Kendir veya kenevir (Cannabis), Cannabaceae ailesinden, ılıman ve Tropik bölgelerde yetişir ve kültürü yapılan tek yıllık bitki cinsidir. Doğu Karadeniz bölgesinde Antik Çağ’dan bu yana yapılan kendir tarımı yazık ki 20. yüzyılın son çeyreğinde terk edilmiştir. 1935 yılında bölgeyi gezen Gökgöl, hiç bir bölgede geniş ziraatinin yapılmadığını, 1-2 dönümlük tek bir kendir tarlası bile göremediklerini, hatta müstakil olarak ufak bir tarlayı bile işgal ettiğini görmediğini, genellikle mısır tarlasının bir kenarına bir kaç yüz metrelik yerlerin kenevire tahsis edildiğini belirtmiştir.

Karadeniz’de dokumacılığın tarihi

Osmanlı döneminde Rize ve Karadere taraflarından başta Irak olmak üzere, diğer yörelerden de Almanya, İtalya, İskenderiye ve başka ülkelere ihraç edilmekteydi. 1935 yılında Fatsa ilçesinden yılda İtalya’ya 100- 150 ton arasında kendir tohumu ve Alman-ya’ya 100 ton kadar da elyaf ihraç edildiğini görmekteyiz. Bu tarih itibariyle, diğer yörelerden yapılan ihraç önemsiz miktarlarda olup, daha çok ailelerin kendi ihtiyacı ve iç pazara yönelik üretimi gözlenmektedir. Kendir ziraatinin Cumhuriyet döneminde azalmasının en büyük nedeni, Osmanlı döneminde rızkını Rusya’da gurbetçilikle kazanan Karadenizlilerin bu gelir kaynağı kapanınca, temel besin kaynağı olan mısır üretimini kendir ekilen alanlar aleyhine arttırarak, karnını doyurabilme çabası olmalıdır. 1935 yılında sadece Fatsa’dan kendir tohumu ihraç edebildiğini, diğer yörelerde besin değeri çok yüksek olan bu maddenin hayvan yemi olarak kullanıldığını görmekteyiz.

Kendir, kenevir ziraati

Kendir, eski hesap denilen mahalli takvime göre Abril (Nisan) ayının yirmisinde mısır tarlalarının kenarlarına ekilmekte, tarla ilkbaharda sürülmekte; gübrelenmektedir. Ağustos veya en geç Eylül ayında önce erkek kendirlerin, 20-25 gün sonra ise dişi kendirlerin toplanması gerekirken, Trabzon’un pek çok yerinde erkek ve dişi kendirler birlikte toplanmakta ve karışık işlenmekteydi. Orakla kesilen kendirler çoğunlukla tarlada serilere kurutulurdu. Trabzon gibi Rize’ye oranla yağışı az olan bölgelerde kendirler, 40-50 cm çapında demetler haline getirilerek, hava şartları müsait olursa 10-15 gün güneşte kurutulurlar, ardından sulanarak göllendirilirlerdi. Ordu’nun Bolaman ilçesinde özellikle Sarmaşık, Tepecik, Karaköy ve Uzundere ılıcalarında bu iş için doğal sıcak sular kullanılmaktaydı. Daha sonra biraz kurutulan kendirlerin hemen elyafı çıkartı-lırdı. Bu iş genellikle imece şeklinde yapılır ve ağaç tokmaklar kullanılırdı. Soyulan ve taranan kendirler, uzunluklarına göre burma yapılır, bazı yerlerde küllü dere suyunda (Giresun) veya tuzlu deniz suyunda (Sürmene) parlatılır ve bu suretle kurutulurdu.

