Niksa Kayık takozlarının altındaki delik (Giresun) anlamına gelmekte olup, Yunanca misia (μυσιά η)  ‘fare deliği’ kelimesinden ödünçlenmiştir.

Paçariz, engel, mani anlamlarına gelmekte olup, bölgede paçaris, paçarı, paçarız (Trabzon), paçarış etmek (Rize), paçaroz (Torul), bacaroz (Akçaabat), bacarozluk vermek “engel olmak” (Akçaabat) formları kaydedilmiştir. Tietze’ye göre İtalyanca (Venedik) anlamındaki impazzare kelimesi Akdeniz denizcilik dünyasına yayılmıştır. Osmanlıca en eski kayıt 1560 yılına aittir “paçarizde koma abliyi, kazıyı kurtar!”.  Yunanca paçaris (πατσάρης) olarak bilinen kelimenin Anadolu’da ‘sarp’ anlamında peçerez (Denizli) ve paçarış (Bitlis) formları kaydedilmiştir. Karadeniz bölgesinde ‘cin çarpması sebebiyle vücutta bir sakatlık ya da ruhi bozukluk meydana gelmesi’ anlamında da kullanılmaktaydı.

Palamar, gemi halatının adı olup (Trabzon) Yunanca palamari (Παλαμάρη) kelimesiyle ilişikilidir.

Parapati kıyıya yakın mesafede istavrit, barbun, hamsi avlamak için, parapat kayığından denize atılıp yarım daire şeklinde dö-şenen balık ağının adıdır (Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin). ‘Denize atmadan önce ağın batı tarafındaki ucu kıyıya bırakılır, daha doğrusu reisin bulunduğu sandal ağın tam ortasındadır. Yarım daire şeklinde suya atılan ağın öbür ucu poyrazdoğu tarafındaki kıyıya gelir; her iki tarafta (mandika) denen ağaç vardır’ (Çayeli). Lazca parapati denen ağın diğerlerinden değişik yanı 150 metre kadar u-zunluktaki tarama ağın bir ucu teknede, diğer ucu karada sabit bir noktada bulunması, balıkların görüldüğü yönde tekne ile kovalanıp çevrilmesi ve ağa doldurulmasıdır. Dört kişilik ekip tarafından yürütülen bu tür avlanmada çapala, gorce, portso, kvaçhami, labusi, zargana, gulari, sparo, levreki, koteği ve maraşkil türü balıklar avlanmaktadır. Karadeniz Rumcasında parapatin ve parapat (παραπάτ) formları kaydedilmiştir.

Patalya kısa, tombul kayık tipinin adıdır (Rize)

Poyraz, kuzey rüzgârına verilen isimdir: ‘Yalkuklar poyraza gidiyor sularda poyrazdır’. Trabzon’da poyraz, Giresun’da boyraz, Anadolu’da hoyraz (Afyon), boryaz (Malatya) ve boyraz (Kars) formları kaydedilmiştir. Osmanlıca en en eski kayıt 15. Yüzyıla aittir: ‘Kapısı gün doğusuna ve foryazdan yana’ (Müntehabü şifa). Yunanca voryas (βοριας) kelimesi ile ilişkilidir. Yunan mitolojisinde erkek olarak kişileştirilen kuzey rüzgârı boreas (βορέας), Atina kralı Erekhtheus’un kızı Oreithyia’yı kaçırmış, Trakya’da rüzgârların kral ve kraliçesi olarak yaşam sürmüşlerdir

Saçma, suya atıldığı zaman daire şeklini alan, kenarlarında ağın suya batmasını sağlayan kurşun ağırlıklar bulunan, ortası iple düğümlenen bir balık ağı tipinin adıdır. Bir saçmadan 5-10 teneke hamsi alınabilirdi: Saçma avcısı, saçmayı eline alır ya da omuzuna atar, kıyı boyunca gezmeye başlardı. Balığın ışıldadığını görünce saçmayı açar, bir ucunu eline alır, bir ucunu da dişine takar, balığın ışıldadığı yerde gürültü etmeden, yavaş yavaş suya girerdi. Çünkü çakıl taşlarında ya da denizde gürültü olursa balık kaçardı. Avcı suda sessizce ilerledikten sonra birden saçmayı denize atar. Saçma daire şeklinde suya gömülür. Balık, ağın içinde kalır; böylece tutulmuş olurdu (Çayeli). Hamsi kayığında, saçma adı verilen ağı, meşalecinin gösterdiği hamsi sürüsünün üzerine atan mürettebat ise saçmacı olarak adlandırılmaktaydı. Etekçi adlı mürettebat ise ağın takılmaması için saçmacıya yardım etmekteydi.

