Çapula, Osmanlı döneminde giyilen, hasıllı deriden yapılan, burnu sivri ve kalkık erkek ayakkabısına verilen isim olup Trabzon ve Rize’de çapula, Ordu ve Giresun’da çapıla, çabıla, çabla ve ya çapula, Erzurum’da çapola, Lazca çabla ve çapula olarak bilinirdi. Osmanlı döneminde Karadeniz köylerinde ayakkabı olarak çapula ve çarık giyilmekteydi. Çarık ‘ayakkabı’ anlamıyla 13. yüzyıl öncesi Türkçe kayıtlarda mevcuttur: Türmence çarık, Harzemşahca çaruk, Hakani ceçaruk, Çağatayca çaruk, Kıpçakça çaruk, Macarca saru.

Günlük hayatta çarık, ancak düğün give bayramlarda çapula giyilirdi. Kasabadların çoğunda kunduracı olmadığı gibi çapula da genellikle dışardan getirilirdi. Çapulaların üstü bağlı olanlarında sağ, sol ayrımı yoktu, ikisi de iki ayağa giyilebilirdi. Siyah renkli olan çapulalar büyüklüğüne göre Çapulalar büyüklüklerine göre, patik, filet, garson, merdane olarak adlandırılırdı. Kadın çapulaları dikişli olur kova ve kapalı adlı iki modelde hazırlanırdı. Ordu’nun Ünye kasabasındaki Rum ve Ermeni ustalar zamanında çapulacılıkta ünlü olup onarlın hazırladığı çapulalar Amasya, Tokat, Fatsa ve Samsun’a gönderilmekteydi.

Çapulacılar arastası Osmanlı döneminde, Ordu ili, merkez ilçe, Orta Cadde ve Suluhan Geçidi’nin çevresinde ayakkabı dükkanlarının yoğunlaştığı bölgenin adıydı. Çarşamba günleri sokağa tezgahlar kurularak çarık satışı yapıldığından aynı zaman–da Çarıkçılar sokağı olarak da bilinmekteydi.

Çarık nedir?

Çarık, Osmanlı döneminde hatta 1950’li yıllarda kara lastik dönemine kadar giyilen, işlenmemiş at, sığır, eşek derisinden yapılan ve iple ayağa bağlanan basit ayakkabı. Manda derilerinden kösele; inek derisinden vidala; koyun derisinden meşin, sahtiyan; keçi derisinden de gılase imal edilip, bu derilerden çarık imal edilirdi. Trabzon ve Rize’de çaruk, Tonya’da çarug, Bayburt’ta çaruğ olarak bilinirdi. Köylerde çarığın pazardan satın alınmasındansa ahırdaki hayvanlardan birinin kesilmesi veya hastalıktan ölmesi beklenirdi. Çarık için ayrılan temizlenmiş deriler bir gün önceden ıslanır, ıslanan deriler ayak ölçüsüne göre kesilir, kendir ipliğiyle dikilirdi.

Çarık çeşitleri

Karadeniz bölgesinde üç tip çarık giyilmekteydi:

  1. Kongoş (muşi) çarığı: hayvanın diz kapağı ile tırnakları arasındaki kısıma kongoş (Rize’de bazı yerlerde muşi) denildiğinden bu deriden yapılan çarığa kongoş çarığı denilirdi. Bu bölgeden çıkarılan deride diz kapağının, topuk kemiklerinin ve tırnakların meydana getirdiği delikler olduğundan ucuza satılırdı. Bu deriden yapılan çarığı daha çok çocuklar giyerlerdi. Kongoş çarığı delikli olduğundan, açıkta kalan kısımlar şokali ile kapatılırdı.
  2. Çarık: hayvanın derisinin diğer kısımlarından yapılan çarıktır.
  3. Hasıllı çarık: işlenmiş deriden yapılan çarık olup, ip yerine tokayla ayağa geçirilmekteydir.

Trabzon Şalpazarında kadınlar çarık bağlarını ayak bileklerine özel bir şekilde dolamaktaydı. Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet  ilk yıllarında yöredeki fakirliğin boyutlarını, Zihnioğlu’nun anılarında geçen basit çarıklara verilen değerle ilgili bir olaydan anlıyabiliriz:

‘Çay teşkilatının ilk kuruluş yıllarıydı. Merkez Fidanlığı’ndaki evimden her sabah Rize merkezindeki ofise yürüyerek iner ve akşamları da yine yürüyerek dönerdim. Kasabada Pazar kurulduğu bir gün, sabahleyin evden inerken, köylerden pazara geldikleri anlaşılan 8-10 kadının kırmızı-sarı peştemallara sarılı olarak Rize çarşısına doğru yürüdüklerini gördüm. Çarşıya gelmeden önce yolun solundaki köşede, Tatoğlu Çeşmesi diye anılan çeşmenin başında durdular ve ayaklarını bu çeşmede yıkamaya başladılar. Köylerinden yalınayak gelmişlerdi, ardından sepetlerinden çıkardıkları beyaz renkli çoraplarını giydiler, bunun üzerine de çarıklarını geçirdiler… O dönemde köylerde, ayağına pabuç bulabilen mutlu azınlık az bulunur, bu kişilere gıpta ile bakılırdı’

Yöre kültürünün önemli bir öğesi olan çarık pek çok deyim de kullanılmıştır: Ağzının tadı olmamak anlamında ağzi çaruk cibi olmak, kendini olduğundan üstün göstermek anlamında çalım çok çarık yok, yüzsüz, utanmaz anlamında çaruk suratli ve başkalarına kötülük düşünenlerin iki yakasının bir araya gelmemesi anlamında şeytanın çarığı delik olmak bunların başlıcalarıdır.