Feretiko tezgahında dokumacılık

Doğu Trabzon ve Rize’de, hemen her aile kendi ihtiyacını karşılayacak oranda kendir ekmekte, ihtiyaç fazlası kendir lifleri ve ustupiler Trabzon, Sürmene ve Rize gibi merkez pazarlarda satışa sunulmaktaydı. Kirman ve urgan, her türlü kendir lifinden yapılmakla birlikte, dokuma yapılacaksa beyaz renkli elyaflar seçilir, daha ince iplik yapılır, boyanır ve feretiko tezgâhlarında dokunurdu. Kısa elyaflarda çarık bağı, çuval ipi yapımında, kuvel adı verilen kendirden kalın ipler elde edilip halat yapımında kullanılırdı.  Orta Asya kökenli bir bitki olan kendir Uygurca 11. yüzyıldan önce kaydedilmiş İyi ve Kötü Prens öyküsünde ’emeri tınlığlar çıχrı eŋirer, yuŋ eŋirer, kéntir eŋirer’ (pek çok insan çıkrık eğirir, yün eğirir, kendir eğirir) kentir formunda geçmiştir. Türk dillerinde kendir (Çuvaşca kantăr; Türkmence, Özbekce, Uygurca kendır; Azerice, Anadolu Türkçesi, Karaçayca ve Kumıkca kendir; Tatarca kinder; Tuvanca xendir; Hakazca kindir) olarak bilinmekteydi. Afganistan’da Kandahar bölgesinin adı olan Sanskritçe gandhara kelimesinden Türkçe’ye girdiği iddia edilmiştir. Yunanca kanavis (Καναβις), Lazca kepri ve çepri adlarıyla bilinmektedir. (Latince Cannabis Sativa, Almanca Hanf; İngilizce Hemp; İspanyolca Marihuana; İtalyanca Canapa Comune)

Kendir ve Rize bezi terminolojisi

Kendir lifleri, ipek veya yünden bükülerek yapılan tele iplik denilir; kendir liflerinin bükülmesiyle elde edilen kalın ipliklere ip; ipten daha kalın bükülmüş kendir liflerine ise halat adı verilirdi. Hayvan bağlamak, yük bağlamak ve taşımak amacıyla kullanılırdı.

Kendir tutması Karadeniz Bölgesinde kendir tarımının yapıldığı zamanlarda,

kenevir tohumları

sonbahar aylarında kadınlar tarafından yaklaşık 2 metre boyundaki kendir lifleri ahşap bir bıçak yardımıyla kesilirken, kendir tohumlarındaki tozların solunması sonucu fenalaşmalarına verilen isimdi.

Feretiko, Trabzon ve Rize’de 1950’li yıllara kadar el tezgâhlarında sürdürülen

Kendir veya kenevir (cannabis)

geleneksel kendir dokumacılığının ve üretilen bezin adıdır. Bugün kendir ekilmediği için artık üretilemeyen feretiko yakın geçmişte Doğu Karadeniz’in nerdeyse her köyünde dokunmaktaydı. Kendir olgunlaşınca cinsine göre kendir, kuvel ve hoteci olarak üçe ayrılır; toplanıp bağ yapıldıktan sonra kurutulur; suya sokularak yumuşatıldıktan sonra lifleri soyulur, toplanan lifler kopali adı verilen dibeklerde ezilir, kadınlar tarafından oluşturulan ve parakamisi adı verilen imece topluluğunda iplik haline getirilirdi. Yumuşatılan kendir bağları kofteyle eşit parçalara ayrıldıktan sonra kendir tarağı ile taranarak inceltilir, elde edilen üstüpiler, tekrar vurçi ile taranarak çuncikler elde edilirdi. Uskuli ve çunci adı verilen lifler rokaya sarılır ve rohatiyle dağılmaması için bağlanır ve rokopedi denilen aletin başına geçirilirdi. Kendir lifleri yığ ve akreci kullanılarak bükülerek iplik haline getirilirdi.  Yığ ve akrecideki iplikler kelepçeye sarılarak pitemi, pitemiler alemidiye sarılarak, çağranın yardımıyla kalemi ve masuraya sarılarak ifadi ve gosi iplikler hazırlanır, dokunacak bezin cinsine göre çözgüler hazırlanırdı. Çözgüler top haline getirildikten sonra andi adı verilen keten tezgâhında mitari ve tarak dişlerinden geçirilir, salmiye sarılır, pedal, makoci ve tarak yardımıyla dokuma yapılırdı.

Kendirden dokunan feretiko, deniz kıyısında taşlık alanlara serilir ve ağartılıncaya kadar üzerine, gügüm ve taslarla taşınan deniz suyu dökülerek güneşte kurumaya bırakılırdı. Deniz kıyısında ağartma işi-nin yapıldığı yere kasar, feretikoyu ağartmak için böyle bir yere vermeye kasara vermek adı verilirdi. Feretikodan peşkir adı verilen havlu, iç gömleği ve yatak çarşafı yapılmak-taydı. Osmanlı döneminde Trabzon/Rize bezi olarak bilinmekte ve sarayda dahi giyilmekteydi. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Ak-koyunlu ülkesine gönderilen Trabzon bezleri için kanun bile çıkartmıştı. Osmanlı sarayında gerek saray erkânı gerekse köleler için Trabzon’dan çok miktarda bez getirildiğini ve yeniçerilerin lağvedilinceye kadar Trabzon bezinden iç çamaşırı giydikleri bilinmektedir: Yeniçeri destanlarında bile bezin adına rastlanmaktadır:

Germâmede görsen eğer meleği/ Belli olur Hacıbektaş köçeği/ Nişanı var eteğinde paçada/ Trabzon bezi donu, gömleği”

Yakın zamalara kadar, MÖ 2000’li yıllardan kalma Ben-i Hasan mezarlarındaki tasvirlerden, en eski dokuma tezgâhlarının Eski Mısır’da üretildiği düşünülmekteyse de, Konya’nın 150 km güney doğusundaki Çatal Höyük’te M.Ö 6000 yılına ait oldukları kabul edilen Neolitik kumaşların bulunması, bu kumaşların dokunulmasında kullanılan tezgâhın da aynı dönemlerde hatta evveline kadar gidebileceğini, kısacası dokumacılığın ana vatanının şu anki bulgular ışığında Anadolu olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Feretiko, Karadeniz Rumcası foretiko (Φορετικό τό) formunda kayıtlıdır.

Kunci, kendir kabuğu soyulduktan sonra geriye kalan sap kısmının adı olup, beyaz renkte olan kunzi yakacak olarak kullanılırdı. Kunci veya kunzi (Trabzon, Rize), funci (Çayeli), gunzi (Trabzon), kunzu (Gümüşhane) formlarında kaydedilmiştir. Ayrıca Gümüşhane’de kunzu ‘yenen meyvenin çekirdekli kısmı, koçanı’, İkizdere’de  ‘lahana sapı’ anlamalrına gelmekteydi. Sürmene’de sie gunzi gunzi ‘parça parça’ anlamında kullanılmaktaydı: ‘gunzi gunzi gırıldım’. Kuncilan kaşınmak veya kutunilan kaşınmak deyimleri ise ‘fakirlik çekmek’ anlamına gelmekteydi. Ermenice ‘kendir sapı’ (Trabzon) ve Megrelce kunci ‘sap’ anlamalrıyla kayıtlıdır.  

Link veya ling, kendir dövmeye yarayan ve su ile dönen dolap (Ordu) anlamına gelmekte olup, Anadolu’da ling ‘dokuma tezgâhlarında tarağı tutan araç’ (Çanakkale), link ‘dokuma cenderesi’ (Çanakkale, Kütahya, Eskişehir), ‘kaldıraç’ (Muğla) ve nik (Erzincan, Sivas) formları kayıtlıdır. Azerice ling “manivela; kol”, Ermenice nig ‘kaldıraç’, Ermeni lehçelerinde ling ‘kaldıraç; havan’ anlamına gelmektedir.

Kendiriza, Kendire benzeyen bir bitki (Akçaabat)

Havaz, döğülmüş kendir kabuğu (Akçaabat)

İstarina, forotiko ören kişinin oturduğu yer (İkizdere)

Akreci Kendir liflerini iplik haline getiren ahşap alet olup yığ görevini görmekteydi (Güneysu)

Çıtıl Üzerinde kendir ipi bükülen çatal ağaç (Ordu)

Fatel Kendir tarağının ahşap dış çerçevesi; tarak kısmı kamıştan yapılmaktaydı (Rize)

Koloncaki Feretiko tezgâhını germek için kullanılan odun parçası (Rize, Trabzon).

Küzü Dokuma tezgâhında iplerin belli bir sırada nakış oluşturacak şekilde bağlandığı çubuk parçası (Trabzon Şalpazarı)

Şut Kenevir veya pamuk ipliğinden do-kunan ve çay fabrikalarında soldurma bezi olarak kullanılan dokuma türü (Rize).      Kenevirden dokunan şut bezi, su tutmadığı ve havsız olduğundan daha kullanışlı olmasına rağmen, kenevir artık üretilme-diğinden bugün pamuk ipliğinden dokunmaktadır.

Uskuli İplik yapmaya hazır hale gelmiş kendir lifi  (Trabzon, Rize)

Ustupi Kendir liflerinin taranmsıyla elde edilen artık lifler olup kayıkların kalafat edilmesinde kullanılırdı (Trabzon, Rize). Osmanlıca en eski kayıt üstüpi formunda 1524 yılına aittir. Arapça uštup (13. yüzyıl), Osmanlı gemici dili üstüpü, Türk gemici dili üstübü, Anadolu’da üstübü (Konya, Niğde) ve üstüpü (İstanbul) formlarında kayıtlıdır. Yunanca (Bizans) stupi (Στουππί) kelimesinden ödünçlenmiş olup, Antik Yunanca stupion (στουππίον) kelimesiyle de ilişkili olabilir.

