Yeti

Himalayalarda, Nepal ve Tibet civarında yaşadığına inanılan insanımsı dev bir primat olup, bölgede Meh-Teh ‘küçük insana benzer hayvan’, Miçe ‘ayı adam’, Dzu-teh ‘sığır ayı’, Migoi ‘yaban adamı’, Mirka ‘vahşi adam’, Kang Admi ‘kar adamı’, Jobran ‘insan yiyen’ adlarıyla da bilinmektedir. Yeti adının ise Tibet dilinde ‘kaya (dağ) hayvanı’ anlamına gelen Yah-Teh kelimesiyle ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Kuzey Amerika’da yaşadığına inanılan Kocaaayak (Bigfoot veya Sasquatch) ile benzerlik göstermesine karşın soğuk ve yüksek mevkilerde yaşayan daha güçlü ve vahşi bir yaratık olarak tasvir edilmektedir. Kriptozoolojinin en önemli konularından birisi olan Yeti için üç ayrı tanımlama yapılmıştır.

  1. İnsan gibi yürüyebilen dev maymun (Gigantopithecus blacki)
  2. İnsan boyunda iki ayaklı maymun (Almas)
  3. Cüce yaratıklar (Orang Pendek)

İlk olarak 1832 yılında ‘Journal of the Asiatic society of Bengal’ gazetesinde B. H. Hodgson rehberinin Kuzey Nepal’de uzun boylu, kıllı bir yaratık gördüğünü yazmıştır. L.A. Wadell ise 1889’da ‘Among the Himalayas’ yazısında rehberlerinin yeh-tih adlı dev bir maymundan bahsettiklerini yazmıştır. 1921 yılında Yarbay Howard-Bury Everest Dağında 6.000 m yükseklikte Lhakpa La geçidi yakınlarında dev ayak izleri bulmuş, Nepal’in yerlileri olan Şerpaların bu izleri ‘Meh-teh kangmi’ (insana benzeyen ama insan olmayan kar adamı) olarak adlandırdığını kaydetmiştir. Aynı yıl Calcutta Statesman gazetesinde köşe yazarı olan Henry Newman ‘abominable snowman’ (Kötü kar adamı) olarak adlandırdığı yaratıktan bahsetmiş yaratığın öyküsü bu ad altında kısa sürede Batı basınında da popülerlik kazanmıştır. 1925 yılında fotoğrafçı N. A. Tombazi 4.000 m yükseklikteyken 180-270 m uzağında bir an için insana benzeyen bir varlık gördüğünü bildirmiştir. 1942 yılında Sibiryalı mahkûm Slavomir Rawicz ve arkadaşları Himalayaları geçerken 100 metre mesafeden maymuna benzer dev bir yaratık gördüklerini bildirmişlerdir. Eric Shipton, 1951 yılında 6.000 m yükseklikte yaratığa ait olduğunu iddia ettiği 30 cm uzunluk ve 15 cm genişliğe sahip bir ayak izi fotoğrafı çekmiş ve bilim dünyasında hararetli bir tartışma yaratmayı başarmıştır. 1970 yılında İngiliz dağcı Don Williams, Annapurna dağında insana benzer bir yaratığın ayak izlerine rastladığını, Ağustos 1981’de Sovyet dağcı Igor Tatsl ise ‘Moscow News Weekly’ dergisine Yeti’yi gördüğünü bildirmiştir.