Sandal Kürekle yürütülen küçük ahşap tekne adı: ‘Bir gemim va üş direkla/ Sandalı va on kürekla/ Tayfesi aslan yürekla” (Sellim Sayma [Kocaeli]). Osmanlıca, Türk gemici dili ve modern Türkçe sandal formunda kayıtlı olan kelime Bizans Yunancası (7. yüzyıl) sandalion (σανδάλιον) ‘bir çeşit tekne’ kelimesinden ödünçlenmiştir. Akdeniz Denizcilik dünyasında Arnavutça sandall, Romence sandal ‘Türklerin kullandığı bir çeşit mavna’, Rusca сандапь, Arapca sandal, sandāl, ṣandal, İtalyanca sándalo (8. yüzyıl) fromlarında kaydedilmiştir. Karadeniz Rumcası santalin (σαντάλιν [Giresun, Ünye]), santali (İnebolu, Ünye), santal (Ordu, Santa, Trabzon) formları kayıtlıdır.

Seren, yelken direği anlamına gelmekteydi: ‘Gemileri yürüten/ Yelkenilan serendur’, ‘geminun sereninden/ Düşurdum piçağumi’, ‘Gayiğumun sereni/ Tanımadum geleni’. Keliime bölgede ayrıca ahşap direk, seranderin ayakları, kabak fidelerinin asıldığı bir ucu toprağa saplı ahşap sopa, dokuma tezgâhında ipliklerin arasını açmak için kullanılan dikdörtgen şeklindeki ahşap çubuk ve atmaca yakalamak için kullanılan kuş ağının takıldığı ahşap çubuk anlamlarında da kullanılmıştır.

Siya gitmek, geriye doğru kürek çekerek kayığı ters istikamette hareket ettirmek anlamına gelmektedir: ‘Kayığı vurdum suya/ Gideyi siya siya/ İşler iyi gitmedi/ Hasret kalduk hamsiya’. Anadolu’da siye etme (Çanakkale) formu kaydedilmiştir. Kökeni net olarak tespit edilemeyen kelimeye, Akdenizcilik denizcilik dünyasında ilk olarak 15. yüzyılda rastlanmıştır: İspanyolca ciar, Katalanca ciar, Portekizce ciar, Fransızca scier, İtalyanca scia, sciare ziare, Arapça sìa (Malta), sjia (Mısır), sîya (Tiripolis), Yunanca sia (σία), siaro (σιάρω). Trabzon’da siya aynı zamanda horon sırasında oyunculara geri adım atma komutudur. Hamsi avına giderken kayıkta kürekleri çeken kişiye de siyacı denilmekteydi. Hamsi kayığında bulunan dört kişiden meşaleci, çıra ve balık yağından oluşan meşaleyle balıkları gözetlerken, siyacı meşa-lecinin bildirdiği balık yönüne doğru kürek çeker ve saçmanın doğru konumda aşağa inmesini sağlardı.

Taka, Karadeniz bölgesinde küçük yelkenli ya da sandallara verilen isimdir: ‘Taka yüklü cephane/Trabzona varacak/Düşmana rast gelirse/ Takayı batıracak’.  İtalyanca (Venedik) taco kelimesinden ödünçlenen kelime Karadeniz Rumcasında da taka (τάκα) formunda tespit edilmiştir.