Kofte Tokmaklanmış kendir liflerini ortalama 40 cm lik parçalara ayırmak için kullanılan, ahşap saplı, tırtıllı uçlu, keskin olmadığı için lifleri koparmaya yarayan bıçak adı (Trabzon, Rize, Artvin). Lazca koftera olarakk aydedilmiştir. Minkofte kaydesi Kadınlara özgü bir horon türüdür (Tonya). Kalyoncu’nun iddiasına göre kadın horonlarında görülen dizlerin iki yana sallanması ‘ketan dokunurken anasmadan mekik atmanın’ oyunlaştırılmasıdır. Çalgı aletinin müzikleştirdiği ‘minkofte kaydesi’ de kendirin kofte ile inceltilmesi sırasındaki ritmin kendisidir.

Eriş Keten dokuma tezgâhında boyuna (uzunlamasına) döşenmiş zemini teşkil eden asıl iplikler (Trabzon). Anadolu’da da yaygın olarak kullanılmaktadır.

Keski veya keskü Kendir kesmek için kullanılan bıçak (Trabzon); keskü (Vakfıkebir). Anadolu’da keski ‘bıçak, kama’ anlamıyla yaygın olarak kullanılmaktadır.

Makoci, magoş, makoç veya makoçi Dokuma tezgâhında, kendir ipliğinin sarılı olduğu masuranın konulduğu ahşap mekik (Trabzon, Rize).

Masura, masur ve masira Küçük bobin (Trabzon, Rize). Ğosi dokumak için kullanılan kendir ipliklerinin sarılı olduğu aletin adı olup, Kunciden yapılmaktaydı. Karadeniz Rumcası masύra (μασυρα [Ordu, Trabzon]), masuri (İnebolu), masur (Santa, Trabzon) oalrak bilinmekteydi Ordu’da aynı anlamda garga ‘Keten ipliği sarılan kalın kamış kalem, masıra’ kullanılmaktaydı.

Rokopodi, rokopat rokenin üzerindeki kendir ipliğini yığ yardımıyla iplik haline getirmek için kullanılan odundan yapılmış roka ve kamastara parçalarından meydana gelmiş aletin adı olup (Trabzon, Rize) ayrıca rohati (Güneysu); rokohat (Of), rikopor (İkizdere) ve rokuat (Tonya) formları kaydedilmiştir.

Salmi Ferotiko tezgâhında dokunan bezin sarıldığı ahşap silindir adıdır (Trabzon, Rize). Anadolu’da selmin (Denizli, Isparta, Ma-nisa, Çanakkale, Kastamonu, Çankırı, Amasya, Kayseri, Nevşehir, Niğde, Konya, Muğla, İçel, Edirne) selman ağacı, selmen, selmi, selmür, selvim ‘dokuma aygıtında bezlerin sarıldığı sopa’  anlamları kayıtlıdır. Ermenice salmin (Arapkir, İzmit, Karabağ, Çengiler), salman (Zeytun), salmon (Hemşin), salmi, slwen (Karabağ), srmin (Van) formlarında kaydedilmiştir.

Şal Koyunyününden keten tezgâhında dokunan, siyah veya gri renkte yün kumaş örtünün adıdır.. Karadenizli aileler tarafından kendi ihtiyaçlarına yetecek miktarda keten tezgâhlarında dokunurdu (Trabzon, Rize). Şal kumaşını yaşlı erkekler bellerine zipkanın üzerine sararlardı, yine bu kumaştan coha adı verilen ceket dikilirdi. Ceket ve pantolon yapılan ancak sert olduğu için yumuşatılması gereken şal kaynar suya sokulur, çıkarıldıktan sonra erkekler tarafından çiğnenerek yumuşatılır, dikilecek hale getirilirdi. Osmanlı döneminde Karadeniz bölgesinde yşlılar için şaldan mintan yapılırken çuha dışardan geltirildirdi. 1876 yılında Karadenizlilere Romanya yolu açılınca yani Trabzon’dan Rize’den Varna’ya gidilmeye başlanınca bir Sürmeneli, Rumeli’den şayak getirmiş, böylece şalın yerini şayak almıştır. Farsça şal kelimesinden Türkçe ve Karadeniz Rumcasına şalin (σάλιν [Giresun, Ünye]), şali (Ünye), şal (Ordu, Santa, Trabzon, Gümüşhane) ögeçmiştir.

