Akri, andız ya da andız ağacı, servigiller familyasından, 10–15 m boya ulaşabilen,  kışın iğne yapraklarını dökmeyen bir ağaç çeşididir (Artvin).  Ermenice akri ‘beyaz gövdeli ve diş şeklinde yaprakları olan bir ağaç cinsi’ kelimesiyle ilişkilidir.

Alata veya alat, köknar ağacı (Trabzon).   Anadolu’da iledanaz (Kastamonu) ve  ıladanaz (Kastamonu) formunda bilinmekte, İçel ve Konya Hadım’da alata, İstanbul

Ladin ağacının iğne yaprakalrı

Çatalca’da Alaton isimli köyler bulunmaktaydı. Ermenice elatī, Gürcüce elati, Karadeniz Rumcası elatin (ελάτιν [Giresun]), ἐλάτ (Of, Santa, Trabzon, Gümüşha-ne), alatin (amasra), alat (ἀλάτ [Ordu, Of, Santa, Gümüşhane, Trabzon]) olarak bilinen ağacın adı Antik Yunanca elati (ελάτη  η), Modern Yunanca elato (έλατο) ‘köknar ağacı’ kelimesinden ödünçlenmiştir. Türkçe köknar ağacı, Anadolu dışındaki Türk dillerinde čărăš (Çuvaşca čărăš, Tatarca čıršı, Kazakca šırša) olarak bilinmektedir. Köknar, genellikle çam ağacı ile karıştırılmaktadır. Çam ağacı ise (Yunanca πεύκο) Türkçedir: (Gagavuzca čam, Azerice, Anadolu Türkçesi çam, Kazakca qaraĝaj, Özbekce, Uygurca qaragaj, Kırgızca karagaj, Hakazca xaraĝaj, Yakutca xarıja). Köknar, Latince Abies spp., Almanca Tanne, İngilizce fir, İspanyolca Abeto, Fransızca sapin, İtalyanca Abete), Doğu Karadeniz köknarı (Latince Abies nordmanniana, İngilizce Caucasian fir).

Anderina, Bir ağaç cinsi (Akçaabat).

Arcı ağaç, Yaprakları keçilere yedirilen bodur bir ağaç cinsi (Yusufeli)

Balkan Orman, ağaçlık alan (Trabzon Şalpazarı). Şalpazarında balkan kelimesiyle eş anlamlı diğer bir kelime ise kuristan olup, eskiden ormanlık bir alan olduğu rivayet edilen Merkez Sugören mahallesinin eski adı Körüsten’dir. Trabzon ve Rize’de orman anlamında kullanılan meşe ve meşelik kelimeleri Şalpazarında kullanılmaz, meşe ağacına ise Trabzon’un diğer bölgelerinde olduğu gibi pelit denilmektedir.

Bidne. Çam, ladin gibi ağaçların, yere dökülüp kurumuş iğne yaprakları (Yusufeli)

Bozger Ağaçlık alan, orman (Rize)

Cılbartmak Ağaç dallarını budamak (Giresun, Şalpazarı)

Çağman Yaprakları çınara benzeyen bir ağaç cinsi (Trabzon Şalpazarı)

Çet Ormanlarda büyük ağaçlar arasın-da yetişen gövdesi ve dalları elastiki küçük bir ağaç cinsi (Ordu Perşembe)

Çınav Bir ağaç tür ve meyvelerine verilen ad (Yusufeli)

Çırmak Ağaç kökü (Giresun, Trabzon), cırmak (Ordu, Trabzon)

Çıtıruk Küçük yapraklı, gövde kabuğunda derin çatlaklar olşan bir ağaç çeşidi (Trabzon Şalpazarı)

Çonoş, çonos veya çunuşi. Ormanlık a-razide bulunan kuru çalı ve dal parçaları (Trabzon, Rize). Mezarlıkta sandukanın üzerine konan ağaçlarda aynı şekilde adlandırılmaktaydı.

Çortu ‘Yabani ardıç ağacı’ (Trabzon) anlamına gelmekte olup, Samsun Bafra’da çörtük “yaban armudu” formunda derlenmiştir.     Ermenice č’ort’u ‘yabani armut ağacı”’ (Hemşin) olarak kaydedilmiştir.