Talaz, fırtına ve kasırga anlamlarında kullanılmaktadır. Anadolu’da da yaygın kullanımı kaydedilmiştir: talas (Seyhan, Sivas, Gaziantep, Maraş, Balıkesir, Kütahya, Çankırı, Kırşehir, Malatya, Kayseri, Konya, Nevşehir, Ankara), talaza (Manisa), dalaz (Antalya, Urfa, Afyon, Kars, Burdur, Seyhan, Konya), tanaz  (Trabzon, Sinop). Osmanlıca en eski kayıt 15. Yüzyıla aittir: ‘Kaçan ki talaz olsa anber kopar, denizden kara yer üzre talaz bıragur’ (Acaib al-mahlûkat). Türkçe sözlükte ve Türk gemici dilindetalaz ‘dalga’ anlamıyla kayıtlı olan kelime Doğu Akdeniz’de de ‘dalga’ anlamında yayılmıştır: Arnavutça tallás ve talláz; Rumence taláz; Kürtçe telāz. Yunanca ‘deniz’ anlamındaki talasa (θάλασσα) kelimesinden ödünçlenen kelime Karadeniz Rumcasında talaşa ve talasu (θάλασσου) formlarına kaydedilmiştir.

Tanazlık Kayık küpeştesine ilave olunan iğreti tahtaların adı olup, ayrıca dalgalık ve Lazca talazi (Bkz. Talaz) olarak da bilinmekteydi.

Ustupi, kendir liflerinin taranmsıyla elde edilen artık lifler olup kayıkların kalafat edilmesinde kullanılırdı. Trabzon’da istübi, Anadolu’da üstübü (Konya, Niğde) ve üstüpü (İstanbul) formları da kaydedilmiştir. Osmanlıca en eski kayıt üstüpi formunda 1524 yılına aittir. Arapça uštup (13. yüzyıl); Osmanlı gemici dili üstüpü, Türk gemici dili üstübü formları tespit edilmiştir. Yunanca (Bizans) stupi (Στουππί) kelimesinden ödünçlenen kelimenin Antik Yunanca stupion (στουππίον) ile ilişkili olabilir. Rize’de Merkez ilçeye bağlı Peştemalci ve merkez ilçe, İyidere ilçesine bağlı Üstüpüler mahallelerinin eski adı Ustüpiler olup, zamanında buraların halkının kendir işiyle uğraşmasından kaynaklanıyor olmalıdır.

Uzatma, Bir kaç ağın birbirine eklen-mesi ile oluşan 100 metreden daha uzun ağlara denilmektedir.

Viya, Trabzon ve Rize’de ‘dalga’ anlamında kullanılmaktadır: ‘Sandalun feligası/Viya gider peşine’, ‘Uyuklama Fadimem!/Ruya görusun, ruya/ Zinoğun gıyısında/Şimdi vurusun viya’. Geçmişte dalga üzerinde dar ve uzun bir tahtanın üzerinde sörf yapmak da ‘viya’, ‘viya koşmak’ veya ‘viya kaymak’ adıyla anılmaktaydı. Viyalamak ise ‘alttan almak’ anlamında Trabzon’da tespit edilmiştir. Yunanca ‘güç, kuvvet’ anlamındaki kelimenin özel bir kullanımı olmalıdır ki Lazca viya ve Karadeniz Rumcasında via (βία) formunda aynı anlamda tespit edilmiştir. İspanyolca a la via!; İtalyanca alla vi!; Fransızca en la via formunda tespit edilen kelime Akdeniz denizcilik dünyasında ‘sabit, kararlı, düzenli’ anlamında kullanılmaktadır. Türk dillerinde eş anlamlısı dalga kelimesidir (Gagauzca, Azerice ve Anadolu Türkçesi dalga; Türkmence, Kırgızca tolkun; Karaçayca, Kumıkca tolqun; Tatarca dulkın; Kazakca tolqın; Özbekce, Uygurca tŭlkin; Yakutca dolgun)

Voli yapmak, gece balık avında kayığın çevresinde gürültü yaparak, balıkların hareket ederek ağa dolanmasını sağlamak anlamında kullanılmaktaydı (Giresun, Trabzon, Rize). Yunanca ‘balık ağını denize atma işi anlamında ‘vole (βολε) kelimesiyle ilişkilidir.

Volta, balık tutmak için kullanılan, ucuna çengelli iğne takılmış atkuyruğu veya misina iplikten oluşan düzenek yani olta anlamında kullanılmaktaydı: ‘Derenun giyisinda/Volta attum baluğa/ Onbeş yaşinda idum/ Başladum sevdaluğa’. Osmanlıca en eski kayıt 1560 yılına aittir: ‘Oltaya gelmeyüb ol māhĭ şikâr olmaz ise’ (Mehemmed’in kasidesi 16 2.123). Anadolu’da ḫolta (Amasya, Düzce), Türk dillerinde ise Çuvaşca vălta; Gagavuzca alta; Anadolu Türkçesi ve Azerice olta formlarında kayıtlı olan kelimenin etimolojisi net değildir. Yunanca volta (βόλτα) olan kelime Arnavutça volltë, İtalyanca volta formlarında tespit edilmiştir.

