Angona veya langona, aylık gibi kısa boylu bitkiler arasında veya ormanlık alanda taşların altında ya da yumuşak toprağın içinde yaşayan, ortalama 30 cm uzunluğunda, kuyruğu topuz biçiminde, insanlara hiçbir zararı olmayan gri renkli oluklu kertenkele türünün adı olup, bacakları olmadığından yılana benzediği için zehirli sanılıp öldürülmektedirler. Halk arasında ‘kör yılan’ olarak bilinen angona yılan gibi kıvrak olmadığından yakalanması kolay olup, hareketli göz kapakları ve kolayca fark edilebilecek kulak delikleri ile yılanlardan kolayca ayrılabilirler. Trabzon’da angona ve ankona Rize’de langona ve languna, Gümüşhane’de ankana, Trabzon Şalpazarı’nda ok yılanı, Hemşin’de eğmoyig veya eḫmoğoyg, Lazcada ise ‘yılan’ anlamında müveri adıyla anılmaktadır:

‘Gafesden gaşdı guşum/Uçayı gona gona/Gelin gocanı gördüm/Çalılukda angona’

Türkiye’de Karadeniz bölgesinin dışında İç Anadolu’nun kuzeyinde ve Marmara Bölgesinde yaşayan bu kertenkelenin sırt bölgesinin rengi genel olarak grimsi olmakla birlikte kahverengi, kırmızımsı ya da sarımsı türleri de vardır. Sırtta ayrıca boylamasına uzanan ince siyah bir şerit bulunmakta olup ayrıca yaşlı erkeklerin mavi benekleri de olabilir. Böcek veya küçük omurgasız hayvanlarla beslenen oluklu kertenkeleler Eylül-Nisan ayları arasında kış uykusuna yatmaktadır.

Angona kelimesinin etimolojisi

Trabzon ve Rize’de soğuk karakterli, topluma mesafeli yaşayan insanlara lakap olarak da takılabilen angona kendi halinde bir hayvan olduğundan öldürülmesi hayra yorulmaz. Özellikle erkeklere takılan bu lakabı, Anadolu’da benzer kullanımındaki yılan anlamında algılayıp sinsilikle özdeşleştirmemek gerekir. Angona kelimesi Hint Avrupa kökenli olup büyük olasılıkla Antik Yunanca’dan Türkçe’ye geçmiş olmalıdır. Hint Avrupa dillerinde anguhi (İtalyanca anguis, Baltık dilleri ungurys, Hintçe ahih, Keltçe eseung, Germen dillerinde unk, İran dillerinde aži) yılan kelimesinin ortak köküdür. Orta Dönem Yunancasında ακόνιον [τo] “bileme taşı”, modern Yunanca angonas (αγκώνας o) “dirsek” anlamına gelmektedir. Daire şeklindeki taşın şekli ve kolun kıvrım yeri, yılanın eğriliğine gönderme yapmakla birlikte, kelimenin orjini Yunanca’da unu-tulmuştur, sadece Karadeniz Rumcası ankona (αγκόνα ή) “iki başlı mitolojik, kuyruksuz bir yılan”, “engerek yılanı” , liakona (λιακόνα το “küçük kertenkele”  ve Karadeniz Türkçesinde günümüze kadar taşınmıştır.

Bugün Trabzon ve Rize’de angona sadece bahsi geçen hayvanın adı olup, yılan türleri için Türkçe ilan (yılan) kelimesi (Türkçe yıla:n kökünden (Çuvaş çělen; Gagauz, Türkmen jılan; Azeri, Anadolu ilan; Karaçay, Kumık ž’ılan; Tatar jelan; Kazak, Kırgız žılan; Özbek, Uygur ilon; Tuvan čylan; Güney Altay d’ylan; Yakut Sııl) kullanılır. Benzer şekilde Trabzon Rumcasında da aynı ayrım söz konusu olup, angona dışında tüm yılanlar ise ofidh “yılan” olarak isimlendirilir. Bu form da modern Yunanca’ya (fidi [φίδι] ‘yılan’) oldukça yakındır. Doğu Anadolu’da ise yılan anlamında Arapça kökenli hevye kelimesi de kullanılmaktadır.