Çotul Tepesi kesilmiş, büyümeyen ağaç (Şebinkarahisar). Çotul kelimesi ayrıca bölgede ‘dip’ (Ünye), Anadolu’da çotul ‘bir ağacın bir kaç çatala ayrıldığı yeri’ (Adana),  çoturuk ‘bağ çubuklarının dibine dikilen dallı budaklı ağaç’   (Seyhan), çotak ‘ağaç budağı, (İzmir) ve ‘yapraksız ağaç dalı’ (Samsun, Afyon) anlamlarıyla kaydedilmiştir.

Çotur ‘Fundalık’ (Ordu) ve ‘şekli biçimsiz ağaç’ (Samsun Bafra) Anadolu’da ise ‘kısa boylu, sağlam, kuvvetli adam’ (Bolu) ve ‘maydanoz yaprağı’  (Bolu) anlamları kaydedilmiştir.

Çölük, ‘odun kıymığı, küçük ağaç parçası’ (Giresun, Trabzon, Şebinkarahisar), ve ‘kütük, tomruk’ (Ordu) anlmalarına gelmektedir.

Dafne, Defne. Thymelaeaceae ailesinden Avrupa ve Asya’ya yayılmış 50 kadar alt türü olan yaprakları güzel kokulu ve yaz kış yeşil olan bir ağaç (Trabzon). Hamsi buğulama yapılırken balıkların üzerine koku vermesi için bir iki adet defneyaprağı konulmaktaydı. Yunanca dafni (δάφνη, Δάφνος, δαφνών) kelimesinden ödünçlenmiştir.  Daphne aynı zamanda, Yunan mitolo-jisinde nehirlere şekil veren Tanrı Peneus’un kızı olan bir su perisidir. Apollo’nun aşkına karşılık vermeyen Daphne, babasına kendisini Apollondan kurtarması için dua eder ve bir defne ağacına dönüşür. (Latince Laurus nobili, Almanca Lorbeer, İngilizce Sweet bay, aurel, İspanyolca Laurel, Fransızca Laurier d’apollo, İtalyanca Lauro, alloro, Holllanda Laurier, Fince Laakeripuu)

Daraklik, daraklık Akçaağaç. Uzun ve beyaz gövdeli, yaprak uçları tırtıllı bir ağaç türü (Trabzon Şalpazarı). Trabzon’un diğer bölgelerinde ispendam olarak adlandırılmaktadır (Latince Acer Spp.)

Doruk, Çam ağacı (Ordu, Giresun, Trabzon). Dorok (Şebinkarahisar) ve toruk (Torul) formları da kaydedilmiştir. Anadolu’da doru “çam, ardıç ve katran gibi ağaçların dört yaş arasındaki aldıkları ad”  (Konya) ve toruk (Seyhan, Of, Kayseri, İçel, İzmir) formlarında kaydedilmiştir. Ayrıca Trabzon Şalpazarı’nda ‘ladin ağacı’, Akçaabat’ta ‘tütünlük’ ve genel olarak bölgede ‘bir ağacın veya dağın en üst noktası’ anlamlarına kullanılmaktaydı. Antik Yunanca doru (δόρυ) “ağaç; genç ağaç gövdesi; mızrak” kelimesinden ödünçlenmiştir. Hint – Avrupa dillerinde ortak deru kö-künden (İngilizce tree; Kelteçe dervo, deruc; Almanca ter, trauen; Baltık dillerinde dera; Hintçe daru; Ermenice tram; Slav dillerinde дерево) ve İran dilelrinde (Yagnobian dork; Kürtçe deraḫt; Farsça deräḫt; Yazgulam dêruḫt; Pamirian diraḫt; Talishian do) ortak kök bulunmaktadır. Türk dillerindeki derek/direk (Türkmence derek; Anadolu Türkçesi, Azerice direk; Karaçayca, Kumıkca tereq; Tatarca tirêk; Kazakca, Kırgızca, Tuvanca terek; Özbekce, Uygurca terak; Hakazca tirek; Yakutca tireḫ) kelimesinin Hint- Avrupa dil gurubundaki doruk kelimesiyle ses ve anlam benzerliği dikkat çekicidir.