Yali, sahil, deniz kıyısı anlamında kullanılmaktadır. Türk gemici dili ve Anadolu’da yalı (İstanbul, Antalya, İzmir) formu kayıtlıdır: ‘Yalıya fener ģeldi/ aglıma neler ģeldi’ (Bartın). Osmanlıca en eski kayıt 1484’e aittir: ‘yalı kapusuna sürdi’ (Aşıkpaşazade). Yunanca yialos (γιαλός) kelimesinin çoğul formu olan yali (γιαλόί) kelimesinden ödünç alınmıştır. Ayrıca Sırp Hırvatça igalo; Farsça yālū.

Zifos, fırtınayla birlikte gelen şiddetli yağmurun adıdır. Trabzon’da zifos, Lazca zifona, zifozi. Osmanlıca en eski kayıt 1560’ya aittir: ‘zifos ile geliyür dört yandan bad-i bela” (Mehemmed’s Kaside 2.123) ve Evliya Çelebi Seyehatnamesinde (1671) “zifoz sağanağı”  olarak geçmektedir. Türkçe sözlükte ‘yerden sıçrayan çamur’ anlamında zifos formunda kayıtlı olan kelime Yunanca ‘su püskürmesi, fışkırması’’ anlamında Karadeniz lehçesinde zifos (ζιφος) formunda Efir lehçesinde zufus (ζούφους) formunda kullanılmaktadır.  Antik Yunanca ‘karanlık’ anlamındaki zofos (ζόφος) kelimesiyle ilişkildir.

Zoka, Balık tutmak için kullanılan oltanın ucuna takılan, genellikle balık formunda ucu iğneli kurşun parçasıdır. Türkçeye Yunanca zoka (ζοκα) kelimesinden ödünçlenen kelimenin kökeni Tietze’ye göre net olmayıp Doğu Akdeniz’de “ip, halat, kuşak, kemer” anlamında bilinen sóka kelimesi ile alakalı olabileceğini belirtmiştir: Portekizce, İspanyolca ve Katalanca soga; Kuzey İtalya soga, Arnavutça šokε formları kayıtlıdır. Antik Yunanca kaynaklarda ayakkabı bağı/kayışı zilai (ζίλαι) kelimesinin varyant-ları arasında bulunan zoa (ζόα) ve zota (ζοτα) belki aranan köken olabilir.

Kaynakça

BALAŞOĞLU, N. (1946), Karadeniz Destan ve Deyişleri. 1946. s. 88

BALIKÇI, G. Rize/Razar/Akbucak Köyü Halk Mimarisine Fonksiyonel Bir Yaklaşım s. 7

BİLGİN, M & YILDIRIM, Ö. (1990), Sürmene. Sürmene Belediyesi Kültür Yayını. İstanbul s. 517, 572, 598

BRENDEMOEN B. (2002), The Turkish Dialects of Trabzon. 2 cilt. University of Oslo. Oslo # 31/35, 49/29, 111/29, 121 /26, 135/39

BUCAKLİŞİ, İ.A. & UZUNHASANOĞLU, H. (1999). Lazuri- Turkuli Nenapuna. Akyüz Yayıncılık. İstanbul. s. 415

CAFEROĞLU, A. (1943), Anadolu Ağızlarından Toplamalar. İstanbul s. 234

CAFEROĞLU, A. (1946; 2. Baskı 1994), Kuzey-Doğu İllerimiz Ağızlarından Toplamalar. İstanbul. s. 41, 137, 138, 142, 152, 263, 322, 330

CAFEROĞLU, A. (1951), Anadolu İlleri Ağızlarından Derlemeler. İstanbul. s. 157, 160, 254

DEMİR, N. (2001), Ordu İli ve Yöresi Ağızları. Türk Dil Kurumu Yayınları. Ankara s.335