Şal peştemali Siyah renkli, yün dokuma peştemal türü olup, Şalpazarında ucu püsküllü bağları bulunmaktaydı. Peştemalin veya kuşağın üzerine, uç kısımları püsküllü bel bağı adlı yün dokuma bağlanıp, püsküller bel üzerine gelecek şekilde düzeltilmekteydi (Şalpazarı, Akçaabat)

Peştemal Karadenizli kadınların arka kısımlarında düğümleyerek, bellerine bağladıkları boyuna çizgileri olan iki renkten oluşan ipek veya keten önlüğün adı olup, peştemal (Ordu, Giresun, Trabzon, Gümüşhane, Rize), peştomal (Rize), beştemal (Tonya), peştambal (Espiye) formları tespit edilmiştir. Peştemal kelimesi, Trabzon’da sadece bele bağlanan önlük anlamında kullanılırken, Rize’de bu önlük dolayluk olarak anılmakta, başa bağlanan keşana peştemal adı verilmektedir. Pamuklu peştemaller elbisenin kirlenme-mesi için önlük gibi kullanmasının yanısıra günlük kadın kıyafetinin vazgeçilmez bir parçası olup, kadınlar köy içinde iş görürken, fındık toplarken (peştemal bel hizasında torba gibi toplanarak) kullandıkları peştemalle çarşıya inmez daha yeni olan bir başkasıyla değiştirirlerdi. 19. yüzyılda andi adı verilen keten dokuma tezgâhlarında dokunan peştemaller, tezgâhın büyüklüğü yeterli olmadığından bez parçalarının birbirine dikilmesiyle birleştirilirdi. 1930’lu yılların sonlarına doğru daha büyük el tezgâhları piyasaya girip boyut soru-nunu gidermişse de 2. Dünya savaşı sonra-sında fabrikasyon üretime geçilmesi el tezgâhında gerçekleştirilen geleneksel üretimi baltalamıştır. Bele bağlanan peştemalin rengi ilçeden ilçeye değişmekteydi: Akçaabat, Tonya ve Giresun’da kırmızı beyaz, Sürmene’de kırmızı siyah, Of’ta sütlü kahve siyah, Rize’de kavuniçi siyah, İkizdere Cimil’de (dolayluk deniliyor) sarı siyah, siyah beyaz, Şalpazarında borda beyaz veya bordo siyah. Peştamalın düğümü yana gelecek şekilde atılmakta olup peştamal özel şekilde yukarı katlanır veya aşağıya doğru elbisenin (zibunun/fistanın) ön kısmını örtecek şekilde olduğu gibi bırakılır. Gündelik hayatta giyilen pamuklu, keten peştemaller dışında düğünlere gitmek için bordo beyaz renkli ipek peştemal takılırdı. İpek peştemali olmayan kadınlar ise hiç giyilmemiş ya da az giyilmiş temiz keten peştemal takardı.       Özellikle Rize merkez ve Of gibi nispeten mutaassıp yörelerde Osmanlı döneminde neredeyse tüm kadınlar kasaba içerisinde çarşaflı dolaşırken, kıyafet devriminin ardından çarşafın yerini peştemal almıştır.

Fota Bele bağlanan pamuktan dokunmuş çubuklu peştemalin diğer adı olup (Trabzon), foda (Maçka), futa (Güneysu) ve Lazca fota formlarında kaydedilmiştir. Karadeniz Rumcasına fota (φοτά [Giresun, Ordu, Trabzon, Gümüşhane]) formunda giren kelime Arapça ve Farsça fūṭa (فوطه)  ‘Hindistan kökenli çizgili ipek peştamal’ sözcüğünden ödünçlenmiştir.

Keşan, çeşan Kadınların başlarını bağladıkları kırmızı rengin ağırlıkta olduğu yöreye özgü desenli bez parçasının adıdır. Trabzon’da keşan ve peştemal kelimeleri birbirinden net olarak ayrılmışlardır: başa keşan örtülür, bele ise peştemal sarılır. Rize’de ise keşan ve peştemal kelimeleri her iki anlamı da vermekteydi. Rize merkezde bele sarılan peştemale dolaylık,      Giresun’da ise başa örtülene keşan peştemal, bele sarılana ise direkli peştemal adları verilmekteydi.