Ehil ağaç Aşılanmış meyva ağacı (Trabzon)

Fidan Bitkilerin özellikle ağaçların yeni yetişeni (Trabzon),  fidil “sebze fidanı” (Şalpazarı). Yunanca fito (Φυτό) “bitki; filiz”, fide (Φιδές) “erişkin filiz”; Karadeniz Rumcası fitanin (φιτάνιν), fitan (Santa, Trabzon, Gü-müşhane), fidan (Gümüşhane)

Futek Yarı yarıya çürümüş ağaç (Tonya)

Gasmuk Çam ağaçlarının kabukla gövde arasında bulunan tatlı ince zarı olup ilkbaharda soyularak yenilirdi (Giresun Yağlıdere, Kelkit); kasmuk (Gümüşhane, Amasya, Şebinkarahisar, Sivas). Anadolu’da soymuk ve iliç (Sivas Zara) adlarıyal da bilinmekteydi.

Gazelluk, Sonbaharda ağaçların yapraklarını dökmesiyle oluşan yaprak yığını (Trabzon: ‘Dere akayi dere/ Guri gazelluklere/ Yazuklar olsun pulim/ Havu güzelluklere’

Gevük Kurumuş ağaç dalı, parçası (Giresun Eynesil) ayrıca ‘yaprağı olmayan mısır gövdesi’  (Ordu), gevik  (Giresun) formu ve  ‘mısır sapı’ (Ordu) anlamları da bildirilmiştir.

Gofrak İçi çürümüş ağaç (Trabzon) anlamına gelen kelime bölgede ayrıca mecazen ‘yaşlı adam’, ‘işe yaramaz eşya’ anlamında da kullanılmaktadır. Gofraklamak ise yaşlanmak anlamındadır.

Gomzit Küçük ağaç kütüğü (Torul) anlamındaki kelime kömsuk “meyve çöpü” kelimesiyle ilişkili olmalıdır.

Govoksilo İçi boş ağaç, çürümüş odun (Trabzon)

Hundoz Budak; ağaç gövdesindeki dal çıkıntısı (Trabzon)

İsteriç veya istriç Akgürgen ağacı. Betulaceae ailesinden, Avrupa, Asya ve Amerika’da yerli 8-10 türüne rastlanılan testere dişli yapraklarıyla kolayca tanınan bir ağaç türü (Trabzon). Geç dönem Yunanca ostriçi (οστρίτσι το) “Ostrya Carpinifolia” kelimesiyle ilişkili olmalıdır (Latince Ostrya Carpinifolia; İngilizce European hop hornbeam; Charme houblon)

Karkalak Irmak sularının, beraberinde sürüklediği ağaç dallarının denize döküldükleri yer civarında, dalgaların gücüyle kıyıya vurmasıyla, sahilde biriken çer çöp çalı, çırpı, dal parçalarının adı (Trabzon, Ordu, Tirebolu, Sinop), karkalaçi (Rize), gargalak (Ordu), Karadeniz Rumcasında karkalak (καρκαλάκ), Lazca karkalaki bilinmekte olup, Yunanca karkaros (κάρκαρος) ‘sert’ kelimesiyle ilişkili olabilir. Dalgalar sel sonrasında sürüklenen ağaç dal ve kütüğü gibi maddeleri kıyıya atar. Bu yüzden fırtına dindikten ve deniz sakinleştikten sonra kıyılarda çalı, çırpı, odun parçalarından oluşan uzun şeritler meydana gelirdi. Belirlenebilecek kereste ve kütükler sahipleri tarafından toplanırdı. Ötekiler sahipsiz mal sayılır ve karkalaçi olarak adlandırılır. O günleri yaşayan Çayelili yazar S. Kazmaz, geleneğe göre herkesin evinin, tarlasının, çayırının önündeki karkalaçiyi toplayabildiğini, başkasının toprağının karşısına düşeni aladığını bildirmiştir. Ancak boş arazide birikenleri dileyen götürebilir. Onun için taşkını izliyen günlerde birçok kişilerin kıyışlarda dolaştığı, çalı, çırpı topladığı irili ufaklı odun parçalarını ellerinde sepetlere doldurarak evlerine götürdükleri görülür.

Kavlak İçi çürümüş ağaç (Trabzon, Torul). Bölgede ayrıca mecazen işe yaramaz, boş, faydasız insanlar için lakap olarak kullanılmaktaydı. Kavlak öküz artık sabana koşulamayan hayvanı nitelerdi (Trabzon, Torul, Kürtün, Ordu), ayrıca ‘kopmuş, gövdeden ayrılmış”’ anlamı da kaydedilmiştir (Tonya). Anadolu’da kavlak yaygın olarak kabuğu, dış tabakası, tüyü vs. soyulmuş herhangi bir şey yerine kullanılmaktadır: Kavlak fıstık ‘kırmızı kabuğundan ayrılmış Antep fıstığı’ (Gaziantep) gibi.

