İstanbul ve Çanakkale Boğazları, II. Dünya Savaşı sırasında, Montreux Boğazlar Sözleşmesine göre ticari gemilerin vize almadan seyir özgürlükleri nedeniyle Filistin’e kaçmak isteyen Avrupa Yahudileri’nin seyahat rotaları üzerinde bulunmaktaydı. 12 Aralık 1941 tarihinde Rumen Yahudisi 7697 mülteciyle birlikte Köstence’den yola çıkan canlı hayvan nakliyesinde kullanılan 180 tonluk  Struma gemisi Filistin’e giriş iznine sahip olmadığı için, Türk hükumetince önce Sarayburnu açıklarında karantinaya alınmış, sonrasında Karadeniz’e geri gönderilince burada bir denizaltı tarafından torpillenerek batırılmıştır.

Bu facianın öncesinde 3 Aralık 1940’da Bulgaristan’ın Varna kentinden hareket eden 20 m uzunluğundaki “Tsar Krum” veya “Salvador” yelkenlisi Silivri açıklarında fırtınaya tutulup, batmış, resmi ölü sayısı 103, kayıp 120, kurtulan ise 122 olarak açıklanmıştır. Bulgaristan sağ kalanları kabul etmemek için Türkiye’yi suçlarken, İngiltere seyahat öncesinde Varna’da pasaportları Bulgar polisince toplanmış olan Yahudi mültecileri Filistin’e kabul etmeyeceğini bildirmiştir.

1867’de New Castle’da nehir trafiği için inşa edilmiş, römorktan sökülmüş bir motora sahip yük gemisi Struma’nın biletleri umut tacirlerince 200 bin lei gibi fahiş fiyatla satılmış, yolculara İstanbul’da İngilizlerden Filistin vizesi alma garantisi bile verilmiştir. Bu rakam o günün rayicince 1.000 dolardan fazla olup, 12 yaş altı çocuklara % 50 indirim yapılmışsa da günde 1 öğün yemek fiyata dahildi. 6 adet özel kamaralar ise 350 bin leiden satılmıştır. Çoğunluğu zengin Yahudilerden oluşan yolcular “Vaat edilmiş topraklar”a (Eretz İsrael) Betar adlı Siyonist örgütün teşviki ve Ion Antonescu hükümetinin yardımıyla taşınmıştır. 12 Aralık 1941’den Köstence’den ayrılan Struma yolda defalarca bozulmuş, Sulina limanı yakınlarında ise yardım çağrısı yapınca gelen Romen gemisi Istra’nın İkinci Kaptanı Bibicesku bozuk motoru tamir ederek karşılığında yolcuların ziynet eşyalarını toplamıştır.

16 Aralık’ta 4 günde 250 mil yaparak İstanbul’a ulaşan gemi Sarayburnu’na demirlemeyi başarmışsa da burada 70 günlüğüne karantinaya alınmış, hırszılık, soğuk, hastalıklar hatta çıldıranlar arasından ancak biri hamile 7 kişi karaya çıkabilmiştir. İngiltere Araplarla arasının açılacağı ve Ortadoğu’daki Alman propagandasını güçlendireceği gerekçesiyle Yahudi mültecilerin Filistin’e gitmesine izin vermezken geminin Köstence’ye geri döndürülmesi kararını Türk makamlarına bırakınca 23 Şubat akşamı gemiye çıkan Türk görevliler Kaptan Gorbetenko’ya Köstence’ye gitme talimatı vermiştir. İngiltere 12 Şubat günü gemideki 11-16 yaş arasındaki çocuklara vize vermeyi kabul etmişse de onları taşıyacak gemi göndermediğinden kağıt üzerinde kalmıştır. Kaptan geri dönme emrini reddedince gemiye çıkan Türk güvenlik görevlileri yolcuları ambara doldurmuş, geminin çapa zinciri kesildikten sonra bir römorkörce çekilerek Karadeniz’de Türk karasuları dışına bırakılmıştır. Motoru çalışmayan hatta yakıt durumu bile belli olmayan gemi gece boyunca sürüklenirken sabah bir yılalr sonra denizaltı tarafından torpillenerek batırılmış, 19 yaşındaki David Stoilar suda yaklaşık 24 saat kadar yaşam mücadelesi verdikten sonra Şile deniz fenerinde çalışanlarca görülünce batan emiden tek kurtulan kazazede olmuştur.  Hastaneye yatırılan kazazede 6 Mart 1942 günü Türkiye’ye vizesiz girme suçundan tutuklanmıştır. 22 Nisan günü Filistin’e gitmesi için sınırdışı edilen Stoilar 1943 yılıdna İngiliz ordusuna katılmıştır.