Bir iddiaya göre Yeti günümüzden 1.8-10 milyon yıl önce Pleistosen Çağ’da Çin ve Güneydoğu Asya’da yaşayan Gigantopithecus ailesinden dev bir maymun olup bir şekilde varlığını sürdürebilmiştir. Bir başka teori ise Yeti’nin Asya’nın çeşitli dağlık bölgelerinin folklorunda rastlanılan Dağıstan’da ‘Kaptar’, Azerbaycan’da ‘Meşe Adamı’, Çeçen-İguş, Kabardin ve Balkarlar’da ‘Almasti’, Gürcistan’da ‘Tkyskatsi’, Anadolu’da ‘Karakoncoloz’, Lazlarda ‘Germa-koçi’, Megrellerde ‘Oço-koçi’, Endonezya’da ‘Orang Pendek’, Çin’de ‘Yeren’ olarak adlandırılan yaratıkların vahşi insanımsı yaratıkların bir varyasyonu olduğu ve Neanderthal insanın günümüze ulaşabilmiş bir temsilcisi olduğudur. Bununla birlikte bulunabilen fosillerden Gigantopithecus’un MÖ 500 bin, Neanderthal insanın ise MÖ 40 bin yıllarından daha sonrasında yaşadığını ispatlanamak mümkün olmamıştır. 1999’da ortaya atılan bir başka teori ise yetinin modern insan (Homo Sapiens) ile yakın akraba olan ve soğuk hava şartlarına adapte olabilmiş bir başka insan türü olduğudur. Sonuç olarak bugüne dek yakalanmayan hatta bir iskelet ve fosili tespit edilmeyen bu yaratığın varlığını araştırmak folklorcuların yanı sıra maceraperest kâşifler ve çeşitli disiplinlerden bilim adamlarının da ısrarlı tutkusu olmuşsa da yeti bugünkü bilgilerimizde mitoloji ve kriptozoolojinin konusu olarak düşünülmelidir.

Koca Ayak

Kuzey Amerika folklorunda Kuzeybatı Pasifik kıyısındaki ormanlarda yaşayan dev bir maymun veya hominidin olup, Kanada’da bölgenin yerli halkı Salişlerden ödünçlenmiş Sasquatch adıyla da bilinmektedir. Amerikan yerlileri ve oduncular arasında yaygın olan söylentilerde yaratık vücudu kıllarla kaplı, olağanüstü güçlü ve 2-3 m boyunda insanımsı bir maymun olarak tasvir edilmekte, Kanada’nın büyük göller ve Rocky dağları ile ABD’nin kuzeybatısını içine alan ormanlık bölgede yaşadığına inanılmaktadır. Koca ayak efsanesinin Yeti, Al ve Karakoncolos gibi yaratıklarla benzerliği ortada olup, söylencenin yerli kültüründen mi ödünçlendiği yoksa Avrupalı göçmenlerce mi getirildiği tartışma konusudur. Batı Washington’da yaşayan Lummi halkının söylencelerinde Ts’emekwes adlı bir Koca ayak varyantı yer alırken, bölgede Stiyaha veya Kwi-kwiyai adı verilen geceleri ortaya çıkan, adlarını bile telaffuz etmenin uğursuzluk getirdiğine inanılan bir ırkın ve Skoocoom doğaüstü güçlere sahip Washington’daki St. Helen dağında yaşadıklarına inanılan yamyam bir ırkın varlığına dair söylenceler (1847) de kaydedilmiştir. 1924’de Albert Ostman’ın British Columbia’da bir Sasquatch tarafından kaçırıldığını, 1941’de aynı bölgede Jeannie Chapman’ın 2.3 m boyunda bir maymun gördüğünü, 1951’de Eric Shipton’un Yeti’nin ayak izinin fotoğrafını çektiğini ama en önemlisi 20 Ekim 1967’de Roger Patterson ve Robert Gimlin’in California’nın Bluff Krik bölgesinde yaratığa ait bir kısa film çektiğini iddia etmesiyle konu popüler hale gelmiştir. Filmi çeken kişiye atfen Patty olarak da adlandırılan yaratığın maymun kostümü giyen bir insan olduğu iddia edilmişse, ikiliden Patterson 1972’de ölene dek, sonrasında Koca ayak konulu konferanslar veren Gimlin ise çekimin şaka olduğu suçlamasını sürekli reddederek gerçek olduğunu iddia etmiştir. British Columbia’da Kızılderililer için ayrılmış Chelalis arazisinde öğretmenlik yapan J. W. Burns Kızılderili masallarında ormanda yaşayan kıllı büyük yaratıklar için kullanılan Sasquatch kelimesini 1920’lerde ilk olarak kaydetmişse de Loren Coleman ile Jerome Clark kelimenin orijinal formlarının ‘sokqueatl‘ ve ‘soss-q’tal’ olduğunu Burns’ün bunları birleştirerek yeni bir kelime yarattığını ileri sürmüşlerdi. Bugüne değin bilim dünyasında yaratığın, 30.000 yıl öncesine kadar varlığını sürdürdüğü sanılan ve Ortadoğu, Kuzey Afrika, Avrupa ve Orta Asya’nın batısında izlerine rastlanan Homo Sapiens’in eski formu Neandertal insan, hatta Çin’de 1 milyon yıllık fosiline rastlanan dev maymun Gigantopithecus blacki (Hindistan’da 6-9 milyon yıllık diğer bir fosile ise Gigantopithecus bilaspurensis adı verilmiştir) ile ilgisi olup olmadığı tartışılmışsa da Koca ayak akademik çevrelerde genellikle kriptozoolojinin ilgi alanına girmesi gereken bir yanlış yorum ya da şaka olarak görülmüştür.