Maçka ilçesinde bir ayakkabıcı mağazasının önünce sahiplerini bekleyen kara lastikler

Diğer Ayakkabılar ve ayakkabıcılık terimleri

Ahkı yapmak Kızılağaç kabuğuyla çarık boyamak (Vakfıkebir), Anadolu’da ahkulamak adıyla bilinmekteydi.

Demokrat Kara lastik ayakkabı; özellikle tarlada çalışılırken içine kalın yün çorapla giyilir. 1950’li yıllarda Demokrat Parti iktidarı zamanında üretilip çarığın yerini aldığı için bu ad verilmiştir (Trabzon, Rize)

Ecene, Ayakkabı yapılan hayvan derilerini delmek için kullanılan doksan derece eğimli demir alet (Ordu). Anadolu’da ecene “marangozların kullandıkları keski veya demir kalem” (Sivas, Çorum), “Taşçıların kullandıkları demir kalem” (Ankara) anlamlarına gelmekteydi.

Gegek Çarık dikerken kullanılan ucu çengelli bir türlü aygıt (Ordu). Anadolu’da gegek “Duvara çakılmış ağaç veya demir çengel” (Zonguldak) olarak tespit edilmiştir.

Kabara veya gabara, kösele ayakkabı altına çakılan tepeli çivinin Karadeniz bölgesindeki adı olup Erzurum’da da aynı anlamda tespit edilmiştir.

Kaluk, eskidiği halde atılmayan, arkasına basılarak terlik gibi kullanılan ayakkabı adı kaluk (Trabzon, Bayburt), keltenek (Samsun bafra) ve kalik (Torul) kelik (Malatya, Trabzon, Giresun, Niğde, Çorum, Tokat, Isparta, Manisa, Konya, Sivas, Afyon, Ağrı, Denizli) formlarında kaydedilmiştir. Ayrıca evde kalmış, kocaya gidememiş yaşı geçkin kız anlamında bölgede (Trabzon, Samsun, Giresun, Ordu Gümüşhane) ve Anadolu’da (İzmir, Sinop, Tokat, Merzifon, Malatya) tespit edilmiştir. Türkçe kal(mak) anlam genişlemesine uğramıştır. ‘ Çekil garşımdan gözüme görünme, ḳaluk sen de!..’ (Gümüşhane).

Kütük Çapula tezgahı (Trabzon)

Limla etmek Çorap giymeden, çıplak ayağa ayakkabı giymek (Tonya)

Mutla Sığır bacak derisinden yapılan ve tarla bellerken giyilen çarık türü (Akçaabat)

Pasalak, çarık için dikilen derinin orta parçasının adıdır (Ordu)

Postal, ökçesiz, kaba ayakkabı anlamına gelen kelime aynı zamanda bölgede ‘düşkün, acuze kadın’ anlamında kullanılmaktaydı (Trabzon, Gümüşhane): ‘Vıy!… seni posdal seni!…’ (Gümüşhane). Türkçe sözlükte postal formunda ilk anlamıyla kayıtlı olan kelime Frasça postgâl kelimesinden ödünçlenmiştir.

Takunya, Üstten bağlı tahta ayakkabı (Ordu, Giresun,  Trabzon, Rize) olup, Yunanca takuni (τακουνι) kelimesinden ödünçlenmiştir.

Yemeni, Üst kısmı siyah hasıllı deriden, altı kösele olan bir ayakkabı tipidir: ‘Ayağunda yemeni/ Gezersun çümenleri/ Gıyamazdum bakmağa/ Ellere verdum seni’, ‘Ayağunda yemeni/ Ne yenidur ne yeni”’ (Trabzon)

Kaynakça

ATILCAN, İ. C. (1977), Erzurum Ağzı, Halk Deyimleri ve Folklor Sözlüğü. İstanbul. s. 67

Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler I- II (2004), Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara. s. 272

BRENDEMOEN B. (2002), The Turkish Dialects of Trabzon. 2 cilt. University of Oslo. Oslo 72/7

CLAUSON, G. (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish. Oxford. s. 428

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 109, 139

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 187, 221

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 62

ÖZCAN. S (1990), Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı. s. 515, 535

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara. s. 1820

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 504, 603, 818, 871

ZİHNİOĞLU, A. (1998), Bir Yeşilin Peşinde. Tübitak. Ankara. s. 23

Takip, tavsiye ya da beğeni için