Kızılağaç Dere kenarları gibi sulak alanlarda 0-200 m arasında yetişen bir ağaç türü olup, bölgede kizilağaç, gızılağaç, pürçek (Giresun), asmalık (Rize) ve Lazca thomu adlarıyla bilinmekteydi. Rize civarında, arazinin eğimi ve aşırı yağmurdan dolayı verimliliği kaybolan mısır tarlalarını güçlendirmek için, geçmişte tarlalara da kızılağaç ekilirdi. Mısır tarlasına tarlayı kuvvetlendiren fasülye ekilse bile en geç 5-8 yıl sonra yağmur ve toprak kayması nedeniyle mahsül vermez bir hal almaktaydı. Bunu önlemek için köylü, tarlasına kızılağaç ekerek 15-20 yıl yani orman büyüyene kadar bekler ve ağaçlar 20-25 cm kutrunda olduklarında ormanı keser ve yerine 5-6 sene mısır ekerdi. Tarlasız ve ormansız kalmamak için bu işi düzene koymak ve arazisini 3-4 parçaya ayırmak zorundaydı. Kızılağaçtan sandıklık kereste yapılarak kullanılabileceği gibi kutru 25 cm in üzerin-deki ağaçlar geçmişte kibrit fabrikaları tarafından satın alınmaktaydı. Kızılağaç yaprakları hayvanlar tarafından yenilmemesine rağmen, gübreye karıştırılarak (ahbun veya hamsi leşi) tarlaya verilmekteydi. Kızılağaç Türkçe bir kelime olup 13. yüzyıl öncesi Türk dillerinde kızıl ve ağaç kelimeleri bulunmaktaydı. kızilağaç boyasi Küçük ayında (13 Şubat – 13 Mart) toplanan kızılağaç kabuklarının suda kaynatılmasıyla elde edilen kırmızı renkli boyanın adıydı (Akçaabat)

Kolokoris etmek Ağaç kütüğünü yontarak köşeli hale getirme işi (Rize)

Kömeç Kuru ağaç parçası (Giresun Yağlıdere) anlamına gelmekte olup, Anadolu’da kömeç ‘büyümeyen çocuk’ (Kayseri). 13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda kömeç “külde pişmiş ekmek” anlamında kayıtlıdır.

Lek. Akağaç (Şavşat) Latince Acer Platanoides. Bkz. palatana

Masar Kuru ağaç; kuru kestane ağacı (Trabzon)

Meşe ‘Orman; köyü çevreleyen ormanlık alan’ (Trabzon) ve bir ağaç türünün

Sonbaharda meşe ağacının sararan yaprakları

(Latince Quercuss Pontica) adıdır. Türkçe sözlükte meşe ‘kayıngillerden, kışın yapraklarını dökmeyen bir ağaç türü’ olarak geçmekle birlikte Farsça bişe “orman, meşelik, sazlık” ve Azerice meşe “orman” anlamları kaydedilmiştir. Meşeci geleneksel arıcılık yöntemi olan, ağaç tepelerine karakovan yerleştirerek bal üretimi yapan kişilere vrilen isimdir (Rize),

Pisar Çam ağaçlarının gövdesinden çıkan siyah renkli reçine (Rize) Trabzon Rumcası pisari (Çaykara). Anadolu’da pis ‘erik ve zerdali ağacından çıkan zamk’  (Malatya), pisbal ‘zerdali ve erik ağacından çıkan zamk’ (Kayseri) formalrınd akaydedilmiştir.  Antik Yunanca pisa (πίσσα) “katran”, Geç dönem Yunanca (πισσάριον) Yunan dialektlerinde (πισσάρι) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Platana Çınar ağacı (Trabzon). Trabzon’un batısında ise kavlağan adıyla

Çınar ağacı

bilinmekteydi. Anadolu’da piladan (İçel), biladan (Konya, Antalya), beladan (Antalya), biladın (İçel), biladin (Konya), buladan (İçel), bulada (İçel) ‘çınar ağacı’ ağacı anlamında kaydedilmiştir. Antik Yunanca plάtanos (πλατανοσ η) ‘çınar’,  Orta Dönem Yunanca platani (πλατάνη) kelimesinden ödünçlenmiştir. Karadeniz Rumcası platana (πλατάνα [Ünye]), Ermenice platan, Hırvatça palatana formları kaydedilmiştir. Türkçe karşılığı çınar olup, 13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda çıngar (Hakazca), çınğar (Uygurca) formunda geçmektedir.