Deniz Mecmuası. (1933), Istanbul. s 328

DEVELLİOĞLU, F. (1990) Türk Argosu. Aydın Kitabevi. Ankara. s. 81, 83, 86

DUMAN, M. (1989) Hamamizade İhsan’ın Derlediği Trabzon Manileri. İçinde: Trabzon 88-89 Kültür-Sanat Yıllığı. ss. 25-84 # 329, 504

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü. s. 45

ENİS, R. (1947), Ekmek. İstanbul.s. 50

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul s. 169, 200, 243, 255, 275

GOLOĞLU, M. (2000), Trabzon Tarihi Fetihten Kurtuluşa kadar. Serander Yayınları.s.138

GÜNAY, T. (1978), Rize İli Ağızları. Kültür Bakanlığı Yayınları. Ankara. #5/ 3

GÜRÇAY, L. (1943), Gemici Dili. İstanbul s. 1, 17, 27, 55, 108, 161, 230, 272, 351, 399

KAHANE, H. & R, TIZETZE A. (1958), The Lingua Franca in the Levant, Turkish Nautical Terms of Italian and Greek. Urbana s. 63, 74, 139, 148, 166, 202, 339, 400, 454, 483, 588, 205, 225, 266, 279, 308, 397, 464, 483, 494, 498, 499, 500, 503, 511, 513, 514, 535, 565

KALYONCU, H. (2001), Trabzon-Tonya Ağzının Dilbilgisel Özellikleri ve Tonya Sözlüğü. Trabzon s. 39

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul. s. 82, 93

KARAER, H. (1989)’ Kaybolan Yunuslar’. Trabzon 88-89 Kültür-Sanat Yıllığı. s. 332-334

KAZMAZ, S. (1994), Çayeli Geçmiş Günler ve Halk Kültürü. Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara s. 274, 284, 290, 292

KAZMAZ, S. (1998), Rize-Çayeli Halk Kültürü Araştırmaları. Türk Halk Kültü-rünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı. Ankara. s. 71, 153-155, 157, 159, 192, 198

ÖZCAN. S (1990), Gümüşhane Kültür Araştırmaları ve Yöre Ağızları. Kültür Bakanlığı. S. 430

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina. I: 244, 264, 527; II: 153, 450, 463, 466

PRATI, A, (1937), Dizionario di marina medievale e moderno. Reale Acca-demia d’Italia.  Rome s. 19, 33,160, 250, 290, 349

REINHARD U & R. (1968), Auf Der Fiedel mein… Volkslieder von der Osttürkischen Schwarzmeerküste. Museum für Völkerkunde. Berlin s. 56, 94, 284, 296, 308

ŞEYHÜLİSLAM MEHMED ESAD EFENDİ. (1999), Lehcetü’l-Lügat. Türk Dil Kurumu. Ankara. s. 151

THOMPSON, W.A. (1892), Handbook of Nautical Terms and Technical and Commercial Phraces in English, İtalian, French, and Turkish. Constantinople. s. 9, 47, 49, 68, 75, 87, 110

TIETZE, A. (1999), Anadolu Türkçesindeki Yunanca, İslavca, Arapça ve Fars-ça Ödünçlemeler Sözlüğü. Simurg. İstanbul s. 135, 242

Türkçe Sözlük (1998), Türk Dil Kurumu (9. Baskı). Ankara. s. 164, 227, 377, 522, 781, 1017, 1277, 2125

Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi (1939-1951). Maarif Matbaası. İstanbul s. 64, 90, 126, 571, 396, 763, 858, 884, 1049, 1064, 1127, 1141, 1235, 1301, 1306, 1610, 2031

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara. s. 3251

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen.

URAZ, M. (1933), Halk Edebiyatı Şiir ve Dil örnekleri. Suhulet Kütüphanesi. İstanbul s. 362, 481

VANİLİŞİ, M & TANDİLAVA, A. (1992), Lazlar’ın Tarihi. Ant Yayınları. İstanbul. s. 96

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul s. 73, 89, 114, 116, 148, 167, 201, 278, 279

Yurt Ansiklopedisi (1982-1983), Anadolu Yayıncılık. 10+1 cilt. İstanbul. s. 6325

ZÜBEYR, H. ve REFET, i. (1932), Anadilden Derlemeler. Ankara. s. 134, 181

Takip, tavsiye ya da beğeni için