Karakoncolos

Karakoncolos, Doğu Karadeniz Bölgesinde 7-19 Aralık tarihleri arasında kış mevsiminin en soğuk günlerinde ortaya çıktığına ve köy evlerini dolaştığına inanılan ayıya benzer tüylü iri bir yaratığın adıdır. Trabzon folklorunda Karakoncolosun Yunanca çoğul formu Karakoncilo adıyla seyirlik oyun olarak oynanılmaktadır. Karakoncolos veya Anadolu’da kullanılan Congolos, Kancalar, Koncolos gibi tüm isimlerin ilk örneği Yunanca Kalikantzaros olsa da Kara-ön takısının Türkçe olduğu yaratığa yakıştırılan bazı özelliklerin Türk ve Anadolu kültüründen ödünçlendiği sanılmaktadır. Kırşehir’de Mart ortasında köy gençlerinden birisinin ayı postu giyip, üzerine çanlar taktıktan sonra ev ev gezdirilerek tef eşliğinde türküler söylenerek oynatılması çeşitli taklit ve seyirlik oyunlar oynanması âdeti ‘Ayı Gezmesi’ adıyla bilinmekte olup benzer niteliktedir. Ev sahibi oyunculara para, yağ, pekmez ve üzüm vererek ödüllendirilmekteydi. Evlerden toplanan yiyecekler gençler tarafından hep birlikte yenilir. Bulgaristan’da karakoncoloslar Kukeri adıyla bilinmekte olup, 25 Aralık-6 Ocak arasındaki günlere ‘Mrasni dni’ (Kirli günler) adı verilir ve bu günlerde kötü ruhların evlere musallat olacağına inanıldığından nişan, düğün törenleri yapılmaz ve kapılara ve çocukların elbiselerine sarımsaklar takılarak kötü ruhlardan korunmaya çalışılır. Artvin’de kışın en soğuk günleri erbain adıyla anılmakta olup, o günlerde ayıların kış uykusundan uyanıp ayaklarını dere sularında inip yıkadıklarına inanılmakta bu yüzden ayılar dere sularını kirletmeden önce su kaplarının doldurup stok yapmak gerektiğine inanılmaktaydı. Yunan folklorunda vücudu kıllarla kaplı, at bacaklı, yaban domuzu dişli, bazı hayvan uzuvlarına sahip bir yaratık formunda tasvir edilen Kalikancaros adlı yeraltı cinlerinin gündüzlerin en kısa olduğu, güneşin ekvatordan en uzak olduğu zaman olan 25 Aralık ile 6 Ocak arasında yeryüzüne çıktığına inanılmaktaydı. Kalikancaroslar yılın geri kalan zamanında Dünya ağacının yeraltındaki köklerini keserek ağacın dünyanın üzerine devrilmesi için çalışmaktaysa da ağacın kendini iyileştirme gücünden dolayı onu yıkmayı bir türlü başaramamaktaydı. Kalikancarosların yeryüzüne çıktığı dönemlerde halk kendini korumak için kapı eşiğine bir kevgir koymaktadır. Kalikancaros bu kötülük yapmak için geldiği evde kevgiri görünce kevgirin deliklerini saymaya başlarlar. Bir inanışa göre 2 den fazla sayamazlar, çünkü kutsal rakam olan 3’ü (baba, oğul, kutsal ruh?) telaffuz ettiklerinde kendilerini öldürürler. Bir başka inanışa göre Saturnalia (Antik Roma’da 17-23 Aralık tarihleri arasında tarım tanrısı Satürn adına düzenlenen festival) zamanında doğan çocukların büyüyünce Kalikancaros olabileceğine inanılmaktaydı. Bunu önlemek için çocuğun etrafı sarımsak veya samanla çevrilir ya da başparmak tırnağı hafifçe yakılırdı. Artvin’de koncoloz ve Meşe adamı adıyla bilinen yaratığın yeni doğan çocukların ciğerini yediğine inanılmaktaydı.