Benzer şekilde 1941 Aralık ayı ile 1942 Şubat ayları arasında Türk bandralı Yenice, Kaynakdere ve Çankaya adlı motorlar da Karadeniz’de İğneada-İstanbul arasında meçhul denizaltılarca batırılmış, tıpkı Struma faciasında olduğu gibi Rus ve Almanlar suçu birbirlerinin üzerine atmışlardır. Yaşanan trajediden sonra 1944’de ABD’nin baskısıyla İngiltere göçmen politikasını değiştirerek Türkiye üzerinden Filistin’e gidecek Yahudi göçmenlere vize vereceği deklare etmiştir. Kazbek, Mefkure, Bülbül ve Morina adlı 4 ahşap Türk gemisi Temmuz 1944’de Köstence’de bekleyen 1.200 kadar Yahudi mülteciyi almak üzere hareket etmiş, 3 Ağustos’ta yolcularıyla Karadeniz’e açılmışlardır. Kızılhaç bayrağı dalgalanan ve 302 yolcu taşıyan Mefkure önce bir denizaltının attığı 3 torpilden biriyle vurulmuş, sağ kalıp denize düşenlerde makineli tüfekle taranarak öldürülmüştür. Birkaç saat sonra olay yerine gelen Bülbül gemisi, kaptanı dâhil mürettebattan 6 kişilik ve yolculardan sağ kalan 5 kişiyi kurtarmayı başarmıştır.

1964’de Struma ve Mefkure’de yakınlarını kaybedenler Almanya aleyhine dava açmış, mahkeme Prof. Dr. Jurgen Rohwer’i bilirkişi olarak atamıştır. Yapılan araştırmada her 2 teknenin de sanılanın aksine o tarihlerde bölgede bulunmadığı anlaşılan Almanlarca değil Struma’nın Yarbay Isaev komutasındaki SHCH-213, Mefkure’nin ise SC 215 adlı Sovyet denizaltılarınca batırıldığı, bizzat Rus arşivlerinden taranarak bulunmuştur. Sovyetler Birliği gemileri batırdığını ancak 1978 yılında kabul etmiştir. Temmuz 2000’de Türk Sualtı Araştırmaları Derneği, Struma’nın Türk karasuları içinde anakaradan yaklaşık 6 mil uzaklıkta 73-80 metre derinlikte bulunduğunu belirlemiş, geminin enkazına dalarak, teknenin batmasına sebep olan baş tarafındaki yara tespit etmiştir.

Kaynakça

Danacıoğlu, Esra. “Yahudilere Mezar olan Gemiler”. Popüler Tarih Dergisi. (Temmuz 2000): 58-63

Frantz, D. ve Collins C. Death on the Black Sea: The Untold Story of the Struma and World War II’s Holocaust at Sea. Kanada: HarperCollins, 2003 s. 246

Ofer, Dalia. Escaping the Holocaust. New York: Oxford University Press, 1990 s.256-357

Özhan Öztürk. Antik Çağ’dan Günümüze Karadeniz’in Etnik ve Siyasi Tarihi (Genişletilmiş 3. Baskı). Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Popüler Tarih Dergisi. Eylül, 2000: 115

Linkler

Şalom gazetesi 22 Şubat 2017: 75. yılında Struma faciası ve Türkiye’nin mülteci politikası

Takip, tavsiye ya da beğeni için