Şar veya şay Siyah renkli ipek yazmanın (şifon), başa örtülmesinin ardından arkadan öne doğru dolaştırılarak alın üzerinde zincir düğüm ile bağlanan renkli tülbentin adıdır. Şay baş üzerinde ikinci kez dolaştırıldıktan sonra topuz altında çift düğüm atılıp, bir uç öne, diğer uç arkaya sarkıtıldıktan sonra, serbest uçlara ağırlık bağlansın diye büyük boncuklar takılmaktaydı (Hemşin).

Şayak Yünden dokunmuş giysilik kalın kumaş (Trabzon). Türkçe şayak, Yunanca sayaki (σαγιακι), Karadeniz Rumcası şayakin (σαγιακιν [Giresun, Tirebolu]), şayak (Trabzon, Gümüşhane) formalrı kayıtlıdır.

Vurçi veya vurzi Kendir tarağından geçirilmiş kendir liflerini daha da inceltmek için kullanılan domuzun gerdan kılından yapımış kendir fırçasının adıdır. Anadolu’da fırçı ‘domuz kılı” (Konya ve fırça (Bolu, Gaziantep, Muğla) formlarında kayıtlıdır. Yunanca vúrtsa (βούρτσα), vurtsi βουρτσι (Kıbrıs, Karadeniz), Karadeniz Rumcasında vurça (βούρτζα [Trabzon]), furça (Φούρτζα [Giresun, Ordu, Ünye, Of, Trabzon]) ‘fırça’ sözcüğünden ödünçlenen kelime Türkçe kaynaklarda furça formuyla kayıtlıdır(Câmi-ül Fürs, 1501). Latince bruscia “sert ve dikenli çalılık, fırça” (Fransızca brosse, İngilizce brush, Almanca bürste) kelimeleriyle de ilişkilidir.

İfadi, ifade ve ifali Ferotiko bezi dokunurken enine kullanılan ve rosiye göre daha düşük kalitede olan kendir ipliğinin adıdır. Geç dönem Yunanca ifadion (ύφαδιον τό) ve Modern Yunanca ifadi (ύφαδι τό) “iplik, dokuma ipi”  kelimesinden ödünçlenmiş olup, Karadeniz Rumcasına ifadin (υφάδιν [Giresun, Tirebolu]), ifad (Ordu, Santa, Sürmene, Trabzon, Gümüşhane) ve fadi (İnebolu) formlarında girmiştir.

Kaynakça

ASAN, Ö. (1996). Pontos Kültürü. Belge Yayınları. İstanbul. s. 221

BRENDEMOEN B. (2002), The Turkish Dialects of Trabzon. 2 cilt. University of Oslo. Oslo 53/3

CAFEROĞLU, A. (1943), Anadolu Ağızlarından Toplamalar. İstanbul. s. 262

CAFEROĞLU, A. (1946; 2. Baskı 1994), Kuzey-Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. İstanbul. s. 156

Çayeli İlçe Yıllığı ’95 (1995), Ankara. s. 135

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden. s. 112, 190

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 97, 114

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul. s. 227, 228, 237, 246, 277

GEMALMAZ, E. (1986), Azerî Türkçesi Lügati. Erzurum. s. 184

GOLOĞLU, M. (2000), Trabzon Tarihi Fetihten Kurtuluşa kadar. Serander Yayınları. s. 49

GÖKGÖL M. (1937), Doğu Karadeniz Bölgesinde Bir Araştırma Gezisi. İstanbul. s. 68,72

GÖNÜL, M. (1977), “Türk El Dokumalarının ve Halılarının Etnografyadaki Yeri”. I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri Ankara. s. 143-144

Her Yönüyle Güneysu Rize (1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul. s. 167, 168, 170, 404, 409

KAHANE, H. & R, TIZETZE A. (1958), The Lingua Franca in the Levat, Turkish Nautical Terms of Italian and Greek. Urbana. s. 577, 578

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon. s. 114

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 98, 154, 176

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 49, 63-64, 270,

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. II: 21, 258, 262, 461, 462

THOMPSON, W.A. (1892), Handbook of Nautical Terms and Technical and Commercial Phraces in English, İtalian, French, and Turkish. Constantinople. s. 99

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara. s. 2079

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul. s. 1180, 1239

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara. s. 545, 594, 1853, 2766, 3003, 3079, 3577, 3578, 4108

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul. s. 295

ZÜBEYR, H. ve REFET, i. (1932), Anadilden Derlemeler. Ankara. s. 404

Takip, tavsiye ya da beğeni için