Çalık veya çaluk ‘İçi boş fındık’ (Ordu).

Çardak Yaylada geceleyin tulum eşliğinde horon edilen ev. Özel bir yapı olmayıp eğlenceye ev sahipliği yapan yayla evi bu isimle adlandırılır (Artvin, Rize). Farsça çārṭāḳ (چار طاق)  “‘dört kemer’ kelimesinden ödünçlenmiştir. Türkçe en eski kayıt çārṭāk 1330’a aittir:  ‘kiler ü çarṭaḳ u anbārlar dolar’ (Aşık Paşa, Garib-name)

Çavlaka veya Çalvaka Kendiliğinden sulak kalabilen arazi (Rize)

Kelif, tarlaları gözetlemek, vahşi hayvanlardan (domuz gibi) koruyabilmek için, yüksekçe bir mevkide, gerektiğinde geceleri nöbet tutulan, 1,5 m yükseklik ve yaklaşık 2 m genişliğe sahip, dört direk üzerine kurulmuş, üstü kapalı, yan duvarları açık, merdivenle çıkılan ahşap yapının adı olup, kelif (Ordu, Trabzon, Gümüşhane), kalif (Çamlıhemşin), kaliv (İkizdere),  galif (Ardanuç, Bayburt ), gelif (Şalpazarı), çelif (Arsin, Rize)  ve Lazca kalivi olarak bilinmektedir. Basit yapılı tamamı ahşap yayla kulübeleri de bölgede aynı adla anılmakta olup, Anadolu’da kelif, galif ve kelik (Çorum) formlarında aynı anlamda kullanıldığı (Isparta, Antalya, Piraziz, Konya, Malatya) kaydedilmiştir. Bölgede kelimenin aynı zamanda ‘evin bahçesinde inşa edilen ahşap tuvalet’ (Arsin) ve ‘çocukların oynaması için tahtadan yapılan oyuncak ev’ (Sürmene, İkizdere, Akçaabat) anlamında kullanımı da kaydedilmiştir. Anadolu’da benzer yapıalr için alevçik “basit barınak” (Sivas Gemerek), partal “dört direk üzrine inşa edilen yapı” (Alanya), huğ “saz kulübe” (Çorum, Elazığ, Seyhan, Urfa), hukul (Erzincan, Kelkit) ve hokul (Erzurum) kelimelerinin varlığı kaydedilmiştir. Antik Yunanca ‘küçük kulübe’ anlamına gelen kalivi (καλύβη η) ve kaliva (καλύβα) kelimesiyle ilişkilidir. Karadeniz bölgesinde kelifte sabaha kadar mısır tarlasının başında silahla nöbet tutarak, domuzları kaçırtmaya çalışan kişi kelifçi adıyla bilinmekteydi. Sabaha kadar uyumayan kelifçi teneke çalarak yüksek sesle bağırarak, yabani hayvanları bahçeye sokmamaya çalışırdı. Günümüzde artık mısır bitkisi yok denecek akdar az ekildiği için kelifler de nöbet bekleyen de kalmamıştır.

Merek, ev bahçesinde ayrı bir yapı olarak kullanılan ahşap samanlık anlamına glmekte olup (Ordu, Giresun, Trabzon, Bay-burt, Rize, Torul),   Anadolu’da da aynı adla (Kars, Artvin, Diyarbakır, Şebinkarahisar, Erzurum, Amasya, Van, Çorum, Bursa, Malatya, Tekirdağ) bilinmektedir. Samanlık anlamında, Azerice merek ve Ermenice marag formları kayıtlıdır. Trabzon’da ‘iştahlı, doymak bilmeyen insan’ anlamında merek boğazli deyimi kullanılmaktaydı. Ayrıca Artvin ili, Yusufeli ilçesine bağlı İşhan köyünde Merekler adlı bir mezra bulunmaktaydı..

Paska, yaylada biçilen otları kurutmak için inşa edilen derme çatma kulübe anlamına gelmekte olup, paska (Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Rize, Artvin), paşka (Yağlıdere), paçha (Çayeli), pasğa (Ardeşen), pasha (Yusufeli), baçka (Vakfıkebir),  baskalya (Maçka) formları kayıtlıdır. Paska, evlerden uzak yerlerde, otların muhafazası için tahtadan meydana getirilirdi. Ramazan gecelerinde köy kızları buralarda gizlice toplanarak türkü söyleyip, eğlenirlerdi. Paska Trabzon ve Rize’nin bazı bölgelerinde kelif ile bazılarında ise merek ile eşanlamlı kullanılmaktaydı. Ayrıca başka yörelerde çiten olarak anılan ‘fındık dalından örülmüş geniş gözenekli büyük yaprak sepeti’ve Sürmene civarında serander ile eşanlamlı olarak paska kelimesi kullanılmaktaydı.