Portakal Turunçgillerden bir ağaç cinsinin ve meyvesinin adı olup (Latince Citrus

Portakal ağacında Şubat ayında olgunlaşan portakallar, Sürmene

sinensis) özellikle Rize ve civarında ekilmekteydi. Karadeniz Rumcası portokalin (πορτοκάλιν [Giresun, Tirebolu, Ünye]), portokali (Samsun, İnebolu, Ünye, Sinop), portokal (of, Sürmene, Trabzon), portakal (Santa) formlarında kaydedilmiştir. 16. yüzyılda Portekizli tüccarlarca Uzak Doğudan Avrupa’ya getirilen meyva, İstambul’a ancak 1790’larda ulaşmış olup adı İtalyanca Portogallo “Portekiz” kelimesinden ödünçlenmiştir. Türkçe ilk kayıt portakal “Portekiz turuncu” anlamıyla 1803 yılı öncesinde Ahmed Cavit, Kenz-ül İştiha Tercümesinde yer almaktadır.

Soç, Ladin ağacı (Şavşat). Hemşin’de soç’i, soji formalrında kaydedilmiştir. Ermenice soči ve šoči “çam ağacı” anlamına gelmekte olup Gürcüce’den ödünçlendiği sanılmaktadır. Yine Hemşin’de soçuşlamak ‘ağaç yontmak; bir dal parçasının ucunu sivriltmek’ anlamlarında kullanılmaktaydı.

Şimşir Şimşirgillerden, yaprakları her mevsim yeşil kalan bir ağaç cinsi olup, Farsça şimşād (شمشاد) veya şimşār (شمشار) kelimeelrinden ödünçlenmiştir. Türkçe kayıtlarda çimşīr ağacı formunda geçmektedir (Esad Efendi, Lehcet-ül Lugat, 1732)

Toros Kesilen ağaç kütüklerini sürüklemek için, ağaç gövdesinde açılan delik (Şavşat). Erzurumda torus, Anadolu’da toros ‘kaba’ (Samsun), toroş, ‘arkadaş’ (Sinop), ‘arabayı çeken hayvanlara yardımcı olarak koşulan hayvan’ (Sinop, Kastamonu) formlarında kaydedilmiştir.

Uri Söğüt (Rize). Ermenice uṙ  ‘söğüt’ (Latince Salix Spp.). Ermenice dialektlerinde uṙi ‘bir elma çeşidi’ (Van, Erzincan)

Urut Yapraklarını kışın döken ve nesli çok az bulunan gri yapraklı güzel bir ağaç türüdür. Tıpkı ceviz ağacında olduğu gibi yapraktan önce çıkardığı iki üç cm boyundaki gri-yeşile yakın renkte tırtıla benzer bir çiçek açmaktadır (Ardanuç). Bkz. Uri ile ilişkili olmalıdır.

Zavil Dere kenarları gibi sulak yerlerde yetişen, bodur bir ağaç ve mayhoş tadı olan kırmızı renkli meyvesinin adı (Akçaabat),

Zeytin, Akdeniz ülkelerinde yetişen, Oleaceae ailesinden 10-20 m boyunda bir ağaç