Yılan kovma duaları

İlancuk duası Rize’de yılanları ev ve tarladan uzak tutmak için okunan kocakarı dualarının adı olup bir tanesi şöyledir:

İlan, ilan!

Başuni kaldurma, kuyruğuni sallama

Artma, yuruma, yuva etma

Keserum seni, asarum seni

Ağanun kutiya korum seni

Deryanun dibine atarum seni (Çayeli Leroz)

Kuku karaco Artvin’in Gürcüce konuşulan Borçka ve Şavşat ilçelerinin bazı köylerinde, Adapazarı civarındaki Gürcü yerle-şimlerinde uygulanan bir çeşit yılan ve canavar bağlama duasının adı olup, ev halkına ve ahırdaki hayvanlara musallat olan kötü ruhları, nazarı uzaklaştıracağına inanılmaktadır:

Kuku karaco/ ayağı saplı topal/ ne oturursun kuru şoroda/ keserim doğrarım seni/  kara saplı bıçakla/ seni kaynatırım haşlarım/ seni yuksek dağa cıkarırım/ seni yukarıda ruzgara veririm/ aşağıda tele veririm”

Hastalıkları iyileştireceğine inanılan bir başka kocakarı duası ise şöyledir:

“Elia elemte/ belia belamte/ taş eriyordu/ hem kuruyordu/ kırmızı beşik sallanıyordu/ boylesi bir yanık görülmüşmü?/ üçgün içinde iyileşsin/ üfff…

İyi şans getireceğine inanılan bir başka kocakarı duası şöyledir:

atovri matavri/ atavro matavro/ plizi sakoriya/ plizo sakorio/ nereya gidiyorsun boyle/ nereye kucuk çocuğunda peşinde/ kan içmeye/ yumuşak et yemeğe/ kemik kemirmeye/ranklinin rengini alırım/ renksize renk veririm/ ne renklinin rengini alabilirsin/ nede renksize renk verebilirsin/ seni keskin bıçağımlan doğrarım/ seni van güvecine doldururum/ seni goktepeye çıkarırım/ ne horoz sesi duyarsın/ nede kara boğanın sesini/ seni ordaki çurḫoros çukurun atarım/ kurtlanmış karda lanetinde donar sende/ üfff…”

Kaynakça

BLÄSING, U. (1992), Armenisches Lehngut im Türkeitürkischen am Beispiel von Hemşin. Amsterdam-Atlanta # 35

BUCAKLİŞİ, İ.A. & UZUNHASANOĞLU, H. (1999). Lazuri- Turkuli Nenapuna. Akyüz Yayıncılık. İstanbul s. 295

COŞKUN, O. (2002), İkizderemiz s. 49

DANKOFF, R. (1995), Armenian Loanwords in Turkish. Harrassowitz Verlag. Wiesbaden s. 109

DUMAN, M. (1989). “Hamamizade İhsan’ın Derlediği Trabzon Manileri.” İçinde: Trabzon 88-89 Kültür-Sanat Yıllığı. ss. 25-84

EMİROĞLU, K. (1989), Trabzon Maçka Etimoloji Sözlüğü s.  40

GEDİKLİ, F. (2004), Akçaabat Yazıları. Yedirenk Yayınları. İstanbul s. 165

GEMALMAZ, E. (1978), Erzurum İli Ağızları. Atatürk Üniversitesi Yayınları: 487. Erzurum III: 169

Her Yönüyle Güneysu Rize (1996) Güneysu Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği. İstanbul s. 50

KARA, İ. (2001), Güneyce. Dergâh Yayınları. İstanbul s. 22

ÖZTÜRK, Özhan. Karadeniz Ansiklopedik Sözlük. Heyamola Yayınları. İstanbul, 2005. s. 724

PAPADOPULOS, LP. (1958-1961), Ιστορικόν Αεξικόν της Ποντικης διαλέκτου. Atina II: 127

Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü (1963-1976). Ankara s. 273, 3063

TZITZILIS C. (1987) Griechsche Lehnwörter Im Türkıshen. Österrecheschen Akademe Der Wıssenschaften. Wıen  s. 21, 82

YANIKOĞLU, B. (1943), Trabzon ve Havalisinde Toplanmış Folklor Malzemesi. İstanbul s. 269

Takip, tavsiye ya da beğeni için