Kom,  ‘yayla evi, derme çatma baraka’ (Sürmene), küm (Giresun) köm (Giresun,

Herek

Samsun) ve ağıl, hayvan barınağı’ (Artvin), Anadolu’da ‘ağıl’ anlamıdna gom (Erzurum, Bitlis, Konya), kam (Adapazarı), ‘bostan kulübesi’ anlamında kömele ve kömelti (Konya, Antalya), Azerice koma “ev, kulübe”, Ermenice gom “’ahır; koyun ağılı”’ anlamları kaydedilmiştir. Antik Yunanca komi (κώμη) “mezra; küçük köy” kelimesiyle ilişkilidir.

Köh, Yayla’da koyun ağıllarının hemen yanıbaşında çobanların gece hayvanları beklemesi için yapılmış derme çatma baraka adı olup, Ünsal çocukluk yıllarının Ardanuç’unu anlatırken köhlerden bahsetmiştir:

Halamda kaldığım yıllarda geceleri yayla evi çok küçük olduğu için hepimiz dışardaki Köh’ta yatardık. Köh, 10-12 metrekare bü-yüklükte yan ve arka tarafları kapalı, üstü örtülü ön cephesi tamamen açık olan, yayla evinin müştemilatı gibi bir yerdi. Ağılların yanındaki küçükköh”larda geceleri çobanlar yatar ağıllarda ki koyun sürülerini beklerlerdi. Halamgilin köh’ün diğer yayla ev-lerinden farklı özelliği onun tek başına müstakil, küçük bir oda büyüklüğünde olmasıydı. Köh’ün açık olan ön cephesinde bir ocak yeri vardıç Burada yanan ateşi rüzgârlara karşı koruması için üç tarafı taşlarla çevrilmişti’

Dalda veya daldalık, Güneş ve yağmurdan korunmak için sığınılan üstü kapalı yer: ‘Şemsiyemun altına/cGel daldama daldama’ (Tonya) .  Karadeniz bölgesi ve Anadolu’da yaygın olarak dalda (Diyarbakır, Erzurum, Urfa, Malatya, Trabzon, Bitlis, Gaziantep, Giresun, Erzincan, Artvin, Mersin) dulda (Şalpazarı, Yozgat, Ankara, Aydın), daldalanmak (Manisa, Elazığ, Bitlis, Erzu-rum), duldalanmak ‘bir şeyi siper almak, birinin himayesine girmek’ (Kayseri), dulga ‘gölge, kıuytu’  (Konya, Zonguldak, Çankırı, Kütahya, Eskişe-hir) formalrında kullanılmaktadır. Azerice dalda formunda rastlanılan kelimeyi Clauson, Türkçe tılda:ğ kelimesi ile ilişkilendirerek net olmayan bir anlam ifade ettiğini, 13. asır öncesinde Moğolca “sebep, neden” anlamındaki çıltağ- kelimesi yazara göre Türkçeye geçmiş, Budist Uygurlarda aynı anlamda kullanılırken, Kıpçakça ve Hakani gibi Türk dillerinde ‘bahane, mazaret’ anlamını verdiğini iddia etmiştir.

Huğ, Kamış veya ottan yapılan bağ, bahçe kulübesi (Ordu, Gümüşhane) anlamına gelen kelime ayrıca ‘ahırda hayvan yemi konulan yer, yemlik’ anlamında da kaydedilmiştir (Ordu). Anadolu’da hu (Konya, Seyhan, Isparta, Yusufeli), hullik “yayla ku-lübesi” (Erzincan), huv “bostan çardağı” (Tunceli, Kayseri), hübe (Bilecik), hüben (Konya), hügül (Gümüşhane, Erzincan), hügul (Gümüşhane), hogul (Erzincan), hokul (Erzincan), hug (Elazığ, Niğde), huğu (Maraş) ve hugul (Erzincan) formlarında kaydedilmiştir. Ermenice xuł, Ermeni lehçelerinde hiwł, xülak formalrında rastlanılan kelimenin Farsça ‘kulübe’ anlamında kux kelimesiyle ilişkili olduğu sanılmaktadır.

