Lilith aynı zamanda ilk insan Âdem’in karısı olup, özgürlüğüne düşkünlüğü ve inatçı tutumu yüzünden çiftin cennetten kovulmasına sebep olmuştur.

Ayrıca Oku: Adem ve Havva söylencesinin Sümer kökleri (Adem’in ilk karısı Havva değil, iblis kadın Lilith’miydi?)

Kaynak: Özhan Öztürk. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınları. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için