Abnauayu

Abnauayu, Abhaz halkının inanışında vücudu siyah tüylerle kaplı, saçları yele gibi uzun orman adamının adı olup, Bnahua olarak da bilinmektedir. Abnauayular, basık alınlı, kırmızı gözlü, düz burunlu, çıkık elmacık kemikli, devasa dişli ve güçlü kaslara sahip yaratıklardı. Taraklı ayaklarıyla hızlı koşup yüzebilen, keskin duyma yetisine sahip Abnauayuların dişi olanları büyük göğüs ve geniş kalçalara sahipti. Mağaralarda yaşayan, taş ve sopa kullanabilen, üzüm, mısır lapası ve etle beslenen Abnauayular insanlarla birlikte olduğunda melez çocuklar dünyaya gelmekteydi. 19. yüzyılda Acara’da ‘Zana’ adı verilen dişi bir Abnauayu yakalanmış ve Abhazya’da Tkhina civarında Edgi Genaba adlı bir asilzadenin çiftliğinde esir olarak 1880-90’lara dek yaşamıştır. Başlangıçta vahşi olan Zana zamanla uysallaşmış, odun toplamak ve tahıl öğütmek gibi basit işleri yapabilmiş, birlikte olduğu köylü erkeklerden 2 kız ile 2 erkek çocuk doğurmuştur. Çocukları nispeten normal insanlar olarak topluma karışarak hayatlarını sürdürmüş, 1964’te Boris Porshnev Zana’nın torunlarından ikisiyle bir söyleşi gerçekleştirmiştir. Zana’nın mezarı bulunamamışsa da 1987’de Grover Krantz yarı-insan Kwit’in mezarını açmış ve kafatasının elmacık kemikleri ile çene kemiği gelişkin bir Homo sapiense ait olduğunu kaydetmiştir. Anadolu’da Yaban adamı, Karakoncolos, Lazlarda Germakoçi, Megrelya’da Oço Koçi adlarıyla bilinen Orman adamının tarif edilen fiziksel özelliklerinden Neanderthal insan (Homo Neanderthalensis) olabileceği iddia edilmiştir ki gerçekten de Gürcistan’da Sakhazia ve Dzhruchula yerleşimlerinde bu türün varlığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte Zana’nın modern insandan çocuk sahibi olabilmesi ve Krantz’ın çalışması bu tezi yalanlamaktadır.

Kapre

Filipinler söylencelerinde büyük, kıllı ve siyah gövdeli tasvir edilen bir yaratığın adı olup, yoldan geçen insanları korkutur ve onlara büyülü sözler söylemekteydi.

Arçuri

Çuvaş halkının inanışında orman ruhu olarak da bilinen bir iblis olup, uzun saçlı, tüm vücudu tüylerle kaplı, ikisi önde ikisi arkada dört gözlü, üç elli ve üçayaklı bir yaratık formunda tasvir edilmekteydi. Geceleri at sırtında dolaşan kırmızı gözlü bu yaratık, hayvan ya da yaşlı adam kılıklarına bürünmekte, kahkaha atarak insanları çağırıp sesin geldiği yere bakanları yemekteydi.

Kaynakça

Öztürk, Özhan. Folklor ve Mitoloji Sözlüğü. Phoenix Yayınları. Ankara, 2009

Öztürk, Özhan. Dünya Mitolojisi. Nika Yayınevi. Ankara, 2016

Takip, tavsiye ya da beğeni için