Maran. Yazın kullanılan, tek katlı, ahırsız dağ evinin adıdır. Bunlar evlerin uzağında yapılır, araziyi imar etmek, çimen ve odun gibi kışlık maddeleri koymak ve korumak için kullanılırdı. Daha çok tarlaları evlerinden uzak olanlar tarafından kurulan maranlarda, gerektiğinde yatılabilirdi (Trabzon, Rize):

‘Dağun başında maran/ Bolan e dere bolan/ Almadum sevduğumi/ Kör olsun sebep olan’

Ayrıca ‘yayla evinin ambar olarak kullanılan odası; günlük sağılan sütün kaymağının ayrılması için bekletildiği bölüm’ (Rize), ‘kağnı tekerleği’ (Şebinkarahisar, Gümüşhane, Erzincan, Ağrı, Kars, Samsun) ve ‘çay bardaklarını koymaya yarayan göz göz ayrılmış tahta sandık’ (Artvin, Amasya, Erzurum), ‘araba tekerleğinin demir kısmı’ (Artvin) ve ‘parmaklıksız, çembersiz kağnı tekerleği’ (Gümüşhane) maran olarak adlandırılmaktaydı. Karadeniz Rumcası maranin, maran (μαράν [Santa]),  Ermenice ‘kiler’ ve ‘kağnı tekerleğinin ahşap blokları’ anlamında maran, Gürcüce ve megrelce ‘şarap mahzeni’ anlamında marani kelimeleri kayıtlıdır.

Eşme Ağaçsız alanlarda, yaylalarda hayvanları sıcaktan korumak amacıyla yapılan gölgelik (Giresun, Trabzon)

Pandura ve pandora Tarlanın yüksekçe bölümüne inşa edilen, geceleri elde silah nöbet tutularak veya tenekelere vurulup gü-rültü yapılarak yabani hayvanların tarlaya girmesinin engellendiği kelif adlı yapının, tarlaya bakan, üstü açık bölümü (İkizdere).      Anadolu’da pandar ‘bostan bekçisi, korucu, bağ bekçisi’  (Bilecik, Bursa)

Kenaf veya kınaf Ev bahçesinde ahıra yakın bir mevkide hayvanların kışın yiyebileceği ot ve mısır saplarının saklandığı, ağaç kütüklerin uç kısımlarına boğaz açılarak inşa edilen derme çatma yapının adıdır. Ahıra yakın inşa edilmesinin sebebi kışın çok kar yağdığı dönemlerde bile yol açıp kenaftan hayvanlara yem getirmek kolay olmasıdır (Hemşin).

Örtme Trabzon’da merek olarak bilinen üstü kapalı üç tarafı açık, ot saklamak amaçlı inşa edilip kullanılan, ahşap kulübe (Torul)

Sayfan veya sayvan Fındığı, harmanı vs. hırsızlardan korumak için yapılan basit gözetleme barakası (Giresun Bozat, Tirebolu, Görele, Eynesil, Torul) olup, Farsça sāye-bān (سايه بان) “gölgelik, tente, şemsiye” sözcüğünden ödünçlenmiştir. Türkçe kayıtlarda ilk olarak Dede Korkut Kitabında (15. Yüzyıl) rastlanmıştır.

Şanaf Ahır yanına inşa edilen, üç tarafı kapalı bir kenarı açık, bir bölümüne hayvanların yiyeceği,  diğer bölümüne ise hayvanların altına serilecek otların saklandığı ahşap deponun adı olup, genellikle 4 x 10 m boyutlarında 1.5-4 m yüksekliğinde çatısı dik ve kızılağaç odunu kullanılarak inşa edilmekteydi.

Kaynakça

AHUNDOV, E. (1978), Azerbaycan Halk Yazını Örnekleri. Türk Dil kurumu Yayınları. Ankara. s.519

BALIKÇI, G. (1995), Rize-Pazar Akbucak, Ortayol ve Uğrak Köyleri’nin Etnik Yapıları. Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Halkbilim Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi. s. 10, 117

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul. s. 572

COŞKUN, O. (2002), İkizderemiz. s. 56

ÇELİK A. (1999), Trabzon-Şalpazarı Çepni Kültürü. T.C. Trabzon Valiliği İl Kültür Müdürlüğü Yayınları. Trabzon. s. 557, 561

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden. s. 37, 68, 106

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 227

GEMALMAZ, E. (1986), Azerî Türkçesi Lügati. Erzurum. s. 189

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 149

KADSHAİA, O. & FÄHRINCH, H. (2001), Mingrelisch-Deutsches Wörterbuch. Wiesbaden. s. 191

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon. s. 110

KAZMAZ, S. (1998), Rize-Çayeli Halk Kültürü Araştırmaları. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 121

KAZMAZ, S. (2001), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü II. Türk Halk Kül-türünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Ankara. s. 165

ÖZCAN. S (1990), Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı. s. 535, 543

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. II: 17

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul s. 554, 756, 872, 1040, 1131

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen. s. 51

ÜNSAL, O. (1999), Artvin ve Çevresinde yaylacılık ve Pancarcı şenlikleri. Nart Yayınları. İstanbul. s. 91

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 278

WHITE, J. W. & MORGAN, M. H. (1896), An illustrated Dictionary to Xeno-pon’s Anabasis. Ginn & Company. Boston. s. 128

Takip, tavsiye ya da beğeni için