Zeytin ağacında olgunlaşan zeytinler

ve meyvesinin adıdır (Latince Olea Euro-pea): Bağçesinun dibinde/ Sıra sıra zeytunluk (Trabzon). Doğu Karadeniz Bölgesi’nde sadece Akçaabat ve Yusufeli ilçesinde zeytincilik yapılmaktadır. Akçaabat ilçesindeki zeytin ağaçları sekiz dokuz metreye kadar uzadıklarından, Ege Bölgesi’nden farklı olarak elle değil, sırıkla ağacın dallarına vurmak suretiyle zeytin toplanmakta, bu suretle ağacın taze dallarına zarar verilmekte ve ertesi yıl verim düşmekteydi. Hicri 1302 yılı itibarıyla Akçaabat ilçesinde 120.000 zeytin ağacı bulunmakta ve bunlardan yıllık asgari 2.000 ton ürün alınmaktaydı. Akçaabat zeytinleri tane ve sıkıldıktan sonra zeytinyağı olarak Trabzon ve diğer ilçelere satılmaktaydı. 1. Dünya Savaşı sırasında zeytin ağaçlarının büyük bölümü Ruslar tarafından kesilmiş, bir kısmı mübadeleden sonra giden Rumların arazisinde kaldıkları için tahrip olmuştur. 1940’lı yıllarda 38.320 ye düşen ağaç sayısı (özellikle Mersin, Cavana, İsbendam, Haldandoz, Akçakale, Çahori, Şula, Ahanda, Macera, Dürbinar, Orta ve Nefsi Pulathane, Osmanbaba köylerinde) günümüzde yok denecek kadar azalmıştır. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde, Trabzonda bir tanesi ham iken yenilen yedi çeşit zeytin yetiştirildiğinden bahsetmiştir. Zeytincilik Trabzon’da sadece Akçaabat’a özgü de değildir. Sürmene’nin köylerinden birisinin yeni adı Zeytinli (Halanik) olmasına rağmen bu köyde bugün zeytincilik yapılmamakta, bununla birlikte çevrede yabani zeytin ağacına rastlanması geçmişte yapıldığını düşündürmektedir. Osmanlı kayıtlarında, vergilendirilmediği için aileye yetecek miktarda üretimi kayda geçirilmemekte buna karşın Doğu Karadeniz köylerinde pek çok tarım ürünü aileye yetecek miktarda ekildiğinden, geçmişte zeytin üretiminin ne derece yaygın olduğu konusunda net kanıtlar bulunmamaktadır. Mehmet Bilgin, bugün zeytincilik yapılmayan Araklı ve Semayer Köylerinde zeytinden öşür alındığını belirtmiştir. Artvin ilinde Çoruh nehri havzasında üretilen zeytin çeşitleri ise şunlardır: Gorvola, Putko, Tiflis, Otur. Osmanlı döneminde, Artvin’de ev ihtiyacını karşılayacak miktarın üzerindeki üretilen zeytinyağı, Batum’a satılmakta ama ilkel koşullarda üretildiğinden tadında bir miktar acılık bulunmaktaydı. Arapça zayt (زيت) ‘zeytin’ sözcüğünün çoğulu ‘zeytin taneleri’ anlamındaki zaytūn (زيتون)  sözcüğünden ödünçlenmiştir. Arapça’ya ise eşköklü olduğu sanılan Aramice zeytā ve İbranice zayt kelimelerinden girmiştir. Türkçe ise zeytun ve zeytin formunda Codex Cumanicus’ta (1300) kayıtlıdır.

Kaynakça

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul. s. 273

CLAUSON, G. (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Oxford. s. 683, 722

ÇELİK A. (1999), Trabzon-Şalpazarı Çepni Kültürü. T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları. Trabzon. s. 555

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden. s. 136

DEMİR, N. (2001), Ordu İli ve Yöresi Ağızları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. s. 342

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 133, 157

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 194, 217, 215, 232

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon. s. 64, 68

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 133

LERMİOĞLU, M. (1949), Akçaabat-Akçaabat Tarihi. Kardeşler Basımevi. İstanbul. S. 24, 25, 57

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. I: 293, II: 218, II: 458

REINHARD U & R. (1968), Auf Der Fiedel mein… Volkslieder von der Osttürkischen Schwarzmeerküste. Museum für Völkerkunde. Berlin. S. 134

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara. s. 1818

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 110, 266, 329, 341, 378, 595, 765, 851, 1246, 1344, 1346

TÜRKYILMAZ, H.İ. (1995), Dünden Yarına Tüm Yönleriyle Eynesil. Eynesilliler Kültür ve yardımlaşma derneği. s. 181

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen. s. 43, 97

URAZ, M. (1933), Halk Edebiyatı Şiir ve Dil örnekleri. Suhulet Kütüphanesi. İstanbul. s. 487

ÜNSAL, O. (1999), Artvin ve Çevresinde yaylacılık ve Pancarcı şenlikleri. Nart Yayınları. İstanbul. s. 68, 74

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 260, 276

Yiyeceklerimizin Doğal ve Kültürel Çevresi Işığında Rize Mutfağı (1996), Rize Halk Eğitim Merkez Müdürlüğü Yayınları (4) Rize. s. 32

Yurt Ansiklopedisi (1982-1983), Anadolu Yayıncılık. 10+1 cilt. İstanbul. s. 6325

ZEKİ, M. (1999), Artvin İli Hakkında Genel Bilgiler. Şavşat Kültür Turizm ve Danışma Derneği Yayınları. İstanbul. s. 35

Takip, tavsiye ya da beğeni için